Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tartışılan soru; ''Kuzey Suriye'' satrancından kim kazançlı çıktı?

25.10.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bugün görünen; ''Türkiye - Rusya - Suriye ''kazananlar'', ABD - YPG ''kaybedenler'' kefesinde. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; işte Uzmanların görüşleri...

Türkiye, bir hafta içinde Suriye'de etkili iki küresel güçle, iki mutabakat metnine imza attı. ABD ile 17 Ekim'de ve Rusya'yla 22 Ekim'de imzalanan mutabakatlarla YPG'nin Türkiye sınırından çekilmesi öncelikli amaç oldu. Bölge için adeta satranç oynanıyor.

Ve bu santrançta karşılıklı hamleler devam ederken,  bugün gelinen noktada, Erdoğan da, Trump da, Putin de, Esad da "Zafer bizim" diyor.

Aslında "satranç tahtasına bakıldığında" Türkiye ile Rusya ve Suriye'nin kazançlı olduğu net bir şekilde görünüyor. Kaybeden ise Trump / ABD ve "Suriye - Türkiye sınırında 440 x 10 / 30 kilometre karelik büyük bir bölgeden çekildiği için" YPG.

Bu "fiili toprak kaybına karşı", YPG / PYD, hem ABD'yi, hem Rusya'yı, hem Suriye'yi, hem İran ve AB üyeleri başta dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunu arkasına almış ve "kendini kabul ettirmiş" görünüyor.

ABD ile varılan mutabakatla, Barış Pınarı Harekâtı'nın yürütüldüğü Ras'ul Ayn-Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik bölgeden YPG'lilerin en az 32 kilometre güneye çekilmesi ve ardından Türkiye'nin kontrolünde olacak bir güvenli bölgenin oluşturulması kararlaştırıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Soçi'de yapılan Suriye konulu zirvede, sınırın geri kalanı ele alındı. İki ülke, Türkiye ile ABD arasında varılan 120 saatlik ateşkesin bitmesine saatler kala Suriye için 10 maddelik bir mutabakat imzaladı.

Mutabakat metnine göre, ABD ile varılan anlaşmadaki 120 kilometrelik güvenli bölgedeki durum korunacak, ancak sınırın geri kalanındaki bölgelerde 30 kilometre derinliğe kadar Suriye ve Rusya askerlerinin girerek YPG'nin çekilmesi sağlanacak. 29 Ekim Türkiye saati ile 18.00'den sonra Rusya ile Türk Silahlı Kuvvetleri, sınırın 10 kilometre güneyine kadar inecek olan ortak devriye başlatacak.

Erdoğan "23 Ekim, 12.00'den başlayarak 150 saatte YPG sınırdan çekilecek. 10 km derinlikte Kamışlı hariç Rus-Türkiye devriyesi başlayacak" dedi. YPG'lilerin silahlarıyla beraber Tel Rıfat ve Münbiç'ten çıkarılacağını ifade eden Erdoğan, Rusya ile varılan anlaşmayı "Tarihî bir mutabakata imza attık" diye açıkladı.

Putin de "Suriye'de kalıcı barış ancak toprak bütünlüğüne saygı duymakla sağlanabilir. Suriye hükümetiyle Kürtler arasında geniş bir diyalog başlatılmalı. Kürtlerin hakkı ancak böyle sağlanabilir" diye konuştu. Putin "Çok uzun bir çalışmadan sonra alınan karar Suriye'nin Türkiye sınırındaki sorunu çözüme kavuşturacak" dedi.

Mutabakata göre, TSK, Barış Pınarı Harekâtı'nın iki başlangıç noktası olan Tel Abyad ile Resulayn arasında kalan 120 kilometre genişliğinde ve 32 kilometre derinliğindeki alanın kontrolünü sağlamak için burada varlığını sürdürecek, ancak yeni bir operasyon yapmayacak.

Böylece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın BM Genel Kurulu'nda gündeme getirdiği Fırat'ın doğusunda sınırın Suriye tarafında 1 milyon kişinin yerleştirileceği 460 kilometre genişliğinde güvenli bölge oluşturulması planı fiilen olanaksız hale geldi. Erdoğan'ın daha önce açıkladığı Türkiye'nin oluşturmak istediği "güvenli bölge"de kurmayı planladığı 12 gözlem noktası meselesi de rafa kalktı.

 

Askerini çeken ABD tank gönderiyor

Bu arada, "120 saatlik arada" Kuzey Irak'tan askerlerini çeken ABD, "Rusya mutabakatından sonra", bu defa "bölgeye tank gönderme" kararı aldı. Bu çelişkili karar ve uygulamaların ABD'de "Başkanlık / Pentagon / Kongre" üçgeni  içinde "sert tartışmaların olduğunun işaretleri" olarak görülüyor. ABD basını da bu durumu sert şekilde eleştiriliyor. "Yoksa tanklar, ihanet ettiğimiz YPG'ye zeytin dalı olarak mı gönderiliyor"  ifadeleri satır aralarına konuyor.

 

Değinilmeyen ve cevabı verilmeyen sorular

İmzalanan mutabakatta, Suriye ordusunun sınırın hangi bölgelerine gireceği, YPG'nin 30 kilometre güneye çekildikten sonra silahlarının ne olacağı, ayrı bir silahlı güç olarak varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği, Türk-Rus ortak devriyesinin ne kadar süreceğiyle ilgili sorular yanıtsız. Erdoğan, "Silahlarıyla birlikte çekilecekler" demişti.

Türkiye'nin hedeflediği 444 kilometrelik güvenlik bölge oluşturulacak mı? Mutabakat metninde "güvenli bölge" ifadesi geçmiyor. ABD ile varılan mutabakatta, TSK'nın kontrolünde olacak "güvenli bölge" oluşturulacağı belirtiliyordu. Ancak Rusya ile imzalanan metinde, bölge belirtilmeden "Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır." cümlesi yer alıyor.

Protokole göre, Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyelerinin kadar süreceği konusunda bilgi bulunmuyor.

Suriye askerleri 150 saatin sonunda sınırda kalıp kalmayacağı ise bir başka bilinmezlik. Fırat'ın doğusunda, Barış Pınarı Harekâtı'nın dışında kalan bölgelerin önemli bir kısmında Suriye ordusu zaten aktif. ABD askerlerinin çekilmesiyle birlikte 14 Ekim'den itibaren bu bölgelere Suriye ordusu girmişti.

 

Kamışlı 'ortak devriye' dışında bırakıldı?

Mutabakat metninde, "... 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır" denilerek Kamışlı kapsam dışı bırakıldı. Temmuz 2012'de kuzeydoğu sınırında Esad'ın ordusu çekilirken, YPG bu bölgelerin kontrolünü almıştı. Ancak Suriye ordusu, Kamışlı şehir merkezindeki bazı bölgelerden ve havalimanından çekilmedi ve bugüne kadar da kontrolünü elinde tuttu. Şehirdeki devlet binalarında da, diğer bölgelerdeki YPG bayraklarının aksine Suriye bayrağı var.

 

ABD yaptırımları kaldırdı, Halkbank davası büyüyor

ABD Başkanı Donald Trump, Barış Pınarı Harekatı'nda ateşkesin kalıcı hale gelmesinin ardından Türkiye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılması talimatını verdi. Talimat üzerine ABD Hazine Bakanlığı, Türkiye'den iki bakanlık ve üç bakan hakkındaki yaptırımların kaldırıldığını açıkladı.

Trump, Barış Pınarı Harekatı'nın başlamasının ardından çelikte gümrük vergisinin yüzde 50'ye yükseltilmesi ve 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefiyle yürütülen görüşmelerin durdurulması kararı almıştı.

Halkbank'a açılan davanın duruşması ise 5 Kasım'da yapılacak. ABD'de İran ambargosunu deldiği gerekçesiyle Halkbank'a dava açmıştı. Yargıç Richard Berman, Halkbank'ı bu duruşmaya katılmaya çağırdı, katılımın olmaması durumunda ceza verilebileceğini söyledi. 'Dolandırıcılık' ve 'kara para aklama' gibi suçlamalarla karşı karşıya kalan Halkbank, davanın Barış Pınarı Harekatı nedeniyle açıldığını ve siyasi olduğunu öne sürüyor.

 

AP'den yaptırım çağrısı

Avrupa Parlamentosu (AP) üyeleri, askeri harekat nedeniyle Türkiye'ye silah ihracatının derhal durdurulması ve ülkenin ekonomik yaptırımlara tabi tutulması çağrısı yaptı.  AP Başkan Yardımcısı Katarina Barley, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye güçlü bir yanıt vermek zorunda olduğunu söyledi. Alman sosyal demokrat siyasetçi, bölgedeki anlaşmazlıkların askeri yöntemle çözülemeyeceğini savundu. AP'nin Türkiye delegasyonunun başkan yardımcısı olarak görev yapan Sol Partili Özlem Alev Demirel ise, Türk hükümetiyle ticaretin sonlandırılmasını istedi.U açıklamaya tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan da "Kapıları açabiliriz, dikkatli olsunlar" dedi.

 

İran'dan tepki

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abbas Musavi yaptığı açıklamada Türkiye'nin Suriye'de gözlem noktaları kurmasına karşı olduklarını söyledi. Türkiye bölgede 13 yeni askeri gözetim noktası kurmak istiyor. Musavi, Tahran'ın bölgedeki anahtar konumdaki müttefiklerinden biri olarak nitelediği Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti.

 

MSB: "Bu aşamada yeni bir harekâta gerek kalmadı"

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), 9 Ekim'de Suriye'nin kuzeyinde ve Fırat Nehri'nin doğusunda başlatılan Barış Pınarı Harekâtı'na verilen 120 saatlik aranın ardından yaptığı açıklamada, ABD'nin "PKK/YPG'nin bölgeden çekilmesinin tamamlandığını" bildirdiğini duyurdu. Bakanlıktan yapılan açıklamada, "Mevcut harekât alanımız dışında bu aşamada yeni bir harekât icra edilmesine gerek kalmamıştır" denildi.

 

Esad'dan Putin'e teşekkür

Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye ile varılan anlaşmanın detaylarını Esad'a telefonda anlattı. Putin, bu anlaşmanın her türlü terörizmle mücadele üzerine odaklandığını ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri de ortadan kaldırmayı amaçladığını vurguladı. Suriye lideri Esad ise Başkan Putin'e teşekkür etti. "Suriye topraklarının herhangi bir bahaneyle işgal edilmesini tamamen reddediyoruz" diyen Esad, sınırda Rus askeri polisiyle birlikte görev alacak devriyelerin gönderilmeye hazır olduğunu söyledi.

 

 

İŞTE İMZALANAN 10 MADDELİK MUTABAKAT

Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıkladığı, 10 maddelik ortak mutabakat metni şöyle:

  1. Her iki taraf Suriye'nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğünün muhafazasına ve Türkiye'nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılıklarını teyit ederler.
  2. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklarını vurgularlar.
  3. Bu çerçevede, Tel Abyad ve Ras Al Ayn'ı içine alan 32 km derinliğindeki mevcut Barış Pınarı Harekatı alanındaki yerleşik statüko muhafaza edilecektir.
  4. Her iki taraf Adana Anlaşması'nın önemini teyit eder. Rusya Federasyonu mevcut koşullarda Adana Anlaşması'nın uygulanmasını kolaylaştıracaktır.
  5. 23 Ekim 2019, öğlen saat 12.00'den itibaren, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları, Barış Pınarı Harekat alanının dışında kalan Türkiye-Suriye sınırının Suriye tarafına, YPG unsurları ve silahlarının Türkiye-Suriye sınırından itibaren 30 km'nin dışına çıkarılmasını temin etmek üzere girecektir. Bu işlem 150 saat içinde tamamlanacaktır. Aynı saat itibarıyla, mevcut Barış Pınarı Harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır.
  6. Münbiç ve Tel Rıfat'tan bütün YPG unsurları silahlarıyla birlikte çıkarılacaktır.
  7. Her iki taraf terörist unsurların sızmalarının önlenmesinin temini için gerekli tedbirleri alacaktır.
  8. Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır.
  9. Bu muhtıranın uygulanmasını gözetmek ve koordine etmek amacıyla müşterek bir denetim ve doğrulama mekanizması ihdas edilecektir.
  10. Taraflar Astana Mekanizması çerçevesinde Suriye ihtilafına kalıcı bir siyasi çözüm bulunması amacıyla çalışmalarını sürdürecek ve Anayasa Komitesi'nin faaliyetlerini destekleyecektir.

 

 

PERHİZ VE TURŞU; "TERÖRİST" YOK, "UNSUR" VAR!..

10 Maddelik protokolde YPG'ye "terörist" denmiyor, "YPG unsurları" ifadesi yer alıyor.

ABD Başkanı Trump "mektuplaştığı" YPG komutanı Mazlum Kobani'yi, "Washington'a davet ederken", Rusya Milli Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı da "görüntülü tele konferansla" görüştüler. Kobani, Rus yetkililere teşekkür etti ve "mutabakata uyacağız" dedi.

 

 

"HAREKÂT BİR BAŞARI, FAKAT PYD VARLIĞINI HÂLÂ SÜRDÜRÜYOR"

Onur Öymen (Türk Diplomat ve Siyasetçi)- Türkiye başlattığı operasyonla ABD ve Rusya ile ayrı ayrı yaptığı protokoller neticesinde kuzey sınırındaki bir terör devleti oluşumunun o bölgeden uzaklaştırılmasını sağlamıştır. Orada Güvenli Bölge alanı oluşturmayı başarmış ve ülkesindeki Suriyelileri oraya yerleştirme fırsatı kazanmıştır.

Rusya ve ABD ile yapılan bu protokollerde Türkiye, PYD'yi iki ülkeye de terör örgütü olarak kabul ettirememiştir. 30 km güneyden itibaren PYD'lilerin varlıklarını sürdürmesi ve ABD tarafından desteklenmesinin yolu açık bırakılmıştır. Bu durum büyük bir eksikliktir. Terörü harita üzerinde 30 kilometre güneye kaydırmakla terörü önlemiş olmuyorsunuz. Bu protokollerle terörü bertaraf etme açısından bir sonuca varılamamıştır.

 

"Suriye ve Türkiye aracı olmadan görüşmeli"

Türkiye'nin sınırının kuzeyindeki bir terör oluşumunu oradan uzaklaştırmasıyla bir başarı kazandığı muhakkaktır. Fakat Suriye genelindeki terör örgütlerinin bertaraf edilmesi gerekmektedir. Kendi topraklarındaki terörü engellemesi gereken ülke de Suriye hükümetidir. Suriye ile Türkiye'nin bu konudaki iş birliği de 'Adana Protokolü' kapsamında yapılabilir. Nitekim Rusya-Türkiye arasında yapılan protokolde de buna atıfta bulunuluyor. Bundan sonra bütün mesele Türkiye ile Suriye arasında bir diyalog oluşturulmasıdır. Bu konuda önemli noktalardan birisi de Türkiye ve Suriye'nin bunu başka ülkeleri dâhil ederek değil birebir diyalogla yapmasıdır. Çünkü başka ülkelerin aracılığıyla yapılacak iş birlikleri, aracı olan devlete yarar sağlamaya hizmet edecektir.

PYD unsurlarının Suriye hükümetinin ordusuna dâhil edilmesi hususu yalnızca terör örgütünün işine yarayacak bir durumdur. Suriye böyle bir şey yaparsa ileride kendisi zarar görecektir. O sebeple Türkiye ve Suriye arasındaki diyalog bir an önce yumuşamalı bundan önce kurulmuş olan karşılıklı kötü sözler geride bırakılmalı ve bu konuda terörden etkilenecek iki ülke karar vermelidir.

 

 

“SOÇİ MUTABAKATI VE SONRASI”

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi)- Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Federasyonu Başkanı Putin arasında imzalanan Soçi Mutabakatı, Suriye krizini yeni bir boyuta taşımıştır. Mutabakat Suriye'de ülke birliğini temin yolunda bir adım olarak değerlendirilmektedir.

Mutabakat ile Barış Pınarı harekâtı sona ermiştir ve bu harekât ile kontrol altına alınan bölge Türkiye'ye bırakılmıştır. Ancak Türkiye'nin hedeflediği gibi 440 km uzunluğunda değil, 120 km uzunluğunda ve 32 km derinliğinde bir cep elde edilmiştir. Geri kalan 320 km ilk bölüm Rusya ve Suriye'nin denetiminde olacaktır ki bu da sınır güvenliği hedefinin ne kadar elde edilmiş olduğunu tartışmalı kılmaktadır. YPG/PKK 32 km derinliğindeki bölgenin dışına (güneyine) çıkartılacaktır. Suriye yönetimi SDG ile anlaşmış ve YPG'nin oluşturduğu bu grubun Suriye'nin kuzeyini koruma garantisini kabul etmiştir. SDG ileride Suriye ordusuna katılacağını açıklamıştır.

Mutabakatın sağlanmasında sonra Trump yaptığı açıklamayla memnuniyetini duyurmuş ve Türkiye'ye yaptırımların kaldırıldığını söylemiştir. Trump ayrıca Kürtlerin güvende olduklarını ve ABD ile çok iyi çalıştıklarını açıklamıştır. Ancak Amerikan askerlerinin bölgeyi terk etmesi sırasında yerel halk protestoda bulunmakta, aldatıldıklarını ileri sürmektedir.

ABD'de Amerikan askerlerinin bölgeden erken çekildiği yolunda tartışmalar da devam etmektedir. Soçi mutabakatı sonrası Amerikan basını Rusya, Suriye ve Türkiye'nin kazandığı,  ABD'nin kaybettiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu tür değerlendirmeler Trump üzerindeki baskının artması ve Türkiye'ye karşı tutumunu sertleştirmesi sonucunu verebilir. Nitekim Trump olumlu açıklamalar yaparken, Savunma Bakanı Mark Esper Türkiye'nin savaş suçu işlemiş olabileceğine dair mesnetsiz ve haddini aşan açıklamalar yapmıştır.

Rusya ile varılan mutabakat uyarınca başlayacak ortak devriyelerden sonra sınır bölgesinin YPG/PKK unsurlarından temizlenmesi sonucunda Suriye yönetimi ile diyalog kurulması daha somut biçimde gündeme gelecektir. Mutabakatta Adana Anlaşmasına yapılan atıf bu yolda bir işaret sayılabilir.

ABD ile önümüzdeki dönemin seyri ise, 13 Kasım'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'yi ziyaretinin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olacaktır.

 

 

"YETERLİ OLMASA DA HEM ABD, HEM DE RUSYA İLE MÜŞTEREK ADIMLAR ATILMIŞTIR"

Soner Aydın (Emekli Albay)- Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden öncelikli faktör PKK terör örgütünün silahlı eylemleri midir, yoksa Suriye topraklarında oluşturulmaya çalışılan PKK terör örgütü devletçiği midir? Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Suriye'de icra ettiği Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla PKK'nın silahlı kanadıyla mücadelemizde ne derece başarılı olduğumuzu, konu sadece silahlı mücadele olsa PKK'nın kökünün kazınmasının zor olmayacağını her seferinde kanıtlamıştır. Gerek ABD gerekse Rusya ile yaptığımız mutabakatlarda ise PKK'nın Suriye kolu olan PYD ve PYD'nin başını çektiği SDG'den bahsedilmediği, mutabakatların; Suriye'de bir PKK devletçiğinin bütünüyle engellenmesi konusunda bir önlem içermediği dikkat çekmektedir. Bundan; PKK güdümündeki SDG'nin sözü edilen güvenli bölge içindeki siyasi faaliyetlerine devam edeceği anlamı çıkarılabilir. Kasım ayı sonunda yapılacak anayasa komitesi toplantısında SDG'nin durumu açıklık kazanacaktır. Görünen odur ki; SDG, anayasa komitesinde hem ABD, hem Rusya ve hem de AB tarafından desteklenen en güçlü unsurlardan birisi olacaktır. Ayrıca YPG'nin bölgeyi terk etmesi nasıl ve kim tarafından takip edilecektir. Terk etse bile Türkiye sınırından 30 Km. uzağa taşınması silahlı tehdidi bütünüyle ortadan kaldıracak mıdır? Bu da belli değildir. Yine görünen odur ki; YPG, Suriye'nin petrol bölgelerinde destekçilerinin çıkarını korumak için varlığını sürdürecek ve gerektiğinde Türkiye'ye karşı kullanılabilecek bir tehdit olmaya devam edecektir.

Rusya ile yapılan mutabakatta; "Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılıklar" vurgulanmış, "Adana Anlaşmasının uygulanmasının kolaylaştırılacağı" taahhüt edilmiştir. Ben, SDG'nin anayasa komitesine dahil edilmesi durumunda, bünyesinde barındırdığı PKK uzantısı PYD/YPG'nin terör örgütü olarak nitelendirilemeyeceği kanaatindeyim. Kaldı ki; Barış Pınarı harekatının başlamasıyla birlikte YPG Suriye yönetimiyle anlaşmış ve 5'nci kolordu adıyla Suriye rejim güçlerine katılmayı kabul etmiştir. Yani Suriye yönetimi YPG'yi gerektiğinde bünyesine alarak koruyabilecektir. Buna karşılık Türkiye'nin birlikte hareket ettiği Suriye Milli Ordusu (SMO) (eski adıyla Özgür Suriye Ordusu) rejim muhaliflerinden oluşmaktadır, Suriye yönetimi nezdinde ise bir terör örgütüdür. Bu konu ileride sorun yaratabilecektir.

Bunlara rağmen hem ABD, hem de Rusya ile yeterli olmasa da birtakım müşterek adımlar atılmıştır. Zaman içinde, uygulamalar görüldükçe durum daha da açıklık kazanacaktır. Dikkat edilmesi gereken; Suriye'de oluşturulmak istenen PKK devletçiğinin, Büyük Kürdistan hedefinin -Irak'tan sonraki- ikinci ayağı olması ve bölgemizdeki ayrılıkçı Kürtçü hareketin -arkasına aldığı uluslararası destekle- gelecekte ülkemizi de içine alacak şekle bürünmesi olasılığıdır. Geçmişte Irak'a, günümüzde Suriye'ye yapılanların aynı gerekçeler kullanılarak ülkemize yapılmaması için Irak ve Suriye'de yaşananlar baştan sona göz önünde bulundurulmalı ve her zaman tetikte olunmalıdır

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye'nin gerçek gündemi ne olmalı? GÖZLEM, son günlerde artan intihar olaylarının ardındaki asıl nedeni araştırdı ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu uz...

Tekrarlananlarla beraber yerel seçimleri yüzde 98'lik bir oranla tahmin eden Avrasya Araştırma Şirketi'nin Başkanının yaptığı açıklamayı GÖZLEM masaya yatırdı. İşte uz...

Trump-Erdoğan görüşmesi Türk-Amerikan ilişkileri ''Derin bir krizden'' geçtiği dönemde gerçekleşti. Görüşmeden sonra iki lider birbirlerine iltifatlar yağdırdılar.

"Barış" dedi, "Hürriyet" dedi, "Tam bağımsızlık" dedi, her şeyi, bütün mücadeleyi üçü uğruna verdi. "Yurtta Barış, Dünyada barış" en önemli ilkelerinden biriydi. O büt...

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO)'nin "tarım ürünleri ithalatında Kamu İhale Yasası'ndan muaf tutulmak istenmesi" sektörde büyük tepkilere yol açtı. GÖZLEM, konuyu uzmanla...

Tekstil sektörü ve paydaşlarını 1992 yılından beri destekleyen Ege Giyim Sanayicileri Derneği (EGSD) gelişen ve dönüşen sektörün en sıkı takipçilerinden biri konumunda...

Türkiye’de uzun süredir liyakat kurallarını yerle bir eden atamalar yapılıyor. Diplomasi tecrübesi olmayanlar, büyükelçi, yabancı dil bilmeyenler ateşe, veterinerler v...

Yazarlar
Website Security Test