Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Siyasetin zirvelerinde hâlâ “Yardım Kavgası” var!..

22.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Toplanan yardımların kimlere ve nerelere dağıtıldığı” ve “maske dağıtımı” konusunda şikayet ve eleştiriler de giderek artıyor…

Coronavirüsün faturası her geçen gün ağırlaşıyor. Salgın nedeniyle 21 Nisan itibariyle dünya genelinde virüsün bulaştığı kişi sayısı 2 milyon 557 bin 993, ölenleri sayısı ise 177 bin 688 oldu. Türkiye de ise salgına yakalananların sayısı 95 bin 591, ölenlerin sayısı 2 bin 259 oldu. Türk Tabipleri Birliği'nin ardından birçok doktor da, Sağlık Bakanlığı'nın koronavirüsün neden olduğu ölümleri “bulaşıcı hastalık” olarak kayda geçirme eleştirisinde bulunmaya devam ediyor.

Bu arada “toplanan yardımların nerelere dağıtıldığına dair” şeffaflık olmamasından ve “maske sorununun hâlâ çözülememesinden” şikayetler de giderek artıyor.

YASAK 4 GÜNE ÇIKARILDI…

Salgının etkilerini azaltmak için her ülke kendince tedbirler alıyor. Birçok ülke gibi sınırlarını kapatan Türkiye, geçtiğimiz iki hafta sonu sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu hafta da yasak 23 Nisan Perşembe gününden itibaren başlamak üzere 4 güne çıkarıldı.

Hafta sonu sokağa çıkma yasağının ilk uygulamasında Cuma Gecesi yüz binlerce kişinin “Erzak temini için” gece yarısı sokaklara dökülmesinin üzerinden iki hafta geçti. Coronavirüs bulaşmasının 14 günlük 23 Nisan gecesi doldu. Gazetemiz baskıya girerken, uzmanlar, “Tablo ve rakamlar ne olacak” sorusunun cevabını endişe ile bekliyordu.

Üst üste alınan yeni tedbirlere rağmen “Yasak ihlalleri” bir türlü önlenemiyor. Havaların ısınmasıyla “Açık hava, piknik, plaj, deniz” tutkusunu arttırıyor. İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanları olmak üzere CHP’li Büyükşehir Belediyeleri sadece hafta sonları değil, 15 gün sürecek sürekli sokağa çıkma yasağı istiyor. Son olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 23 Nisan’dan 1 Mayıs’a kadar olan sürede, sadece 5 günlük mesaiye mal olabilecek şekilde, 11 günlük sokağa çıkma yasağı uygulanabilir” dedi.

“ÖLÜMLER GİZLENİYOR…”

Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Sözcü Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, kentte coronavirü kaynaklı 7 ölümün gerçekleştiğini açıkladı. Savaş, 7 hastanın 2’sinin ölüm nedenine “coronavirüs” yazıldığını, 5 hastanın ölüm nedeninse “bulaşıcı hastalık” olarak kaydedildiğini söyledi.

Türk Tabipleri Birliği'nin ardından İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Bilim Kurulu Üyesi Prof. Zeki Kılıçaslan da İstanbul'da 60 bin civarında Covid-19 vakası olduğunu söyledi ve coronavirüs ölümlerinin “bulaşıcı hastalık” olarak kayda geçtiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) bir dönem Avrupa Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Toplum Sağlığı Genombilim alanının kurucularından Gentest Enstitüsü Direktörü Dr. Serdar Savaş, Türkiye’de vaka sayısının (20 Nisan) 650 bin ile 1 milyon aralığında olduğunu söyledi. İki günlük sokağa çıkma yasağının etkili olamayacağını belirten Savaş, "Sokağa çıkmanın yasak olduğu günlerde 65 yaş üstü vatandaşlar sokağa çıksın" dedi.

Dr. Serdar Savaş, “Sağlık sistemimizin kapasitesinin aşılmasından endişe ediyorum. Bu yıl İstanbul'da geçtiğimiz yıl Mart ve Nisan aylarına göre ölümlerde ciddi oranda artış var, bu rakamın ancak yarısı resmi olarak açıklanan Covid-19 vakalarına bağlı ölümlerle açıklanabilir” dedi.

Savaş, bir aylık vaka artışının, İtalya ve İspanya'ya benzediğini ancak ölüm oranın bu ülkelere göre düşük olduğunu belirterek, bu durumun en önemli sebebinin ülkemizin genç nüfusa sahip olmasından kaynaklandığını söyledi. “Özellikle 23 Mart haftası çok kritikti” diyen Savaş, şöyle devam etti: “O zaman yaptığımız projeksiyonlar, bulaşmayı yüzde 35-50 oranında azaltan önlemlerin birkaç hafta içinde devreye sokulması ile salgının kontrol altına alınabileceğini gösteriyordu. Şimdi ise bulaşmayı en az yüzde 80 azaltmamız gerekiyor. Şu andaki salgın yönetimi yaklaşımı ile bu mümkün değil.”

YARDIM TARTIŞMASI BÜYÜYOR

Coronavirüs salgını nedeniyle, işini kaybeden ya da zor durumda olan yurttaşlara yardım amacıyla CHP'li belediye başkanlarının başlattığı bağış kampanyalarının, İçişleri Bakanlığı genelgesiyle yasaklanıp hesaplarının bloke edilmesiyle başlayan tartışma büyüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tüm yardımların "Biz bize yeteriz Türkiyem" sloganıyla başlatılan "Milli Dayanışma Kampanyası" çerçevesinde toplanacağını belirtirken, belediyelerin girişimlerini "devlet içinde devlet olma mantığı" olarak nitelendirmişti.

Milli Dayanışma Kampanyası'nın başlatılmasından bir gün sonra, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 81 il valisine genelge göndererek, bazı belediyelerin valilik izni olmadan yardım kampanyası başlattığını belirtip söz konusu belediyeler hakkında işlem yapılmasını istedi. Soylu, belediyelere kampanya yasağını da "devlet, vali izin vermeden, banka numaraları açıklayıp, 'Ben yardım topluyorum' derseniz başka devlet, yeni hükümet oluşturmak istiyorsunuz demektir" sözleriyle savundu.

Bağış hesapları bloke edilen 11 CHP'li büyükşehir belediye başkanı ise ortak açıklama yaparak, ihtiyaç sahibi yurttaşlara yardım konusunda "kararlı olduklarını" bildirirken, hukuki itiraz sürecini de başlattılar.
Yardımların “Milli Dayanışma Kampanyası” veya “Vefa Sosyal Destek Birimleri” kanalıyla yapılmasını isteyen hükümet, belediyelerin yardım kampanyalarını “yasaya aykırı” gerekçesiyle durdurdu. Bu kapsamda, İstanbul, Ankara ve Antalya Büyükşehir belediyelerinin bağış kampanyası hesaplarına bloke konuldu. Adana Büyükşehir Belediyesi’nin salgınla mücadelede kullanılmak üzere açtığı ve sağlık müdürlüğüne tahsis edilen 1.000 yataklı Sahra Hastanesi mühürlendi. Mersin Büyükşehir Belediyesinin bedava ekmek dağıtımı yasaklandı. CHP’li Kadıköy Belediyesi’nin 23 Nisan orkestralı TIR’ına bile müdahale edildi, şarkı çalması durduruldu.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal Mersin’de belediyenin ekmek dağıtmasına “paralel yapı” benzetmesi yaptı. Ünal, “Anadolu’da ‘ayrı baş çekmek’ deyimi vardır. Bunun devletteki karşılığı paralel yapıdır.” demişti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin yönettiği belediyelerin yardımlarının bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından engellendiğini söyledi. Sözcü’den Saygı Öztürk’e konuşan Kılıçdaroğlu, “Ne zaman ki CHP’li belediyeler Covid-19 salgını nedeniyle alınan önlemlerden ekonomik olarak etkilenen vatandaşlarımıza ulaşmaya başlardılar, yoksul vatandaşlarımıza ulaşmaya başladılar, hemen siyasi iktidar yasak getirdi. Üstelik bu yasak bizzat bu yasak, Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla gerçekleştirildi. Seçimlerden önce de sürekli, ‘CHP’li belediye başkan adaylarını seçerseniz, yoksul vatandaşlarımıza yapılan yardımı kesecekler’ diyordu. CHP’li belediye başkanlarımız, bırakın yardımı kesmesini, yardımları daha da artırdı. Üstelik biz bu yardımları asla parti ayrımı olmadan ulaştırıyoruz. Bu durum, Erdoğan’ın ezberini bozdu. İşte bu yüzden, CHP’li belediyelerin yardım yapmasını engellemeye çalışıyorlar. Getirdikleri bu yasağın altyapısı yok. Bağış toplanmasını önleyerek açıkça suç işliyorlar.”

 

“KÜRESEL SALGINDA ULUSAL STRATEJİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Covid-19 küresel salgını, geçmişte yaşanan salgınlardan hem daha hızlı, hem de daha yaygın özelliklere sahip. Zira küresel köye dönüşen dünyamızda artan ulaşım ve etkileşim bu süreci hızlandırıyor. Böylesi bir küresel salgının kontrol edilmesi, ancak çok ciddi bir ulusal stratejisi ile gerçekleşebilir. Nitekim Güney Kore, Japonya, Singapur ve Almanya, bu konuda başarılı Ulusal strateji uygulaması gösterdiler. Dikkat edilirse bu ülkeler aynı zamanda bilim, teknoloji ve ekonomik gelişme alanlarında da örnek ülkeler. Türkiye’nin salgını önleme stratejisi bir yönüyle, bilim ve teknolojiye dayalı olarak, başarılı sonuçlar alıyor. Ancak siyasi yönüyle ulusal bir strateji olma noktasında ciddi açıklar veriyor. Nitekim Sağlık Bakanı sürecin yönetimini baştan beri bir bilim kuruluna dayandırdı ve çok doğru bir uygulamaya imza attı. Sağlık çalışanlarımız canhıraş çalışmayla başarıyı arttırıyor. Her ne kadar Şehir hastaneleri oluşturma sürecinde, Üniversite ve Devlet Hastaneleri sınırlanan Devlet desteği nedeniyle belli bir zafiyet yaşamışlarsa da; İtalya, İspanya ve ABD gibi sağlığın tümüyle özelleştirildiği ülkelere göre hala güçlü olduklarını kanıtladılar. Ağır yükü başarı ile taşıyorlar. Kapasiteleri el verdiği ölçüde bu yükü başarı ile taşıyacaklar. Ancak ülkemizdeki Salgını önleme stratejisinin zafiyetleri büyük ölçüde siyasi otoritenin uygulamadaki hatalarından kaynaklanıyor. Hastalık 2019 Aralık ayında Çin’de görüldü.

İşi sağlam tutan ülkeler (Kore ve Japonya) Şubat ortalarında önlem almaya başladı. Hastalık Şubat sonunda İtalya’da görüldü. ABD Çine seyahatleri Ocak başında kısıtladı. Türkiye’de ilk vaka 10 Martta açıklandı. 14 Mart günü gece yarısı öğrenciler apar topar yurtlardan çıkartılıp, sokağa bırakıldı. Öngörülü bir siyasi yönetim Umre ziyaretlerini bu yıl için askıya alabilirdi. Önleyici önlem almak yerine iş başa düşünce geç kalmış çare arayışı sorunları ağırlaştırır. Hükümet salgının başlangıcını Avrupa’dan gelenlere bağlasa da; salgının hem Avrupa’dan, hem Umre ziyaretlerinden, hem İran üzerinden (özellikle Doğuda) yayıldığı gözlendi. Aynı hata Çeşme-İtalya roro seferinin devam etmesinde gözlendi. Anadolu kentlerine yayılmada umrecilerin payı hem taşıma, hem de hacı evi ziyaretleri nedeniyle yaygınlaştı. Isparta’da yaygınlık umreden kaynaklanırken; Burdur’un il sınırları geçişlerini kısıtlaması bu yüzden yaşandı. Siyasi otoritenin önlem hatasına eklenen bir başka aksaklık,11-12 Nisan Hafta sonu yasağının zamanlama hatası ile halkın sokağa dökülmesinde gözlendi.

Daha önemli bir siyasi zafiyet geçen yılki seçimlerin, İstanbul tekrarı ile ekonomide yaratığı dar boğaz ve buna eklenen Suriye krizi yanında para ve faiz politikasının ekonomi dışı kriterler ile yönetmenin tetiklediği kur artışları nedeniyle yaşandı. Siyasi hatalar nedeniyle ekonomik kaynaklar açısından oldukça zor bir ortamda hükümet salgın ile yüz yüze geldi. Kısacası salgını omuzlamak için yeterli kaynaklar siyasi iktidarın kasasında bulunmuyor. Bu nedenle, yüksek enflasyon ve işsizlik boyunduruğundan henüz kurtulmamış halktan, destek aranmak durumunda kaldı. Ekonominin şu andaki koşulları, muhalefetin talep ettiği, tam bir sokağa çıkma yasağını kaldıramayacağı için siyasi iktidar kısmi bir sokağa çıkma yasağı ile yetiniyor. Ancak bu günkü koşullarda siyasi iktidarın en büyük ve bariz hatası, siyasi gerekçelerle belediyelerle restleşmeye girişmiş olmasından kaynaklanıyor. Esasen siyasi iktidar ne yazık ki iktidarda kalma şansını, yanlış bir tercihle, siyasi kutuplaşmaya bağlamış bulunuyor. Oysa iktidarı ve muhalefetiyle tüm toplumun, canıyla imtihan edildiği bu zor salgın sürecinde, yerel ve merkezi idareleriyle, sivil ve resmi kurumlar, iş dünyası ve STK’lar ile kısacası tüm vatandaşlarıyla kenetlenmiş bir bütün oluşturması gerekir.

82 milyonluk bir toplumun sorunları asla tek merkezden çözülemez. Merkez bilimsel stratejiyi belirler, çözüm herkesin katılımı ile gelir. Böylesi zor dönemleri aşmak, sorumluluk bilinci içinde tüm toplumu, topyekun çözüme odaklayan, çoğulcu katılım, çoğulcu siyaset ve dayanışmadan geçer. Uygarlık tarihi bunu defalarca kanıtlamış bulunuyor. Yerel Yönetim girişimlerini, FETÖ örneği gibi paralel yapı olarak değerlendirmek yapılabilecek en son tarihi ve siyasi bir hatadır. Kalıcı çözüm bilimin ışığında akılcı stratejilere dayalı, sistemli organizasyon ve dayanışma içinde bilinçli davranışlardan geçer.

“BELEDİYELERİN DIŞLANMASI, MÜCADELEYİ AKSATIYOR”

Mehmet Şakir ÖRS (Gazeteci / Yazar) –Günlük yaşamın ve toplumsal gündemin üstüne adeta bir kâbus gibi çöken coronalı günler, tüm ağırlığıyla ve kasvetiyle egemenliğini sürdürüyor. İlkbahar mevsiminin güzellikleri bile, bu virüsün hayatımızda oluşturduğu karanlığı ve karamsarlığı dağıtamıyor. Toplumsal gündemde bunca ağırlıklı bir yer edinen coronavirüs konusundaki her gelişme, her yeni haber, toplum tarafından dikkatle izleniyor. İnsanlar, dört gözle, güzel ve sağlıklı günlere ulaşabilmenin beklentisine giriyorlar; daha da ötesi hayalini kuruyorlar!..

Bu arada, başta siyasal iktidar olmak üzere, toplumu yönetme sorumluluğu taşıyanlar da, böylesi zor günlerde sınavdan geçiyor. Yönetenlerin, korana günlerindeki tutum, tavır ve davranışları; vatandaşın akıl ve vicdan tartısında, onlar için aynı zamanda bir turnusol işlevi görüyor!..

İçinde bulunduğumuz zor günlerin, günlük hayatımıza doğrudan yansıyan en önemli ve yaygın sorunu ‘maske meselesi’ olarak görünüyor. Bu konu, günlük hayatın içinde, neredeyse bir türlü çözülemeyen, adeta ‘Gordion düğümü’ne dönüştü. Sonuç olarak, iktidar sorumluluğu taşıyanlar, doğrusu vatandaşa en basitinden bir maske dağıtmayı bile maalesef beceremiyorlar.

Burada yanlış olan, öncelikle vatandaşın maskeye erişimi tam olarak sağlanmadan satışının yasaklanmasıydı. Oysa eczanelerde satışı sürebilirdi. Önce PTT üzerinden, sonra da e-devlet üzerinden başvuru yapılması istendi. Sonra da eczaneler kanalıyla dağıtılacağı açıklandı. Sürekli karar değiştirildi. Örneğin, hem PTT ve hem de e-devlet başvurularımıza karşın, bize henüz maske ulaşmadı. Eşimle birlikte, öncelikle dağıtılacağı söylenen 55-65 yaş grubunda olduğumuz halde, bugüne kadar telefonlarımıza kod da gelmedi. Tıpkı, günlerdir çevremizde bulunan 65 yaş üstü pek çok insana, dağıtılacağı söylenen kolonyanın ve maskenin gelmediği gibi!.. Doğrusu, Samuel Beckett’in o ünlü eserindeki Godot’yu bekleyenler gibi, bugünlerde biz de maske kodu bekliyoruz!..

Bir diğer önemli konu, merkezi yönetimin yerel yönetimleri, korona ile mücadele ve dayanışma çalışmalarından dışlamaya çalışmasıdır. Oysa belediyeler, halka en çabuk ulaşabilecek kamusal birimlerdir ve devlet aygıtının önemli bir parçasıdır. Ülkenin en büyük kentlerinin belediyeleri, CHP’li ve muhalif başkanlar yönetiyor diyerek dışlanırsa, coronavirüs ile mücadele sekteye uğratılır.

CHP’li yerel yönetimlerin bağış toplamasının engellenmesi ile başlayan olumsuz örnekler, maalesef tüm hızıyla sürmektedir. İş, belediyelerin halka ücretsiz ekmek dağıtımının engellenmesi ve Adana örneğinde olduğu gibi, belediyenin yaptığı sahra hastanesinin mühürlenmesine kadar vardırılmıştır. Bütün bu haberler halkımızı üzmektedir. Oysa ana muhalefet lideri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sıkça söylediği gibi, ‘iyilikte yarışılmalıdır.’ Koronavirüs ile mücadelede, muhalefetin uyarılarına ve halkın doğrudan temsilcisi olan CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanının çağrısına, önerilerine kulak verilmelidir. Halkımız da bunun böyle olmasını istemektedir.

Bu zor dönemde, yönetim sorumluluğu taşıyanlar, ayrımsız herkesi kucaklamalı ve ‘ortak akıl’la hareket etmelidir. Coronalı günlerin aşılmasında, coronavirüsün toplumsal yaşamda oluşturacağı tahribatın giderilmesinde ve halkımızın yaralarının sarılmasında; mutlaka akılcı ve ortaklaştırıcı bir yolun tutulması gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, 83 milyonu ilgilendiren hayat pahalılığı konusunu masaya yatırdı. İşte uzmanların görüşleri...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 21 Mayıs’ta politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,75’ten yüzde 8,25’e indirdi. Böylece TCMB son...

Ekonominin dar boğazdan geçtiği, siyasette AKP'den kopan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimlerin daha görünür olduğu, MHP lideri Devlet Bahçeli ve arkadaşlarının...

Salgından en çok etkilenen kesimin şehir varoşlarında yaşayanlar, gecekondu mahallelerinde oturanlar ve Suriyeli göçmenler olduğu görülüyor. GÖZLEM konuyu masaya yatır...

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Yazarlar
Website Security Test