Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Mavi Vatan’da ''gri'' bulutlar koyulaşıyor!

21.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yunanistan’ın hamleleri gerilimi arttırırken, Türkiye geri adım atmayacağını ilan etti. Uzmanlar ne diyor?

MEHMET KOCABIYIK

NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan arasındaki Doğu Akdeniz gerilimi tırmanıyor.  ABD savaş gemisi USS Hershel Woody Williams’ı Doğu Akdeniz’e gönderdi. Gemi, Yunanistan’ın Girit Adası açıklarında, son günlerde Avrupa Birliği ve Rusya’nın bölgede tansiyonun yükselmesinin ardından gönderdiği diğer savaş gemilerine katıldı.

Türkiye, Oruç Reis gemisinin ardından, Yavuz sondaj gemisinin çalışmaları için 18 Ağustos-15 Eylül tarihleri arasında geçerli olacak yeni bir Navtex ilan etti. Ankara, Navtex duyurusunda, "Çalışma sahasına girilmemesi şiddetle tavsiye olunur" denildi. Navtex, uluslararası orta frekansta gemilere olası tehlike, emniyet ve hava raporları ve uyarılarını otomatik olarak yazılı bir şekilde veren haberleşme sistemi. Denizcilere uyarı amacı taşır.

Türkiye'nin Yavuz için Navtex ilanının ardından Güney Kıbrıs'tan da "karşı-Navtex" geldi. Anadolu Ajansı'nın Güney Kıbrıs radyosuna dayandırdığı habere göre Güney Kıbrıs yönetimi, Larnaka'daki "Arama-Kurtarma Koordinasyon Merkezi" tarafından yayımlanan "karşı-Navtex"i ile, Türkiye'nin yeni Navtex'inin "yetkisiz ve geçersiz, Yavuz ve beraberindeki gemilerin bölgedeki faaliyetlerinin de yasa dışı olduğu" ilan etti.

Türkiye, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin, Ataman ve Cengiz Han isimli gemilerle birlikte Kıbrıs açıklarında daha önce ilan edilen bölgede sismik çalışmalar yürüteceğini bildirmiş, Oruç Reis'in çalışmalarını 23 Ağustos'a kadar sürdüreceğine ilişkin Navtex ilan etmişti.

“Akdeniz’de Sevr’e boyun eğmeyeceğiz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Doğu Akdeniz'de dayatılan yeni Sevr'e boyun eğmeyeceğiz” dedi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz’de çıkarlarını koruduğunu anlatan Erdoğan "Hiçbir sömürgeci güç ülkemizi bu bölgede var olduğu tahmin edilen zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarından mahrum bırakamaz. Özellikle Doğu Akdeniz’de ne işimiz var diye soran muhalefetin bu hususları iyi öğrenmesini istiyorum. Türkiye’nin Doğu Akdeniz'den Libya'ya kadar farklı cephelerde yürüttüğü mücadele bir istikbal mücadelesidir. Bugün Doğu Akdeniz’de dayatılmaya çalışılan Sevr’e boyun eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

AB’den diyalog çağrısı

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de yeni Navtex ilan etmesinin gerilimi artırdığını savunarak, geniş kapsamlı diyalog çağrısında bulundu.

Borrell, yaptığı açıklamada, Yavuz sondaj gemisinin Kıbrıs açıklarında hidrokarbon arama çalışmaları için ilan edilen Navtex'in (Denizcilere Duyuru) Kıbrıs Rum Kesimi ile Mısır'ın iddia ettiği sınırlarda kaldığını savundu.

ABD savaş gemisi bölgede

ABD savaş gemisi USS Hershel Woody Williams’ı Doğu Akdeniz’e gönderdi. Yunanistan’ın Girit Adası’na varan gemi, son günlerde Avrupa Birliği ve Rusya’nın bölgede tansiyonun yükselmesinin ardından gönderdiği diğer savaş gemilerine katıldı.

Askeri uzmanlara göre, USS Hershel Woody Williams adeta yüzen bir askeri üs niteliğinde. ABD donanmasının yeni sınıf dev gemilerinden ikincisi olan USS Hershel Woody Williams, askeri operasyonlarda hızlı ulaşım ve destek merkezleri olarak kullanılıyor.

ABD’nin savaş gemisinin varmasından önce Fransa 13 Ağustos’ta Yunan kuvvetleriyle güneydeki Girit Adası açıklarında eğitim tatbikatı düzenlemiş ve Doğu Akdeniz’e iki fırkateyn göndermişti. Rus donanması da bir fırkateynini bölgeye konuşlandırmıştı.

Öte yandan Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis, diğer AB ülkelerinden kuvvetlerin de kendilerine destek için büyük olasılıkla bölgeye gönderileceğini söyledi. Hristodulidis, diplomatik bir çözüm bulunana kadar askeri varlığın arttırılmasını, Türkiye’nin bölgede artan nüfuzunu Batı’nın engelleme kararının bir kanıtı olduğu gerekçesiyle övdü.

Rusya ve AB ülkeleri donanmalarının bölgedeki varlıklarını arttırması kimileri için gerginliği giderme potansiyeli taşısa da bazı uzmanlara göre bu durum iddialarında ısrarcı tutum sergileyen ve diyalog ortamını yakalayamayan Yunanistan ve Türkiye arasında daha büyük bir uzlaşmazlığa yol açabilecek nitelikte.

******* 

“BÖLGE, ‘DOSTLAR MECLİSİ’ MOTTOSUYLA YÖNETİLMELİDİR”

Uluç Özülker (Emekli Büyükelçi)– Yunanistan’a topyekûn bakıldığı zaman; Ege Adaları, Girit ve Rodos Ege’nin parçasıdırlar. Bu iki adanın altında kalan bölge Akdeniz olarak belirlenmiştir. Yunanistan’ın Meis Adası dışında da Akdeniz’de bir kara parçası yoktur. Dolayısıyla Akdeniz’de, Yunanistan’ın bir hak iddiası ile karşımıza çıkması için elinde somut bir yer olması lazım gelir. Buna karşılık anakara olarak Türkiye, Akdeniz’de en uzun kıyı sahiline sahip olan ülke konumundadır. Burada Türkiye’nin Akdeniz ülkesi olması vasfı da Yunanistan’a göre çok çok ileride ve öndedir. Bu yapılmaya çalışılan, Türkiye’nin kendi kara sınırlarına hapsedilmeye yöneliktir ve siyasi bir çabadır ve sonuç verebilecek bir dayanağı da yoktur.

Ege sorunları ile bu konuya bir bütün olarak ele aldığımızda, Türkiye ve Yunanistan’ın Ege’de ortak bir anlaşmaya ve mutabakata varabildiği bir husus yoktur. Yunanistan 1825’ten bu yana topraklarına toprak kattığı bütün sonuçları “Ağababalarının” kendilerine vermesiyle elde etmiş, kendi gücü ve başarısıyla kazanabildiği hiçbir şey olmamıştır. Bu alışkanlığı sonucunda da Yunanistan yine Türkiye ile ilgili kullanabileceği ne varsa kullanıp, “Ağababalarını” harekete geçirmeyi hedefliyor. Fakat bu sefer sert kayaya çarpmıştır. Çünkü hak iddia ettiği yerlerde ne hukuki ne de siyasi açıdan hak iddia edebilecek niteliğe ev kara parçasına sahip olduğu yer değildir. Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs dörtlü ittifakının Türkiye’ye yapmaya çalıştıkları, sınırlarına hapsetme, çevrelemek ve baskılamak çabaları siyasi bir çabadan ileri gidebilecek şeyler değildir.

Türkiye Akdeniz’de kendi kıta sahanlığını tespit etmiş ve Birleşmiş Milletler’e (BM) de bunun tescilini yaptırmıştır. Türkiye'nin bu koşullar altında yapması gereken 2 şey vardır. Öncelikle şunun net bir şekilde bilinmesi lazım ki Yunanistan’ın yıllardır süregelen uzlaşmadan uzak tavırları yani şu anki zihniyeti ile Ege sorunu çözülemez. Akdeniz’de de aynı şekilde Yunanistan ve Türkiye’nin masaya oturup çözebileceği bir durum Yunanistan’ın bu haliyle mümkün değildir. Yunanistan, ekonomik durumunun giderek kötüye gitmesi ve siyasi baskı hissetmesi sebebiyle sertleşmiş ve geri adım atmaya da niyetli gibi görünmemektedir. Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunların halının altına süpürülmesinin başarıldığı tek zamanlar karşılıklı güven ikliminin oluştuğu zamanlar olmuştur. Türkiye oturduğu tüm masalarda tüm sorunları “Hakça” çözelim diyerek oturmuş ve yine öyle oturacaktır.

Bir bütün halinde bakıldığında bu konuların hepsinde Türkiye haklıdır. Bu meseleye hukuk açısından da bakıldığında Türkiye’nin orada kıta sahanlığı hakkı vardır. Ve bu kıta sahanlığını da BM’ye tescil ettirmiştir. Bizim sondaj yaptığımız yer kıta sahanlığımızın içinde olan bölgedir. Yunanistan kendi sınırlarımız içindeki bir çalışmaya karşı çıkmaktadır. Peki, bu durum sonucunda bir savaş mı çıkar? Hayır, Yunanistan’ın bu durumu savaşa götürmesi çılgınlıkların en üst düzeyi olur. Yunan Adalarının neredeyse hepsi Türkiye’ye 2-3 mil mesafede bulunuyor. Sormak istiyorum, Yunanistan böyle bir savaş halinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı adalarını nasıl savunacaktır? Türkiye, bu adalara bırakın çıkarma yapmasını kıyıdan bir tüfek atışıyla bile ulaşabilecek konumdadır. Bu sebeple herkesin aklını başına toplaması ve buranın bir “Dostlar Meclisi” haline dönüştürülmesi gerekmektedir.

********

“EMPERYALİZM BÖLGEMİZDEKİ HEDEFİNE ADIM ADIM YÜRÜMEKTEDİR”

Soner Aydın (Emekli Albay)– Ortadoğu ve Kuzey Afrika yüzyılın en karmaşık, en huzursuz dönemini yaşamaktadır. Özellikle son 30-40 yıldır emperyalist güçler tarafından örgütlenen, kışkırtılan kitlelerin ve bu durumla mücadelede yapılan hataların bu huzursuzlukta büyük payı vardır.

Bölgemiz; etnik aidiyet, inanç ve mezhep yönünden çok çeşitli nüfus yapısına sahiptir. Birinci Dünya Savaşından sonra sınırları cetvelle çizilen ve başlarına birer otoriter güç oturtulan bölge ülkelerinde halklar, yönetimler tarafından; milli birlik, beraberlik ve milli hedefler yönünde bir arada tutulamamıştır. Yönetimi elinde bulunduranların; kendi varlıklarını korumak, otoritelerini devam ettirmek dışında amaçları olmamıştır. Bu amaçlarına; taraftar, eş, dost, akraba ve kendi aşiretine, kendi mezhebine mensup olanları memnun etmekle, taraf olmayanı baskı altına alarak sindirmekle, sadece yönetimlerini koruyacak silahlı güçler oluşturmakla ulaşmayı tercih etmişlerdir. Bu durum, bir taraftan demokratik hak ve özgürlüklerinin gasp edildiğine inanan gayrimemnun kitleler oluştururken diğer taraftan durumdan yararlanmaya çalışan çıkar gruplarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Milli çıkarlar doğrultusunda çaba harcayan bilinçli insanlar baskılarla sindirilmeye çalışılmış, çıkar gruplarının örgütlemeyi başardığı bilinçsiz kitlelerin büyük bölümü de emperyalist devletlerin güdümündeki radikal uçlara itilmişlerdir. Son 30 yıldır başta Irak, Afganistan, Suriye ve Libya olmak üzere emperyalist devletlerin müdahale ettikleri ülkelere bakıldığında tablo bütün açıklığıyla görülmektedir. Etnik bölücü terör örgütlerinin ve radikal İslamcı/cihatçı grupların hemen hepsinin bu ülkelerde yuvalanmış olması tesadüf değildir.

Emperyalist güçler; büyük çoğunluğu Müslüman halklardan oluşan bölge ülkelerinin bölgesel birliktelik, bölgesel güç oluşturmalarını da engellemektedir. Çünkü dünyanın en zengin doğal kaynaklarına, su kaynaklarına, kıtalar arası ulaşım imkanına, tarım ve enerji potansiyeline sahip Ortadoğu ülkeleri bölgesel birliktelik oluşturduklarında emperyalist devletlere çıkar alanı kalmayacaktır. Bölge ülkeleri de bu durumdan rahatsızlık duymamakta, emperyalizme hizmette sakınca görmemektedir.

Bölgesel birlikteliği engellemenin en kolay şekli; etnik farklılıkları ve bölge insanının hassas olduğu inanç değerlerini istismar etmektir. Etnik yönden yapılan istismar büyük ölçüde hedefine ulaşmış, bölgedeki Kürt gruplara çeşitli kazanımlar sağlanmıştır. Bunun yanında mezhep ayrılıkları yönünden inançta bile uzlaşamayan bölge halkları, son yıllarda bir de tarikat ve cemaatler eliyle ayrıştırılmıştır. Ülkemiz de dahil bölgede yüzlerce tarikat ve cemaat, her biri kendi belirlediği yolda, kimisi siyasetle, kimisi ticaretle iç içe kendi çıkarına göre faaliyet göstermektedir. Bu durum iç siyasette oy toplamanın aracı olarak kullanıldığından toplumsal barışa, birlik ve beraberliğe olumsuz etkileri göz ardı edilmektedir. Bu kadar çok sayıdaki tarikat ve cemaatin aynı derecede memnun edilmesi mümkün değildir. Sıra çıkar paylaşımına geldiğinde dışlananlar, bölgede görüldüğü gibi emperyalizmin güdümündeki radikal İslamcı grupları oluşturmaktadırlar.

Bu durum dış siyasete de yansımakta, emperyalist devletlerin karıştırdığı ülkelerde; sadaka ve yardımlarla yaşamaya mecbur edilmiş muhtaç halk kitleleri, kendilerini hedef alan dış güçlerin propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Bölge ülkelerinden hiç birisi emperyalist devletlerin hedefindeki ülkelerin birlik, bütünlüğü ve istikrarı için çaba harcamamakta, hemen hepsi hedef ülkede kendisine müzahir inanç ve mezhep gruplarıyla ilgilenmektedirler. Bu durumda bölgesel birlik oluşturulması da zaten mümkün değildir.

Emperyalizm hedefine adım adım yürümektedir. Bölgenin şekillendirilmesi çalışması bütün hızıyla devam etmektedir. Ülkemiz de son yıllarda demokrasi, hak ve özgürlükler bakımından dünyada son sıralardaki ülkeler arasında gösterilmektedir. Emperyalist devletlerin müdahale ettiği komşularımıza ve Doğu Akdeniz’de hak ve menfaatlerimizi korumaya çalışırken karşımızda oluşan bloğa bakıldığında, gelecekte ülkemizin de bir savaşa/çatışmaya sürüklenmesi ve müdahale edilmesi gereken ülke sınıfına sokulması tehlikesini göz ardı etmemek gerekmektedir.

Geçmişte “değerli yalnızlık” olarak övünülen kavram, günümüzde bizi sahada tek başımıza bırakmıştır. Emperyalist tehditle mücadelenin yolu; çağdaş, bilimsel, akılcı değerler ve kurucu ilkelerimiz doğrultusunda milli birlik oluşturmaktan, yurt içinde ve yurt dışında liyakatli ve dirayetli kadrolarla diplomatik savunma kalkanımızı güçlendirmekten, Silahlı Kuvvetlerimizi siyasetin dışında tutarak caydırıcı gücümüzü korumak ve geliştirmekten geçmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalif siyasi partiler, özgür basın, Barolar ve Türk Tabipler Birliği gibi ulusal sivil toplum kuruluşları, meslek odaları “hainliğe, teröristliğe kapatılmaya kadar v...

“Enflasyon görünümündeki risklere dikkat çeken” Merkez Bankası, piyasa açısından “sürpriz” sayılabilecek kararla politika faizini 10,25'e yükseltti. Gözlem bu kararın ...

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon enerji kaynaklarının araştırılması ve deniz hakimiyeti konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde, karşılıklı sert mesajla...

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Yazarlar
Website Security Test