Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Coronavirüs Paketi’nin ikinci ayındayız; milyonlar “mali destek ve yardım ümidi” ile bekliyor!

30.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi’nin ayrılan bütçenin yetersizliği eleştirilerine uygulamada yaşanan aksaklıklar da eklendi. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte haber ve görüşleri…

MEHMET KOCABIYIK

Covid-19 salgını “hastalık haber ve rakamlarından sonra” Türkiye’de en büyük etkisini şüphesiz ekonomik alanda gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Yaşanan olumsuz durum kısa sürede aşılamayacak kadar derin ve sarsıcı izler bırakmaya başladı. Dolar Türk Lirası karşısında 7 liraya dayandı, “Çeyrek altın” bir ayda 100 liranın üstünde değer kazandı, ekonomi küçülüyor, üretim birçok sektörde adeta durdu. İşsizlik patlarken, turizm sektöründe kepenkler hâlâ kapalı, ne zaman açılacağı ise belirsizliğini koruyor.

Hükümet salgının etkilerini azaltmak için 200 milyar liralık Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi açıkladı. İşveren, esnaf, çalışan, emekli gibi pek çok kesim için önlemler içeren 200 milyar liralık paketten sadece 20 milyar lirasının halka ulaştırıldığı belirtiliyor. Öte yandan “Kepenk indiren ve çalışanlarını izne çıkaran” iş yerlerinin sahipleri, esnaf, çiftçi “Mali destek ve faizsiz, ön ödemesiz kredi kolaylığı konusundaki vaatlerin yerine getirilmediğinden” şikâyetçi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi'ni ayrıntılı bir rapor ile ilan etti. Raporda; muhtasar, KDV ve prim ödemelerine ve konaklama vergisine 6 ay kadar erteleme, kamu bankalarından kredi desteği, Kredi Garanti Fonu limitinin 2 katına çıkarılması, ihracatçı destekleri, asgari ücret desteği, maaş desteği gibi başlıklar yer alıyor.

Pandemi ile mücadele kapsamında hükümetin ayırdığı bütçenin az olması ile eleştirilen Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi uygulama sürecinde de “büyük sermayeyi koruyup küçük işletmelerin, çiftçinin, esnafın, işçinin ve ihtiyaç sahiplerinin beklentilerini karşılamama” iddialarıyla eleştirilerin odağı oldu. Coronavirüs önlemleri kapsamında dükkânları kapatılan ve/veya kendisi kapatmak zorunda kalan esnaf ise, “Bize çözüm olarak, ‘Borç içinde borçlanın’ diyorlar. Borcumuz olduğu için bankalar kredi de vermiyor” diyerek tepki gösteriyor. Öte yandan dükkânı açık olan esnaf da, “İş yok, kepengi açtığımıza değmiyor” diyor. Hayatlarını günlük yevmiye ile sürdürenler de paketin yetersizliğinden yakınırken, ihtiyaç sahiplerinin bir kısmı yardıma ulaştığını belirtirken, bir diğer kısmı ise yardım alamamaktan şikâyetçi.

Pandemi öncesinde de özellikle genç nüfusunda ciddi bir işsizlik krizi yaşayan Türkiye’de yaşanan ekonomik zorluklar yeni işten çıkarmalara ve yeni bir işsizler ordusuna sebep oldu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’nin Ocak ayı işsizlik oranı yüzde 13,8 olurken işsiz sayısı 4 milyon 362 bin kişi olarak açıklandı. Şubat, Mart ve Nisan aylarındaki işsizlik sayısı ise merak ediliyor.

Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi açıklandığında paketi değerlendiren ekonomistlerden Başkent Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Şahinöz, açıklanan paketin tamamıyla işvereni koruyan önlemlerden ibaret olduğu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden ekonomist Prof. Dr. Yalçın Karatepe tedbirlerin sonuç doğuracak ciddiyette olmadığı, ekonomist Prof. Dr. Mustafa Altıntaş ise pakette ihtiyaç sahibi geniş yurttaş yelpazesini doğrudan rahatlatacak bir düzenlemenin olmadığı görüşünü paylaşmıştı.

3.5 milyon KOBİ zorda

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, şirketlerin yüzde 34’ünün koronavirüs krizine, iş sürekliliği ile acil durum eylem planı olmadan yakalandığını söyledi. Turan, “Corona nedeniyle büyük işletmelerin yüzde 11’i, mikro ve küçük ölçekli işletmelerimizin yüzde 36’sı faaliyetlerini durdurma kararı aldı. 2011 yılından bugüne ‘Önce Küçüğü Düşün!’ diyoruz. Çünkü ekonomimizin lokomotifi olan KOBİ’lerimizin tedarik zincirinden düşmesinin, domino etkisi yapacağını çok iyi biliyoruz. Ekonominin yüzde 99’ini oluşturan, yaklaşık 3,5 milyon KOBİ’mizin, ekonomik kriz karşısında kırılgan bir yapıya sahip olmaları nedeniyle, finansmana erişimden ödeme ve tahsilat sorunlarına kadar pek çok sıkıntı ile karşı karşıya kaldığını söylüyoruz.” dedi.

İGİAD’tan KOBİ ve istihdamın korunması için tedbir raporu

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) raporunda; “Küresel salgının ülkemiz ekonomisine olan etkilerinden en fazla KOBİ’ler etkilenmiştir. KOBİ’ler ülke işletmelerin yüzde 99,8’ini, katma değerin yüzde 55’ini, yatırımın yüzde 58’ini, ihracatın yüzde 55’ini, istihdamın yüzde 78’ini oluşturuyor. Ekonomiden aldıkları payla ülkemizin omurgasını oluşturmaktadırlar. Özellikle mikro KOBİ’ler sermaye yetersizlikleri ve düşük kapasite ile çalışmaları nedeniyle aylık giderlerini karşılamakta zorlanıyor. Salgın nedeniyle KOBİ’ler Nisan Mayıs Haziran aylarını kapalı geçirmeleri ve çok düşük cirolarla çalışmaları halinde altından kalkamayacakları bir yükle karşı karşıya kalacaklar.

“200 MİLYARIN 4’TE 3’Ü VATANDAŞI FAİZİYLE BORÇLANDIRMA”

Kamil Okyay Sındır (İzmir Milletvekili) –Salgın, esnafı da çiftçiyi de sanayiciyi de, reel sektörü ve üreten herkesi; ücretliyi, memuru, işçiyi ve zaten yoksul olan işsiz olan yurttaşlarımızı etkiledi. Neredeyse ölme noktasına gelinen bir durumda iken hükümet bu ölüme çözüm olarak aspirin verdi. Bu paket aslında “Dağ fare doğurdu” paketidir. Paketin özüne baktığında; Kredi Garanti Fonu’ndan kredi desteği, esnafa destek kredisi gibi içerikler görüyorsunuz. Bu açıklanan 200 milyar TL’lik paketin 150 milyarı kredilerden yani faiziyle geri alacakları paralardan oluşuyor.

Bu süreçte kapatılan, faaliyeti durdurulan yüz binlerce esnafı, üreticiyi, sanayiciyi ayakta tutacak bir paket olmadığı ortadadır. Kahvehaneler, berber ve kuaförler, kafeler, alışveriş merkezleri gibi kapanan 150 binden fazla işletme var. Buralarda çalışan milyonlarca insan gelirsiz bir şekilde ortada kalmış durumdalar. Günlük çalışan insanlar da yine aldığı parayla kendisinin, ailesinin, dükkânının geçimini sağlıyordu, onlar da parasız bir şekilde ortada kaldılar. Salgın kapsamında alınan tedbirlerden ötürü önlemler almak elbette ki olması gerekendi. Fakat hükümet bu salgının yükünü taşıması gerekirken aksine vatandaşın omzuna yükledi.

İşçiden her ay 1154 lira alıyorlar

İşten çıkarmayı yasaklama yasası ile iş yerlerinin maddi durumu sebebiyle ücretsiz izne çıkartılan çalışanların ücretlerini devlet ödeyecek dediler. Günlük ödenecek 39 lira toplamda da 1170 lira ödeyeceklerini açıkladılar. Asgari ücretin anca yarısına tekabül eden bu para ile işçiden her ay 1154 lira alıyorlar ve salgının yükünü işçinin omuzlarına yüklüyorlar. Üstelik bu ödeme de yine kendi bütçelerinden verdikleri bir para değil. İşsizlik Fonu olarak oluşturulan ve işçilerden kesilen ücretlerle yani işçinin yine kendi parası ile bu ücreti ödüyorlar.

200 milyar olarak açıkladıkları bu pakette zor durumda olan vatandaşa karşılıksız yardım olarak en fazla 8 milyar TL verdiler. Geri kalanlar, ya faiziyle geri alınacak krediler ya da vatandaşın kendi oluşturduğu fonlardan yapılan ödemelerdir.

“BİLİMLE BAŞARI; SİYASET İLE BOCALAMA…”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Kendine özgü özellikleri olan Covid-19 krizinin ülkemizde ortaya koyduğu realite şudur: Bilimsel ilkelere uygun davranış, başarıyı er geç yakalıyor. Oysa siyasetin dalgalı denizinde, bilimsellikten uzaklaşmak, gerek ekonomide, gerekse ekonomik sonuçların sosyal kesimlere yansımasını yönetmede bocalama getiriyor. Sağlık Bakanının bir bilim kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda krizin sağlık boyutunu yönlendirmesi başarılı sonuçlar veriyor. Yakın geçmişte, Şehir Hastaneleri gerekçesi ile siyaseten ihmal edilmelerine rağmen, Üniversite ve Devlet Hastaneleri ile çalışanlarının fedakarlık ve bilimsel birikimleri bu başarıda en büyük paya sahip. Bilimin ışığı ve bu ışığın izinde, deneyimin verdiği güven başarı getiriyor. Buna karşın siyasetin yönlendirdiği ekonomik sorunlar ile bunların sosyal kesimlere yansıması konularında henüz iyimser olmaktan uzağız. Bir kez Ülkemiz ekonomisi bu krize oldukça sıkıntılı bir döneminde girdi. Geçen yılki seçim ekonomileri ile ekonomi dışı para politikası kararları sonucunda sıcak para çıkışının hızlandığı ve döviz kurunun patladığı ortamda; bölgesel siyasi krizler nedeniyle küresel ilişkilerde sıkıntı yaşanan bir süreç vardı.

Ekonomide tasarruf oranları dip yapmış ve bütçe kaynakları yetersiz duruma düşmüştü. Ekonominin kaynakları uzun yıllardır katma değeri ve teknolojisi yüksek alanlara yönlendirilmediği için zor bir sürece girmesi zaten kaçınılmazdı. Ayrıca Çin’de başlayan salgının bize de geleceği düşüncesi ile önleyici önlemler alınmadı. Geçen yıl enflasyon hızı yüzde 25’i aştı; işsizlik ekonominin en büyük sorunu olarak gündem belirledi. Salgına bu durumda yakalanan ekonominin sıkıntı yaşaması zaten kaçınılmaz bir sonuçtu. Bu ekonomik koşullar içinde, iktidarın elinde kullanabileceği kaynaklar bulunmuyordu. Üstelik yap-işlet devret sisteminin getirdiği taahhütler önemli bir yük oluşturuyordu. Merkez Bankasının ihtiyaç akçeleri bile harcanmış durumdaydı. Kendi elinde sağlam kaynakları olmayan siyasi iktidarın kullanabileceği iki araç kalmıştı. Birincisi Merkez Bankasının Para basması ve ikincisi de, öncelikle Kamu bankalarını zorlayabildiği ölçüde, koşullarında kısmi esneklikler sağlayarak krizdeki işletmelere ve tüketicilere kaynak kullandırmasıydı.

Sarsılan bütçe ve merkez bankası kaynaklarıyla kamu harcamaları, maaşlar ve sosyal harcamaların karşılanması gerekiyor. Siyasi iktidarın yapabilecekleri bunlardan ibarettir. Örneğin IMF ve Dünya Bankası verilerine göre, çoğu gelişmiş ülke 2008 krizinde milli gelirlerinden ayırdıkları oransal payın 4-5 katını; örneğin Japonya 9 katından fazlasını, bu salgın için ayırmış bulunuyor. Türkiye 2008 krizinde Milli gelirin yüzde 6’sı oranında kaynak yaratırken; bu Krizde milli gelirinin ancak yüzde 2’ si oranında bir kaynak yaratabiliyor. Yine aynı kaynaklar, Kriz olmasaydı dünya ekonomisinin yüzde 3’ün üzerinde büyümesini bekliyorlardı. Şimdi, eksi yüzde üç düzeyinde küçülmesini; Dünya ticaretinin yüzde 11 dolayında daralmasını öngörüyor.

Bu koşullarda Türkiye ekonomisinin de yüzde 5 dolayında daralmasını; enflasyonun yüzde 12’ye ve işsizliğin yüzde 17’ye yükselmesini öngörüyorlar. Ekonomide bu denli bir daralma ortamında ve işsizliğin, alışılmış düzeyinden 4-5 puan daha yükseldiği bir ortamda asıl zor durumda kalacak olanlar dar gelirli vatandaşlar olacaktır. Özellikle hiç geliri, işi ve sosyal güvenliği olmayan, işini kaybeden, günü birlik çalışanlar, ya da kısmi çalışma ile asgari ücretin ve asgari geçim düzeyinin yarısı kadar bir geliri olan sosyal kesimler krizi en yoğun hissedenler olacaktır. Kredileri 6 ay ertelenen çiftçi borcundan kurtulmuyor. Yükselen tohum ve ilaç fiyatları karşısında yine kayıpta kalıyor. Bu süreçte iflasların yaşanması kaçınılmazdır. Ekonomik daralma nedeniyle İşini kaybeden küçük esnaflar olacaktır. Kısmi çalışma ile düşük ücrete mahkum olan nitelikli elamanların yurt dışına kaçışı hızlanacaktır. Ayrıca toplumda yaygınlaşan moral bozukluğu ve gelecek umudunun zayıflaması toplumsal enerjiyi düşürecektir. Siyasi iktidarın maske yönetimine benzer bir çözümsüzlüğü, sosyal yardımlar konusunda yaşanırsa, toplumda hoşnutsuzluğu hat safhaya çıkarabilir. Böylesi bir krizde siyasi iktidarın, belediye örneğindeki gibi, yandaş olan olmayan ayrımı sürer ise, en büyük ayıbı olarak tarihe geçer.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, 83 milyonu ilgilendiren hayat pahalılığı konusunu masaya yatırdı. İşte uzmanların görüşleri...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 21 Mayıs’ta politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,75’ten yüzde 8,25’e indirdi. Böylece TCMB son...

Ekonominin dar boğazdan geçtiği, siyasette AKP'den kopan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimlerin daha görünür olduğu, MHP lideri Devlet Bahçeli ve arkadaşlarının...

Salgından en çok etkilenen kesimin şehir varoşlarında yaşayanlar, gecekondu mahallelerinde oturanlar ve Suriyeli göçmenler olduğu görülüyor. GÖZLEM konuyu masaya yatır...

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Yazarlar
Website Security Test