Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Siyasetteki “üslup bozulması”, Halkın da psikolojisini bozuyor

13.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Siyasette üslup tehlikeli ve riskli bir yola girdi. Siyasetçilerin giderek artan “karşılıklı ‘ağır’ hakaretlere varan” tartışmaları, toplumsal hayatı, tabanı da etkiliyor. Gözlem, “Siyasette üslubu” ve de “Millet İttifakı’nın da Cumhur İttifakı’na aynı üslupla cevap verip vermemesini” uzmanlara sordu… İşte görüşleri…

Siyasetçilerin büyük çoğunluğunun her geçen gün “sertlik” dozunu arttırarak sürdürdüğü tartışmalarda kullandıkları “ağır hakaretlere varan” nitelemeler ve sözler, topluma ve siyasi partilerin tabanlarına olumsuz yansıyor. “nefret ve hakaret içerikli üslup” toplumsal bölünmenin de artmasına neden oluyor. Uzmanlara göre toplum, zirvelerdeki siyasetçilerin tavrıyla özdeşleşebiliyor, kendi tavırlarına “bu üslubu” yansıtabiliyor.

Türk siyasi hayatında siyasi üslup hiçbir zaman son dönemdeki kadar bozulmamıştı. Geçmişte siyasi tartışmaların en sert ve yoğun olduğu dönemde, hiçbir siyasetçi karşıtlarına “ulan”, “haysiyetsiz”, “şerefsiz”, “onursuz”, “alçak”, “hain” demedi.

İktidar ile muhalefet arasında her dönemde çekişmeler siyasetin her döneminde yaşandı ve yaşanmaya da devam etti, ama bugünlerde yaşanan tablo hiç ortaya çıkmamıştı. İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve beraberlerinde partileri yöneten diğer siyasetçiler, başbakanlar, bakanlar arasında sert rekabet yaşanmasına rağmen, siyaset “belirli ve hassas bir üslup seviyesinin altına” inmedi.

Siyasetçiler, birbirlerini en sert şekilde eleştirir, ancak siyasi nezaket, saygı sınırlarını aşmazlardı. Bir törende buluştuklarında, toplumun önünde medeni şekilde el sıkışırlardı. Bugünlere gelinince “hoşgörünün yerini kin ve nefret artırıcı” söylemler aldı. Cami avlularındaki Cenaze törenlerinde bile “uzatılan eli sıkmayanlar” ortaya çıktı.

Vatandaş haklı olarak “kendisini de etkileyen” bu tabloyu soruyor; “Bu işin sonu nereye varacak. Siyasetin Kâbesi Ankara’da üslup böyle olursa yurdun dört bir yanında neler olmaz? Ülkenin hangi iç ve dış büyük sorunlarla karşı karşıya olduğu ortadayken, bu üsluptaki kavga yerine, birlik – beraberliğin zorunlu olduğunu görmüyorlar mı?..”

“TÜRKİYE’DE AHLAKSIZLIK VE NEZAKETSİZLİK VİRÜSÜ VAR”

Ertuğrul Yalçınbayır (Eski Başbakan Yardımcısı) –Siyasi ahlakın gelişmesi için hem komisyon başkanı hem de milletvekili olarak birçok çalışma yaptım. Yıllarca siyasetin içerisinde olan ve siyasi üslup konularında çalışmalar yapmış biri olarak Osman Bölükbaşı’yı bu konuda örnekler arasına koymamız gerekiyor. Bölükbaşı, son derece nezaketli, laf atmalara vermiş olduğu son derece anlamlı cevaplarını hatırlıyorum. Siyasette üslup, nezaket, adap, edep fevkalade önemlidir. Ne yazık ki siyasette çok büyük bir uzaklaşma, kopuş söz konusu.

Türkiye korona virüste nasıl hep birlikte önlem alıyorsa, aynı şekilde ahlaksızlık ve nezaketsizlik virüsüne karşı da hep birlikte önlem almalıdır. Siyasetteki bu virüs iktidardan muhalefete de bulaşmış durumda. Bu hastalık muhalefete de, halka da, herkese bulaşmış durumda. Ne yazık ki toplumda barışı, adaleti, adabı, nezaketi, birlik ve beraberliği ortadan kaldırıyor. Benim ‘Nazik Devlet’ diye bir projem vardı. Bu projeyi ben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Mesut Yılmaz’a, Tayyip Bey’e anlattım fakat maalesef bir sonuç alamadım.

İdare edenler ile idare edilenler arasındaki ilişkilerde artık büyük kopmalar bulunuyor. Korona virüste ve bazı konularda nasıl ortak hareket edebiliyorsak, siyasette de; birliği, beraberliği, dirliği, düşünmeyi, tedbir almayı, katılmayı ve bunlarla birlikte katlanmayı öğrenirsin. Kişilerin özgürce konuşmalarına fırsat vermek çok önemlidir. Düşünce özgürlüğünün farkında olan toplumlar birbirlerine birçok konuyu daha nazik ve güzel bir üslupla anlatmaktadırlar.

Siyaset yönetme, halkın arzu ve isteklerini yerine getirme sanatıdır. Siyasetçisi, halkı, herkes birbirine bağırıp çağırıyor; hakaret ediyor. Bu virüsü hep birlikte ortadan kaldırmak zorundayız. Bu virüsü yenmenin en kolay yolu da ‘Düşünce özgürlüğü’ ve ‘nezakettir.’ Siyasi ahlakı, adabı ve nezaketi Türkiye’nin, hayatın her yerine her safhasına yaymamız gerekiyor. Bunu beceremezsek siyasetteki bu üslup tüm Türkiye’ye yayılmaya devam edecektir.

 

 

“SİYASETTE ÜSLUP; TOPLUMSAL DAVRANIŞA YANSIR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr) –Uygarlığın evrimi, insanların bir arada yaşama yöntemlerinin sürekli gelişip değişmesine eşlik etmiştir. İlkel çağ ve toplumlarda güçlü olanlar kaba kuvvet kullanarak, diğerleri üzerinde egemenlik kurmuştur. Bu durum güçlü ile güçsüz arasında uçurum yaratmıştır. Kölelik dönemleri böylesi düzeylerde yaşandı. Toplum yönetimini, kuvvet yoluyla ele geçiren hiçbir yönetim, birlikte yaşadığı diğer insanlara adil davranamaz. Ne zaman ki, insanlık eşit oy ve insani değerlere dayalı demokratik sisteme ulaştı; işte o zaman insanlar arasındaki kavgalar olabildiğince en aza inmiş ve karşılıklı rıza ile toplum yönetimleri değişebilir olmuştur. Bu nedenle demokrasi, malı ve canı güvencede olan insanlara, eşit ve özgür olarak seçim hakkı bahşeden bir yöntem olarak şekillendi. Bu yöntemin işleyiş mekanizması, insan hak ve onurunu gözeten hukuk kuralları ile düzenlenir. Ayrıca demokrasi, ancak ve ancak, bu yönteme eşlik eden diğer bazı yöntem ve değerlerle birlikte var olur. Kültürel farklara hoşgörü ile onlara eşit ve adil davranmak; insanlara eşit davranabilmek için çıkar çatışmasında uzlaşmacı olmak ve bu yolla barışı korumak temel bir ilke ve sistem unsurudur. Ekonomide etkinlik ve verimliliğe öncelik vererek refah artışından herkesin yararlanmasını sağlamak; İnsanları başarı ve liyakat ilkesine göre ve sorunları bilimsel yöntemlerle çözmek, demokratik süreci destekleyen unsurlardır. Nitekim çağdaş ekonomik yarışta haksız ve yıkıcı rekabet bu yüzden yasaklanmıştır. Rakibi kötülemek ya da onun elemanlarını ayartmak yasaktır. Rakip şirkete açıkça zarar vermek veya piyasadan atmaya zorlamak yasaktır. Çağdaş Ekonomik rekabetin temel ilkesi, işletmenin yenilik yoluyla ve kendini aşarak rekabette üstünlük sağlamaya dayanır. Aynı durum çağdaş demokraside, partilerin topluma sundukları program ve çözüm konseptlerinden geçer. Partiler arası rekabet topluma sunulan çözüm konseptlerinin yarışı şeklinde olması gerekir. Ancak ne yazık ki Türkiye’de parti programları çözüm üreten sistem ve konseptlerden yoksun olduğu için; çağdaş demokrasinin ve toplumun yöntemleri değil, çağdışı yöntemler kullanılmaktadır. Ekonomideki haksız ve yıkıcı rekabet gibi, haksız ve yıkıcı siyasi yöntem ve söylemlerden medet umulmaktadır. İnsan onuruna saldırılar ve küfürler üzerinden yürütülen bir siyasi süreç işliyor. Eğitimli ve çağdaş bir insanın ağzına almayacağı suçlama ve küfürler Türk siyasetinin malzemesi oluyor. Yandaşlık adına beyaza siyah demek veya tam tersini savunmak mubah görülüyor. Rakiplere adice komplolar kurmak ve kasetler üretmek Türk siyasetinde olağan görüldü. Toplum ses çıkarmadı. Toplum neredeyse tüm etik değerlerini kaybetme noktasına taşındı. Bu bir toplumsal cinayet ve cinnet geçirme durumudur. Ancak buna çanak tutan hala kapalı ve geleneksel toplum değerleri olarak, düşünmeden, inanılan liderlerin asla sorgulanmadığı, mutlak bağnazlık ve bağımlı kişilik yapısının varlığından kaynaklanıyor. Liderler de kendine, körü körüne bağlı seçmen kitlesini elde tutma gayreti içinde karşı tarafı günah keçisi göstererek; kendi partisi içindeki tartışma ve çatışmayı, bir üst düzleme taşıyarak, partisinde geleneksel dayanışma sağlıyor. Kısacası her türlü saçmalık, kırık kol gibi yen içinde tutuluyor.

Böylesi bir ortamın ürettiği siyaset yapma üslubu, kaçınılmaz olarak çirkindir. Suçlama ve çamur atmaya dayalı olduğu gibi, toplumsal çatışmaya, zıtlaşmaya ve kutuplaşmaya zemin hazırlıyor. “Cumhur İttifakında”, oy kaybı yanında her iki partiden başlayan kopuşların verdiği tedirginlik üslubun daha da bozulmasına yol açıyor. Bağnaz seçmenlerde dayanışma yaratmak için, sert ve çirkin üslup ile toplumsal gerilimi arttırmak bu partilerin olduğu kadar toplumun önündeki en tehlikeli tuzaktır. Ne yazık ki bu tuzağa “Millet İttifakı” da düşmektedir. Yanlışa yanlışla, çirkinliğe çirkince cevap vermek uzun vadede hiçbir tarafa kazanç getirmez. İktidar kendi gücüne güvenerek bunu sürdürse bile; geleceğin iktidarı olma iddiasındaki partilerin daha çok aklıselime, tutarlılığa, bilime, çağdaş değerlere ve insan haklarına ve insan onuruna saygı göstererek geleceğin iktidarı olmayı hak etmelidir. Kullanılan çirkin üslup, süreç içinde kutuplaşma ile toplumun geleceğini riske atar.

 

 

“BU ÜSLUP VATANDAŞI ÇOK ÜZÜYOR!..”

Öcal Uluç ( Gazeteci / Yazar) –Gazetecilikte 65’inci yılıma girdim, uzun yıllar Ankara’da gazetecilik yaptım. Türk siyaset sahnesinde böylesine bir üslup yaşamadım, duymadım, okumadım, yazmadım. 84 yaşındaki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, siyasetçilerimizden, “hangi seviyede olurlarsa olsunlar, bu üsluba son vermelerini isteme” hakkımı kullanıyorum. Taa Ankara zirvelerinden, yurdun dört bir yanındaki belde ovalarına kadar bütün ülkemde “Siyasetçiyim” diyen herkesin “Böyle bir üsluba prim vermemesi ve bu üslubu kullanmaması gerekiyor”, ki “ülkemizin içinde olduğu büyük sorunlar”, hiç olmazsa bu sorunların ortadan bir an önce kaldırılması için “el ele verilmesi gerektiğini” açık olarak ortaya koyuyor. Soruyorum; “Bu üslupla kavga, Türkiye’yi nereye götürür, ortada değil mi?”

Sadece, vatandaşların birbirine sorduğu “Millet İttifakı siyasetçileri, Cumhur İttifakı siyasetçilerinin çok sert üslubuna aynı üslupla cevap vermeli mi” sorusuna, kesin olarak “Hayır” demem yetmiyor. Cumhur İttifakı siyasetçilerine de “Devleti sizler yönetiyorsunuz, bu üslubu unutun ki, tabandaki bölünmeler, kavgalar sona ersin ve milleti bütünüyle kucaklayan bir yönetim ortaya çıksın” diyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Pandemik salgın, Dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de sarstı; hem sosyal açıdan, hem ekonomik açıdan… Salgının ülke ekonomisinde ve sosyal hayatta yarattığı krize karşı a...

Türkiye’de test sayısı da, vaka sayısı da, ölüm sayısı da gün gün artıyor. İstanbul salgının Merkez Üssü… Gözlem konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu…

Coronavirüs salgını okullarda Biyoloji ve Sağlık Bilgisi derslerinin önemini ortaya çıkardı. Milli Eğitim Bakanlığı, Yeni Ortaöğretim Modeli'nde liselerde toplam ders ...

Milyonlarca Türk ile beraber yıllardır Almanya’da yaşayan Doktor Erdoğan Karatay Almanya’daki durumu yazdı ve “Bilinenin aksine Dünya’da hastalananlar içinde 30 – 60 y...

Pandemi, Avrupa ve ABD’ye kaydı ve yayılıyor. Türkiye’de de testler arttırıldı; yoğun bakımda ilaç tedavisi başladı. Vatandaş “İşe, sokağa ne zaman dönüleceğini” soruy...

TRT, EBA TV adında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencileri için üç ayrı kanal oluştururken, uzmanlar, eğitimin ilk gününde ders aralarına sıkıştırılan animasyon ve bazı ...

Coronavirüs salgınının ekonomik etkilerini azaltmak için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 18 Mart'ta açıklanan önlemlerin, yasal düzenleme gerektirenleri,...

Yazarlar
Website Security Test