Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Sıraya “GIDA” krizi mi giriyor?

22.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Salgın nedeniyle, tarım, tarıma dayalı sanayi, hayvancılık alanlarında çok ciddi dar boğazlar var. BM 36 ülkeyi işaretle “Kıtlık felaketiyle karşı karşıyayız” açıklaması yaptı. GÖZLEM uzmanlara sordu, işte görüşleri…

MEHMET KOCABIYIK

Coronavirüs salgını tüm dünyayı etkisi altına aldı, vakanın görülmediği ülke kalmadı. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) pandemi ilan ettiği hastalık, dünyaya hem ekonomik hem de sağlık krizini yaşatıyor. Dünya ekonomisinin çok kırılgan olduğu bir dönemde patlak veren salgın nedeniyle gıda krizinin de kapıda olduğu uyarıları yapılıyor. Uzmanlar, tarım üretiminin ihmal edilmemesi uyarısında bulunuyor.

Salgın nedeniyle, tarım, tarıma dayalı sanayi, hayvancılık, yaş sebze meyve ekimi, hasadı, işleme, paketleme taşıma ve boşaltma alanlarında çok ciddi dar boğazlar oluşuyor. Tarım ve hayvancılık, özellikle taze sebze, meyve üretimi ve rekoltesi ülkeler arası göçmen ve mevsimlik işgücü hareketine dayanıyor. Salgın nedeniyle çiftçi ekim yapmak ve hasat etmek için tarlaya girmekten çekiniyor.

Coronavirüs salgını dünya ekonomisinin çok kırılgan olduğu bir dönemde patlak verdi. Devletlerin salgına karşı almaya başladığı önlemlerin faturası her geçen gün artıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), “Dünya ekonomisi Büyük Buhran'dan beri görülen en sert daralmayı yaşayabilir” uyarısında bulundu. Dünya ekonomisinin 2020’de yüzde 3 küçüleceğini tahmin eden IMF, bu sert düşüşten bütün ülkelerin etkileneceğini, daha önce görülmemiş bir krize yol açtığını belirtti. IMF’ye göre dünya ekonomisinin sorunları, “küresel depresyon” olarak tanımlanabilecek bir düzeyde ağırlaştırdı.

IMF'nin Başekonomisti Gita Gopinath, krizin önümüzdeki iki yıl içinde küresel GSYH'dan 9 trilyon dolar götürebileceğini açıkladı. Gopinath, Büyük Buhran'dan beri ilk defa hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde daralma görüleceğini aktardı.

Raporda, Türkiye ekonomisi için 2020’de yüzde 5 küçülme, 2021'de ise yüzde 5 büyümesini bekliyor. Türkiye için yıllık ortalama enflasyon beklentisi 2020 ve 2021 yılı için yüzde 12 olarak açıklandı. İşsizliğin ise bu yıl yüzde 17,2, 2021'de yüzde 15,6 seviyesinde olmasını öngörüyor.

IMF borçlarda patlama bekliyor

Uluslararası Para Fonu, devletlerin borçlanma oranlarında bu yıl coronavirüs nedeniyle büyük artış bekliyor. IMF'ye göre salgının devlet maliyelerine getireceği ek yük 3,3 trilyon euroyu bulacak. Bu miktarın içinde devletlerin sağlık sistemi harcamaları ile şirketler ve hanelere yapılan mali yardımlar da yer alıyor. IMF coronavirüsle mücadele önlemleri kapsamında verilecek kredi ve kefaletlerin de ek olarak trilyonlara mal olacağına dikkat çekti.

2019 yılında devletlerin borçları, milli gelirler toplamının yüzde 83'üne tekabül etti. IMF, borçlanma oranının 2020 yılında yüzde 96,4'e yükselmesinin beklendiğini bildirdi. Bu çerçevede özellikle gelişmekte olan ülkelerin zorluk yaşayacağını kaydeden IMF, kamu borçlarının milli gelire oranının Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) yüzde 131‘e, İtalya'da yüzde 155,5'e ve İspanya'da yüzde 113'e yükseleceğini öngörüyor.

Gıda krizi kapıda mı?

Dikkatler coronavirüsün ekonomik göstergeler üzerindeki etkilerine çevrilirken, bu süreçte gıda krizi riski gözden kaçmıştı. Salgının finans sektörüne etkileri ülkelerin merkez bankaları “Para basarak” ya da başka yolla bir şekilde çözülebilirken, gıda sektöründe tek çözüm üretimi devam ettirmek.

Covid 19 nedeniyle tarım, tarıma dayalı sanayi ve hayvancılık alanında, üretim, işleme, paketleme taşıma ve boşaltma alanlarında çok ciddi dar boğazlar oluştu. Tarım ve hayvancılık, özellikle taze sebze, meyve üretimi ve rekoltesi ülkeler arası göçmen ve mevsimlik işgücü hareketine dayanıyor.

Üretilenlerin sınır ötesi taşınması gerekiyor. Salgın bu hareketleri durdurdu, tedarik zincirlerini kopartmaya başladı. Bu zincirler gelişmiş ülkelerin halkının beslenmesi için gereken gıda mallarını, mevsimlik işçi hareketleri de işçilerin geldiği ülkedeki beslenmeyi finanse eden geliri sağlıyor.

Tedarik zincirleri koparken hem süpermarketlerin rafları boşalıyor hem de raflardaki ürünlerin fiyatları artıyor. Böylece özellikle, nüfusun düşük gelirli kısmının gıda rejimi olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor.

Buğday, mısır, pirinç, şeker gibi stratejik ürünleri üreten Rusya, Vietnam, Kazakistan benzeri ülkelerin, coronavirüs salgınında kendi halkını doyurma kaygısıyla ihracat kısıtlamalarına gitmeye başladı.

 

BAKANLIK HAREKETE GEÇTİ; BAKLİYAT EKİMİ ARTTIRILACAK

Coronovirüs salgını sürecinde fiyatları artan kuru fasulye ve mercimek üretimini artırmak için harekete geçildi. Tarım ve Orman Bakanlığı da tarımsal ürün arz güvenliğine yönelik tedbirler alırken, özellikle uluslararası piyasalarda fiyatı yükselen mercimek ve kuru fasulye üretim miktarının artırılması için ivedilikle çalışma başlattı. Kuru fasulye üretimine yönelik projeyle pilot 15 ilde atıl arazilerin tarımsal üretime kazandırılması ve ilave üretim alanı sağlanması amacıyla tohumluğun yüzde 75'i hibe verilerek tarımsal hasılanın artırılması amaçlandı. Mercimek üretiminin artırılması için de pilot 5 ilde tohumluğun yüzde 75'i hibe olarak dağıtıldı.

Hasada kadar kuru fasulye stok, ithalat ve ihracat durumu yakından izlenirken, gerektiğinde ivedilikle yeni tedbirler alınması planlanıyor. Mercimekte de Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki ekilişler tamamlanırken, nisan itibarıyla gelişimde bir sorun görülmüyor.

BM: "KITLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ"

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) Direktörü David Beasley, dünyanın şu an sadece yeni tip coronavirüs (Covid-19) salgınıyla değil aynı zamanda "açlık salgınıyla" da karşı karşıya olduğu uyarısında bulunarak, en kötü senaryoya göre yaklaşık 36 ülkede kıtlık görülebileceğini söyledi.

Beasley, BM Güvenlik Konseyi'ni video konferans yoluyla savaşlar ve silahlı çatışmaların neden olduğu açlığın siviller üzerindeki etkisi hakkında bilgilendirdi. Covid-19 salgını başlamadan önce, 2020'de 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en kötü insani krizin yaşanacağı konusunda uyarıda bulunduklarını belirten Beasley, "Şu an sadece Covid-19 salgınıyla değil aynı zamanda açlık salgınıyla karşı karşıyayız." ifadesini kullandı.

Beasley, Yemen, Suriye ve Güney Sudan'daki savaşların yanı sıra Doğu Afrika'daki çekirge istilası, doğal afetler ve iklim değişikliğinin yarattığı sonuçlara dikkati çekerek, "Bugün Covid-19 yüzünden sadece küresel bir sağlık pandemisi değil ayrıca küresel insani bir felaketle karşı karşıyayız." diye konuştu.
Savaş bölgelerindeki milyonlarca kişinin her geçen gün kıtlığın eşiğine sürüklendiğinin altını çizen Beasley, "821 milyon kişi her gece yatağa aç giriyor ve kronik açlık çekiyor." dedi.

Beasley, yayımlanan Küresel Gıda Krizi raporundaki verileri de hatırlattı. Yaklaşık 135 milyon kişinin açlık riskiyle karşı karşıya kalabileceğini aktaran Beasley, Covid-19 nedeniyle bu rakama 130 milyonun daha eklenebileceğini ve toplam sayının 265 milyona çıkabileceğini vurguladı.

Beasley, en kötü senaryoya göre yaklaşık 36 ülkede kıtlık görülebileceğini ve 10 ülkede birer milyon kişinin hali hazırda açlığın pençesinde olduğunu dile getirdi.

Salgının, ekonomi ve sağlık imkanları göz önünde bulundurulduğunda en fazla Afrika ve Orta Doğu için endişe verici sonuçlar doğurabileceğine işaret eden Beasley, bu noktada küresel bir ateşkese ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

Beasley, şunları kaydetti: "Henüz kıtlık yok ama sizi uyarmam gerek. Eğer şimdi hazırlanmaz ve harekete geçmezsek ticaretteki aksamaları ve fon kesintilerini önleyemezsek sadece birkaç ay içinde birden fazla devasa kıtlıklarla karşı karşıya kalabiliriz. Atacağımız adımlar sürdürülebilir gıda sistemleri ve barışçıl toplumlar oluşturup oluşturamayacağımızı belirleyecek. Zaman bizden yana değil, akıllı ve hızlı hareket etmek zorundayız."

 

“DIŞA BAĞIMLILIK DEMEK ‘GIDA KRİZİ’ DEMEKTİR”

Kamil Okyay Sındır (İzmir Milletvekili) –Türkiye’de özellikle de son 20 yıldır süregelen tarım politikaları, Dünya ile entegrasyon ve küreselleşme politikaları görüntüsüyle süslenerek hazırlanmış politikalardır. Neo-liberal politikaların sonunda Türkiye’nin geldiği sürecin mağduru ve mağlubu da çiftçimiz olmuştur. Şu an hâlihazırda Türkiye’de 35 milyona yakın ekilebilir tarım toprağı boş durmaktadır. Dolayısıyla Türkiye gıda sektöründe ithalata dayalı tarım sektöründe de ithalatı tercih eden bir politikada ilerlemektedir. Tarım Bakanı Sn. Pakdemirli’nin, “Paramız var ki ithal ediyoruz” lafı Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke gibi yazılmıştır. Yani Türkiye bakanlık kararı ile tarım sektöründe ithalatı tercih eden bir ülke durumundadır.

Bu yaşanan pandemi süreci dünyada hareketliliği oldukça azalttığı gibi ticaretin üzerinde de büyük bir etki gösterdi. Coronavirüs ülkelere kendi kaynaklarıyla, kendi yapıp ettikleriyle tarımsal girdi sağlamak ve kendi yağında kavrulmak zorunluluğunu gösterdi. Tüm ülkeler, ithalat odaklı değil üretim odaklı bir politika izlemeleri gerektiğini bir kere daha anlamış oldu.

Yerküre de yaşanan küresel ısınma ve iklim değişikliği sorunu alınan Neo-liberal politikalarla büyüyen küresel şirketlerin hareketliliği ile yaşadığımız bu pandemiyi böyle devam edersek yakın zamanda daha sık yaşayacak gibi duruyoruz.

Türkiye; ayakları yere basan, kendi kaynaklarına inanan ve bu kaynaklarla ayakta kalabilen, üreten ve üreterek büyüyen bir tarım politikasını hayata geçirmez ise; samanı bile ithal eder vaziyete gelmesine sebep olan politikalardan vazgeçmez ise; buğdayı, mısırı, tahılıyla, kendi sebze meyvesi ve kendi tekstil sektörünün üretimini kendi sağlayamaz ise Türkiye’nin önünde çok ciddi bir kriz görünüyor.

Tüm bunları sağlamak için de çiftçinin toprağından kopmaması gerekiyor. Çiftçinin toprağına bağlı olmasının yolu da, ürettiği üründen yeterli düzeyde gelir sağlayabilmesidir. Çiftçi kendisi de kazanacak ki köyünde duracak kendisi de kazanacak ki tarımını yapabilecek. Üretimi ve üretimde kaliteyi arttıracak doğru politikalarla ve üretmekten asla vazgeçmeyen bir üretim planlamasıyla hareket etmek gerekmektedir. Ulus aşırı ticaret yerini, yerelde üreten yerelde tüketen bir sisteme bırakacak gibi görünüyor. Türkiye dışa bağımlı olduğu sürece gıda krizi her dönemde yaşayacaktır. Bu sebeple önce, dışa bağımlı olmayan kendi üreten bir ülke olmak zorundayız.

PANDEMİYLE TARIMIN ÖNEMİ ARTTI, BU TÜRKİYE İÇİN FIRSAT

Ali Ekber Yıldırım (Gazeteci/ Yazar)Coronavirüs salgını gıdanın önemini artırdı. Verimli topraklara sahip Türkiye’nin tarım ve hayvancılıkla ilgili destek ve tedbirlerle “tarihi bir fırsat” yakalayabilir. Tarımda birçok üründe ekim dönemini yaşıyoruz. Acil önlem alınmazsa birçok üründe sıkıntı yaşanabilir. Üretim beklenen köydeki insanlar dahi tüketici konumuna geldi. Köylerde ambalajlı ürün tüketiliyor yani yoğurt, süt, peynir ambalajında. Bunun sonucunda da biz tarımdan uzaklaştık. İnsanlar tarlada çalışmak yerine garson olmayı, bir otelde çalışmayı güvence olarak gördü. Türkiye’de elinizden soğan düşse yerde yeşeriyor. Patates, soğanı ithal ediyor olmamız her şeyi anlatıyor. Tarım politikasının ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor.

Coronavirüsü ile birlikte dünyada bir gıda milliyetçiliği ortaya çıkmaya başladı. Herkes önce benim vatandaşım, önce kendi tüketimim demeye başladı. Avrupa’da bunlar yapılırken, Türkiye’de çiftçi zor koşullarda üretim devam ettiriyor. Türkiye bu konuda hem kendini besleyebilecek hem de diğer ülkelere ciddi katkı sağlayabilecek potansiyele sahip. Umarım virüsten bu dersi alıp zor günler geçtikten sonra ithalat hovardalığına dönmeyiz. Tarım için bütüncül bir destek paketi hazırlanıp acilen uygulamaya konulması gerekir. Bunu hayata geçirilmesiyle Türkiye yalnız kendi ihtiyacını karşılamakla kalmaz, ciddi bir ihracatçı haline gelebilir.

Türkiye şu anda bile ciddi talepler alıyor, ürün istiyorlar. Ama biz buna hazırlıklı değiliz. Çünkü kimse bunu beklemiyordu. Eğer işimizi doğru yapıp üretimi ayakta tutan bir çalışma sürdürüyor olsaydık bugün Türkiye çok ciddi bir fırsat yaratmış olurdu. Ama bu yine de fırsat kaçırılmış değil. Ekim dönemi gelen ürünlerin bir karış toprak boş kalmadan fazlasıyla ekimleri yapılmalı. Hasadı gelen ürünleri hem iç hem dış piyasaya gönderilerek ve bular için her türlü lojistik altyapı hazırlanarak ilk adımları atılmalıdır. Fiyat politikası ile üretim politikası birlikte götürülürse ve çiftçiye gerekli destek sağlanırsa Türkiye fırsat yaratan, ihtiyacını karşılayan ve daha çok ihracat yapan bir ülke olarak buradan çıkabilir”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Bir taraf “Dünyada en iyiyiz”, öteki taraf “Gerçekler saklanıyor, gidiş olumsuz” algısı yaratmak için yarışıyor. Asıl soru; “Gerçek hangisi?”

Türkiye’de muhalif siyasetçiler ve gazeteciler, “mafya babaları, sivil milis heveslileri, partili gençlik grupları ve parti yöneticilerinin tehditlerine maruz kalırken...

Türkiye de “normalleşme sürecine giren” ülkeler arasında. Ama tedbirler sürüyor. “2 gün yasaklı + 2 gün kısıtlamalı” bir hafta sonu + hafta başı yaşayacağız.

Diyanet İşleri Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “yargı koruması” altına alındı. Gazetecilere, Barolara soruşturma ve “haberleri engelleme” kararları üst ü...

Yazarlar
Website Security Test