Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Soru; “Riskli krediler dönmezse” ne olacak?

30.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Hükümet, pandemik salgın süresince, ekonomiyi canlı tutmak için “faizi de düşürerek kredi musluklarını açık tutmaya” çalışıyor. “Zorlama kredi” kararının, “çoğunun sahipliğini yabancıların yaptığı, kağıtları halka açık ve borsada işlem gören” bankalara çıkaracağı “zarar faturasını” kim, nasıl ödeyecek? Gözlem uzmanlara sordu…

Covid-19 salgını nedeniyle duran ekonomik aktiviteyi canlandırmak için gözler bir süredir hükümetin atacağı adımlarda. Salgının başlangıcında 100 milyar liralık destek paketi açıklayan hükümet, bunu 200 milyar liraya çıkardı. Hükümet süreç içerisinde kredi musluklarını da başta kamu bankaları olmak üzere açık tutmaya çalışıyor. Hükümetin kredi baskısı “kamu ve özel” banka ayrımını ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir süre önce yaptığı "Maalesef özel bankalar bu süreçte hiç de iyi bir imtihan vermiyorlar. Özel bankaların da üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz” açıklaması yapmıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise bankaları “stokçulukla” suçlamış, “Milletin ihtiyacı olan maskeyi stoklayanlar neyse, vatandaştan topladığı parayı en çok ihtiyaç olan böyle bir dönemde millete sunmak yerine stoklayanlar da aynıdır.” demişti.

Özel bankalara yönelik kredi baskısına Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) da katıldı. BDDK geçen hafta aldığı kararla bankaları, ellerindeki mevduattan fazlasını kredi olarak dağıtmaya zorladı. Uzmanlara göre, “BDDK tarafından yönetmelik değişikliği ile getirilen aktif rasyosu, hem teknik açıdan hem de uygulama açısından birçok sıkıntıyı beraberinde getirecek” gibi görünüyor.

“BDDK’nın dünü ve bugünü…”

Bu konuda Ege Telgraf gazetesindeki yazısında, GÖZLEM Yayın Kurulu Üyesi, gazeteci ve “İBA Stratejik İletişim Danışmanlığı” şirketinin kurucusu Serkan Aksüyek diyor ki; “Siyasi iktidarların bankacılık sektörüne nizam vermeye kalkmalarının bedelini çok acı deneyimlerle ödemiştik. 2001 krizi, bu bedellerin en büyükleri arasındaydı.

İşin kara mizah tarafı da şu galiba: 2001 krizi sonrasında özerk hâle getirilen ve ‘bankacılık sektörünün riski yüksek işlemlerini gözetim almakla görevlendirilen’ BDDK, bugün kuruluş amacına tam ters bir politika izliyor. Özel bankaları sopalayarak, batacağı en başından belli olan kredileri vermeye zorlamak gerçekten akıl alır gibi değil.”

Bankacılar ne diyor?

Adının açıklanmasını istemeyen bir bankacı, bankaların ticari bir müessese olduğunu, tüm ticari işletmeler gibi büyümeyi istediklerini; bunun için kredileri artırıp bilançolarını büyütmeyi tercih ettiklerini belirtti. Kamu bankalarının siyasi nedenlerle kredileri aşırı artırdığını, artık kaynaklarının sonuna geldiğini hatırlatan aynı bankacı, buna karşılık özel bankaların batık riski gördükleri kredilerden kaçındıklarını, bunun da doğal sayılması gerektiğini söyledi. “Dünyanın sorunu likidite olabilir ama Türkiye'nin sorunu öz varlıklar” diyen bankacı, zaten uygun müşteri gördüklerinde kredi vermek için birbirleriyle yarıştıklarını kaydetti.

BDDK, 18 Nisan'da duyurduğu düzenlemeyle bankaları kredi vermeye ve daha fazla tahvil (borç senedi) satın almaya zorlayacak bir adım attı. Aktif Rasyosu (AR) isminde yeni bir oran belirleyen BDDK, uygulama için 1 Mayıs tarihini verdi ve oranı tutturamayan bankalara en az 500 bin TL olmak üzere ceza verileceğini açıkladı. Mevduat bankalarının kredi, menkul kıymet ve Merkez Bankası (TCMB) ile yaptığı Döviz-TL takası toplamı, topladığı mevduatın altında olamayacak. Aktif Rasyosu yüzde 100’ün altında kalan bankalar, eksik miktarın yüzde 5’ine kadar ceza ödeyecek. Özel bankaların mevcut ortalama verileri, bu rasyoyu yüzde 95 civarında gösteriyor.

Yeni düzenlemedeki teknik sıkıntıların bazılarını iktisatçı Mahfi Eğilmez son blog yazısında sıraladı. Mevduatlar üzerinden zorunlu karşılık yatırıldığını hatırlatan Eğilmez, “böylece bankaların aslında topladığından daha fazlasını kredi veya hazine bonosuna yatırmak zorunda kalacağını” söyledi. Bunun yanı sıra “BDDK’nın bu düzenleme ile kuruluş amacından saptığını, bankaların zorlanarak verdikleri kredinin batması halinde Hazine’nin banka batıklarını sigorta edeceği bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu” da kaydetti.

BANKALARIN BDDK'DAN 5 TALEBİ

BDDK'nın Aktif Rasyosu düzenlemesi sonrası Türkiye Bankalar Birliği ‘TBB) üyesi bankaların genel müdürleri video konferansla bir araya geldi. Toplantı sonrasında bankaların BDDK'dan 5 maddelik talepte bulunduğu öğrenildi. Buna göre 1 Mayıs itibarıyla yürürlüğe girecek olan yeni hesaplama yönteminde, bankacıların BDDK'dan talepleri ise şöyle:

1- Yeni hesaplama yönteminin uygulamaya geçeceği süre çok kısa. Zamanı biraz daha ileri tarihe ötelemek.

2-Aktif rasyosu denkleminde, paydada, zorunlu karşılıklar mutlaka düşülmeli, net mevduat olmalı.

3-Formülün pay kısmına net takipteki krediler eklenmeli.

4-Formülde kredilere gayri nakdi krediler de dahil edilmeli.

5-Ana hissedardan fonlama alan bankaların bu fonlamaları mevduat gibi gözüküyor. Bunlar mevduat payından düşülmeli.

“ÇOK VERİMLİ BİR PINAR OLARAK GÖRMÜYORUM”

Dr. Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –Devletimiz bankalara daha çok kredi verin diye şimdilik telkinde bulunuyor. Bu telkinin arkasında mutlaka bugün olmasa bile yarın bir takım cezalar da verecektir. Uluslararası kredi almakta bu gün zorlandıkları için, Bankalar kredi kaynağını topladıkları mevduattan sağlıyorlar. Bankaların aldıkları mevduat için ne kadarını merkez bankasında ne kadarını kendi kasalarında olmak üzere nakit olarak tutacakları kanunlarda bellidir. Bankalar mevduata faiz ödeyecekleri için mevduattan ellerinde kalanı da zarar etmemek için kredi olarak dağıtırlar. Bankaların kasalarında öyle dişe dokunur bir nakit kalmaz.

Devlet şimdi özel bankalara şunu demiş oluyor: ‘’Ekonomi küçüldüğü için sizden kredi isteyenlerin sayısı azalmıştır, o parayı devlete kredi olarak ver. Vermezsen de ben çıkaracağım devlet kağıtlarını satın al.’’
Hâlbuki gerçek bu değil, Bankalarda mevduat azalıyor. Şirketler ve mevduat sahipleri zor durumda kalınca yaşamak için bankalardaki parasını çekip kendilerini güvenceye almak için ellerinde nakit tutuyor, döviz alıyor veya altın alıyorlar. Ben özel bankalara devletin ihtiyaçları için başvurmayı çok verimli bir pınar olarak görmüyorum.

Devletin bu yollara başvuruyor olması olanaklarının da çok azalmış olduğunu gösteriyor. Vergi tahsilatında ertelemeler yapıyorlar yani çok açık bir şekilde vergi toplayamıyorlar. Devlet özel sektörün zaten daralan kaynaklarını rahat bırakmalı, hatta bankalara ve üretime kaynak sağlamalıdır. Sıkı para politikası veya mali disiplin bu günün konuları değildir. Devlet para matbaasını kullanmalıdır. Bütün dünya böyle yapmaktadır. Beni TL açıkları korkutmuyor. Çünkü bu gün yapılan harcama yarın enflasyona dönüşmeden geri toplanabilir.

Beni özellikle döviz kaynağının azalması çok korkutur. Devlet para basıp kendi ihtiyaçlarını karşılayabilir. Enflasyon artışı riskine rağmen bu yapılabilir. Kimse niye karşılıksız para bastın demez. Ama döviz için devletin elinde böyle bir olanak yok. Katar gibi ülkeler bize ilelebet döviz göndermez. Yabancı ülkeler de uzun süre döviz kredileri vermeye devam etmezler, etmiyorlar!. Türkiye’nin Döviz kaynakları kuruyor.
Bu durum, Türkiye’de üretimin aksamasına neden olur. Bunu 1950’li ve 1970’li yılların sonlarında çok acı bir şekilde yaşadık. Bugün yeniden dövize muhtaç bir ülke haline geldik. Allah Türkiye’yi tekrar dövizsiz bırakmasın.

Dövizsiz kalmak üretimin düşmesi, işsizliğin artması demektir. İşsizliğin artması demek ise sosyal huzursuzlukların artması demektir. Hiçbir benzetme yapmak istemiyorum ancak Türkiye’nin 1960 ve 1980 ihtilallarını dövizsiz kaldığı için yaşadığını unutmamalıyız. Türkiye’nin bu ortamda dahi hala ihracatını arttırma olacağı vardır.

“PARA BASMAYA ZEMİN HAZIRLANIYOR”

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü) –Ticarette bir durgunluk yaşandığı için reel sektörde nakit sıkışıklığı var. Alıcının alacak imkanı olmayınca piyasada para hareketleri ciddi oranda kısıldı. Piyasada para hareketleri olmayınca zayıftan güçlüye doğru bir hareket başlıyor. Zayıf olan önce sistemden düşüyor. Bizim ekonomimiz (yönetenler ne kadar kabul etmeseler de) uzun süredir bir kriz içindeydi. Hükümet, bunun önüne geçmek veya ertelemek için kredi, vergi ertelemeleri gibi tedbirleri uygulamaya koydu.

Ekonomiyi yönetenler, teknisyenlerinin aksi görüşlerine rağmen sadece inşaat sektörünü bellemişler ve bu sektöre veren bir görüşe sahipler. Kredi muslukları da öncelikle inşaat sektörü için açıldı. Bu görüşten yola çıkan ekonomi yönetimi zaten bir çıkmaz içine girmişti. Üstüne bu pandemi geldi. Pandemi her şeyi kesti. Yine bir palyatif çare sunuldu. Kamu bankalarına “düşük faizli kredi vereceksiniz” diye direktif verildi. Yani sorunu maliyetini firmalara yükleyerek öteledi. Kamu bankaları kredi verirken, o bankalara mevduat yatıranlara daha az faiz verdiler. Yani mevduat faizlerini düşürerek mevduat sahipleri sırtından kredi kullananlara kaynak aktardılar. Bu uygulama 1980 öncesi vardı ve yanlış bir uygulamaydı. Şimdi kamu bankalarının kaynakları yetmeyince, bu defa özel sektör bankalarından da aynı şeyi yapmalarını istiyorlar. Dediler ki “Mevduat faizini sen de düşür ve düşük faizli kredi ver.” Bunun üç handikabı var. Birincisi vaktiyle bu bankaları yabancılara satarken bugünleri düşünemediler. Özel bankaların önemli bir kısmı yabancılara aittir. Yerli sermayeye ait bankalardan da bu “kredi ver emrine” uymaları için seçenek getirdiler. “Ya kredi ver ya da devlet kağıdı satın al” dediler. Bu, “Sen devlet kağıdı talebi yap, ben para basayım” demektir. Unuttukları bir şey de zayıf firmalara verilen kredilerin, banka aktiflerini daha çok bozacağını, bunun da bankaların veya özel sektörün yurt dışından temin ettikleri kredilere engel olabileceğini düşünemediler. Son üç dört yıldır ekonomideki kötü gidişin “ki, ekonomiyi yöneten teknisyenler de bunun farkındaydı” banka aktiflerini bozmaya başladığını ve takipteki kredileri artırdığı gerçeği dururken, aklı başında hiçbir bankacı “krediye yüklenmek” istemez. Çünkü piyasa bozuktur. Burada devlet aslında “Kredi ver” demiyor, “Benim istediğim fiyattan çıkaracağım devlet kağıtlarını satın al” diyor. Böylece tekrar para basmaya zemin hazırlıyor.

Devlet bankaları “kötü kredilere ayırdığı karşılıklardan dolayı zarar eder ise” sermayesinden yemiş olur. Sermaye devletin olunca, devlet bunu tamamlar. Bu söylediklerim görev zararı sayılmayacak işlemler içindir. Özel bankalarda sermaye eriyince hissedarların kendi cebinden para koyması lazım.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, 83 milyonu ilgilendiren hayat pahalılığı konusunu masaya yatırdı. İşte uzmanların görüşleri...

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 21 Mayıs’ta politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 8,75’ten yüzde 8,25’e indirdi. Böylece TCMB son...

Ekonominin dar boğazdan geçtiği, siyasette AKP'den kopan Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu gibi isimlerin daha görünür olduğu, MHP lideri Devlet Bahçeli ve arkadaşlarının...

Salgından en çok etkilenen kesimin şehir varoşlarında yaşayanlar, gecekondu mahallelerinde oturanlar ve Suriyeli göçmenler olduğu görülüyor. GÖZLEM konuyu masaya yatır...

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Yazarlar
Website Security Test