Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Muhalefet: “Ekonomi kötü, iyi yönetilmiyor” İktidar: “Rezervler yeterli, her şey yolunda”

15.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bir taraf “Dünyada en iyiyiz”, öteki taraf “Gerçekler saklanıyor, gidiş olumsuz” algısı yaratmak için yarışıyor. Asıl soru; “Gerçek hangisi?”

Coronavirüs salgınında “normalleşme” adımlarının atılmaya başlandığı bugünlerde Türkiye iç siyaseti hareketli ve hararetli bir dönemden geçiyor. Ülkenin iyi yönetilmediğini iddia eden muhalefete göre ekonomi her geçen gün daha da kötüye gidiyor. İktidar ise her şeyin yolunda olduğunu anlatıyor. Bir taraf “dünyada en iyiyiz”, öteki taraf “gerçekler saklanıyor, tablo kötü” algısı yaratmak için adeta yarışıyor. Gerçek olan ise bu süreçte dolar Türk Lirası karşısında tarihinin en yüksek seviyesini görerek gevşemeye başladı. Hükümet konuyu yene “dış güçlere” bağladı.

Siyaset dilinin sertleşmesi erken seçim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Seçim sistemi değişikliği tartışmaları erken seçim hazırlığı olarak yorumlanıyor. 31 Mart yerel seçimlerinde muhalefetin kazandığı büyükşehir belediyelerinin corona günlerinde doğrudan vatandaşa yönelik hizmetleri, iktidarı rahatsız etmiş olmalı ki yardım kampanyaları her fırsatta engelleniyor. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu liderliğinde kurulan yeni partilerin de giderek artan görünürlüğü corona günlerinde siyaseti ısıtıyor. Uzmanlara göre salgın ve siyasette sertleşen dil önümüzdeki dönemde erken seçim gibi farklı siyasi sonuçlara neden olabilir.

Kulislerdeki erken seçim tartışmasını ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın salgınla ilgili açıklamalarında dahi muhalefete sert bir dille yüklenmesi ve Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de benzer tondaki ifadeleri yeniden gündeme getirdi. Erdoğan’ın seçim sistemini değiştirmesi için talimat verdiği konuşuluyor. Konuşulan yeni sistemde Cumhurbaşkanı “yüzde 50+1 yerine seçiminin tek turda ve en çok oyu alan kişinin seçilmesini” öngörüyor.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın hafta sonu Bahçeli’nin 2011’deki bir konuşmasındaki "Üç Hilal'in tek başına iktidarı artık bir zorunluluktur, ihtiyaçtır ve geleceğin lider ülke idealinin gerçekleşmesi buna bağlıdır" cümlesini paylaşması da bu tartışmayı alevlendirdi. Yalçın, daha sonra "Hiç kimsenin endişesi olmasın Cumhur İttifakı dimdik ayaktadır, Türkiye'nin geleceğinin mimarı olacaktır" mesajı paylaştı.

Türkiye’de siyaset dilinin ısısı aslında uzun süredir belli bir derecenin altına düşmüyor. Isının dalgası “ekonomideki sorunlar” arttığı dönemde yükseliyor. Hakarete varan açıklamalar yapılıyor. Bu defa da öyle oldu. Döviz TL karşısında tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Hükümet hemen konuyu “dış güçlere” bağlayarak, muhalefete sert eleştirilerde bulundu.

Türk Lirası 2018 yılından bu yana ABD doları karşısında değer kaybediyor. Coronavirüsün neden olduğu yeni dalga ekonomik sorunlar ve yavaşlamanın da etkisiyle, dolar 7 Mayıs Perşembe günü rekor seviyeye yükseldi ve Ağustos 2018'deki 7.22'nin de üzerine çıkarak 7.26 TL'den işlem gördü. Ekonomistler, ekonomi politikalarının değişmesi gerektiği uyarısında bulunuyor. Doların yükselişi durdurulamıyor, ekonomik göstergeler baş aşağı gidilen bir tabloyu işaret ediyor. Merkez Bankası'nın döviz rezervlerinin eksiye düştüğü haberleri medyaya yansıyor. İyi ekonomik performans sergileyen ülkelerin Türkiye ile swap yapmaktan kaçındığı, fon yöneticilerinin Türkiye'ye para aktarmaya niyetli olmadıkları yazılıp çiziliyor.

Martta cari açık arttı

Türkiye'nin cari işlemler açığı Mart ayında, geçen yılın aynı dönemindeki 120 milyon dolardan, bu yıl 4 milyar 923 milyon dolara yükseldi. Ekonomistler geçtiğimiz ay için 4 milyar dolar açık hesaplıyordu.

TCMB verilerine göre, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 3 milyar 551 milyon dolar artarak 4 milyar 289 milyon dolara ulaşması, hizmetler dengesi kaynaklı net girişlerin 918 milyon dolar azalarak 735 milyon dolara gerilemesi ve geçen yılın aynı ayında 131 milyon dolar net giriş gözlemlenen ikincil gelir dengesi kaleminde bu ay 197 milyon dolar net çıkış gerçekleşmesi etkili oldu.

Albayrak; “Rezervler yeterli”

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “Merkez Bankası döviz rezervlerinin fazlasıyla yeterli olduğunu, bankaların ve özel sektörün de borçlarının tamamına yakınını rahatlıkla çevirdiklerini” vurguladı. Albayrak, “Hazinenin 2020'de çevirmesi gereken sadece 4,7 milyar dolar borç kaldığını” kaydetti.

Albayrak, rezervlerin yeterli olduğunu ve ülkelerle swap görüşmeleri yapıldığını açıklasa da, CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, görüşmelerle ilgili, "Damat Bey geçmişte ‘Bizim seçmene uzaya dört şeritli yol yapacağız desek inanırlar’ demişti. Damat Bey Londra’da fon sağlayıcılarla toplantı yaptı ve fon sağlayıcıları da böyle kaldırabileceğini düşündü. Bu toplantının hemen öncesinde en olmayacak işler yapıldı. Bankaların TL SWAP işlemlerinde limit binde beşe indirdi. Bu Türkiye’ye giren çıkamaz imasıydı. Rezervlerle ilgili ‘Yeterince rezervimiz var’ gibi gerçek olmayan cümleler kurunca dolar patladı" yorumunu yaptı.

Babacan: “2023’e kadar dayanamazlar”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan BBC Türkçe’ye yaptığı açıklamada “sistemin 2023’e kadar dayanamayacağını ve seçim ihtimalini 2021-2022’de biraz daha yüksek olduğunu” söyledi. Babacan “Apar topar bir erken seçim beklentim yok. Ama 2023 Haziran’a kadar Türkiye dayanır mı, sistem dayanır mı? O ihtimal de çok zayıf doğrusu. Seçim ihtimalini 2021-2022’de biraz daha yüksek görüyorum” dedi.

“İnsanlar ‘Açız’ diye bağırıyor”

Ekonomist İbrahim Kahveci, TV 5'te Katıldığı Ekonomi ve Ötesi programında AKP'nin ekonomi politikalarını eleştirdi. Karar Gazetesi yazarı olan Kahveci’nin şu sözleri sosyal medyanın gündemine oturdu: "İnsanlar 'açız' diye bağırıyor. Sadece bağırmıyor da. 2001 krizinin ardından 2002'de insanlar 'açız' diye bağırıyordu. Şimdi insanlar 'Açız' diye kendilerini yakıyor, hayatlarına son veriyor. 2002'de AK Parti, meydanlarda 'Açız' diye bağıran insanlar sayesinde iktidara geldi. 2020 yılında AK Parti, meydanlarda 'Açız' diye bağıran ve hayatlarına son veren insanların oluşturduğu bir yere getirdi ülkeyi. AK Parti demek istiyorum, kişi üzerinden gitmek istemiyorum. AK Parti olarak söylüyorum. Geldiğimiz nokta, aldığımız seviye, meydanlarda 'Açız' diye bağırılan bir ülkeydi, şimdi meydanlarda 'Açız' diye kendilerini yakan, evlerde 'Açız' diye hayatlarına son veren insanların olduğu bir ülkeye geldik.”

“TÜRKİYE ZOR BİR SÜREÇTEN GEÇİYOR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) -Türkiye, siyasi ve ekonomik istikrar açısından zor geçittedir. Siyaset konuşanlar, siyasi istikrar için çözüm konuşmuyor. Darbeden tutun asıp-kesmeyi konuşuyorlar. Ekonomi uzmanı diye medyada konuşanların tamamı ekonomideki çıkmazdan bahsediyor. Nedenleri sıralıyor. Birileri de striptiz ekonomisi diyor. Yani, ekonomi magazinleşti ve halktan rağbet görüyor. Birileri çözüm konuşunca rağbet görmüyor. Hani Millet kaderine razı gibi.

Bir ekonomide, fert başına GSYH daralma, gelir azalmasına neden olur. Türkiye de halkın yüzde 80’ i gelirinin tamamını geçinmek için harcıyor. Geliri düşünler ya borçlanır veya varsa servetinden kullanır. Tasarruf edenlerin de geliri azaldığı için tasarruf oranı düşer. Sonunda zorunlu olarak toplumun tüketim eğilimi ve toplam talep düşer ve ekonomide daralma devam eder. Daralma daha çok yoksulluk doğurur. Böylece yoksulluk kısır döngüsü başlar. Corona krizi bu tabloyu daha da ağırlaştıracaktır.

TÜİK’in son açıklamasına göre ‘Geniş ailelerin yüzde 26,9'u, tek çekirdek aileden oluşan hane halklarının da yüzde 21.2‘si yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ekonomide daralma bu oranı artıracaktır.

Dahası da Türkiye'yi en fazla dış borç sorunu sıkıştıracak. Dış borç göstergeleri iyi değil. En önemli sorun ülke risk pirimi olan CDS sorunudur. Zira CDS'ler uluslar arası piyasaların ülkelere verdiği risk notudur. CDS oranlarına yalnızca ekonomik veriler değil ülke içi siyasi sorunlar da yansıyor. CDS primi yüksek ülkeler borçlanma ihtiyaçlarını karşılamak için daha yüksek faiz ödemek durumunda kalıyor.


“KAVGA EKEN FIRTINA BİÇER”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Ne yazıktır ki, Türk siyaset tarihinde yaşanan keskin kırılmamanın kökleri, İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf Fırkaları arasındaki zıtlaşma ve kavgalara kadar uzanmaktadır. Siyasilerimiz çoğu dönemde siyaseti, halka hizmet ve topluma refah getirme aracı olan, temiz başarı rekabeti olarak değil, karşı tarafı suçlayan, kötüleyen, kavga ve zıtlaşma eksenine oturtmuşlardır. Bu tür siyasi rekabet, haksız ve yıkıcı rekabet olarak son tahlilde topluma huzur yerine kavga, zıtlaşma ve kutuplaşma getirir. Bu tür ilkel yaklaşımda siyasilerin mesajları daha çok kendi içlerine yönelik olur. Böylece kendilerine mutlak ve bağnaz düşünce ile neredeyse ölümüne bağlı, bağnaz ve aklı selimden yoksun militanları istim üstünde tutma işlevi görür. Bu durum, kendi grubu içinde dayanışmayı artırırken, kin ve düşmanlık karşı tarafa yönlendirilir. Ancak toplumlarda kavga ve kutuplaşmanın olduğu her durumda toplum hep birlikte kaybeder. Kazanan taraf görüntüsünde olan bile, zaman kaybı, asıl sorunlara odaklanma kaybı, tolum enerjisini yanlış rotaya sokmaktan dolayı kaynak israfı yaratır. Toplum her açıdan hep kayıpları yaşar. Bu durumdan kurtulmanın yolu, siyaseti bu ilkel düzeyinden bir üst düzeye taşımaktan geçer.

Toplumda siyaset, ne zaman mücadelesini daha üst değerler düzeyinde; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve dayanışma getirecek uzlaşma, hoşgörü, insani değerler, insan onuru ve demokratik değer ve kültür düzeyine taşınırsa, işte ozaman hem siyaset, hem toplum rahatlar. Sorunların konuşulması, çözülmesi için tüm potansiyeller çok daha güçlü olarak işbirliği içinde çözüme yönelir. Toplumsal bütünleşme artar. İnsan ilişkileri daha bir üst uygarlık düzeyine taşınmış olur.

Ne var ki bugünün Türkiye’sinde siyaset yıkıcı ve haksız rekabet anlayışı içinde, zıtlaşma, ötekileştirme, kavga ve karalama kültürü içinde toplum enerjisini boşa harcıyor. Bir tarafın beyazı, diğer tarafın siyahı oluyor. Oysa kavga yerine, bilim ve teknolojinin rehberliğinde yol alındığında, kısmı başarısızlıklar olsa bile, sonuçta başarı yakalanıyor. Bunun örneğini Covid-19 mücadelesinde bilim kurulunun devrede olması ile gözlemledik. Ancak anlamsız bir darbe tartışması toplumu boş yere geriyor.

Zıtlaşmış ve kavga kültürü içinde bazı aklı evvel bağnaz sapıklar, kendilerince ölüm listesi ilan edebilme cesareti gösterebiliyor. Hangi çağdaş toplumda, hangi hukuk anlayışında, diğer insanların en temel ve en kutsal hakkı olan yaşama hakkına el koyabileceğini ilan edebiliyor. Bu cesaret nereden alınıyor. Devletin savcısı bunlara nasıl seyirci kalabiliyor. Diğer yandan, bilimin rehberliği ve toplumsal dayanışma içinde toplumun bu olağan dışı döneminde ekonomik sorunlarına, ekonomik darboğaza, işsizliğe, yoksulluğa ve yoksunluğa hep birlikte, el birliği içinde çare aramak varken; iktidar kesiminin, muhalefet prim yapar mı diye, engellenmesi anlaşılır gibi değildir. Toplumsal kavga ve kutuplaşmanın önlenmesinde iktidarın ve yandaşlarının öncelikle sorumluluk almaları gerekir. Zira ekonomik ve toplumsal sorunların çözüm ve yönlendirmesinde araçların çoğunluğunu onlar kontrol etmektedir. Hele de kitle iletişim araçlarının büyük çoğunluğunu kontrol eden bir iktidarın böylesi dönemlerde çok daha yüksek sosyal sorumluluk içinde tüm toplumu ve toplumsal kesimleri kavrayıcı bir politikaya yönelmeleri elzemdir.

Ne var ki iktidara destek olan bazı kişi ve çevrelerin yangına körükle gitmesini, toplumsal sorumluluk bilinci ve aklıselimle açıklamak mümkün değildir. Ancak ölümüne savunulan bağnazlıkla bu tür yaklaşımları açıklamak mümkün olabilir. Eğer bugünün olağan dışı koşullarında sosyal sorumluluk, dayanışma bilinci ve bilimin rehberliği içinde davranmak yerine, ötekiler üreterek, kavga toplumu iklimi yaratarak; rüzgar ekersek; bunların hasadını fırtına olarak, hem ekonomide, hem de sosyal sorunlar yumağı ve toplumsal dayanışmada hep birlikte yaşamak zorunda kalırız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Son yıllarda izlenen “her sorunun zaman içinde kendiliğinden çözüleceği” şeklinde özetlenen zamana yayma politikaları istisnai koşullarda bazen sonuç verebilir ancak ...

Yayın kurulu üyemiz Emekli Albay Soner Aydın, “TSK içinde yankısı büyük olan olayın karanlıkta kalan noktalarını” GÖZLEM okuyucuları için yazdı.

Olumlu tablonun kahramanlarından olan sağlık çalışanlarına yapılan “mali destekte ortaya çıkan adaletsiz tablo” tepkilere yok açtı. GÖZLEM uzmanlara sordu. Görüşler “t...

Türkiye’de muhalif siyasetçiler ve gazeteciler, “mafya babaları, sivil milis heveslileri, partili gençlik grupları ve parti yöneticilerinin tehditlerine maruz kalırken...

Türkiye de “normalleşme sürecine giren” ülkeler arasında. Ama tedbirler sürüyor. “2 gün yasaklı + 2 gün kısıtlamalı” bir hafta sonu + hafta başı yaşayacağız.

Diyanet İşleri Başkanı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “yargı koruması” altına alındı. Gazetecilere, Barolara soruşturma ve “haberleri engelleme” kararları üst ü...

Nisan ayında ihracat yüzde 41 azalırken, sanayinin öncü göstergesi İmalat PMI 14,7 puan düştü. Talepteki daralmaya rağmen tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 0,85, üretici...

Yazarlar
Website Security Test