Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Arap Dünyası’nda İsrail, Türkiye’nin önüne geçti

4.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Birleşik Arap Emirlikleri, “İsrail ile ‘normalleşme’ anlaşması imzalayan 3’üncü Arap ülkesi oldu. Sırada Sudan, Bahreyn / Suudi Arabistan / Umman ve Fas var.

Türkiye’yi Orta Doğu’da yalnızlığa doğru iten yeni bir adım olan Birleşik Arap Emirlikleri – İsrail anlaşması, Arap ve Batı dünyalarında büyük yankı uyandırdı.

BAE, 1979’da Mısır’ın, 1994’te de Ürdün’ün arkasından İsrail ile “normalleşme anlaşması” yapan üçüncü Arap ülkesi oldu. Bu anlaşmanın önemli bir tarafı, BAE’nin “bugüne kadar İsrail ile askeri mücadeleye girmemiş bir Arap ülkesi” olarak, anlaşma imzalamış olması.

İsrail İstihbarat Bakanı Eli Cohen, sırada Sudan ile normalleşme anlaşmasının olduğunu açıkladı. İsrail / Arap ve Batı basınına sızan haberlere göre, “normalleşme anlaşmaları” sırasında Bahreyn / Suudi Arabistan / Umman ve Fas da var.

Bu tablo, “Arap Dünyası ve Ortadoğu coğrafyasında Türkiye aleyhine ve İsrail lehine gelişmelerin devam edeceğini ve İsrail’in öne geçmekte olduğunu” gösteriyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu da “Bu tarihi bir gün” derken, Birleşik Arap Emirlikleri Prensi Bin Zayed de, “İsrail’in ilhakını durduran anlaşma” diyerek anlaşmayı “tarihi bir zafer” olarak nitelendirdi.

Anlaşmanın imzalanması ile “İsrail’in gündemindeki ‘Batı Şeria ve Ürdün Vadisindeki yerleşimlerin ilhakı’, anlaşmanın şartı olduğu için” gündemden kalktı.

Tepkiler…

Anlaşmayı destekleyen ilk Arap ülkeleri Mısır ve Bahreyn oldu; imzacı ülkeleri tebrik ettiler.

Türkiye anlaşmaya sert tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada “Hiçbir geçerliliği olmayan ABD planı üzerinden gizli hesaplar yapmaya çalışan BAE, bu şekilde Filistin'in iradesini de yok saymaktadır” denildi.

Açıklamada “Kendi dar çıkarları uğruna Filistin davasına ihanet ederken, bunu adeta Filistin için yapılan bir özveri gibi takdim etmeye çalışan BAE'nin bu riyakar davranışını tarih de bölge halklarının vicdanı da unutmayacak ve asla affetmeyecektir” ifadesine de yer verildi.

Türkiye’den başka, Filistin, İran, Libya da anlaşmaya sert tepki gösterdi. Katar nerede?

AB, Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinden anlaşmaya destek açıklamaları geldi.
ABD Başkanı Trump ise "gerçekten tarihi bir an" olarak nitelediği anlaşma için şunları söyledi: "Bu anlaşma, daha barışçıl ve müreffeh bir Ortadoğu için önemli bir adım. Şimdi buzlar çözüldü. Daha fazla Arap ve Müslüman ülkenin BAE'yi takip etmesini bekliyorum.”

Anlaşma neler getirecek?

İsrailli ve BAE'li yetkililer önümüzdeki günlerde bir araya gelerek yatırım, turizm, kültür, doğrudan uçuşlar, güvenlik, telekomünikasyon, teknoloji, enerji, sağlık, kültür, çevre, karşılıklı elçiliklerin açılması konularında ikili anlaşmalar yapacak. Bu arada İsrail’in BAE olan 300-500 bin dolarlık doğrudan ticaret hacminin 100 kat artması bekleniyor.

Öte yandan Hamas ile İsrail arasında Katar ara buluculuğu ile ateşkese varıldı. Uzlaşmaya göre, Hamas'ın yanıcı balonlarla saldırıları durdurması karşılığında Kerm Ebu Salim sınır kapısı açılacak ve Gazze Şeridi'ne yeniden akaryakıt nakliyatına izin verilecek. Hamas'tan yapılan açıklamada, İsrail topraklarına yanan balonlar gönderilmesi ve her türlü saldırının tamamen durdurulduğu belirtildi. Hamas'ın Gazze Sorumlusu Yahya Sinvar, son dönemde artan gerginliğin ve İsrail'in Filistin halkına yönelik "saldırganlığının" önlenmesi konusunda uzlaşma sağlandığını söyledi.

*******

“KAVGALARI ÇÖLDEKİ AŞİRET İÇİ ARAZİ KAVGASI GİBİDİR”

Aydın Nurhan (Emekli Büyükelçi) –Araplarla Yahudiler kuzendirler. Aynı semitik ırka mensupturlar. Başta dilleri olmak üzere birbirlerine çok benzerler. Kavgaları çöldeki aşiret içi arazi kavgası gibidir. Sorun Avrupa’da aslına yabancılaşmış Yahudilerin eski yurtlarına dönmeleriyle alevlenen “aykırı çiçek” sorunudur. Avrupa çiçeğinin Filistin bahçesindeki toprağa uyum sorunudur. Çiçek zamanla toprağa alışacak, ataları gibi Ortadoğululaşacak, Filistinlileşecek, Batılı yabancılığından kurtulacak, o zaman hem Yahudi, hem de bölge huzura kavuşacaktır. Zaten ne demişler? Toplumlar zamanla savaştıkları toplumlarla benzeşirler.

Arap Yahudi barışı Türkleri nasıl etkiler? Osmanlı torunları bölge huzurundan sadece mutlu olurlar. Peki Yahudi/Arap semitler Türkiye’ye karşı birleşip ona düşmanlık ederler mi? Kısa vadede imkansız bir düşünce. Zira din, İslam aleminde hala ezici bir kimlik unsuru. Yahudiler için de öyle.
Arap dünyası için günümüzdeki en büyük handikap, Arap aşiretlerinin Vestfalya ve Fransız İhtilali’nin çocuğu ulus devlet aşamasına yeni yeni gelmekte oluşu. Halklardaki kıpırdanma, başlarındaki şeyhlerin petrol ve diğer kaynakları ABD ve diğer Batılı devletlerle paylaşıp halklarına yeterince pay vermemelerinden kaynaklanıyor. Bu talana şimdi İsrail de katılıyor. Arap ülkeleri düdüklü tencereye benziyor, patlamaya hazır bomba gibi. Ve gelecek milliyetçi patlama geçmiştekilerden çok farklı, dünya düzenini derinden etkileyecek bir gelişme olacak.

İsrail bir insan ömründen daha genç, çok yeni bir devlet. Onu destekleyen ABD ondan biraz hallice. Genlerinde “Devlet derinliği” yok. Amerikalı sahipsiz bir halk. Lobiler başta İsrail olmak üzere çıkar gruplarına çalışıyorlar. İsrail ise devlet tecrübesi olmadığı için kitabi hesaplarla politika oluşturuyor.
Yahudiler kendilerine tarih boyu zulmeden Hıristiyanları, başta ABD ve Almanya olmak üzere uysallaştırıp kontrol altına aldılar. Haçlıların torunları, dedelerinin asırlarca uğruna kan döktükleri Kudüs konusunda ağızlarını açmaktan korkuyorlar. Papa keza uysallaştırılmış durumda. Asya toplumları da İsrail konusunda ya ilgisizmiş gibi, ya da çekingen tavır sergiliyorlar.

Sorun Müslümanlar. Özellikle Türkler. The Jerusalem Post Gazetesi, 23 Ağustos 2020 günlü haberinde İsrail istihbarat şefi Yossi Kohen’in, Körfez şeyhliklerinin İstihbarat Başkanlarıyla yaptığı toplantıda “İran’ın gücü zayıf. Gerçek tehdit Türkiye’den” dediğini yazdı. Sorun, İsrail’in Türkiye’yi de Hristiyan dünya gibi kontrol altına alıp alamayacağı, onu uysallaştırıp uysallaştıramayacağı sorunu.

Gerçek şu: Türkiye Cumhuriyeti’nin İsrail topraklarında gözü yok. Ama İsrail’in yayılmacı emelleri var. Israil hala “Kesin sınırımız şurasıdır, şurada duracağız.” demiyor. Yayılmacılığına da tek engel olarak Türkiye’yi görüyor. Türklerin görünür bir gelecekte İsrail kontrolüne girme ihtimali görünmüyor. Bu durumda İsrail için iki seçenek var. Ya Türkleri Hıristiyanlar gibi uysallaştırıp kontrol altına alamayacağını görüp onunla dost olma yoluna girecek. Ya da onunla doğrudan çatışmayacak kadar akıllı olduğu için Türkiye’yi Araplarla, Yunanlılarla ve nihayet Amerikalılarla çatıştırmayı deneyecektir. Öyle bir çatışmanın İsrail için yaratacağı küresel depremi bugünden kestirme imkanı ise yoktur.

*******

“İHVAN, KARANLIĞA YOLCULUKTUR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –1990'lı yıllarda hızlanan küreselleşme sürecinde yaşanan köklü değişimler, Milenyum dönümünde ABD’yi yeni bir küresel strateji oluşturmaya yönlendirdi. Süreç içinde BRİÇ ülkelerinin öne çıkması, ABD'nin, 21. yüzyılda da Dünya süper gücü olarak kalabilmesi için yeni strateji oluşturması kaçılmazdı. Bu stratejide, BRİÇ ülkeleri dışındaki ülkeleri ve bu ülkelerin yönetimlerini, dolayısı ile zengin doğal kaynaklarını kontrol altında tutmak bu stratejinin ana unsuru oldu. Söz konusu ülkeler Afrika, Ortadoğu ve buradan Güney Doğu Asya ülkelerine uzanıyordu. Bu ülkelerde ağırlıklı olarak İslam kültürü egemendi. Öncelikle kontrol edilmesi gereken ülkeler, doğal kaynak sahibi Orta Doğu ve Arap ülkeleriydi. Önce "Orta Doğuda Haritalar değişecek" dendi. Bu stratejinin ilk uygulaması Arap dünyasındaki ulusalcı ideolojiye dayalı güçleri iktidardan uzaklaştırmaya yönelikti. Bunun için ülkelerdeki Müslüman Kardeşlerin, yani İhvancı grupların bu ülke nüfusundaki çoğunluğu dikkate alınarak onları kullandılar. Kuzey Afrika'dan başlayarak Suriye'ye kadar geldiler.

Kuzey Afrika ve Mısır'da ulusal yönetimler tasfiye edildi. Suriye'de işler karışıktı. Zira Suriye'deki durum İsrail ve Batı açısından önemliydi. Bu nedenle kilit ülke olan Suriye'de planlanan 3'e bölüp yönetme stratejisi daha derin düşünüldü. Bunun için İŞİD olgusu, Batılı emperyal güçler tarafından yaratılarak uygulandı. Yaratılan kaos ortamında Suriye bölünebilir duruma taşındı. Ayrıca İsrail'e destek bir güç yaratabilmek için PKK ve uzantısı güçlere yeni bir alan açıldı. Nihai hedefe adım adım ilerleniyor. Hem İsrail'e destek bir bölge veya ülke, hem de petrol kaynak ve yollarını, Doğu Akdeniz zenginliği ile birlikte kontrol altıma alma hedefi burada temel amaç. Çağ dışı ve bağnaz İhvancı güçlerle bu ülkelerin yönetilemeyeceği, emperyal güçler tarafından da biliniyordu. Bu nedenle Mısır'daki gibi darbe ve benzer müdahaleler ile Batının kontrolünde, Arap milliyetçisi olmayan otoriter liderleri iktidara taşıdılar. Ayrıca stratejinin yeni aşaması olarak, emperyal güçler, IŞID ile yaratılan korku olgusunu da kullanarak Huntington'un kültürler arası çatışma tezine de işlerlik kazandırmaya devam ediyor. Bu sayede Orta Doğu ülkelerinde kendine bağlı despotlar yaratırken bunlar sayesinde, hem bölge yönetimlerini, hem de böl yönet sistemi sayesinde bölgenin stratejik petrol ve doğalgaz kaynaklarını kontrol altına almayı garantilemeye odaklandılar. Ayrıca yeni teknoloji ve silah satışları ile gösteriş düşkünü zengin Arapların gönlünü kazanmaya çalışıyorlar. Burada uygulanan derin stratejileri doğru okuyamayan Türk hükümeti yanlış üstüne yanlış üretti.

Batının Huntington tezi gereği, ikinci aşamada tasfiye etmek istediği İhvancı gruplara yakın bir politika izleyen Türkiye, kendini bir boşlukta ve yalnızlıkta buldu. Üstelik sloganvari söylemlerle de olsa Batıya meydan okuyan açıklamalar, sadece Batılı emperyal güçlerin işini kolaylaştırdı. Onlar kararlılıkla kendi stratejilerini izlerken, Türkiye yapması gerekenin tam tersini yaparak kendini yalnızlığa itti. Eğer Türkiye en baştan Irak, Suriye, İran ve Mısır ile ilişkilerini, doğru rotaya oturtsa ve İsrail ile ilişkiyi, bu denli bozmasa idi, bugün Doğu Akdeniz'de karşılaştığı sorun yumağından kendini kurtarabilirdi. Sığ yaklaşım ve tek yönlü bağnaz bakış açıları Türkiye'yi çok dar bir koridora hapsetmiş bulunuyor. Türkiye'nin tek şansı bu dar koridorda kalmak değil, aksine yeni bir ufuk içinde yeni stratejilere yönelmekten geçiyor. Zira İhvan sevdası her yönü ile karanlığa yolculuktan başka bir şey değildir.

*******

“BOP İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ PROJESİDİR”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Üç tarafı Müslüman Arap ülkeleriyle, dördüncü tarafı Akdeniz’le çevrili, Müslümanların kutsal saydığı topraklar üzerinde 21-22 bin kilometre karelik alanda yerleşmiş, 8,5 milyon civarında nüfusa sahip İsrail; kuruluşundan bu yana güvenlik alanını genişletmeye çalışmaktadır. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP); bölgenin kaynaklarının sömürülmesinin yanında İsrail’in güvenliği için de uygulamaya konmuştur.

ABD öncülüğündeki batı ülkelerinin Ilımlı İslam söylemiyle desteklediği Siyasal İslamcılık da BOP’un bir parçasıdır. Siyasal İslam; mezhep ayrılıkları nedeniyle inanç konusunda bile uzlaşamayan bölge ülkelerinin birbirinden daha da uzak kutuplara itilmelerine neden olmuştur. Çünkü Müslüman ülkelerin her biri (yönetimlerinin ideolojisi doğrultusunda) kendi inanç değerlerinin en doğrusu olduğu iddiasıyla İslam dünyasının liderliğini (Halifeliği) amaç edinmişlerdir. Siyasal İslam aynı zamanda iç siyasette iktidarı ele geçirmenin ve iktidarda kalmanın bir aracı olarak da kullanılmaktadır.

İsrail, bu durumdan yararlanarak, bir taraftan güvenlik kuşağını, diğer taraftan siyasi ve ekonomik çıkar alanını genişletmektedir. Nitekim Mısır ve Ürdün’le başlattığı “normalleşme” sürecine hafta başında Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) de dahil etmiştir. Sırada Sudan, Bahreyn, Suudi Arabistan, Umman ve Fas vardır, bu konuda ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin desteğini de arkasına almıştır.

Buna karşılık ülkemizin bölgedeki etki alanı daralmış, İsrail’le normalleşme anlaşmaları yapan ülkelerin yanında bölge ülkelerinin neredeyse tamamı bizden uzaklaşmıştır. Sadece bölge ülkeleri de değil, neredeyse dünyanın yarısıyla ilişkilerimiz zayıflamıştır, gün geçtikçe daha da zayıflamaktadır. Şöyle ki;
Yunanistan içinde bulunduğumuz durumu fırsat olarak görmekte, Akdeniz ve Ege’deki hak ve menfaatlerimizi göz göre göre ihlal etmektedir, batılı ülkelerin desteğini sağlamayı da başarmıştır.
Almanya Başbakanı Angela Merkel’e göre AB’nin Yunanistan’ın yanında durması gerekmektedir. Hemen ardından AB Avrupa Komisyonu sözcüsü; Türkiye’ye yaptırım uygulamaya devam edileceğini söylemiştir. Fransa, İtalya ve BAE Akdeniz’de Yunanistan’la müşterek askeri tatbikatlar yapmaktadır.

ABD Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorun devam ederken Güney Kıbrıs’a silah ambargosunu kaldırmış, Başkan Trump'ın damadı Jared Kushner, İsrail-BAE normalleşme anlaşmasına katkısının yanında Türkiye'ye parasını ödediği halde verilmeyen F-35 uçaklarının BAE'ye satılabileceğini açıklamıştır. Yine ABD Suriye’de yıllardır askeri destek verdiği PKK uzantısı PYD ile petrol anlaşmaları yapmıştır.

Rusya PKK/YPG güdümündeki “Suriye Demokratik Konseyi” temsilcilerinden İlham Ahmed başkanlığındaki bir grubu Rusya Federasyonu'na davet ederek muhatap kabul etmiştir.

Dünya genelindeki sosyalist partiler; 30 Ağustos zaferimizin 98’inci yıldönümünde, Sevr Antlaşması’nın uygulanması ve Ermenilere tazminat ödenmesi için çağrı bildirisi yayımlamıştır.

Alman DieWelt gazetesi; provokasyon izlenimi uyandıran haberinde “Erdoğan’ın bir Yunan gemisinin batırılmasını istediğinden, Türk generallerin bunu kabul etmediğinden” bahsetmektedir.

Irak, Suriye ve Libya’nın yaşadığı süreçlerle benzerlik gösteren bu durumu “değerli yalnızlık” olarak adlandırmak büyük bir hatadır. ABD ve destekçilerinin bölgeyi şekillendirme planı adım adım yürütülmektedir. Göründüğü kadarıyla ülkemiz de dahil bölge ülkelerinin çoğu; zamanında bu planın kendilerine etkilerini hesap edememişlerdir. Etkileri hissetmeye başladıktan sonra da öngörülü, planlı, programlı hareket tarzları belirlemek yerine gelişen durumlara tedbir almaya çalışmakta, bölgeyi kontrol altına almak için çalışan ABD, İsrail, Rusya arasında savrulmaktadırlar. Bence bizim durumumuz hamaset söylemleriyle üstesinden gelinemeyecek kadar ciddidir. Ortam her türlü provokasyona karşı son derece hassastır. Bölgede ya da Akdeniz’de aleyhimize yaratılacak bir provokasyonun ülkemizi Irak, Suriye ve Libya gibi ülkelerin düştüğü duruma düşürmesi tehlikesi vardır. Korkarım başta BOP’un mucidi ABD ve İsrail olmak üzere müdahil ülkelerin amacı da budur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Muhalif siyasi partiler, özgür basın, Barolar ve Türk Tabipler Birliği gibi ulusal sivil toplum kuruluşları, meslek odaları “hainliğe, teröristliğe kapatılmaya kadar v...

“Enflasyon görünümündeki risklere dikkat çeken” Merkez Bankası, piyasa açısından “sürpriz” sayılabilecek kararla politika faizini 10,25'e yükseltti. Gözlem bu kararın ...

Doğu Akdeniz’de hidrokarbon enerji kaynaklarının araştırılması ve deniz hakimiyeti konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan gerilimde, karşılıklı sert mesajla...

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isiml...

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un “Her kadın cinayeti bizim kadına yönelik şiddetteki kadın cinayeti değildir. Her intihar kadın cinayeti...

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adala...

“İki yaka yarım aşk” filmiyle uluslararası arenada adından söz ettiren Nurdan Tümbek Tekeoğlu, yeni filmi için hazırlıklara başladı. Çekimleri İzmir ve Mersin’de gerçe...

Yazarlar
Website Security Test