Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Esnaf kepenk indiriyor, dar ve sabit gelirli, işsiz ağlıyor; destek nerde?..

21.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gözlem, milyonları ilgilendiren bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlar sordu. İşte görüşleri…

Esnafa teşvik ve destek yok, kepenklerde rekor kapanış var. Dövizdeki, altındaki artış, “enflasyonu,  hayat pahalılığını gün be gün arttırırken”, sabit gelirliler, emekliler, dul ve yetimler, işsizler, asgari ücretliler kan ağlıyor... Yıl başında yapılan “düşük tutulmuş enflasyona bağlı olarak verilen maaş zamları” piyasadaki / çarşı pazardaki zamlar önünde hezimete uğruyor... Milyonlar mali destek beklerken, “ranta dayalı beton tutkusu” bitmek bilmiyor!..

 

*********

 

Covid-19'un da etkisiyle daha kırılgan bir hal alan Türkiye ekonomisi, kurdaki artış nedeniyle bir türlü toparlanamazken, ekonomistler izlenmesi gereken ekonomi politikaları konusunda iktidara sık sık uyarılarda bulunuyor. Ancak, Türkiye parayı üretimi artıracak yatırımlar yerine betona gömmeye devam ediyor. Kriz nedeniyle her geçen gün daha fazla esnaf kepenk kapatırken, hayat pahalılığı adeta vatandaşı eziyor.

Ekonomide üzerinde dikkatle durulması gereken gelişmeler yaşanıyor. Ödemeler dengesi her geçen gün daha fazla açık verirken, ekonomik göstergelerin tamamında bozulma görülüyor. Döviz karşısında her gün değer kaybeden Türk Lirası’nda istikrar sağlanamaması durumunda faturası ağır olacağı öngörülüyor.

Beton tutkusu ülkeyi adeta üretimden uzaklaştırırken, inşaat projelerine destek sürüyor. Kamu bankalarının düşük faizle desteklediği konut satışlarında Temmuz ayında tüm zamanların rekoru kırıldı. Satılan konut sayısı temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 124,3 artışla 229 bin 357 adet oldu. Bu faiz indirimi konut fiyatlarını yüzde 30’un üzerinde artırdı.

İnşaatı desteklemek için 0,64 ile kredi verilirken, esnaf, dargelirli vatandaşlar adeta yalnız bırakıldı. Bu yalnızlık, kepenk kapatmalarda rekor getirdi. Normalleşme takvimine 1 Haziran itibarıyla resmi olarak başlayan perakende sektörü ve esnaf, daralan iş hacmi ve borçları nedeniyle hızla kepenk kapatıyor. Esnaf haziran ayında 7 binin üzerinde işyerinin kepenk kapatması ile son 5 yılın zirve rakamına ulaştı. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre ise yılın ilk 6 ayında kapanan işyeri sayısı 35 bin 965 olarak gerçekleşti. En çok işyeri 3 bin 610 ile İstanbul’da kapandı. Özellikle işyeri kiralarının yüksek olduğu Nişantaşı, Şişli, Kadıköy gibi ana merkezlerde işyerlerinin daha yoğun şekilde kapandığı göze çarpıyor. Kapanma sayısı olarak İstanbul’u sırasıyla İzmir, Ankara ve Antalya takip etti.

Türkiye kaynaklarını üretimi artırma yerine rant projelerine aktarıyor. Bunun en belirgin örneği, inşaat sektöründe rekorlar kırılırken, sanayi üretimi geriliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin sanayi üretim endeksi sonuçlarına göre, takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi bu yılın ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 16.9 azaldı. Bir önceki çeyreğe göre mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretimi de yüzde 20.2 düşüş gösterdi.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, haziranda madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi 2019'un aynı ayına göre yüzde 8, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 1 artarken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 6.4 düştü.

Hayat pahalılığı artıyor

Salgın döneminde vatandaşı etkileyen bir diğer konu ise hayat pahalılığı oldu. Dövizdeki artış nedeniyle iğneden ipliğe her şeye zam gelirken, mutfak adeta yangın yerine dönmüş durumda. Konutlarda kullanılan elektriğe son 21 ayda yüzde 54 oranında zam yapıldı. Ama ücretlerin belirlendiği enflasyon ise düşük çıkıyor. Vatandaşlara göre enflasyon kasıtlı olarak düşük açıklanıyor. Birleşik Metal İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi’nin (BİSAM) hazırladığı rapora göre, Temmuz 2020’de dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı 2 bin 385 TL oldu. Bu harcama tutarının, sadece gıda için yapılması gereken minimum tutar olduğu belirtilerek, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırının 8 bin 249 TL olduğunun altı çizildi. BİSAM, yoksulluk sınırının ise 8 bin 249 TL olduğunu belirtti.

İyiye gidiş yok

Ekonomi yönetimi tarafından Merkez Bankası'na (MB) yönelik müdahaleler, faizi baskılama çabaları, döviz kurundaki yükselişi önlemek için MB rezervlerinin eritilmesi, Türkiye ekonomisinin geleceğine dair kaygıları da beraberinde getiriyor.

Dolar ve euro Türk Lirası karşısında tarihi rekorlarını neredeyse her gün yeniliyor. Borsa İstanbul eski Başkanı ve Gelecek Partisi yöneticisi İbrahim Turhan, doların dünya paraları karşısında değer yitirirken TL karşısında güçlenmesine dikkat çekerek bunun sebeplerini şöyle dedi: "Dünyada dolar gevşerken, risk iştahında bozulma yokken Türkiye niye olumsuz ayrışıyor? 1) Merkez Bankası karşılıksız para basıyor. 2) Parasal genişlemede ölçü yok. 3) Rezervlerdeki erime endişe verici. 4) TL’nin reel faizi çok düşük."

Bütçeden ilk yedi ayda rekor açık

Bütçede hesaplar şaştı ve bütçe ilk yedi ayda yılsonu hedefinden daha fazla açık verdi. Yıl sonu için belirlenen hedef ise 138.9 milyar TL idi. Temmuz 2020’de, geçen yılın aynı ayına göre bütçe giderleri yüzde 39.1 artarak 116.2 milyar liraya çıkarken, gelirler yüzde 7.4 düşerek 86.5 milyar dolar oldu. Bunun sonucunda Temmuz 2019’da 9.9 milyar lira fazla veren bütçe bu yıl 29.7 milyar lira açık verdi. Geçen yıl 17.6 milyar lira fazla veren faiz dışı denge de bu yıl 21.2 milyar lira açık verdi.

Bütçe giderleri yılın ilk yedi ayında yüzde 20.5 arttı ve 681 milyar TL'a ulaştı. Gelir ise yüzde 9.2 oranında arttı ve 541.9 milyar TL'ye çıktı. Verilen açık ise 102.6 milyar TL arttı ve 139.1 milyar TL'ye ulaştı.

 

***************

 

“DÖVİZ KURLARI YÜKSELİNCE NEDEN FAKİRLEŞİYORUZ?”

Emre Alkin (Prof. Dr.)– Türkiye'de faizler yükselince kimse panik olmaz ama döviz yükselince herkes panik olur. Bunun da haklı sebepleri vardır. Mahfi Eğilmez Hoca'nın dediği gibi bir "dual para" sisteminde yaşıyoruz. Yani resmi paramız TL, gayri resmi paramız dolar.

Borcumuzu, alacağımızı, zenginliğimizi, fakirliğimizi, varlığımızı dolar ile ifade ederken, Avrupa'ya doğrudan bağlantılı olduğumuz işlerde Euro'yu ölçü birimi olarak kullanıyoruz. İthalatımızın yüzde 85'inden fazlası hammadde, ara malı, yatırım malı olduğu için girdilerimiz döviz cinsinden. Türkiye'de bile üretilse, beyaz eşyadan otomotive kullandığımız her eşyanın parçası yurt dışından geldiği için döviz yükselince, fiyatları artıyor. Ayrıca tamamı yerli girdiyle imal edilse bile "rakiplerim öyle yapıyor" diyen uyanık iş insanlarımız ürünlerini dövize endekslemiş durumda.

AVM'lerde kiralar dövize endekslenmişti uzun zamandır. Daha yeni yeni uzlaşıya varıldı. Hala birçok sitede konutlar dolarla kiralanıyor. Uçak biletlerinin fiyatı döviz yükseldikçe artıyor. Havayolu şirketlerinin yakıtından başlayarak operasyonlarına kadar her şeyleri dövize endeksli. Bundan başka akaryakıta zam geldikçe en akla gelmeyen ürünlere de zam geliyor. Yani Türkiye'de hayatımızın büyük bir kısmı dövize endeksli durumda. Unutmadan söyleyeyim: Bir de sürekli ilave gümrük vergisi icat eden bir Dış Ticaret Rejimi var. Ülkemizde üretilmeyen ürünlere bile ilave vergi getiren bu yaklaşım sayesinde enflasyon ateşi körükleniyor.

Bu arada devletin de işlerinin önemli bir kısmı dövizle. İhaleler, satın almalar ve yap-işlet vs ne varsa büyük bir kısmı döviz cinsinden yapılıyor. Çünkü devletten iş alanlar "yabancı para cinsinden borçluyuz" diyerek, garantilerini döviz cinsinden talep ediyorlar.

Hal böyleyken Türkiye'de döviz yükseldikçe fiyatlar artıyor. Dövizin sıçrama yaptığı dönemlerde, vatandaşın geliri kurlar kadar hızlı artmadığı için fakirleşme oluyor. Bu fakirleşmeyi hissetmek için Avrupa'ya seyahat etmeye gerek yok. 2013 yılından beri Dolar'ın TL karşısında kazandığı değer kadar gelirinizin artmış olup olmadığına bir bakın, hemen anlarsınız.

Eğer, Dolar 2 TL'den 7 TL'ye yükselirken geliriniz de 2013-2018 veya 2013-2020 arasında 3.5 kat artmışsa sorun yok. Dolar kuruna karşı korunmuşsunuz demektir. Artmamışsa dolar kuruna karşı fakirleşmişsiniz demektir.

"Bu sefer de rekabetçi kuru deneyelim"

Ancak hesap bu şekilde yapılmaz tabii. Gerçek fakirleşme fiyat artışlarına göre hesaplanır. Satın Alma Gücü Paritesi vs. gibi teknik hesaplamaları karıştırmadan, sadece TÜFE'ye bakalım:  2013 Temmuz'dan 2018 Temmuz'a kadar gelirini yüzde 60'tan fazla artıran var mı? Ses gelmedi. Peki,  Temmuz 2013'ten Temmuz 2020'ye kadar gelirini yüzde 110 arttıran var mı? Durun hemen bana kızmayın, TUİK'İn hesabı bu. Benim değil. Ben sadece Temmuz'dan Temmuz'a yıllık enflasyonları ekleyerek buldum bu sonucu.

Şaka bir yana, Türkiye'de pek az kişi 2013-2018 arasında % 60'tan fazla gelirini artırdığı için, vatandaşların büyük bir çoğunluğu fakirleşti. Aynı şekilde 2013-2020 arasında da pek az kişinin geliri % 110'dan fazla artırmıştır sanıyorum. Bunun haricindeki herkesin fakirleştiği bir gerçek. "Hayat Pahalılığı" anlamına gelen hesaplamalara hiç girmiyorum. Moralimiz daha da bozulur.

Özetle, kur yükselişlerinin fiyat artışlarını tetiklemesi ve ortalığı boş bulan uyanıkların da büyük gayretiyle Türkiye'de dolar ve euro yükseldikçe enflasyon ile hayat pahalılığı beraber yükselir. Tekrar ediyorum: Bu fakirleşmeyi anlamak için Avrupa'ya gitmeye gerek yok. Çocukların okul taksitlerini öderken, marketten alışveriş ederken, doğal gaz veya elektrik faturasını öderken gayet rahat anlayabiliyoruz.

Bunu elbette hükümet de biliyor. Ancak, kurlara hakim olmak için atılan adımların yüksek maliyetini artık karşılayamayacak duruma geldiğimiz için, "bundan sonra rekabetçi kur" söylemi başladı.

İnşallah ihracat, turizm ve diğer döviz kazandıran faaliyetler sayesinde Türk İnsanının geliri artar, böylece "rekabetçi kur" sayesinde fakirleşmekten kurtuluruz. Diğeri olmadı, bir de bunu deneyelim dostlar. (Emre Alkin bloğundan alınmıştır)

 

*********

 

“ENFLASYONA TUŞ OLAN VATANDAŞ, DEPREM VE PANDEMİ KARŞISINDA DA ÇARESİZ!..”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci / Yazar)– Enflasyonu ve hayat pahalılığını, çarşıda pazarda ve mutfağında bizzat yaşayarak ölçüp hesaplayan dar gelirli vatandaşın hesabı ile TÜİK’in ve iktidar sözcülerinin hesabı birbirini tutmuyor. Şimdi vatandaş kendisine duyurulan resmi rakamlara mı inansın, yoksa yaşadığı gerçeklere mi?

Düşük tutulan enflasyon oranları dikkate alınarak, işçinin, memurun, emeklinin, asgari ücretlinin maaşlarına yapılan artışlar, çoktan eridi pul oldu. Bu durumda dar gelirliler, zor koşullarda hayatını idame ettiren insanlar, yaşanan enflasyona ve hayat pahalılığına karşın nasıl ayakta kalabilsinler? Dolayısıyla, dar gelirlinin, işsizin, yoksulun günümüzdeki hali pürmelalini en iyi yansıtacağını düşündüğümüz, ‘enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında tuş olan vatandaş’ benzetmemizi yazımızın başlığına yerleştirdik.

Döviz fiyatlarındaki tırmanış, ekonomideki yangının bir başka çarpıcı görünümü. Bakmayın siz, ekonomi sorumlularının işi sulandırarak durumu idare etmeye çalışmalarına. Dövizdeki artış, iğneden ipliğe her ürüne yansıyor. En önemlisi de ülkemizin döviz borçluluğunu ve onun maliyetini olağanüstü artırıyor. Son dönemde paramız bütün paralar içinde en fazla değer kaybeden üçüncü para durumunda. Bu veri bile, ülkemiz ekonomisinin içinde bulunduğu durumu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Büyük Marmara depreminin 21’nci yıldönümünde, uzmanlar yeni büyük deprem tehlikesine dikkat çekiyorlar. Devletin bakanı, acilen yenilenmesi gereken 1,5 milyon çürük yapı olduğunu açıklıyor. Buna rağmen ranta yönelik yatırımlar, deprem barınma alanlarının betonlaştırılması gibi yanlış uygulamalar son sürat devam ediyor. Bunca ivedi deprem riskine ve tehlikesine karşın, halâ‘Kanal İstanbul’ hayalleri ortalığı kaplıyor.

Depremle ilgili konularda yeterince duyarlı olunmadığı gibi, pandemi süreci ile ilgili olumsuzluklar da devam ediyor. Sağlıkla ilgili risklerin yanı sıra, salgın sürecinin ekonomik ve sosyal yaşama yansımaları, vatandaşın belini büküyor.

Doğrusu vatandaş hangi konuyu düşüneceğini ve olası hangi tehlikelere karşı nasıl tavır alabileceğini şaşırdı. İlgililerden, yetkililerden ve özellikle de ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanlardan, bu konulara ilgi - duyarlılık ve yaşadığı sıkıntılara - sorunlara çözüm bekliyor.

Bereket ki yaz mevsiminin mevsimsel kolaylıklarını yaşıyoruz. Önümüzde çok daha zorlu ve sıkıntılı geçecek bir dönem var. Gelecek güz ve kış mevsimleri, vatandaş için oldukça zorlu geçeceğe benziyor. Başta iktidar çevreleri olmak üzere, siyaset dünyasının, yapay gündemlerle uğraşmayı bırakıp, bu konulara odaklanması gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Milyarlarca dolarlık tarım ve gıda ürünleri ithalatı ile dünyanın dört bir yanındaki çiftçi ve üreticileri destekliyoruz. “Enflasyonu düşürmek için ‘ucuz ithalat’ çözü...

Doğu Akdeniz, zengin doğalgaz kaynaklarının bulunduğu 2000'li yılların ortasından itibaren dikkatlerin en çok çevrildiği bölgelerden biri oldu. Bölgede Türkiye ile Yun...

Yeni kurulan Doğru Partisi’nin “kurucu başkanı” Rifat Serdaroğlu, GÖZLEM’in partisinin yapılanması ve hedefleri konusundaki sorularını cevaplandırdı. İşte sorularımız ...

Yazarlar
Website Security Test