Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kanal İstanbul’a akacak para, neden Doğu Karadeniz’deki sel ve heyelan bölgelerinin ıslahı için harcanmıyor?

28.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Giresun’daki sel ve heyelan ne ilk ve ne de son olacak. Zira “iklim şartlarının ve doğanın ‘sel ve heyelan felaketlerine yol açmaması için’ gereken düzenlemelerin yapılması yerine” ne yazık ki, “rant” uğruna tersi yapılıyor. HES’ler gibi, Kanal İstanbul gibi yatırımlar ile “çevrenin doğal dengesi” bozuluyor. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Giresun’da yaşanan seller can aldı ve büyük maddi kayıplara yol açtı. İçişleri, Tarım ve Orman ile Çevre ve Şehircilik bakanları olay yerinde incelemelerde bulundu, açıklamalar yapıldı. Tüm Türkiye’de büyük üzüntü yaratan sellerin bölgenin doğasına yapılan müdahalelerin etkisi olduğu tartışması da gündeme geldi. Daha önce de Samsun, Artvin, Trabzon, Düzce başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerleşim yerinde sel felaketi meydana geldi.

Yaşananlar, inşaata ve betona dayalı bir çevrenin faturası gibi oldu. Uzmanlara göre, 38’i işletmede, 7 tanesi yapım aşamasında toplam 45 HES bulunan, Giresun’da çevrenin doğal dengesi bozuldu. Doğal dengenin tahrip edileceği bir başka proje ise Kanal İstanbul. İstanbul'a, Marmara Denizi'ne ve ekolojisine ciddi zarar verecek proje sırasında bölgenin doğal çevresi tamamen değiştirilmiş olacak. Kanal İstanbul Projesi, yerleşim alanları, tarihi ve arkeolojik değerler, sosyo-ekonomi, kentsel gelişim gibi hukuksal ve siyasal düzenlemeler açısından pek çok kez gündeme geldi. Ancak Kanal İstanbul tüm bu etkilerin yanı sıra ormanlar, korunan bölgeler ve tarım alanları dâhil olmak üzere bölgenin doğal alanlarında çok ciddi bir tahribatta yol açması bekleniyor.

Giresun, inşaata ve betona dayalı bir çevre ve doğa politikasının yarattığı doğal olmayan sonuçları yaşadı. Bilimden ve Kamu Yararı’ndan uzak, ranta dayalı projelerin bedeli doğal afetlerle ağırlaşıyor. Sellerin sonuçlarını tartışmanınyanında nedenlerinin de sorgulanması ve bu konudaki hatalı uygulamalara son verilmesi gerekiyor.

DSİ’nin tüm ülkede olduğu gibi Karadeniz Bölgesi’nde yaptığı dere ıslahları hiç sorgulanmadı. Birçok uzmana göre dere yataklarını betonlaştırmak sucul ekosistemi yok etmesinin yanında taşkın ve sellere de davetiye çıkarıyor. DSİ’nin 2003 yılından bu yana taşkın önlemek amacıyla Giresun’da yaptığı 68 dere ıslahının bu konuda bir çözüm üretmediği yaşanan sellerle kendini gösterdi.

Karadeniz bölgesinde yaşanan heyelan ve sel felaketlerini değerlendiren TMMOB Genel Başkanı Eyüp Muhcu, HES, kaçak yapılaşma, yerel yönetim politikaları… olarak açıkladı. Muhcu, “Giresun’da; HES ve baraj projeleri için ağaçların kesilerek bölgenin heyelana açık hale getirilmesi, derelerin akış rejiminin bozularak sel riskinin artırılması, yeşil alanlarda ve dere yataklarında imar affı yoluyla kaçak yapılaşmaya izin verilmesi yerleşim yerlerini afetlere karşı savunmasız bırakmış; yoğun yağış ve bölgede bulunan HES’lerin baraj kapaklarının kontrolsüz biçimde açılması ve baraj duvarlarının yıkılması yaşanan felakete neden olmuştur" dedi.

Doğal değil, siyasi felaket!

Derelerin Kardeşliği Platformu, yaşanan selin ardında yatan insan müdahalesine ilişkin açıklama yaptı. Karadeniz Sahil Yolu’nun yaşananlarda büyük etkisinin olduğunun vurgulandığı açıklamada, felaketin ‘siyasi’ olduğu kaydedildi. Yargı kararları ve bilimsel verilere rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı aktarılan açıklamada, “Ama siyasiler, daha fazla rant uğruna dinlemiyor, felaketlere kapı açıyor. Doğu Karadeniz bölgesi, özellikle Karadeniz Sahil Yolu denilen ve Samsun’dan Hopa’ya kadar uzanan duble yolla adeta katliama açıldı. On yıllarca devam eden çalışmalarla yüzlerce taşocakları kuruldu bölgede. Gelişigüzel yollar yapıldı. Bölgenin topografik yapısını, dik ve sert kayaç yapısını, yamaçlarını hiç hesap etmediler. Bitki örtüsünü yok ettiler. Derelerin, nehirlerin önünü kestiler. Dere yataklarını, havzalarını daralttılar, dolurdular. Sonra HES (Hidroelektrik Santral) projeleri gündeme geldi. Ardına maden aramalarını, adına ‘Yeşil Yol’ dedikleri yaylaları, meraları yok eden çalışmalarını eklediler. Doğal yaşam alanlarına geri dönüşümsüz zararlar verdiler, katlettiler. Doğanın katili olanlar, işte böylece insanların da, yaşamın da katili oluyor.” ifadelerine yer verildi.

Doğanın dengesini bozacak en büyük proje

Türkiye uzun yıllardır Kanal İstanbul Projesi’ni konuşuyor. “Deprem riski olan ve Montrö Boğazlar Sözleşmesini tehlikeye sokan” milyarlar harcanarak yapılması planlanan Kanal İstanbul, doğanın dengesini bozacak en büyük proje olarak görülüyor. Uzmanlarsa, susuzluktan, geçim kaynakları ve canlı türlerinin yok olmasına kadar birçok riski sıralıyor.

Tartışmaların odağında, kanalın yol açacağı tehlikelere yönelik iddialar ve projenin maliyeti yer alıyor. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), projenin depremle ilişkilendirilmesi iddialarına ilişkin bir açıklama yaparak, "Kanal İstanbul ve deprem ilişkisine atfedilen deprem tehlike ve risklerinin gerçeği yansıtmadığını" duyurmuştu.

Uzmanlar, projenin doğuracağı tehlike ve sakıncaların deprem riskiyle sınırlı olmadığını savunuyor. DW Türkçe’ye açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, projenin çevreye önemli olumsuz etkileri olacağına dikkat çekiyor. Tolunay, projenin yaratacağı en önemli sorunun susuzluk olduğunu dile getirdi. Kanal İstanbul'un kentin su kaynaklarını sıkıntıya sokacağını söyleyen Tolunay, mega kentin susuzlukla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu. Prof. Dr. Tolunay, büyük çoğunluğu kentin kuzeyinde yer alan kumul alanları, muhafaza ormanları, akarsuları, meralar ve tarım alanları gibi doğal açıdan oldukça önemli olan ve İstanbul'da yüzlerce bitki ve hayvana ev sahipliği yapan ekosistemlerin de proje nedeniyle zarar göreceğini belirtti.

Proje kapsamında Karadeniz kıyısına yapılacak yaklaşık 38 kilometre uzunluğundaki kıyı dolgusunun deniz ekosistemini de olumsuz etkileyeceğini belirten Tolunay, "Bir diğer olumsuz sonucu da ekonomik etkisi olacak. Balıkçılık ve tarımla uğraşanlar buradan göç etmek zorunda kalacak" dedi.

*******

“AKILSIZ BAŞIN CEZASINI AYAKLAR ÇEKER"

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Gerek Doğu Karadeniz bölgesini, gerekse "Kanal İstanbul" uygulamasının yol açabileceği felaketlerden kurtaracak sağlıklı proje ve yaklaşımlar paradan önce, akıl ve bilime dayalı uygulama ve yaklaşımlardan geçiyor. Devlet ve devlet kurumlarını yönetenlerin itibar etmesi gerekli yaklaşım ve uygulamalar, aklın süzgecinden geçmiş bilimsel uygulamalar olursa; yani toplumu yöneten baş; aklın, bilimin ve teknolojinin gereği olan rotada yürürse; toplumun tabanında yaşayan vatandaş; yani ayaklar huzur ve refah ve rahat içinde yaşayabilirler.

Bugün refah düzeyi ve toplumsal ilişkileri sağlıklı işleyen bütün toplumlar, aklın, bilimin ve teknolojinin insan için olduğu gerçeğinden hareketle, tabandaki insanlarına rahat ettirecek toplumsal sistemler, yapılar ve kurumlar oluşturmuş olmalarına borçludurlar. Bu toplumlarda yaşamın her alanında aklın ve bilimin gereği olan uygulamalara itibar edilmiştir. Örneğin ülkemizde, Karadeniz Bölgesinin, İstanbul'un veya bir başka bölgenin akıl ve bilime dayalı sağlıklı bir mekan planlaması, mekan organizasyonu, kentsel planlaması ve havza planlaması ve uygulamaları; doğa, çevre, iklim, topografya, depremsellik, sel, yangın, insan için uygun ortam gibi koşullar yerine, kişisel ve grupsal rantlara veya cehaletin idrak yoksunu uygulamalarına kurban edilmiş durumdadır. Bu nedenle felaketlerden kurtulmak mümkün değildir. Giresun'da yaşanan felaket açıkça gösteriyor ki, bölgedeki tüm uygulamalar, yukarda saydığımız ilkelerin hiç birine uyulmamış olmasından kaynaklanıyor. Derenin içine bir kent kurulmuş.

Topografyanın gereği olan havza, kent ve bölge planları yerine kişisel rantlar önde tutulmuş. Baş olarak devlet, vatandaşı yönlendirici yasal, çerçeve plan ve uygulamaları getirmemiş. Sonuçlarına toplumu oluşturan insanlar katlanıyor. Cezayı ayaklar çekiyor. Bu gibi uygulamalarda birincil sorumluluk toplumu yöneten başlarda, yani devlet sorumluluğu yüklenen kişilerdedir. Bugünkü uygulamalar ve bakış açıları sürdüğü sürece Karadeniz bölgesinde yaşanan felaket, ne yazık ki, ne ilk, ne de son olacaktır. Çap, kapsam ve çok yönlü etkileri açısından "Kanal İstanbul" çok daha büyük felaketler yaratmaya gebe bir projedir. Yine akıl ve bilim temelli kurgulanmış yaklaşım ve planlamalar oluşturulmadığı sürece, ülkemizde depremsellik olgusundan dolayı insanımızın yaşayacağı felaketleri, 99 depreminde görüldüğü gibi, düşünmek bile insanı ürpertiyor. Bir toplumda akıl ve bilime itibar eden yöneticilerinin baş olabilmesi için ise, o toplumda liyakat ve başarı motifine işlerlik, etkinlik ve geçerlilik kazandırıcı değerlerin, ucuz fırsatçılık ve rantçılık yerine, insanlara kazandırılması gerekir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalif siyasi partiler, özgür basın, Barolar ve Türk Tabipler Birliği gibi ulusal sivil toplum kuruluşları, meslek odaları “hainliğe, teröristliğe kapatılmaya kadar v...

“Enflasyon görünümündeki risklere dikkat çeken” Merkez Bankası, piyasa açısından “sürpriz” sayılabilecek kararla politika faizini 10,25'e yükseltti. Gözlem bu kararın ...

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon enerji kaynaklarının araştırılması ve deniz hakimiyeti konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde, karşılıklı sert mesajla...

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Yazarlar
Website Security Test