Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

AKP Zirvesi ile "Parti kuran" eski AKP'liler arasındaki "ağır" söz savaşı nereye varacak?

13.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Erdoğan'ın "Şehir Üniversitesi ve Halkbank" üzerinden yaptığı "dolandırıcılık" suçlamalarına karşılık, eski Başbakan Davutoğlu'nun "İftira" nitelendirmeli sert cevabı ve "Mal varlıkları araştırılsın" önerisi gündemin başına oturdu.

Siyasetin tansiyonu her geçen gün daha da yükseliyor. Sevaplarıyla, günahlarıyla bir dönem ülkeyi beraber yönetenler şimdi ayrı yollarda yürümeye çalışıyor. Yeni yılda gözler, AKP'li Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun ayrı ayrı kuracağı partilerde olacak. AKP ile Davutoğlu arasında gerilim parti daha kurulmadan başladı. Taraflar bir birlerini suçluyor, iddialar çok sert.

Abdullah Gül destekli Ali Babacan ekibi ise tabir yerindeyse "Saman altında su yürütür" gibi derinden gidiyor. Babacan, yaşanan tartışmalara girmezken, Abdullah Gül, Tunus'ta yaptığı konuşmada, üstü kapalı tek adam rejimini eleştirdi; "Demokrasi güçlü lider gölgesinde kalmamalı" dedi.

AKP'de kapalı kapılar ardında yaşanan tartışma geçen hafta su yüzüne çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan; Mehmet Şimşek ve Abdullah Gül'ü Şehir Üniversitesi üzerinden "Halkbank'ı dolandırmaya çalışmak" ile suçladı. "İdari yargın tahsisi iptal etmesi" üzerine, "arsa 'kamu yararı gözetilerek' Üniversite'ye verilmiş ve bu arada "kuruluş için" Vakıfbank'tan da kredi alınmıştı. Üniversite, "alınan krediyi mali zorluklar sebebiyle ödeyemeyince, 'yeniden yapılandırma' istemiş", bu talep kabul edilmemiş ve icra takibatı başlatılmıştı.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, Erdoğan'ın açıklamalarına verdiği "iftira" iddiasını taşıyan yanıt ise çok sert oldu ve siyasi kulislerde konuşulmaya devam ediyor.

Erdoğan, daha önce ayrı parti kurma çalışmaları yürüten Davutoğlu ve Babacan hareketlerini "boş çuvala" benzetmiş, iki ismi "davaya ihanet" ve "kendisini sırtından hançerlemekle" itham etmişti. "Başbakan olarak" Üniversite'nin kurulacağı arsanın tahsisinde "onay imzası" olan Erdoğan'ın "dolandırıcılık" ithamı, siyaset sahnesinde olduğu kadar AKP içinde de tartışmalara sebep oldu ve "karşılıklı bu iddialar iki tarafa da zarar verir" görüşü, AKP'yi destekleyen yazarların köşelerine kadar düştü.

"Mal varlıklarını araştırma komisyonu kurulsun"

Ahmet Davutoğlu, Erdoğan'ın açıklamalarının ardından, sosyal medya üzerinden açıklamada "Yaşayan bütün eski ve mevcut Cumhurbaşkanları ile Başbakanların ve onların birinci derece akrabaların siyaset öncesi ve sonrası mal varlıklarının tespiti için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını" önerdi ve ekledii: "Ben şahsım adına artık üyesi olmadığım yüce TBMM'ye hesap vermekten bir an bile imtina etmem" dedi.

"Kamu kaynaklarının hangi amaçlarla nasıl kullanıldığını, ekonomik servet oluşturma bakımından kimlerin nasıl statü değiştirdiklerini milletimiz çok iyi bilmektedir" diyen Davutoğlu, "Başbakanlığım süresince yaptığım uygulamalar konusunda şahsıma yöneltilen tek ithamın, hiç bir şahsi hakkımın ve çıkarımın olmadığı, kızıma, oğluma, damadıma, gelinime bırakmayacağım bir eğitim kurumuna arazi devri olmasından sadece onur duyarım" ifadelerine yer verdi.

Açık çağrıda bulunduğunu belirten Davutoğlu, şöyle dedi: "Madem ki bu ülkeye hizmetten gayrı hiç bir hedef gütmemiş ve bütün bir ömrünü buna adamış bir başbakana 'dolandırıcılık' iftirasında bulunulmuştur, o zaman şu anda görev yapanlar da dahil olmak üzere yaşayan bütün Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, kamu bankalarının bağlı olduğu bakanlar ve özelleştirme yüksek kurulunda görev yapmış yetkililerin ve onların birinci ve ikinci derece hısımlarının ve akrabalarının mal varlıklarını ve bu varlıklardaki değişimi, bu kişilerin siyasete girdikleri/devlet görevi üstlendikleri günden bugüne kadar araştırmak ve soruşturmak üzere TBMM'nde gerekli komisyonlar oluşturulmalı ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın ifade ettiği vechile yetimlerin hakları son kuruşuna kadar korunmalıdır. Ben şahsım adına artık üyesi olmadığım yüce TBMM'ne hesap vermekten bir an bile imtina etmem. Ayrıca bu komisyonlarda kamu bankalarının, Şehir Üniversitesi de dahil olmak üzere hangi vakıflara ve şirketlere nasıl kredi verdikleri, hangi şirketlerin borçlarının yapılandırıldığı, kimlerin hangi yöntemlerle kurtarıldığı, kimlerin ise batmasına seyirci kalındığı şeffaf bir şekilde ortaya konmalıdır. "


Mal varlığı yeniden gündemde

Davutoğlu'nun "mal varlıklarımızı karşılaştıralım" resti, siyasette şeffaflık ve mal varlığı meselesini yeniden gündeme taşıdı. Muhalefet partileri, Meclis'te araştırma komisyonunun kurulmasını gerektiğini dile getirmeye başladı.

Ahmet Davutoğlu, AKP bünyesinde siyaset yaptığı sırada da şeffaflık yasası konusunda hassasiyet gösterdiği basına yansımıştı. 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde "kamuda şeffaflık" paketini açıklayan dönemin başbakanı Davutoğlu, mal bildiriminde bulunulması çağrısında bulunmuş, "kamu görevi yürüten, kamu sorumluluğu millete emanet taşıyan herkesin mal bildirimi ile ilgili yükümlülüğü olacak. Bu anlamda Meclis'teki grup başkan vekilleri, il başkanları, ilçe başkanları ile buralarda da bazı yanlış uygulamalar olduğu varsayılıyor" demişti.

Erdoğan ise, açıklanan pakette yer alan düzenlemelerin zamanlaması ve içeriğinin önemli olduğunu belirtmiş, itirazını "Seçim öncesinde doğru gelmiyor. Bu konularda ekonomiyi dikkate alarak karar verilmeli. Sert kararlar alırsanız, ekonomiyi olumsuz etkiler" sözleriyle göstermişti.

 

"TEMİZ TOPLUM"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.)- Sayın Partili Cumhurbaşkanı ile kendine başbakanlık yapan Sayın Davutoğlu arasında, Şehir Üniversitesi üzerinden, karşılıklı suçlamalara dayalı bir polemik başlatıldı. Suçlamaların odağında, bir kamu bankasına ait kaynakların yolsuz kullanıldığı iddiaları var. Toplumun en tepesinde görev yapmış kişilerin, ekonomik kaynakların kullanımına ilişkin karşılıklı suçlamaları gündeme getirmesi, ister istemez toplumda, "temiz toplum" değerleri ve ideallerine ilişkin özlemleri gündeme taşıdı. Doğal olarak, tartışma konusunda haklının kim olduğuna ilişkin vatandaşların bilgi eksikliği bulunduğu için kesin bir yargıda bulunmak zor. Ancak ülkemizde tüm toplum değerlerinin giderek güçlü bir erozyon yaşadığı aşikar. Bu erozyonun çok sayıda nedeni bulunuyor. Toplumsal yapılanmanın yeniden şekillendiği köklü değişim ve dönüşüm dönemlerinde, eski değerlerin çözülmesi sonucunda oluşan boşluğu hızla dolduracak yeni değerler hemen oluşmaz. Yarı sanayileşmiş bir ülke iken, bunun üzerine binen hızlı teknolojik devrimler, toplumun alışılmış değerlerini alt üst etti. Daha da kötüsü, teknolojik değişim ve uygarlığın değişim yönünü dikkate alarak buna hızla uyum sağlayan ve bilgi çağının değerlerini oluşturmaya yönelik bir iktidar yerine; bu yöndeki değişime tepki duyan muhafazakar bir iktidar anlayışı ülkemize hakim oldu. Bu durum toplumda çatışmacı değerleri tetiklerken, yandaşlık uygulamasına hizmet etti. Yandaş holdingler özel ayrıcalıklara sahip olurken, olmayanlar üzerinde baskı kuruldu. Basın ve medya sektörü büyük ölçüde yandaş çizgiye çekildi. İktidara muhalefet etmek neredeyse imkansız hale geldi. İktidarı savunan medya koro halinde, neredeyse yanlışı bile doğru olarak yorumlamaya başladı. İktidarın çizgisine yakın kimseler devlet kadrolarına taşındı. Parti üzerinden insanlara iş bulunma yoluna gidildi. Tüm kurumların başına getirilenler liyakata göre değil, iktidara biat etme kriterine bağlı olarak seçildi. Bağımsızlığı için yıllarca uğraşılan Merkez Bankası başkanlığı bile, biat kriterine göre işler hale geldi. Çağdaş demokrasilerde insanlar, tepedeki güçlü kişilere değil, yasalara biat eder. Hukuk devleti bu nedenle, herkese için eşit işleyen yasalara bağlı olarak işler. Keyfiliğe yer bırakmaz. Oysa bizde getirilen başkanlık sistemi, tam da kişileri öne çıkaran bir mekanizma olarak kurgulandı. Ayrıca bu süreçte kutsal din değerleri, siyasete ve ticarete alet edilerek, saf ve iyi niyetli insanların bu duyguları siyasete payanda yapıldı. Tartışma Şehir Üniversitesine bağlanırken, Üniversitelerin durumuna da bir bakmak gerekir. Üniversitelere atanan rektörler de yandaşlık kriterlerine göre atandığı için, bütün gayretleri iktidar partisine yaranma yaklaşımına odaklandı. Devlet üniversiteleri sanki parti üniversiteleri olma sürecine girdi. Rektörlük koridorları iktidar partisinin ziyaretçileri ile dolup taşıyor. Gerçek bilim insanları ise sessiz ve kabuğuna çekilmiş olarak bu gelişmeleri endişe ile izliyor. Böylesi ortamlarda, siyaset temiz toplum değerlerinin tam tersi bir toplumsal kaos üretmeye adaydır. Zira yandaşlık fırsatçılığa dönüşür. Fırsatçılık da bir tür toplumsal değerlerin ortadan kalktığı keyfilik ortamı yaratır. Böylesi ortamlar temiz toplumdan kopuştur. Zira çıkarların ve fırsatların ne pahasına olursa olsun realize edilmesi, bir başka açıdan baktığınızda başkalarının hak ve hukuku pahasına gerçekleşir. Böylesi durumlar bilimselliğin, adaletin, hak ve hukukun yara aldığı, vicdani değerlerin zedelendiği ve sonuçta temiz toplum idealleri yerine, güçlüden yana işleyen mekanizmaların korunmaya çalışıldığı sosyal ortamlar yaratır. Bu nedenle gerek iktidar, gerekse tüm toplum, kısır kutuplaşmanın yarattığı akıl tutulmasını aşacak bir aklıselime yönelme sorumluluğu ile yüz yüze bulunuyor. Ancak bu yöndeki yeni bir yönelim içinde temiz toplum idealleri ve değerleri tartışılabilir duruma gelebilir. Hepimizin buna çok ama çok ihtiyacı var.

"GEÇMİŞ GİTTİ, GELECEK GELİYOR; GÜVEN NEREDE?"

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı):Yaşananlar sosyal hayatta vardığımız seviyeyi gösteriyor. Usul ve adap konularında yöneticiler ve buna kulak veren kamuoyu olmak üzere büyük bir zafiyet içerisindeyiz. Usul, adap, nezaket, hoşgörü ve düşünceyi açıklama konusunda varılması gereken seviye önemlidir. Demokrasi oy vermekten, sandıktan ibaret değildir. Demokrasi hesap verme, sorgulamadır. Sorgulama da dedikodu yapmadan delillerle hareket edebilmektir. Şu an toplum son derece şüpheci hale gelmiştir. İnsanların birbirine, çalışma arkadaşlarına ve yöneticilere güveni kalmamış ve toplumda bir zafiyet oluşmuştur. Bu güvensizlik birlik ve beraberliği bozan en önemli sebeplerden biridir. Açıklık ve şeffaflık; hesap vermek ve hesap sormak insanların hakkıdır.

Ortada atılan iftiralar ve yalanlar var. Bu sürecin her tarafa çok büyük zararı olmuştur. Eğer kendimizle yüzleşebilirsek, iyi bir yönetim ve yönetişim anlayışına kavuşabilirsek kendi değerlerimizi sorgulama ve yeniden yapılandırma yapabiliriz. Bu yalnızca yönetenler için değil toplum için de gerekli bir konudur. Şu an yaşanan süreç herhangi bir sonuç vaat etmiyor. Bu şekilde yaşanan bu sürecin ne Davutoğlu ne Erdoğan ne de muhalefete bir yararı yoktur. Ortaya atılan bu sözlerin dedikodu olarak ortada kalmaması ve araştırılması gerekir. Bu sözleri sarf edenler yüksek mevkilerde bulunan insanlardır. TBMM'de bu konuda tarafsız bir biçimde komisyon kurulmalı ve bu yolsuzluk dedikoduları hakkında soruşturma başlatılabilmesinin önü açılmalıdır. Ne yazık ki bunu yapabilecek bir Meclis bulunmamaktadır. İnsan hakları, demokrasi, erdem, hukuk bu değerlere, güven yönetimine ve güvene sarılmak durumundayız. Eğer bu değerlere sarılmazsak kendi toplumsal zafiyetimiz uluslararası mecraya, hayatlarımıza ve itilaflarımıza etki edecektir. Ne muhabbetten ne muhalefetten değil adalet ve haktan yana olan bir anlayış güven toplumunu doğurur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Solda ''yeni bir partinin doğması ihtimali'' geçmiş dönemleri de hatırlattı. Sosyal demokrat tabanda 12 Eylül'den sonra Necdet Calp'in Halkçı Partisi ve Erdal İnönü'nü...

Türkiye yeni haftaya, altın ve dövizdeki sert yükselişlerle başladı. Covid-19’da ikinci dalganın başlayacağına dair haberler ve ABD ile Çin arasındaki diplomatik geril...

Müze statüsünden camiye çevrilmesinin ardından kimliği belirsiz (?) kişilerden oluşan bir grup tarafından Ayasofya’da, Afganistan’da on binlerce insanı öldüren Taliban...

Bergama'da İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yapan Nuri Kiraz, söylediği sözler ile tepki çekti.

''Biz Mardinliyiz. Her gelene bir MERHABAMIZ, her gidene bir EYVALLAHIMIZ vardır.''

Siyasi tartışmaların dozunu yükselten açıklamalarla gerilim zincirine art arda eklemeler yapılmasından vazgeçilmesi gerekirken, “çok ağır sözler, isnatlar ve iddialar ...

CHP’nin “Hedef iktidar” sloganıyla yaptığı 37. Olağan Kurultay’da, Tuncay Özkan başta 4 genel başkan yardımcısı Parti Meclisi’ne giremedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun liste...

Yazarlar
Website Security Test