Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Endişe verici bir tablo var: “Suriyeli sorunu çözülmeli”

26.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Nüfus istatistikleri, harcamalar ve “olumsuz” sosyal gelişmeler, yarınların Anadolu’su için “tehlike işaretleri” veriyor… Gözlem Uzmanlara sordu, işte cevapları…

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK) 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü öncesinde açıkladığı Küresel Eğilimler Raporu'ndaki verilere göre, 2019 yılı sonu itibarıyla dünyada 79,5 milyon kişi zorla yerinden edildi. Bunların 29,6 milyonu mülteci konumunda. Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre dünyada en fazla mülteciyi son 7 yıldır Türkiye barındırıyor. Almanya en fazla “mülteci barındıran” ikinci ülke konumunda.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü verilerine göre; Haziran 2020’de 3 milyon 585 bin 198 kayıtlı Suriyeli mülteci bulunuyor. Türkiye’nin 82 milyon 3 bin 882 kişilik nüfusu içerisindeki Suriyeli oranı ise yüzde 4,37 olarak gözüküyor. Suriyeliler artık, kapı komşumuz oldu.

Türkiye’nin sağladığı çadırkent veya konteyner kent biçimindeki geçici barınma merkezlerinde 63 bin 2 Suriyeli kalıyor. Bunun dışındaki 3 milyon 522 bin 196 Suriyeli ise, Türkiye’nin 81 kentine dağılmış durumda yaşıyor. Kentlerdeki Suriyeli nüfus varlığına bakıldığında, 499 bin 61 kişiyle İstanbul, 448 bin 860 kişi Gaziantep, 433 bin 156 kişi Hatay, 420 bin 675 kişi Şanlıurfa, 246 bin 512 kişi Adana ve 212 bin 447 kişi Mersin’de kayıtlı görünüyor. Kilis’te Suriyeli sayısı, neredeyse TC vatandaşı sayını geçecek. Suriyeli ailelerde “doğum ve nüfus artış oranı”, TC vatandaşı ailelerin çok üstünde.

Suriyeliler dışında Türkiye’deki mülteci nüfusu incelendiğinde ise, 2019 yılı sonu itibariyle 14 bin 818 Iraklı, 133 bin 169 Türkmen, 67 bin 845 Azeri, 67 bin 164 İranlı, 46 bin 433 Afgan ve 44 bin 21 Özbek ikamet izinli olarak bulunuyor. Bu izinli mültecilerin yanı sıra kaçak göçmen olarak da Türkiye’de yaşamaya çalışan ancak yakalandıklarında ülkelerine gönderilenler de söz konusu. Kaçak göçmenler içerisinde 2020 yılında 10 Haziran itibariyle 21 bin 53 kişiyle Afganlar başı çekiyor. Keza geçmiş yıllarda da Afganistan’dan Türkiye’ye kaçak yollarla gelmiş kişi sayısı dikkat çekici özelliğini koruyor. Geçen yıl sonunda 201 bin 437 kaçak Afgan göçmen tespit edildiği kayıtlarda yer alıyor.

Memleketlerinden, evlerinden pek çoğu savaşın yanı sıra ekonomik koşulları gerekçesiyle daha iyi bir gelecek kaygısıyla yola çıkmış insanlar Türkiye’de hayatta var olma mücadelesi veriyor. Bu insanlardan bazıları Avrupa gibi nihai hedef noktaları için Türkiye’de geçici süreyle bulunmayı öngörürken, bazıları ise ülkelerine geri dönme düşüncesinden her geçen gün uzaklaşarak Türkiye’nin bir parçası olmaya çabalıyor. Ülkelerindeyken tarımla uğraştıkları veya herhangi bir mesleki eğitime sahip olmadıkları için pek çok mülteci ya inşaat sektöründe ya da tarım sektöründe günlük ücret karşılığında geçimlerini sağlıyor.

Eskiden sınır komşumuz olan Suriyelilerle şimdi aynı şehirde birlikte yaşıyoruz. Mahalle, sokak ve kapı komşumuz oldular.

Ülkenin her köşesine dağılan Suriyeli nüfusunun entegrasyonu için “kolay şartlar” ile “TC vatandaşlığı da verilmeye başlandı.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Suriyelilere 41 milyar dolar harcadık” sözünden bu güne, “bu paranın çok arttığı” belirtiliyor. İdlip ve Libya’da çarpışan “dolar maaşlı” Özgür Suriye Ordusu mensuplarına harcanan paranın toplamı konusunda “bilgi verilmemesi” de, iddiaları arttırıyor.
Özdağ’ın açıklamaları…

İYİ Parti Milletvekili Prof. Dr. Ümit Özdağ, katıldığı bir TV programında “Gelen Suriyeli sayısı 4 milyona yaklaştı. Böyle giderse 2040 yılında ülkemizde her 13 kişiden bir tanesi Suriyeli olacak. Bu Türkiye’yi parçalar” dedi.

Özdağ açıklamasında “dehşet verici” bir iddia ortaya attı: “Bakın Türkiye’de bir Suriyeli uyuşturucu mafyası oluştu. Elinize bir kamera alın çıkalım Taksim’e, buradan Osmanbey’e kadar yürüyelim o zaman göreceksiniz bu gerçeklerin tamamını.”
*********

“GELECEKTE BİR SORUN YUMAĞI OLMAYA ADAY”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Türkiye’nin gelecek gündeminde Suriyeliler giderek bir sorun yumağı olmaya aday. Konu sadece insani boyut içinde ele alınıp; geçiştirilecek bir sorun değil. Aksine kümülatif olarak bir seri yeni sorunlar üretme potansiyeli oldukça yüksek. İster istemez insanın aklına bir kıyaslama geliyor. Avrupa’nın en güçlü ekonomisi olan Almanya’ya davet edilerek giden ve özellikle uyum sıkıntısı yaşayanların hem kendi konumları açısından, hem de Türkiye karşıtlığı şeklinde çıkan sorunların çok daha derin ve tehlikelisi, yarının Türkiye’sinde Suriyeliler açısından gündeme gelme riski taşıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin 2019 raporu, son yedi yılın Mülteci barındırma şampiyonunun Türkiye olduğunu ilan ediyor. Nihayet bir Dünya birinciliği yakalamışız (!) İçişleri Bakanlığı 2020 yılı son verileri, 3 milyon 585 bin 198 Suriyeli mülteci bulunduğunu belirtiyor. Muhtemel kayıtlı olmayanlarla birlikte bu rakam, çoğu resmi ağızda bile, 4 milyon olarak telaffuz ediliyor. Bunların sadece 63 bini geçici barınma merkezlerinde kalıyor. Yani Sınır kentler ve büyük kentler başta olmak üzere tüm Türkiye’ye yayılmış durumdalar. Bugün itibarı ile Türkiye nüfusunun yüzde 4,37 sini oluşturuyorlar.

Bize göre çok daha yüksek nüfus artışı hızı ile kısa zamanda nüfusun yüzde 10’una ulaşması kaçınılmaz gözüküyor. Hükümetin artık unutmaya terk ettiği veya rafa kaldırdığı “ülkelerine, gönderilecekler veya dönecekler” yaklaşımı geçerliliğini giderek yitiriyor. Ama kimse bu durumun toplumda yaratacağı, demografik yapı, kültürel uyum, ekonomik ve sosyal sorunlar ile politik yapılanma ve sınır kentlerinde yaşanacak, uluslararası güvenlik riski gibi konuları gündeme getirmiyor. Suriyeliler büyük kentlerde ve sınır kentlerinde kendi getolarını oluşturmuş durumdalar. Türkiye’de genel işsizlik yüzde 15’e genç işsizliği yüzde 25-30’lara tırmanırken, tüm ülkede kent suçları için uygun ortamlar oluşurken, kendini mülteci hisseden insanların, kriz ortamında aç biilaç boş duracağı mı sanılıyor. Bu güne kadar, kendi işsizimize yeterli yardım yapılmazken Suriyelilere her türlü destek sonuna kadar verildi. Ancak ekonomide denizin bittiği bir döneme geldik. Asıl sıkıntılar bundan sonra kendini gösterecektir. Uzun süredir uygulanan ithalatın ve dış ticaretin sürüklediği ekonomik büyüme yaklaşımı artık sonuna geldi.

Türkiye bilişim teknolojilerine dayalı bir büyüme, sanayileşme ve sağlıklı bir ekonomik yapı yaratamadı. Pandemi nedeniyle bu yıl turizm de bekleneni asla veremeyecek. Ekonomik ve sosyal patlamalar ile kent suçlarında yaşanacak artışların daha da fazlası zamanla Suriyelilere de yayılacaktır. Bu durum Suriyelilere sıcak bakmayan kesimlerde, milliyetçi duyguların daha yükselmesine ve ayrımcı yaklaşımlara yol açacaktır.. Avrupa’da Türklere yönelik ön yargılar gibi… Diğer taraftan Suriyelilerle kültürel sıkıntılar yaşanması kaçınılmazdır. Toplumların kültür evreni sadece din kardeşliğine dayanmaz. Kaldı ki, AKP dönemindeki zafiyetlere rağmen Türk toplumu büyük çoğunluğu ile laik bir toplum anlayışına sahiptir. Arap kültürü henüz bundan uzak olup, Suriyelilerin Türk toplumuna entegrasyonu kolay gerçekleşecek bir durum değildir. Eğer AKP, Suriyelileri vatandaşlığa alıp bunların oyları ile iktidarda kalmayı umuyor ise, bu tam da geri tepecek bir beklenti olmaya adaydır. Kriz dönemlerinde toplumsal ayrışma, zıtlaşma ve kutuplaşmaların artması kaçınılmazdır.

Esasen mevcut iktidar blokunun toplumsal ve politik kutuplaşmayı, kendi muhafazakar tabanını elinde tutmak için kullanması toplumsal krizin daha da derinleşmesini kolaylaştırıyor. Bu tür uygulamalar toplumsal bütün ve toplumsal entegrasyon, toplumsal uyum ve uzlaşmaya hizmet etmez. Aksine mutlaka geri teper. Tüm toplumlar için; özgürlük, uzlaşma, diyalog, demokrasi, eşitlik, adalet, liyakat ve refah herkes için yaygınlaştırılır ise toplumsal başarı ve mutluluk yakalanabilir. Oysa gerek yeni bir sorun yumağı olma yolundaki Suriyeliler olgusu; gerekse iktidar bloğunun, diyalog yerine zıtlaşma ve ayrıştırıcı tavrı ile herkesi ve her şeyi kendine göre düzenleme bencilliği, ülkemizin içinde bulunduğu zor koşulların atlatılmasını imkansız kılıyor. Bir durup düşünüp, aklıselime gelmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç var.
*************

“SURİYE İÇ SAVAŞINDA EN FAZLA ZARAR GÖREN ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi) –Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaştan en çok zarar gören tabiatıyla Suriye halkı olmuştur. Ülke harap olmuş, 500 binden fazla insan ölmüş, milyonlarca kişi ülkeden kaçmıştır. İç savaştan zarar gören ikinci ülke ise hiç kuşkusuz Türkiye'dir.

İç savaş Türkiye için güvenlik sorunları yarattığı kadar, muazzam bir ekonomik yük bindirmiştir. Suriye'den insan göçünün başladığı tarihten bu yana yapılan ve 40 milyar doları aştığı açıklanan harcamaların yanı sıra, gelen Suriyeliler ülkemizin sosyal ve uzun vadede demografik yapısına olumsuz sonuçlar vermiştir.

BM raporlarına göre Türkiye bugün için en fazla mülteci barındıran ülke durumundadır. Ancak Türkiye'deki Suriyeliler tam anlamıyla mülteci sayılmamakta, geçici barınma statüsünde bulunmaktadırlar.

Suriye'deki iç savaşın kısa sürede bitmesi beklenmemektedir. Astana süreci ve Cenevre görüşmeleri yakın gelecekte sonuç vermekten uzaktır. İç çatışma tarihten kaynaklanan bir hesaplaşma niteliğindedir. Ayrıca pek çok aktör devrede bulunmaktadır. Bu itibarla bir uzlaşıya varılması güçtür.

Suriye'de yeniden anayasal düzen kurulduktan sonra ülkenin imarı için uzun yıllar ve büyük finansman gerekecektir. Durum böyle olunca Suriye'den gelenlerin geri dönmeleri kolay değildir. Onlara tanınan geçici barınma statüsünün korunması ve mülteci olma hakkının verilmemesi gerekir. Türkiye'de kalmalarını cazip kılacak düzenleme ve kolaylıklar, bu kişilerin geri dönmelerini zorlaştıracaktır. Bu konuda izlenecek politikaların dikkatle uygulanması, bu yabancı nüfusun gelecek on yıllarda ülkemiz için sorun yaratmaması açısından önem taşımaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Kendileriyle ilgili” yasa tekliflerin için görüşleri alınmayan Avukatlar yürüyor, İşçi Sendikaları yurdun dört bir yanında basın toplantıları yapıyor. Ama… Barolar Ka...

Çin'de ortaya çıktıktan kısa sürede sonra tüm dünyaya yayılan coronavirüs pandemisinin olumsuz etkileri sürüyor. Bir yandan vaka ve yeni ölümler yaşanırken, diğer yand...

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, GÖZLEM’in Türkiye gündemine ilişkin sorularını yanıtladı. İşte sorularımız ve Sertel’in cevapları…

Türkiye’de çözüm bekleyen ekonomik ve sosyal sorunlar dururken vatandaşın uzun zamandır bitmesini beklediği siyasi gerilim tırmanmaya devam ediyor. Halk temel ihtiyaçl...

Tüm dünyayı etkisi altına alan coronavirüste vaka sayısı 11 milyona, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 600 bine yaklaştı. Salgın henüz kontrol altına alınamazken, ülke...

Hükümetin Meclis’e getirmek üzere olduğu, “baroların yapısının ve seçim usullerinin değiştirilmesi” teklifi ile ilgili gerginlik sokaktan Meclis’e taşınacak. Gözlem ko...

Dünyada yeni tip coronavirüs (Covid-19) salgını tüm hızıyla devam ederken ülkelerden gelen vaka ve ölü sayılarındaki “rekor” artışlar endişe yaratmaya devam ediyor. Dü...

Yazarlar
Website Security Test