Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ülkemizde "Medrese" olduğu, Tarikat Şeyhi'nden "Müderris" olduğu da ilan edildi; tepki;?

24.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yargıtay Başsavcısı başta, Cumhuriyet Savcıları seyrediyor, Millet İttifakı'nın partileri CHP ve İYİ Parti sessiz; üzerlerine düşen görevden uzaktalar. Öldürülen Tarikat Şeyhi'nin cenazesi adeta "Devlet Töreni ile" kaldırıldı. GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu; "Ne yapılmalı?"

Türkiye'de "Milli Eğitimin, Dini Eğitime" ve "Laik Devletin, Şeri Devlete" dönüştürülmesi adımlarının hızlandırıldığı bir süreç yaşanıyor.

Anayasa, Devrim Kanunları çiğneniyor. Yargıtay Başsavcısı başta Cumhuriyet Savcıları seyrediyor.

Millet İttifakı partileri CHP ve İYİ Parti "bu gidişin önüne geçmek ve kamuoyunu uyandırmak" adına "üzerlerine düşen görevi yapamıyor.

Bitlis'te "bir Nakşibendi Şeyhi'nin öldürüldüğü" olay, tabloyu bütün acılığıyla bir defa daha ortaya koydu.

Bir cinayet ve sonrası...

Bitlis'in Güroymak (Norşin) ilçesinde yaşamış Nakşibendi şeyhi Muhammed Ziyaeddin'in torunu ve bölgenin kanaat önderlerinden Bitlis Güroymak (Norşin) Medresesi Başmüderrisi Seyda (Osmanlı'da "efendi, hoca, şeyh, seyyid" anlamında talebelerinin hocalarına karşı söylediği bir saygı unvanı.) Abdülkerim Çevik, ders verdiği tarikat medresesinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Güroymak Cumhuriyet Savcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı.

Şeyh Abdülkerim Çevik'in ölümüyle ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "Çok hüzünlüyüm. Bir alimin ölümü, bir alemin ölümüdür. Bitlis Güroymak (Norşin) Medresesi Başmüderrisi Seyda Abdülkerim Çevik Allah'a yürüdü. Allah rahmet eylesin" ifadelerine yer verdi.

Ölümle ilgili olarak iktidarın birçok yetkilisinin ve yöneticilerinin de "Şehit" nitelendirmesi yaptıkları Abdülkerim Çevik'in "bir toprak alışverişi anlaşmazlığı" konusunda "uzlaşmacı aracılık yaptığı" ve "aleyhte karar verdiği kişi tarafından öldürüldüğü" ortaya çıktı.

Nakşibendi Şeyhi'nin cenaze töreni, bir "Devlet Töreni" gibi oldu ve törene, Bitlis Valisi, AKP Bitlis Milletvekilleri, Bitlis ve Güroymak Belediye Başkanları başta olmak üzere ilçelerin belediye başkanları ve kaymakamları, Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı, Bitlis Emniyet Müdürü, Bitlis Jandarma Komutanı, Vilayet, Kaymakamlıklar Şube Müdürleri ve büyük bir kalabalık katıldı.

NOT:Norşin: Bitlis'in Güroymak ilçesinin eski adı. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı iken orayı ziyaretinde ilçenin eski adını kullanarak "Norşinliler" demişti. / Medrese (Türk Dil Kurumu Sözlüğü): İslam ülkelerinde, genellikle İslamlık kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu öğretim kurumu - Bu kurumun içinde öğretim yaptığı yapı. - Osmanlı'da "orta ve yüksek" öğretim kurumu. Müderris: Ders veren - Öğretmen - Bazı İslam ülkelerinde profesör.


ANAYASA NE DİYOR?

TC Anayasası (Değiştirilemez ilk 4 madde): I. Devletin şekli: Madde 1 - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. / II. Cumhuriyetin nitelikleri: Madde 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir. / III. Devletin bütünlüğü, Resmî dili, bayrağı, milli marşı ve başkenti: Madde 3 - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır. / IV. Değiştirilemeyecek hükümler: Madde 4 - Anayasanın 1' inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3' üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.


EĞİTİM BİRLİĞİ KANUNU NE DİYOR?

Tevhidi Tedrisat Kanunu Kanun Numarası: 430 Kabul Tarihi: 3 Mart Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası. Yayımlandığı R. Gazete: Tarih: 6/3 / 1924 Sayı: 63. Madde 1 - Türkiye dahilindeki bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur. Madde 2 - Şer'iye ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir. Madde 3 - Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir. Madde 4 - Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahiyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir. Madde 5 - Bu kanunun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merbut olan darüleytamlar, bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur. Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları katiyen ait olduğu Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muhafaza edecektir. (Ek: 22/4/1341 - 637/1 md.) Mektebi Harbiyeden menşe teşkil eden askeri liseler bütçe ve kadrolarıyla Müdafaai Milliye Vekaletine devrolunmuştur. Madde 6 - İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir. Madde 7 - İşbu kanunun icrayı ahkamına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

NOT:Medreseler 8 Mart 1924'de Maarif Vekili Vasıf Bey'in bütün valiliklere gönderdiği tamimle kapatılmıştır.

DEVRİM KANUNU NE DİYOR?
"Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması", 30 Kasım 1925 tarihinde kabul edilip 13 Aralık 1925 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 677 sayılı kanun ile uygulamaya konmuş bir Devrim Kanunu'dur.

Konya Milletvekili Refik Bey (Koraltan) ve beş arkadaşının önerisiyle meclise sunulup kabul edilen Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; bütün tarikatlarla birlikte şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır. Ayrıca yasa ile Türkiye Cumhuriyeti içinde padişahlara ait ya da bir tarikata çıkar sağlamaya yönelik tüm türbeler kapatılmış, türbedarlıklar kaldırılmıştır. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezası getirilmiştir.

1950'de başbakan Şemsettin Günaltay tarafından meclise sunulan "Türbelerin ve türbedarlıkların kapatılması kararını kaldıran kanun" 5 Mart 1950'de yasalaşarak yürürlüğe konmuştur. Yasa, 1982 anayasasında "İnkılap kanunları" (Anayasa'nın 174. maddesine göre Anayasaya aykırılığı iddia edilip iptal edilemeyecek kanun) arasında kabul edilerek koruma altına alınmıştır.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ, DEMOKRATİK, LÂİK VE SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİDİR”

Yekta Güngör Özden (Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı)-Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın 2. Maddesinde yazıldığı gibi; demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Bu nitelikleri göz ardı eden hiçbir davranış, hiçbir eylem, hiçbir kural geçerlilik taşıyamaz. Bütün bunları göz önüne alması gereken günümüz iktidarı, amaçları ve özellikle de eğilimleri doğrultusundaki hareketleri kışkırtırcasına ilgisiz kalmakta adeta destek vermektedir. Anayasanın göz ardı edildiği bu durum; toplumda da zaman zaman baş gösteren hareketlerle karşılığını bulan çok tehlikeli bir harekettir. Bunlar FETÖ’cüleri temizledik derken kendi içlerinde görünen ve çok güçlü olan birtakım isimleri korumaktan başka bir şey değildir.

Türkiye’nin geleceğini karanlığa gömmemek ve şimdi de bize yöneltilen olumsuzlukları gidermek için çok duyarlı davranmamız gerekir. Bu hareketler, açıkça inanç sömürüsüdür, bir din devleti özentiliğidir ve Cumhuriyet’in niteliklerine başkaldırmadır. Siyasal iktidar kendi tabanını ya da yöneticilerin kendi eline uygun yapılanmalarını sürdürebilmek için bu yola başvurdukları üzüntüyle izlenmektedir.

Ana muhalefet partisi kuruluş felsefesine uygun anlayışları benimsetmek, onları genişletip büyük kitlelere anlatmak yerine böyle durumlarda büyük bir sessizlik içerisindedir. Onlar da inanç sömürüsünün oy getireceği sanrısı içerisindeler ise büyük bir yanılgı içerisindelerdir. Atatürk’ün kurduğu ve İsmet İnönü’nün sürdürmeye çalıştığı ilkeleri terk etmiş gibi sayılmaları büyük bir tehlike ve sakıncadır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne hem bu türlü gericiliklere karşı çıkması hem de kendi kuruluş felsefesini daha da geliştirmek ve pırıl pırıl yapmak için çaba göstermek düşer. Tersi bir durum Türkiye’nin karanlığa gömülmesinden başka bir şey değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzendeki hukuk devleti yerine bir din devletine dönüştürülmeye çalışıldığı açıkça görülüyor. Yakalanan bazı FETÖ’cülerin anlattıkları da bunu kanıtlar nitelik sunuyor. Fakat iktidar kendi içerisindeki birtakım durumları görmezden gelircesine bunun üzerine gitmek istemiyor. Açıkça söylemek gerekiyor, Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Buna karşı olan herhangi bir şeye nereden gelirse gelsin karşı çıkılmalıdır. Buna karşı çıkması gereken en büyük parti de Cumhuriyet’in kurucu partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’dir.


“YAPILACAK ŞEY: CEHALETİ YENMEKTİR”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı) –Akıl ve bilimin olmadığı yerde tarikatlar, cemaatler ortaya çıkar. Atatürk, “En doğru, en gerçek tarikat medeniyet (uygarlık) tarikatıdır.” der. Tarikatlar dinin bir uzantısı olan yerler değildir. Hatta tarikatlar; dini bozan yapılardır.

Türkiye’nin bir büyük sıkıntısı var. Bu sıkıntı Türkiye’nin bir numaralı sıkıntısı olan ‘düşünmeme’ ve hazır reçeteleri alıp onları kullanmadır. Düşünmediğiniz için yaratıcı bir gücünüz olamıyor. Yaratıcı gücünüz olmadığında ise; çağdaşlaşma yönünde, tek başınıza kendi ayaklarınızın üzerinde harekete geçemiyorsunuz. Bu cehaletin sonucu olarak da Türkiye’de tarikat sayısı çok yüksek rakamlara ulaşıyor.

Görünüşte, tarikatlar dinsel bir yapılanma gibi gözüküyor. Fakat tarikatlar esasında siyasi bir örgüttür. Dünya nimetlerinde çok fazlasına sahip olmak istiyorlar. Kur’an da tarikat diye bir şey yok ve tarikat liderlerine beşeri olanın yapamayacağı sıfatlar bazı tanrısal güçler yükleniyor. Oysa Hz. Peygamber, “Ben sadece güzel ahlakı tamamlamaya geldim.” diyerek bu durumu çok doğru bir şekilde açıklamıştır. Tarikatlar ise liderine körü körüne bağlı olan yerlere dönüşmüş durumdadır. Buradaki insanlar hiç düşünmüyor ve herhangi bir yaratıcı düşünce de ortaya koyamıyor. İlim, inancın önünde gidiyor ve “Düşünmüyor musunuz?” diyor.

Maalesef Osmanlı’da düşünmeyi bir kenara bıraktık. Çünkü aklı kabul etmiyorlar. Oysa Tanrının yarattığına verdiği en önemli varlık; akıldır. Akıl, ilim ve felsefede birleşirken siz akılı reddediyorsunuz. Geriye de dinamik olmayan, hazır olan statik aklı benimseme kalıyor. Bu da cehaletin sonucu ve cehalet yenilemediği için de bilimi, ilimi ve aklı iktidar yapılamıyor. Karşınıza da hukuku dışlayan, bilimden uzak, aklın ortaya koyduğu öne geçirmeyen bir durum yaşıyorsunuz. Tarikatlar da bu dünya nimetlerinin en fazlasını kendinde toplamaya çalışan uydurma ve yalan yerler olarak karşımıza çıkıyor.

Cemaate bakacak olursak da; Ziya Gökalp cemaat kavramını ortaya koyarken; sadece dil, din değil duygu beraberliğine de değiniyor. Türkiye’de ne kadar cemaat varsa o kadar da farklı görüş var. Gazi ne diyor, “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştireceğiz.” yani özgür, bağımlı olmayan ve kendini hiçbir kalıbın içine sokmaksızın düşünebilen akıldan bahsediyor. Tarikat ve cemaatlerde bunların olmayışı neticesinde o toplumun çağdaş bir devlet olması mümkün değildir. Yapılacak şey düşünen insanı itmeden ve alkışlayarak; düşünüp üreten insanı kovmayacak ve baş tacı edecek bu sayede de cehaleti yenecekseniz. Batı Dünyasını tahkik ettiğiniz zaman insanların zeka ölçüsünün bizden daha iyi olmadığını görecekseniz. Fakat buna rağmen onlar bizden daha ileri durumdalar. Türkiye’den daha ileride olan yerlere baktığınız zaman ise oralarda düşüncenin serbest kılındığını görüyorsunuz.

Çağdaş ve modern bir devlette bir tarikat liderinin o şekilde yapılan bir törenle defnedilmesi mümkün değildir. Aklı üstün kılan çağdaş bir devlet değilseniz bu örnekte ve daha önceki örneklerde de olduğu gibi böyle olaylar yaşıyorsunuz. Bu derece önem gösterilen insanın özelliği nedir? Hangi insancıl eserleri kamuoyuna sunmuş, hangi fiziki, elektronik, hukuki başarıların noktası olmuş ve insanlık tarihine hediye etmiştir. Bunların hiçbiri yokken beşer bir türe nasıl sıfatlar yüklenmiş de bu şekilde defnedilmesi olanaklı hale gelmiştir. Hz. Peygamber diyor ki; “Ben sadece, size tebliğe, müjdelemeye geldim.”


“ANAYASANIN NERESİ ÇİĞNENMEDİ Kİ…”

Yusuf Halaçoğlu (Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı)-Tarikat olayının zaten kendisi yanlış bir oluşumdur. Allah ile kul arasına tarikatların girmesi söz konusu değil. Bu konuda yetkili olması gereken ve dinleri öğretecekse bunu yapacak olan yer Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. En başından bunun net bir şekilde ortaya koyulması gerekiyor. Ne cemaatler ne de şeyhlerin insanlara din öğretme gibi bir misyon yüklenmesi yanlıştır.

Yanlışların üstüne yanlışların bindiği bir sistem yaşıyoruz. Eğitim sistemimizde gençlere dinlerini öğretmemiz lazım mı? Buna cevabı Atatürk’ün bir sözüyle; “Dinin öğretileceği en iyi yer mekteptir” verelim. Fakat şu an eğitimde din öğretilmiyor. Gerçek İslam dininin şu an uygulananlarla alakası yoktur. Yanlış en başta başlıyor ve haliyle Milli Eğitim de bunun içine giriyor. Dini konular ve din istismara uğruyor ve din siyasete alet ediliyor. Bugünkü yaşanan kargaşa da bundan kaynaklanıyor.

Bu zamana kadar istismar haberleri çıkan birçok tarikat bulunuyor. Şu an faaliyette olan tarikatlara bakın onlarda da aynı şeylerin olduğunu görecekseniz. Bunların hepsi elbet bir gün ortaya çıkacaktır. Sadece Fatiha Suresi’ni bile bilseler orada; Allah’tan başka kimseden yardım istenilmeyeceği net bir şekilde belirtiliyor. Anayasanın neresini çiğnemediler ki zaten.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı'nın "bu konudaki çok sert ve çok açık konuşması" üzerine, GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

Suriye'de muhaliflerin kalan son kalesi olarak kabul edilen İdlib'in kuzeyinde Esad kuvvetlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) konvoyuna yaptığı ikinci saldırı sonucu...

ABD’nin Haseke’de rejim askerlerine düzenlediği hava saldırısının ardından Rus, ABD ve Suriye askerleri olay yerinde yan yana görüntülenmişti...

Withco’nun yaratıcısı Övünç Emre “Uçmadan söylüyorum, 7-8 yıl sonra İstanbul’da, Eskişehir’de, Antalya’da, Bursa’da, yurt dışında oluruz” diyor.

GÖZLEM 83 milyonu doğrudan ilgilendiren konuyu masaya yatırdı ve Uzmanlara sordu; “Sepetteki bu hesaplama oyunları ile enflasyon düşer mi; gerçekten düşürmek için ne y...

Kanal İstanbul projesinin, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni tartışamaya açacağı yönünde yapılan uyarılara Dışişleri Bakanlığı’nda görev yapmış 126 ...

Kuzey Suriye’de Türkiye / ABD / Rusya / İran / Esad Rejimi arasındaki “İdlib dengesi” Türk Konvoyuna saldırı ile bozuldu. GÖZLEM, uzmanlara “Tehlike ve risk dolu bu ...

Yazarlar
Website Security Test