Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Soru: Gazetecinin haber araştırması “casusluk” mudur?

12.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye’de basın mensupları için son dönemde ardı ardına gözaltı ve tutuklamalar yapılıyor. “Kamuoyunu aydınlatma” görevi üstlenen gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların tamamına yakınının, yazdıkları haber ve yazılardan dolayı yapılması dikkat çekiyor. Baskı aracına dönüşen tutuklama ve gözaltılar gerek gazetecileri gerekse onları savunmaya çalışan hukukçuları mesleki açıdan zorlamaya başladı.

MEHMET KOCABIYIK

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre 9 Haziran itibariyle Türkiye’de 84 gazeteci ve medya çalışanı cezaevinde. Cezaevine konulan gazetecilere son olarak Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız da eklendi. Yıldız ve Dükel, “sabahın erken saatlerinde” evlerinde gözaltına alınmıştı. Bilgisayarlarına, telefonlarına “kopyaları alınmadan” el konuldu, hatta çocuklarının bilgisayarları dahi alınmıştı.

Meslek kuruluşları, savcılığa çağrılarak ifadesi alınabilecek gazetecilerin “bu türlü” gözaltına alınmasını kınadılar.

4 Günlük gözaltı süreciyle evlerinden alınıp Emniyet’e götürülen gazetecilerin “gözaltı sebepleri” açıklanmadı. Ne var ki “iktidar yanlısı medyaya sızdırıldı”; İki gazeteci “casusluk iddiası ile” suçlanıyorlardı ve sızdırılan haberlerde “Dükel ve Yıldız’la beraber bir astsubay ile Libya konusu” işleniyordu.

Dört gün gözaltında ve sorguda kalan iki gazeteci, dördüncü gün adliyeye gönderildiler. Gece geç saatlerde Müyesser Yıldız ve astsubay E.B tutuklandı. İsmail Dükel serbest bırakıldı.

Hakimlik, tutuklama gerekçesi olarak Türk Ceza Kanunu'nun 329'uncu maddesindeki “devletin güvenliğine ilişkin bilgi ve belgeleri açıklama” suçunun işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesi bulunması, delilleri karartma ihtimali ve kaçma şüphesini” gösterdi.

Bilgin; “Serbest bırakılmalılar!..”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Nazmi Bilgin, Yıldız ve Dükel'in serbest bırakılmalarını talep ederek, şunları söyledi: "Yine korku hikayesi yazılmaya çalışılıyor, korkmuyoruz, yılmayacağız. Arkadaşlarımızın kısa sürede salıverilmelerini ve eğer haklarında gerçekten ciddi bir iddia varsa tutuksuz olarak yargılanmalarını talep ediyoruz. Bu son gözaltılar yine bir korku hikayesi yazılmaya çalışıldığını gösteriyor. Korkmuyoruz, yılmayacağız. Gazeteciler haberi peşinden gitmeye devam edeceklerdir.”

Bilgin, 1'i CHP'li, 2'si HDP'li üç milletvekilinin teamüllere aykırı ve Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurunun sonucu beklenmeden meclis üyeliklerine son verilmesi ile kendini göstermeye başlayan siyasi tansiyondaki artışın devamı niteliğinde gördüğü gazetecilerin gözaltına alınmasını endişe verici bulduğunu belirtti.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti de konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Kaçma ihtimali olmayan, başka bir davadan mahkeme süreci devam eden, göz önündeki gazetecileri yeni bir dosya açarak gözaltına almak Oda TV ve Tele1 özelinde basına yönelik baskıların bir sonucudur. Demokratik bir hukuk devletinin olmazsa olmazlarından biridir basının özgür olması, halkı bilgilendirme, haber verme görevini yerine getirmesi. Ülkemizdeki süreç tam tersi işliyor. Bağımsız medyaya yönelik baskılar her geçen gün artarak, gazetecileri mesleklerini yapamaz hale getiriyor.” ifadelerine yer verdi.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise gazeteci Cüneyt Özdemir’in programında konuya değindi. Özdemir’in, “Yapmadığı haber yüzünden Müyesser Hanım gözaltına alınırken Barışlar da yaptığı haber nedeniyle cezaevinde. Ayrıca Barış Pehlivan cezaevinde darp edildiğine dair iddialar gündeme geldi. Siz bu konuyu incelediniz mi?” sorusuna; Gül, “Bu konuda teftiş kurulumuz bir inceleme yapıyor. Bu konuda derhal biz ilgimizi gösterdik. Elbette kamu görevlilerinden yanlış yapan da varsa kime karşı yapılırsa yapılsın karşısında duracağız. Bu konuyu teftiş kurulu en yakından takip ediyor. Biz de bunu takip ediyoruz. Eğer bir yanlışlık, eksiklik, disipline aykırı bir tutum varsa ya da yoksa bu süreç tamamlanacak.” diyerek yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu: Casus arıyorsan…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuyla ilgili sert ifadeler kullandı. Kılıçdaroğlu, “Eğer bu memlekette bir casus aranıyorsa, devletin sırlarını terör örgütüne peşkeş çeken birisi aranıyorsa o da Kozmik Oda'yı açanlardır. Bunun hesabını soran var mı? Yok. Millet İttifakı olarak iktidara geldiğimizde devlet sırlarını terör örgütüne peşkeş çekenlere hesap sormazsak namerdiz. Devletin sırlarını verdiler. Eğer bir ülkede özgür gazeteciler varsa, o memlekette huzurun yolu açılıyor demektir. Özgür gazeteciler bizi bilgilendirmek istiyor, onlar da zor koşullarda görev yapıyorlar. İsmail Dükel, Müyesser Yıldız neden alınıyor, hangi gerekçeyle alınıyor? Biz nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Gazetecinin huzur hakkı yok mu? Müyesser Hanım'a su vermiyorlar. Bu gazeteciler ne yaptı? Haber peşinde koşuyorlar, bu kişileri suçluyorlar. Bu kadar da ayağa düşürmeyin bu casusluğu ya. Ne ajanlığı, ne casusluğu...” diye konuştu.

“TEK ADAM DÜŞÜNCE YAPISI, DEMOKRASİYE ZARAR VERİYOR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Günümüz iktidarının basın özgürlüğü konusunda özenli davrandığı söylemek olanağından yoksunuz. Bugünün iktidarı, hakları ve özgürlükleri değil kendi geleceklerini, olanaklarını ve ortamlarını düşünmekte öncelik verdikleri görülüyor. AKP iktidarının “tek adam” düşünce yapısıyla sürdürdükleri bu yönetim anlayışı demokrasimiz açısından sakıncalı durumlar yaratmaya ve bizlere bunu yaşatmaya devam ediyor.

Haklarında açılan soruşturma sebebiyle gözaltında tutulan gazetecilerden Müyesser Yıldız’ı tanıyorum. Müyesser Hanım’ın bu şekilde hukuka aykırı, suç niteliği taşıyabilecek bir duruma girebilmesini düşünmek benim için çok güç. Kendisine yüklenen suçlamalara karşı olan durumu ve tutumuna bakarak da böyle bir işin içinde olabileceği görünmüyor. Fakat dosyanın içeriğine, soruşturmada kendine yüklenen suçlamaların niteliğine ve onların kanıtlarına ilişkin bir bilgimiz olmadığından sağlıklı olarak konuşamıyoruz. Kişisel yapısı, tutumu, kendisinin şimdiye kadar yürüttüğü gazetecilik faaliyetine göre düşündüğümde kendisine yüklenen suçu işlediği kanısının bende uyanması çok güç.

Askeri casusluk; bir ülkenin yararına, kendi ülkesinin ya da başka ülkelerin bilgilerini onlara aktarmak görevi olarak gösterilir. Böyle bir yapının ve faaliyetin içinde olanları hukuken savunmak ve onları hoş görmek olanaksızdır. Ortaya atılan iddialara bakılarak buradan askeri casusluk suçlaması çıkarmak çok güçtür. O bakımdan, bugünkü iktidarın tutumunun ve onların isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmediklerini gördüğüm ilgililerin ve görevlilerin yanlış yolda oldukları görüşündeyim.

“DÜŞÜNMEKTEN, SORGULAMAKTAN KORKAR HALE GELDİK”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Bizim gibi sıradan vatandaşlar, son zamanlarda, aralıksız her gün televizyonlardaki açık oturumlarda, gazetelerdeki haber ve yorumlarda yoğun bir algı bombardımanıyla karşı karşıyayız. Bu algı yönlendirme yöntemleriyle; beraber yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz insanlarla ayrı saflara itilmekteyiz. Daha bir gün önce gündemde olan bir konu unutturulup, hemen arkasından bir başka konunun girdabına sürükleniyoruz. “Gazeteciler; kimisi terörist olmakla, kimisi casusluk suçlamasıyla gözaltına alındı… Derken tutuklandı” demeye kalmadan, “milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü” haberiyle uyanıyoruz. Daha ne olduğunu anlamadan “Ayasofya; cami olarak ibadete açılsın mı, açılmasın mı?” tartışmasının içinde buluyoruz kendimizi. “Neler oluyor” demeye kalmadan, bakıyoruz konu Atatürk’e kadar uzanmış… Bütün bu konular; “uzman gazeteci, uzman siyasetçi, uzman fikir adamı” oldukları iddia edilerek sahneye çıkarılan, bence sadece polemik uzmanı olan, bilgisi, görgüsü ve kavrayışı siyasi ideolojisi doğrultusunda şekillenmiş ve toplumda kanaat oluşturmakla görevli insanlar tarafından tartışılmakta. Anlıyoruz ki; bir gün gündeme getirilen bir konu tutmayınca ertesi gün başka gündem oluşturulmaktadır. Böyle bir ortamda, durumu izleyen vatandaşlar olarak bizler için sağlıklı düşünmenin, sağlıklı karar vermenin ne derece zor olduğunu varın siz düşünün. Düşünmekten, sorgulamaktan korkar hale getirilmekteyiz.

Sorunu başından itibaren ele alıp değerlendirdiğimizde; başta FETÖ olmak üzere tarikat ve cemaatlerin siyasette etkin olmak için bütün güçleriyle mücadele ettiği, devlete, orduya, yargıya ve kamu kurumlarına sızdıkları ve hala temizlenemedikleri görülmektedir. Yine 40 yıldan fazladır mücadele ettiğimiz PKK terör örgütünün birlik, beraberlik ve bütünlüğümüz için nasıl bir tehdit olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu iki tehdidin de güçlü ve etkili dış destek olmadan varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir.

Böyle bir ortamda, otoritenin; kendisi gibi düşünmeyeni casus ya da terörist olarak nitelendirmesi, son derece kolay ve sorgulayamayan kitleleri ikna edebilecek bir yöntemdir. Terörist “demokrasi, özgürlük, hak, hukuk” diyor (gerçekten de terör örgütleri ve destekçileri için bunlar araçtır) muhalifler de aynısını söylüyor, o halde bunlar da terörist” dediğinizde toplumda size inanan kitleleri ikna edebilirsiniz. Ama bu yöntem; devlet ve hukuk sistemimizde son derece büyük yaralar açacak, terör örgütlerine ve destekçilerine koz verecek, günlük siyasi kazanımlar uğruna ülkemizin geleceğine ipotek konulmasına neden olacaktır. Devletin yapması gereken; demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü kavramlarına sahip çıkmak, korumak ve geliştirmek, terör örgütleri tarafından istismar edilmesini engellemektir. Aksi davranış terör örgütlerinin işine yarayacak, onların iddialarını güçlendirecektir. Son 10 yıldır; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Oda TV, Kozmik Oda vb. kumpaslar ve bu kumpaslarda; bazı siyasetçilerin, bir kısım basın ve yayın organlarının, o dönem (bugün olduğu gibi) toplumda algı yaratmaya çabalayan sözde kanaat önderleri, gazeteci ve yorumcuların (bazıları FETÖ üyesi olmaktan hüküm giymiştir) ve güdümlü yargı mensuplarının rol ve etkisi düşünüldüğünde günümüzde yaşananlarla paralellik kurmamak mümkün değildir. Bu kumpasların; devletimize, Türk Silahlı Kuvvetlerine, hukuk sistemimize, kamu kurumlarına verdiği zarar ve güven zafiyeti hepimiz tarafından bilinmekte, herkes tarafından kabul edilmektedir.

Bence muhalif gazetecinin casus olması iddiası inandırıcı değildir. Eğer bir casus arıyorsak, en yakınımızda, yanlışlarımızı savunan dalkavuklar arasında aramalıyız. Çünkü bir istihbarat sisteminde casus, ajan, haber elemanı olarak kullanılanların tamamı sisteme entegre olacak şekilde yetiştirilirler. Bunlar; sıradan insanlar, sıradan görevliler gibi hareket ederler. Akmazlar, kokmazlar, dikkat çekmezler. Trafik suçu bile işlemezler. Gazetelerde, televizyonlarda isimlerini hiç duymazsınız, yazı yazmazlar, yorum yapmazlar, fotoğraf çektirmezler. Toplum önüne çıkmazlar, varlıklarından dahi haberimiz yoktur. Bir gizli servis görevlisinin cenazesine gitmezler, fotoğraf çekip yayınlamazlar. Devletin gizli servisinin, devletin jandarması tarafından yakalandığı, devletin savcısının da duruma el koyduğu bir ortamda hiç bulunmazlar. Dinlemeye takılacaklarını bile bile cep telefonuyla bilgi alışverişi yapmazlar. Eğer gerçekten ortalık bu kadar casus ve terörist kaynıyorsa ve bunlar elini kolunu sallayarak uluorta hareket edebiliyorsa “vay hainler, içimize sızmışlar” diyerek geçiştiremeyiz. Sistemin sorgulanması, “neden önlem alınmadı” denmesi gerekir. Çünkü devletin istihbarat sisteminin yanında, istihbarata karşı koyma sistemi de olmalıdır. Bence ortada casustan çok “gafil muhbir” vardır. Gafil muhbirler, kendisini ya da savunduğunu parlatmak için yersiz, temelsiz ve gereksiz çaba harcayan, iddiaları savunurken açık verenlerdir. Tartışmalar dikkatle izlendiğinde bu gafil muhbirlerin algı yaratma çabaları, bunu yaparken de kendilerini ele verdikleri açıkça görülmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Faiz düşürerek, döviz fiyatını ve enflasyonu düşürme” hedefi tutturulamadı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı; “sebebi ve çareyi” uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Türkiye’nin Sarraj hükümetine destek verdiği Libya’da Sirte ve Cufra’ya yönelik operasyon planları nedeniyle bölgedeki tansiyonun yüksek olduğu bir dönemde, Ulusal Mut...

Türkiye genelindeki neredeyse bütün baroların karşı çıktığı “çoklu baro” düzenlemesinin büyük bölümü gazetemizin baskıya verildiği saatlerde (Cuma / saat 18.00) Türki...

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) coronavirüs salgınının yavaşladığına dair elde bir işaret olmadığını açıkladı. Virüsün hava yolu ile bulaştığı yönündeki çalışmalar son dönem...

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Ka...

Çin'de ortaya çıktıktan kısa sürede sonra tüm dünyaya yayılan coronavirüs pandemisinin olumsuz etkileri sürüyor. Bir yandan vaka ve yeni ölümler yaşanırken, diğer yand...

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, GÖZLEM’in Türkiye gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. İşte sorularımız ve Sertel’in cevapları…

Yazarlar
Website Security Test