Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Muhalefet neden susuyor; bugün susma zamanı mı?”

10.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlem bu soruyu uzmanlara sordu. Serdaroğlu’nu haklı çıkaran cevaplar aldı.

EDA EBRU NANECİ

Çoban Ateşi Hareketi öncü ve sözcüsü Rıfat Serdaroğlu, Demokratik / Laik / Hukuk Devletini ve güvenliğini doğrudan ilgilendiren 3 gelişme konusunda "Muhalefetin suskunluğunu" ağır şekilde eleştirdi.

Serdaroğlu, Kanal İstanbul tartışmaları ile Libya'ya asker gönderilmesi ve de İran / ABD gerginliği konularının gündemin başına yerleşmesi yüzünden "geri planda kalan" ve doğrudan "Ülke iç güvenliği" ilgilendiren açıklama ve gelişmelerle ilgili bir yazı yazdı ve "Muhalefeti bu konularda suskun kalmak" ile suçladı.

Serdaroğlu’nun yaptığı dikkat çeken açıklamalar yeni tartışmaların da fitilini ateşledi. Serdaroğlu’nun ortaya koyduğu bazı “önemli” konularla ilgili muhalefetin adeta “çıt çıkarmıyor” oluşu da eleştirilerin odak noktası haline geldi. Muhalefet partilerinin gösterdiği bu tavır ise “Ülkenin sorunlarına odaklanma ve çözüm önerisi sunma muhalefet partilerinin gündeminde değil. Türkiye’de muhalefet eksikliği yaşanıyor” yorumlarına neden oldu. Konunun uzmanları bu konudaki görüşlerini anlattı.

İşte Serdaroğlu’nun soruya çevirdiği o konular:

“2012 yılında emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi Başkanlığında SADAT adlı bir şirket kuruldu. SADAT kurucusu Adnan Tanrıverdi’nin, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı ile Güvenlik ve Dış Politika Kurul Üyeliği görevlerinden istifa ettiği iddia edildi. Her türlü, savaş silahlarının kullanımı için eğitim veren ve gerektiğinde uluslararası alanda çalışabilecek bu şirketin kurucusu ve halen başkanı olan kişi Erdoğan'ın "Başdanışmanı" oldu! Bunlar Türkiye'de AKP'nin izniyle, çeşitli kamplarda eğitim veriyorlar. T.C Cumhurbaşkanının Başdanışmanı olan bu kişi, geçen hafta "Mehdi bekliyoruz. Gelinceye kadar hazırlık yapmamız lazım" dedi. Aynı kişi "Kürtçe eğitimin mutlaka yapılmasını" istedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Başdanışmanımın söylediklerine katılmıyorum" dediğini duydunuz mu?
Diyanet İşleri Din Hizmetleri Genel Müdürü; "Gençleri, dini istismar eden FETÖ benzeri yapılardan korumak için (Camilere Gençlik Kolu) projesi uygulamaya konuldu. 85 bin cami var. İlk etapta 1500 camide altyapı çalışmaları tamamlandı. (Konuldu-tamamlandı dendi!) Cami Gençlik Kolları 45 bin merkez camide oluşacak!" Bu beyanat yalanlanmadı. Biz iki yazı yazıp, ilgililere sorduk, tık yok!

T.C Devletinin İç Güvenlik kurumlarından en önemlisi Polistir. Geçenlerde, "İntikam diye başlayan ve Amin ile biten" Polis yeminini izledik. Sizler T.C Vatandaşları olarak bu kafadaki bir polise güvenebilir misiniz? Bu çocuklar, bir tarafta "AKP'nin Ensar Ordusu" diğer tarafta savunmasız Türk Vatandaşları varsa sizce hangi yönde karar verirler? Kimi korurlar?

AKP Gençlik Kolları ve Bahçeli'nin Ülkü Ocaklarında bugünlerde hummalı bir çalışma olduğu haberleri geliyor. Erdoğan'ın "Artık içerdeki düzeni de (Kamu Düzeni) sadece kolluk gücü (Polis-Jandarma) ile sağlayamayacağımız bir duruma gelmiş durumundayız. Bu yeni duruma karşı yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor" şeklindeki korkunç açıklamasından sonra, özellikle şehirlerde Polis ve Jandarmaya yardımcı olmaları için silahlandırılacak gençlerin tespit edilmesine başlandı. Bir KHK ile bu güçleri yasalaştırmak AKP için çocuk oyuncağıdır.

Tüm bu gelişmelerin üzerine, Emniyet Genel Müdürlüğü depolarından kayıp olan 106 bin 740 adet uzun namlulu silahın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kayıp olduğu gerçeğini ekleyin. Sizce, yüzlerce kamyon hacmindeki silahlar gerçekten kayıp mı? Bu silahlarla cinayetler işlendi mi? Suriye'den gelen terör örgütü mensupları bu silahları kullandı mı?”

 

“GEREKEN AĞIRLIĞI VE GÜCÜ GÖSTEREMİYORLAR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı)-Türkiye Cumhuriyeti’nin başucu kaynağı olan Anayasa’da bile öngörülmesine karşın laiklik konusu günümüz yönetimince asla ele alınmamakta, tersine laikliği sulandırıcı hatta kötü gösterici konuşmalar ve açıklamalar yapılmakta ve kimi etkinlikler düzenlenmektedir. Son zamanlarda insanların inancına göre yönetimi oluşturmak ve düzenlemek günümüzde bir tür moda haline geldi. Yeni girişimlerden birisi de yeniden camilerde gençlik kollarının kurulması, okullardaki din derslerinin zorunlu hale getirilmesi gibi bana göre eğitimle bağdaşmayan yeni oluşumlardır. Bunların asla doğru olduğu kanısında değilim. Her insanın inancını istediği şekilde algılayıp yaşamasına olanak tanımak yerine, iktidarların kendi istekleri ve amaçları doğrultusunda yönlendirme çabası bana göre çağ dışı bir girişimdir. Devlet yönetiminde görev alanların hukuk kurallarından başka kurallara bağlı olması doğru değildir. İnsanların vicdanı, ahlakı ve aklı kendisine yol gösterici ve ışık tutucu olmasına karşın, yeni girişimlerle bazı inanç ağırlıklarıyla ele alınması, öne çıkarılması isteniyor. Bunlar doğru girişimler değildir. Bir devletin yurttaşları arasında hangi inançta olursa olsunlar veya inançsız olursa olsunlar eşit davranması gerekirken, o inançta olanları ve yandaşlarını kollamak hukuk devletiyle asla bağdaşmaz. Hukuk devleti her türlü inanç için tarafsız olan, her türlü inancın yaşanmasına olanak sağlayan devlet demektir ama bizde maalesef kimi iktidar yetkililerinin sözlerinden de anlaşıldığı gibi inanç ağırlığıyla yönetimi yeniden yoğurmak ve oluşturmak istemektedirler.

Bunlar uygar ve çağdaş devletlerde çıkar yol değildir. Ülkemizde muhalefet partilerinin kendilerini ektin ve doyurucu bulmalarına karşın kimi suskunlukları, kimi tutuklulukları demokratik bir düzende muhalefete yaraşır görmüyorum. O bakımdan muhalefetin daha etkin olabilmesi için karşılıklı atışmak gibi basit yöntemlerin dışında, konunun önemine göre ağırlıklarını ortaya koymalarını bekliyorum. Maalesef bu ortamda gereken ağırlığı ve gücü gösteremiyorlar. Halbuki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının eleştirileri haklı kılacak olan sakıncalı çabaları, doğru olmayan gidişleri ve girişimleri var. Muhalefetin bunları daha iyi dile getirip alanlara yayması, halka benimsetmesi gerekirken onları tutuk buluyorum. Bunu da açıklıkla ve içtenlikle söylüyorum.

“YAPACAKLARI TEK BİR ŞEY VAR: İSTİFA ETMEK”

Yusuf Halaçoğlu (Prof. Dr. ) –Allah akıl verdi diyoruz ama kullanmıyoruz. Biz galiba her şeyi Allah’a bırakıyoruz. Böyle bir şey olamaz. Bir ülke yönetimi artık yapacağı hiçbir şey kalmadığından Allah’a sığınmak zorunda kalırsa o ülke için yazıktır. Böyle ne politika olur ne de devlet adamlığı olur. Sadece söz konusu danışman değil, birçok danışman aynı şekilde… Cumhurbaşkanı şimdiye kadar aldığı danışmanların kaçına danıştı? Araştırıp bakıldığında hiç kimseye danışmamıştır. “Artık içerideki düzeni de sadece kolluk gücü ile sağlayamayacağımız bir duruma gelmiş durumdayız. Bu yeni duruma karşı yeni yöntemler geliştirmemiz gerekiyor" sözleri akıl almaz bir beyanat. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı o ülkenin güvenlik güçleriyle (asker, polis, jandarma) güvenliği sağlayamayacağını belirtiyorsa, kaldı ki bunların içinde polis istihbaratı var, MİT var bunlarla da güvenliği sağlayamıyorsa yandık. Dolayısı ile ortaya hukuksuz kişiler, başıbozuk insanlar çıkar. Osmanlı devletinde de buna benzer “levent” dediğimiz gruplar çıkmıştı. Bunlar ortamı yakıp yıktılar. Osmanlı devletinde büyük bir facia oldu. Daha sonra devlet adamları bunu ortadan kaldırmak için 100 yıl uğraştı. Bir ülkenin meşru yönetimi, eğer meşru güvenlik güçleriyle güvenliği sağlayamıyorsa, yapacakları tek bir şey vardır istifa etmek. Meşru güvenlik güçleriyle yürütecek insanların devleti yönetmesi gerekiyor. Önemli sayıda silahın 15 Temmuz’da kaybolduğunu biliyoruz. Bunların nereye gittiği meçhul… Normalde bir devlet bu tür silahların nereye gittiğini bilir. Bilmiyorsa istifa eder, biliyorsa nereye gittiğini açıklar ama kendi bilgileri dahilinde birilerine verildiyse o zaman iş değişir. Burada önemli başka bir konu var. Daha sonraki tarihlerde makine kimya açısından mermi alma limiti 200’den 1000’ çıkarıldı. Bu mermi av silahlarına ait değil. Tabanca ve uzun namlulu silahlar için geçerliydi. Bunların hepsinin birbiriyle bütünleştiğini düşünüyorum. Bu silahların nereye gittiğinden devleti yönetenlerin haberinin olmaması mümkün değil. İstihbarat birimleri var, nereye gittiği şimdiye kadar 100 kere tespit edilirdi. Ben siyasetten istifa ederken muhalefetiyle iktidarıyla aynı yolun yolcusu olduğunu düşündüğüm için istifa ettim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

"Kadına şiddete, hayat pahalılığına karşı sokaklara inen kadınlara, İstanbul ve Diyarbakır'da "Çocuklarını arayan" annelere, "15 Temmuz Anneleri" de katıldı. Bursa ve ...

Yargıtay Başsavcısı başta, Cumhuriyet Savcıları seyrediyor, Millet İttifakı'nın partileri CHP ve İYİ Parti sessiz; üzerlerine düşen görevden uzaktalar. Öldürülen Tarik...

2020 sezonuna girerken, "Bu işte bir terslik var; ne yapılmalı?" sorusuna cevap aradık. İşte Uzmanların görüşleri...

Türkiye’nin tarım ve ekonomisine etki eden asırlık kurumu olan İzmir Ticaret Borsası meclis üyeleri, temsilcisi oldukları meslek gruplarına ilişkin önemli açıklamalard...

ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Güler, ESBAŞ’ın dününü, bugününü, yarınını anlattı ve Yayın Kurulu üyelerimizin sorularını yanıtladı. İşte sorular ve yanıtları…

2019'da ithalatın düşmesiyle fazla veren cari işlemler hesabı, faizlerin düşmesi ve ekonomik aktivitenin artmasıyla Kasım ayında 518 milyon dolar açık verdi. 12 aylık ...

GÖZLEM "soruyu" masanın üzerine koydu ve sordu. İşte görüşler…

Yazarlar
Website Security Test