Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

24 Eylül; Avrupa Birliği ne yapacak?

18.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’deki deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük nedeniyle yaşanan gerilim her geçen gün büyüdü; Ege Adalarını da içine aldı; Lozan Antlaşmasına kadar uzandı.

Doğu Akdeniz krizinde Ankara’nın Oruç Reis gemisini bölgeden çekmesi bir “geri adım” olarak değerlendirilirken, Türkiye, Ege Denizi'nde yeni Navtex ilan etti. Navtex'te, Yunanistan'ın “Lozan Barış Anlaşması'nı ihlal ederek Sakız Adası başta Ege adalarını silahlandırdığının belirtilmesi” dikkat çekti.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de petrol ve gaz arama faaliyetleri, Yunanistan ile Türkiye arasında on yıllardır süren kıta sahanlığı tartışmalarını derinleştirmenin yanı sıra Fransa'nın da bölgede daha etkili bir rol üstlenmek istediğini gösterdiği bir süreç oldu.

Türkiye'nin Oruç Reis gemisini Antalya'ya çekmesi, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in de “Türkiye ile deniz yetki alanlarını belirlemek istediklerini söylemesi” gerilimi düşürmeye yönelik belirleyici adımlar olarak görüldü.

Bu süreçte Fransa'nın Yunanistan'ın yanında aktif bir rol alması, “Türkiye ile yıllardır ortaya çıkan bir dizi diplomatik gerilim hattına bir yenisini daha eklemiş oldu.

Doğu Akdeniz’de gerilimi azaltan gelişmeler başlasa da, Ankara-Atina hattındaki krizin nereye varacağı bilinmezliğini koruyor.

Ana muhalefet partisi CHP, Oruç Reis'in dönüşünü "taviz" olarak nitelerken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bunun bir taviz olmadığını ifade etti ve “Oruç Reis gemisinin bakım için limana dönmesi üzerine Yunanistan'dan daha ılımlı mesajlar gelmeye başladığını “söyleyerek, “Oruç Reis gemisinin limana gelmesinin taviz anlamına gelmediğini” belirtti.

Çavuşoğlu, “Doğu Akdeniz ile ilgili 2- 3 gündür Yunanistan'dan daha ılımlı mesajlar geldiğini” belirterek, "Daha önce gerginliği arttırıcı mesajlar veriyordu. AB'yi arkasına alarak Rum Kesimi ile beraber çözüme yanaşmayan bir ülke tutumu vardı" diye konuştu.

Avrupa Birliği (AB) ise, Ankara ile Atina arasındaki krizi 24- 25 Eylül’de yapacağı zirvede ele alacak. Zirve öncesinde AB yetkililerinden Türkiye ile ilgili peş peşe açıklamalar geliyor. AB Komisyonu başkanı Ursula Von der Leyen “Türkiye önemli bir komşu ancak aramızdaki mesafe giderek artıyor” dedi.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis, Türkiye ile üst düzey diplomatlar vasıtasıyla görüşmeler yürütüldüğünü belirterek “Türkiye'nin Avrupa ile diyalogu sürdürmek ya da ‘tek taraflı eylemlerine’ devam ederek bunun sonuçlarına katlanmak arasında bir tercih yapması gerektiğini” öne sürdü.

Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurul Başkanı Volkan Bozkır, görevi devralması sonrasında düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin küresel konularla ilgili çeşitli sorularının yanıtladı.

Ortadoğu, Doğu Akdeniz, salgın hastalık ve küresel sorunlar konusunda soruları yanıtlayan Bozkır, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Yunanistan arasındaki meselenin barışçıl ve diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi. Bir gazetecinin “Türkiye’yle Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’deki gerilimle ilgili görüşlerine dair” sorusunu da “Birleşmiş Milletler Genel Kurul Başkanı, tarafsız olmak zorunda. Bu konuya ülkemin perspektifinden değil Birleşmiş Milletlerin perspektifinden bakmak durumundayım. Bölgedeki gelişmeleri takip ediyorum. Bu tarz meseleler prensip olarak diyalog, diplomasi ve barışçıl yollarla çözülmeli. İki ülke NATO’ya üye ve müttefik. İki ülke de BM üyesi. İki ülke arasında güçlü kültürel ve ekonomik bağlar var. Benim tercihim hem dünyada hem de bölgede barış ve istikrarın sağlanması yönünde" dedi.

*******

“AB TOPLANTISINA ELİ GÜÇLÜ GİTMEK İSTİYORLAR”

Uluç Özülker (Emekli Büyükelçi) –Oruç Reis’in limana dönmesini bir geri adım atmak olarak yorumlamak yerine bir müzakere taktiği olarak görmeliyiz. Müzakere için bir strateji belirlenir ama bunun içinde hangi taktiği uygulayacağınız sizin elinizdedir. Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda orduyu Sakarya’ya çekti ve “Burada satıh müdafaası var” dedi. Ankara’da herkes, “Kaybettik, geri çekiliyoruz” diye konuşmaya başladı. Hâlbuki amaç ikmal yaparak tekrar güçlenmekti. Burada taktikleri doğru zamanda ve doğru anda uygulamak önemlidir. ABD ve Almanya’nın araya girmesi ile teknik görüşmeler başladı ama bundaki amaç askeri bir sürtüşme olmamasını sağlamaktır. Yani siyasi bir yanı yoktur.

Yunanistan 24-25 Eylül’deki AB görüşmelerinde siyasi bir sonuç çıkarabilmek adına “Ağababalarına” güveniyor. Bu ülkeleri Türkiye’nin üstüne salmak suretiyle bir baskı unsuru kurmayı amaçlıyor. Buna karşılık Fransa başta, Batı’daki bazı ülkeler de Yunanistan’ı piyon olarak kullanıyorlar. Fransa, Güney Kıbrıs, Lüksemburg, Yunanistan ve Avusturya bir blok olarak öne çıktılar. Diğer taraftan Almanya, Hollanda, İspanya ve İtalya gibi ülkeler ise ortada duruyorlar. Elbette ki Türkiye’ye yaptırım uygulamanın verilebilecek karşılığı bakımından pek kolay bir şey değildir. Bu süreçte onlar açısından asıl amaç AB görüşmelerine giderken Fransa ve Yunanistan taraflarının elinin en güçlü haliyle gitmesidir. Türkiye’nin bu süreçte durumları zorlamaya kalkması karşı tarafın eline koz verir. Dolayısıyla Türkiye, müzakere ve diplomatik çözüm bizim için önemlidir savıyla ortaya çıktığı için kabul etmeyen Yunanistan demenin peşindeyiz.

Türkiye Birleşmiş Milletlere tescil edilmiş olan Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesinden vazgeçmiş değildir. Fakat o görüşmelere giderken Fransa ve Yunanistan’a masada elini güçlendirecek kozlar vermemek gerekmektedir. Yunanistan’ın Helenistik Çağ’dan kalma hayalleri vardır. 100 yıl önce Anadolu’ya da çıktılar cevaplarını alıp geri döndüler. Aynı şekilde Akdeniz ve Ege’de bu eski çağlardan kalma inançları söz konusu ve bu düşünceleriyle onlarla anlaşmak mümkün değildir. 1829’dan bu yana genişlettiği topraklarının tamamı ağababalarının sayesinde olmuş tek başlarına hiçbir şekilde Türkiye’nin karşısına geçememişlerdir. Kaybettikleri tek toprak parçası ise Kıbrıs’tır ve bunu da kabullenememişlerdir. Yunanistan’ın Akdeniz’de Meis dışında bir karış toprağı yoktur ve yapmaya çalıştığı şeyi yapabilmesi mümkün değildir.

Akdeniz Türkiye’nin egemenlik sorunudur ve bu konuda doğru adımlar atılmalıdır. Örneğin Yunanistan’ın gidip Mısır ile ya da diğer Akdeniz ülkeleriyle yaptığı anlaşmaların içeriğine bakacak olursanız, o ülkelerin Türkiye ile masaya oturmaları halinde kendileri açısından daha iyi anlaşmalar yapacağını göreceksiniz. Bu sebeple Türkiye bir an önce Akdeniz ülkeleriyle özellikle Mısır ile bir müzakere süreci başlatmalıdır. Türkiye’nin elinde Boğazları kapatabilme, Ege Adaları’nın silahlandırılmasını sebep göstererek oraları abluka altına alabilme, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi büyük ve çok daha fazla kozları vardır. Bunların doğru tespit edilmesi ve doğru kullanılması yararımıza olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türk çiftçisi kan ağlarken, Rus çiftçisi bayram yapıyor. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithalatı rekor kırdı ve Rusya’da buğday fiyatları zirve yaptı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizi nedeniyle yaşanan çatışmalar diplomatik girişimlere rağmen yerini ateşkese bırakmadı. Moskova’da Rusya Dışişler...

Bir önceki toplantıda sürpriz yaparak faizi 200 baz puan artıran Merkez Bankası (TCMB), ekim ayında 200 baz puan artış beklentisine karşın politika faizinde bir değişi...

Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetki alanlarının paylaşımına yönelik anlaşmazlıklar, uzun bir süredir fiili bir krize dö...

16 Ekim, “Dünya Gıda Günü” idi. Ülkemizde kaç kişi hatırladı ve kaç yerde “bu günün önemi” konusunda toplantı yapıldı?

Alt Mahkeme’nin kararı büyük tepki ile karşılandı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Markette satın aldığı hiçbir ürünü, ikinci alış verişinde zamsız alamayan vatandaş “TÜİK’in enflasyon rakamları nasıl düşük oluyor” diye soruyor.

Yazarlar
Website Security Test