Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İstanbul Sözleşmesi’ne “Hayır” Cinayetlere “Evet” demektir!.

24.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kadına yönelik şiddet her geçen gün daha artıyor. Kısa bir sürede sokak ortasında veya hane içinde onlarca kadın daha öldürüldü. Eski kocası tarafından öldürülen Emine Bulut, Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırma görevlisiyken kopya çektiği sırada yakaladığı hukuk fakültesi öğrencisi tarafından öldürülen Ceren Damar öldürülen kadınlardan sadece ikisi.

Vahşice öldürülen bir diğer kadın ise üniversite öğrencisi Pınar Gültekin oldu. Ayrıldığı sevgilisi tarafından öldürüldükten sonra çöp varilinde yakıldı. Kadın cinayetleri “İstanbul Sözleşmesi” tartışmalarını da beraberinde getirdi.

“Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini” konu alan ve hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge olan “İstanbul Sözleşmesi” son dönemde bazı “tutucu” çevrelerin hedefine oturmuş durumda. “Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu sözleşmenin bypass edilmesi” arayışına, kadın örgütleri tepkili.

Sözleşme, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzalandığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak adlandırılıyor. Türkiye sözleşmeyi ilk kabul eden, imzalayan ve onaylayan ülke olurken, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girdi. Sözleşme, Mart 2019'da 33 ülke ve Avrupa Birliği tarafından kabul edilerek onaylandı. Türkiye için öncü bir adım olan “İstanbul Sözleşmesi” son dönemde bazı “tutucu” çevrelerin, Saadet Partili ve bazı AKP'li isimlerin hedefinde.

İstanbul Sözleşmesi'nin en önemli özelliği, “biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve “imzacı” ülkeleri hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

“Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen” Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.

Kadın dernekleri tepkili

“Çatısı altındaki 42 kadın derneği ile Türkiye’nin en büyük örgütlü kadın gücü olan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” açıklaması yaptı.

“Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu Sözleşme’nin, son dönemde tek taraflı feshedilmesi veya bazı maddelerine çekince konulması tartışmalarının endişe verici olduğunun” belirtildiği açıklamada, “kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesinde toplumun her kesimine ve devlet kurumlarına önemli sorumluluklar düştüğü” ifade edildi.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü de, “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılıp kaldırılmaması ile ilgili yapılan araştırmada yüzde 5’lik bir kesimin istediğini geri kalan toplumun yüzde 95’inin istemediğini öğrendik. Şimdi siz yüzde 5’in istediğini mi yapacaksınız? Hadi kaldırdınız, tecavüze, şiddete göz mü yumacaksınız? Şu an konuştuğumuz her dakika bir kadının ya da çocuğun hayatına mal oluyor. Bu ülkeyi şeriatçılar, cemaatçiler mi yönetiyor” sorularını yöneltti.

Türk Hukukçu Kadınlar Derneği’nden yapılan yazılı açıklamada “Sözleşmeye “’Dur demek, cinayetlere ‘Geç’ demek” denildi.

İlerici Kadınlar Derneği de, akademisyen, gazeteci, hukukçu, sanatçı, yazarın ilk imzacılar arasında yer aldığı “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek kadına şiddeti onaylamaktır!” başlıklı bir imza kampanyası başlattı.

İstanbul Sözleşmesi’nin mimarlarından Prof. Dr. Feride Acar, sözleşmenin “aileyi tahrip ettiği” ve “eşcinselliği özendirdiği” iddialarının asılsız olduğunu belirterek “Türkiye, her gün kadın cinayet haberleriyle uyanırken bu sözleşmeye kim, ne için itiraz eder anlamak çok zor” dedi.

TÜSİAD: “İstanbul sözleşmesi yaşatır”

Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) 27 yaşında vahşice katledilen Pınar Gültekin'in ardından yayınladığı mesajda İstanbul Sözleşmesi'nin uygulanmasının hayati olduğunun altını çizdi. “Kadına şiddete karşı 'ama'sız ve 'fakat'sız bir yaklaşım içinde olunması gerektiğini” belirten TÜSİAD, “İstanbul Sözleşmesi, Türkiye ve dünya kadınlarına verilmiş bir söz, güçlü bir taahhüttür. Bu sözden caymayalım. Şiddet uygulayanları cesaretlendirmeyelim. İstanbul Sözleşmesi yaşatır” ifadesini kullandı.

Açıklamada, “Kadına yönelik şiddet hem dünyada hem de ülkemizde kanayan bir yara ve bir insanlık suçudur. Kadınların çeşitli bahanelerle şiddete maruz kalması ve yaşam haklarının elinden alınması maalesef her gün sarsıcı örnekleriyle karşımızdadır. Kadınların ve çocukların hayatını karartan cinayet, tecavüz, taciz vakaları, zorla ve erken evlilikler kadını kadın olduğu için ayrımcılığa maruz bırakan zihniyet yapısının yansımalarıdır. Uluslararası sözleşmeler ve yasalarımız şiddeti besleyen zihniyet yapısı ve şiddet eylemleri ile mücadelenin en etkili araçlarıdır” denildi.

“10 kadından 4’ü…”

Ege Genç İş İnsanları Derneği EGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Aslan, son gelişmeler ışığında kadına yönelik şiddete ilişkin açıklamada bulundu. “Kadına şiddetin vahşi bir yaklaşım olduğunu” belirten Aslan, “Kadına yönelik şiddet, insan haklarının en yaygın ihlallerinden biri olarak, sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel hayata katılan kadınları etkiliyor. Türkiye'de her 10 kadından 4'ü hayatları boyunca şiddetin en az bir formuyla karşı karşıya kalıyor.” dedi.


İZSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Küçükkurt ise İstanbul Sözleşmesi aktif olarak uygulanması gerektiğini belirterek, “Ülkemizin temel problemlerinin başında gelen kadına yönelik şiddetin bir türlü önüne geçememiş olmamızdan dolayı büyük üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. STK’lar olarak toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine birçok farkındalık yaratacak faaliyetler yürütmemize rağmen, siyasette kadının etkisini arttıracak kota, fermuar sistemi gibi yöntemlerle kadının toplumsal hayatta etkinliğini arttırmaya çalışırken kadınların hala hunharca öldürülüyor olmasına artık öfke duyuyoruz.” açıklamasında bulundu.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

bunu da açıklayın

27.07.2020 - 19:45
Sözleşmenin 3.Maddesinin f) fıkrasında “KADIN ” terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır.” hükmü yer alır.Yani sözleşme cinsellik ve kadınlık tanım ve kavramını bu tanımla 0-18 yaş arası tüm kız çocuklarına kadar indirmiştir bu çocuk kavramıyla son derece çelişen bir tanımdır.Halbuki Türk Hukukunda tüm kanunlar ve Çocuk Koruma Kanunu md.1-a- ya göre çocuk :18 yaşından küçüklere denmektedir.Türk toplumunun değer ve kültüründe de KADIN deyimi 18 yaşından büyük ve evlenmiş kadınları ifade eder.Sözleşmenin 3.maddesi ŞİDDET tanımını son derece geniş ve belirsiz olarak tarif etmiş olup istismara ve kötüye kullanıma son derece müsait belirsiz bir tanımdır.
Diğer Haberler

Millet İttifakı’nın ana omurgasını oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ittifak ortaklığında Türk siyasi tarihinde ...

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Nurol İnşaat Genel Müdürü Nurettin Akdeniz ile Karşıyaka-Çiğli arasında hizmet verecek tramvay hattının bir süre önce imz...

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Al Arabiya TV kanalı, Kandil'deki PKK'lı teröristlerini  “özgürlük savaşçısı” ilan ederken, Türkiye’ye kin kustu…

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, ilçede en büyük sorun olan kentsel dönüşümün önünü açacak imar planlarını 22 ay gibi kısa bir sürede hazırladı. Abdül Batur, arkada...

Gençler hangi ülkelere kaçmak istiyor? / İmam Hatiplerde öğrenci sayısı azalırken, gençler arasında Ateizim ve Deizim neden yaygınlaşıyor? / X – Y – Z kuşağı gençler n...

Cumhurbaşkanı Kabinesi toplantısından “Yasakların kısıtlamaların hafifletilebileceği kararı” çıkarken… Dünya Sağlık Örgütü, “tam tersine açıklamalar” yapıyor; Durumun ...

Gizlenen gerçek ekonomik veriler, ekonomik çöküntüyü artırıyor.  “Yanlış enflasyon hesabı” milyonlarca memuru, emekliyi, dul ve yetimi doğrudan ve “olumsuz” etkiliyor.

Yazarlar
Website Security Test