Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İçişleri Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı “neden” susuyor?

18.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarikatların bazıları, “çocuk ve kadın” istismarı başta olmak üzere toplumun tepkisini çeken olaylar ile ülke gündemine girerken, İsmailağa cemaatinin önde gelen isimlerinden "Cübbeli” Ahmet Mahmut Hoca, tüyler ürpertici bir açıklamada bulundu ve “Selefi tarikatlarının kurduğu 2 bin dernek silahlanıyor” dedi. İçişleri Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı susarken, Gözlem konuyu masaya yatırdı, uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

MEHMET KOCABIYIK

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin kanun 30 Kasım 1925’te yürürlüğe girse de, Türkiye’de pek çok tarikat ve cemaat faaliyetlerine devam ediyor. Bu tarikatlar son dönemde “icraatlarıyla” daha sık gündeme gelmeye başladı. Uşşaki tarikatı lideri Fatih Nurullah'ın 12 yaşındaki çocuğa cinsel istismarda bulunması nedeniyle tutuklanmasının ardından, "Cübbeli Ahmet Hoca" olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, itiraf niteliğinde açıklamalarda bulundu. Selefi tarikatlarının kurduğu 2 bin derneğin silahlandığını öne süren Ünlü, devlete sızmak isteyen birçok tarikatın olduğunu ve bazılarının da sızdığını belirterek "Bunları ben biliyorum, istihbarat bilmiyor mu?" diye sordu.

Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı’nın 2018’de hazırladığı rapora göre, Türkiye’de aktif 30 tarikat ve cemaat bulunuyor. Bunlarla organik bağı olan vatandaş sayısı 2,6 milyon. Bir tarikat ya da cemaatin mensubu olduğunu ifade edenlerin yüzde dokuzu, "ılımlı İslam" tabirini reddediyor ve İslam’ın özünün cihat olduğuna inanıyor. Başlıca gelir kaynakları, bünyelerindeki işletmeler ve bağışlar olan bu oluşumların "şirketleştiği" görüşü hâkim.

Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Muş, Bitlis, Gaziantep ve Şanlıurfa’da ise cemaat ve tarikatlara ait 800’ün üzerinde faal medrese bulunuyor. Araştırmada ayrıca, İstanbul’başta büyük şehirlerde "apartman medresesi" olarak kullanılan yer sayısının bilinmediği belirtiliyor.

Rapor, AKP'nin iktidara gelmesiyle birlikte şehir merkezlerindeki medreselerin sayısının hızla arttığına, özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kuran kurslarının artık dernek çatısı altında faaliyetlerini sürdürdüğüne dikkat çekiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 10 bin 53 özel öğretim kurumu bulunuyor. Balcı’nın raporuna göre, bu kurumların üçte biri bir tarikat ya da cemaat ile bağlantılı. Tarikat ve cemaatlerle bağı olan okullarda öğrenim gören öğrenci sayısıysa 210 binin üzerinde.

Türkiye’de faal olan başlıca tarikatlar Nakşibendilik, Kadirilik, Rufailik, Mevlevilik ve Halvetilik olarak sıralanıyor. Bunlardan en kalabalığı olan Nakşibendiler; Menzil, İsmail Ağa, İskenderpaşa ve Erenköy Cemaati çatısı altında dört farklı kolda faaliyet yürütüyor. Diğer büyük cemaatlerden Süleymancılar, Işıkçılar ve Nurcular cemaatleşen yapılar. Nur Cemaati’nin kendi içerisinde 44 ayrı kolu bulunuyor. FETÖCÜler de “bunlar arasında” idi.

Tarikatlar kavgası mı başladı?

Tarikat liderleri son dönemde cinsel istismardan din istismarına kadar birçok konuda gündeme geliyor. Türkiye genelinde 4 – 6 yaş arası 1 milyon çocuk bu tarikatların eğitim kurumlarına gidiyor. Bu tarikatlara ait yurtlarda kalan çocukların cinsel istismara uğradıkları sık sık haber oluyor. Tarikatlar eliyle “İslam Dinine karşı yapılan bu en büyük hakaret ve düşmanlığı” Milli Eğitim Bakanlığı; Üçişleri Bakanlığı seyrediyor, Diyanet İşleri Başkanlığı ise susuyor!..

Tarikat ve şeyhleri ile ilgili iddialar ve haberler giderek yaygınlaşırken, Uşşaki tarikatı lideri Eyüp Fatih Şağban’ın bir müridinin kız çocuğunu istismar etmesi sonrası cemaat ve tarikatlar bir kez daha ülke gündeminin başına oturdu.

Bu olaydan hemen sonra, Nakşibendi Tarikatının Fatih’teki İsmailağa Cemaati'nin önde gelen ismini Ahmet Mahmut Ünlü, itiraf niteliğinde “tüyler ürpertici” açılamalarda bulundu. CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın moderatörlüğünde ekrana gelen “Tarafsız Bölge” programına konuk olan Ünlü, Türkiye’de son yıllarda yurdun dört bir tarafına yayılan Selefi tarikatlarının 2 bin dernek kurduklarını ve bu derneklerin silahlandığını öne sürdü. Ünlü, "İnsanları alenen ölümle tahdit ediyorlar, İzmir kaynıyor" dedi.

Cübbeli Ahmet bazı tarikatların dış güçlerle bağlantısının bulunduğunu söyledi. Amerika ile bağlantısı olanların ortada olduğunu ifade eden Ünlü, Devlete sızmak isteyen tarikatların olduğunu ifade ederek, selefi akımların da fazlasıyla yükselişte olduğunu bunun önüne geçilmesinin gerektiğini savundu: "Şimdi 3 tane tehlike var. Cemaatlerden mutlaka istihbaratın bildiği dış güçlerden emir alan, dış güçlerle görüşen... Amerika'yı katmıyorum. Amerika zaten belli. Rusya, Almanya ekolleri var. Şimdi bunların bulunması lazım. Karakoldan başlıyor, Yargıtay'a kadar birbirini tanıyan silsilesi var. Onlar hükümeti de tutmaz. Selefi derneklerin mutlaka kontrol edilmesi lazım.”

Türkiye’de 2 bin selefi derneğin olduğunu söyleyen Ünlü, “Şahıslar pompalı mompalı. İç savaşa hazırlanıyorlar. Özellikle Batman, Adıyaman taraflarında çok selefi akım var. Selefi tarafıyla İran yanlısı Şii tarafın çatışması hazırlanıyor. Barut gibi. Bu silahlanmayı durdurun. Yarın bu işin önünü alamayız. Birisi ‘şeyhim’ diye cihat ilan edecek öbürü mehdiyim diyecek. Birbirine öldürür bu Müslüman millet. Asker bunları vurmak zorunda kalacak. İzmir kaynıyor. Bunlar nasıl müsaade ediliyor. Mutlaka kontrol edilmesi lazım” dedi.

*******

“TARİKATLAR DİN TÜCCARLARIDIR”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı) –Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda tekke ve zaviyeler kaldırıldı. Kanunlar ona göre çıkarıldı ve Cumhuriyet, aklı ve bilimi kabul etti. Böylece metafizik görüşün içinde olanlarla mistik düşüncelerin sahibi olanlar Orta Çağ’ın derinliklerinde Cumhuriyet’le birlikte bizim bünyemizde terk edildi. Ama Türkiye’de zaman içerisinde tarikatlar yeniden yeşermeye başladı. Tarikatların tekrar ortaya çıkmasının sebebi; toplumun, bilim seviyesinde yeterli düzeyde olmayışıdır. Cehaleti yenemediğimiz ortada, eğer tarikatlarda amaç; Allah’la irtibatı çoğaltmaksa bunun için aracıya gerek yoktur ve bu doğrudan doğruya O’na ulaşmak isteyenle Allah’ın arasındadır. Tarikatın önde çıkan adamları kim? Bana göre bu tarikat liderleri; dünyevi nimetlerini çoğaltmak için Allah’ın ve İslam’ın adını kullanan tüccarlardır. Bu “din tüccarları” kendilerine dokunulduğu zaman savaşa girerler mi, girerler. Birbirlerini öldürürler mi, öldürürler. Tüccarların dünyasında aslolan dünya nimetlerinin çoğuna sahip olmaktır.

10 tane ana tarikatın değişik kolları var. Nakşibendiler bir taraftan, diğerleri bir taraftan… Cübbeli Ahmet Hoca Nurcu tarikatının içerisindedir ama ona sorarsanız, “Ben bir tarikatın içinde değilim” demektedir. Esasında bu konuda üzerinde durulması gereken konulardan birisi “Cübbeli Hocanın” televizyona çıkarılması konusudur. Bunun olabilirliğini anlamak mümkün değildir. Öte yandan onun beyanatlarını önemsemenin olabilirliğini de anlayabilmek mümkün değildir. Cübbeli Hoca Cumhuriyet’in ölçülerinde değersiz bir nesnedir. Ama şimdi onun söyledikleri bir gündem haline gelmiş durumdadır. Tarikatlar, menfaatleri için, “Savaşsa savaş” her şeyi yaparlar.

Maalesef, üzülerek söylüyorum Sayın Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, dinin eğitim üzerindeki etkisini sileceğine tamamen aksini yaptı. Şu anda din, ağırlıklı olarak eğitimin üzerine çöreklenmiş durumda. Diyanet İşleri ise Sayın Başkan’dan da anlaşılıyor ki… Kur’an’daki İslam’ın aydınlığını anlatmıyor. Kendilerine göre yaptıkları yorumu anlatıyor ki bu yorumun Kur’an ile bir ilgisi yok. 4-6 yaş arasındaki çocukların tamamıyla bir din eğitimi altında tutulması tamamıyla bir felakettir. Sadece o çocuklara yazık etmiyorlar, Türkiye’nin geleceğine de yazık ediyorlar.

Cumhuriyet kuruluşu itibariyle Batıyı hedeflemiştir, “Batıcı olmak değil” Batının medeniyet ve kültür anlayışını yani ileriyi en yenilikçi en muasır ne ise onu hedeflemiştir. Fakat şu anda Diyanet İşleri Başkanı siyasi İslam’ın temsilcisi olarak hareket etmektedir. Siyasi İslam nerede çıkarsa çıksın o ülkeyi batırmıştır ve o sebeple savunulacak hiçbir tarafı yoktur. Ege Üniversitesi’nin değerli hocalarının yaptığı araştırmaya göre tarikatlar 2.5 milyon genci avuçlarının içine almışlardır. Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanının da en hafif ifade ile orada egemen olmadığı gözüküyor. Fakat bu yapılan doğru değildir bunu bilmesi gerekmektedir.
Demokratik, laik Cumhuriyet fikrinde mi beraber olalım? Skolastik, yobaz anlayışın içinde mi olalım? Bunun cevabı nettir; tamamıyla çağdaş, bilimci, ilerici, akılcı fikri benimseyenlerle birlikte olmalıyız. Bunu sağlamak için ne gerekiyorsa, o yapılmalıdır.

*******

“TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU UYGULANMALIDIR”

Metin Öney (Eski Milletvekili) –Öncelikle halen yürürlükte bulunan (Tabii bu tartışılabilir) Anayasanın bir kaç maddesine temas ettiğimiz de konu açıklık kazanacaktır.

Şöyle ki:

Anayasa Madde 2.
“Türkiye Cumhuriyeti… Demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir."

Madde 6 Son fıkra
"Hiçbir kimse ve organ kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz."

Madde 10/4.
"Hiç bir kişiye aileye zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”

Madde 14/1
Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin hiç birisi "demokratik ve laik" cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Madde 24/4
“Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır.”

Anayasanın bu açık ve emredici hükümlerin ışığı altında konuyu bir de hazırladığı raporla konuya açıklık getiren Prof. Dr. Esergül Balcı'nın raporundan özet notlar yazmak istiyorum:

"Her şey 1965 yılında eğitimin özelleşmesi ile başladı... Parası olanlar özel okula, orta kesim devlet okullarına ve yoksul çocukları ise yatılı tarikat okulları kaptı. Hedef 2023'e kadar sorgulamayan bir nesil yetiştirmekti. Özünde İslamiyet’te olmayan ruhban sınıfı devlet yönetiminde söz sahibi olmaya başladı. Adeta bir koalisyona dönüşen cemaatler ayın zamanda sermaye grubu haline dönüştü. Bunlar ayın zaman da kamu kaynaklarını da kullanmaya başladılar. Sağlık ve eğitim gibi. Türkiye de bir milyon çocuk tarikatların elinde eğitim görüyor."

Şimdi: Raporun tamamı incelendiğinde durumun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkacaktır.

Çözüm yukarda belirttiğim Anayasa hükümlerini ve bilhassa "Tevhidi tedrisat" kanununu uygulamaya koymaktır.

Ancak: Esas sorun "bunu kim yapacaktır?"

*******

“KONTROLSÜZ ÖRGÜTLENMELER TEHDİT OLUŞTURUYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) – "Türkiye Cumhuriyeti; toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."

Bu Anayasamızın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan ikinci maddesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleridir. Bu ilkelerden her birisi diğerinin tamamlayıcısı ve koruyucusudur. Bir tanesini çıkarıldığında, çiğnendiğinde, görmezden gelindiğinde, ihlal edildiğinde, çarpıtıldığında devletimiz de milletimiz de çok büyük yara alacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana yıkıcı ve bölücü odakların saldırısı altındadır. Yıkıcı odaklar, inanç değerlerimizi hedef alarak devletimizi dönüştürmeyi, bölücü odaklar da halkımızın arasına nifak sokarak ülkemizin güneydoğusunda önce özerk, zamanla bağımsız bir yapı oluşturmayı amaçlamaktadırlar. Bu nedenle ilkelerimizden bazılarını (demokrasi, insan hakları, hukuk ve adalet gibi) çıkarlarına göre yorumlayarak ve çarpıtarak laikliğe, milli birliğimize, toplumsal huzurumuza saldırmaktadırlar. Her ikisi de çocuklarımızı ve gençlerimizi kullanmakta, amaçları doğrultusunda yetiştirdikleri insanlardan oluşan bir geleceğe ulaşmayı amaçlamaktadırlar. Siyasetçilerimizse bu tehditlerle birlik beraberlik içinde kararlılıkla mücadele etmek yerine, ülkemizin içinde bulunduğu durumu oy fırsatına çevirmeye çalışmaktadırlar.

Bu iki tehdidi birbirinden ayrı düşünmek doğru değildir. Konunun en çok dikkat edilmesi gereken yönü de budur. Tarikat ve cemaatler halinde örgütlenmiş olan yıkıcı unsurlar, PKK/KCK bünyesindeki bölücü unsurlarla iş birliği ve dayanışma içindedirler. Birbirlerinin alanına asla girmezler, aralarında çatışmazlar. Arada sırada bazıları PKK’nın dinsiz olduğunu söyler ama bu da söylemden öteye geçmez. 1980’lerde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde belli başlı bir iki tarikatın açtığı alanda PKK filizlenmiş, günümüzde PKK’nın açtığı alanların hemen hepsinde ise pek çok tarikat ve cemaat yuvalanmıştır. Tarikatlar arkalarına aldıkları siyasi destekle ülke çapında örgütlenmeye gitmişler, bunda da başarılı olmuşlardır. Bu ortamı fırsat olarak gören siyasi, ticari, maddi pek çok çıkar grubu da aynı yolu izleyerek tehlikenin daha da büyümesine neden olmaktadırlar. Bu yapılar çok ciddi bir iç güvenlik tehdididir.
Ülkemizin içinde bulunduğu bu durum topraklarımızda ve uluslararası çıkarlarımızda gözü olan emperyalist devletlerin desteğiyle yaratılmıştır. Birinci Dünya savaşı yıllarında İngiliz istihbaratının görevlendirdiği Binbaşı Lawrence ve Binbaşı Noel’in Osmanlı topraklarındaki, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki inanç ve etnik ayrımcılık çalışmaları incelenmeli, günümüze yansımaları analiz edilmelidir. Günümüzde ABD’nin PKK’ya ve FETÖ’ye desteği de bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Bunlardan ders alınmamakta, alınması gereken önlemler hiç gündeme getirilmemektedir.

Son günlerde Uşşaki Tarikatının başındaki (bunun gibilerden bahsederken “Lider” unvanı kullanılıyor ama bence bu yanlıştır. Liderlik böyle kolay kazanılacak bir unvan değildir. Liderde başta doğruluk, dürüstlük ve temiz ahlak olmak üzere pek çok yüce özellik olmalıdır) Fatih Nurullah isimli adamın 12 yaşındaki kız çocuğuna yaptıklarıyla tarikat ve cemaatlerin yarattığı tehdidin bir başka yönü (toplumsal ahlaki değerlerimizde yarattığı tahribat) ortaya çıkmıştır. Yıllardır bu tür tarikat ve cemaatlerin muhtaç insanlarımızın çocuklarını topladıkları yurtlarında, kurslarında, dergahlarında yaşanan benzer olaylardan da hiç ders alınmamış, üzerine gidilmemiştir. Öyle ki adam “Ben mehdiyim, Allah benim nefsimi 12 yaşındaki bir çocukla sınadı” diye kendisini savunmakta, başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere aklı başında birisi çıkıp da “Nasıl olur? İnsana şah damarından daha yakın olan Yüce Allah senin ne mal olduğunu bilmez mi de 12 yaşındaki bir masumu senin önüne atar?” diyememektedir.

Bu olaydan sonra televizyonlara çıkarılarak (başka fikir sahibi yokmuş gibi) fikrine başvurulan İsmailağa Cemaatinden Cübbeli Ahmet Hoca lakaplı şahsın söyledikleri de pek çok yönden oldukça vahimdir. Cübbeli Ahmet Hoca, bazı tarikat ve cemaatlerin silahlanmış olduğundan bahsetmektedir. Bu iddianın doğruluğu kuvvetle muhtemeldir. Devleti dönüştürmeyi amaç edinmiş dış destekli odakların silah kullanmadan bunu başarması mümkün değildir. FETÖ kalkışması bunun en bariz örneğidir. Bir başkasının aynı yöntemi kullanmayacağını kimse garanti edemez. Devletin istihbarat birimleri bu iddianın üzerine gitmeli, sonucu hakkında kamuoyu samimi olarak bilgilendirilmelidir. Bu iddia aynı zamanda tarikat ve cemaatlerin birbirlerini suçlayarak karşı karşıya gelecekleri bir ortamın da ilk habercisidir. Zamanında gerekli önlemler alınmadığı taktirde ülkemiz bir de tarikat ve cemaatler arası çatışma alanına dönüşecek, iç güvenlik tehdidi bir başka boyuta daha taşınacaktır. Devlet tarafından denetlenmeyen, kontrol edilmeyen bu tür örgütlenmelerin zamanla tehdit haline gelmesi kaçınılmazdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türk çiftçisi kan ağlarken, Rus çiftçisi bayram yapıyor. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithalatı rekor kırdı ve Rusya’da buğday fiyatları zirve yaptı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizi nedeniyle yaşanan çatışmalar diplomatik girişimlere rağmen yerini ateşkese bırakmadı. Moskova’da Rusya Dışişler...

Bir önceki toplantıda sürpriz yaparak faizi 200 baz puan artıran Merkez Bankası (TCMB), ekim ayında 200 baz puan artış beklentisine karşın politika faizinde bir değişi...

Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetki alanlarının paylaşımına yönelik anlaşmazlıklar, uzun bir süredir fiili bir krize dö...

16 Ekim, “Dünya Gıda Günü” idi. Ülkemizde kaç kişi hatırladı ve kaç yerde “bu günün önemi” konusunda toplantı yapıldı?

Alt Mahkeme’nin kararı büyük tepki ile karşılandı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Markette satın aldığı hiçbir ürünü, ikinci alış verişinde zamsız alamayan vatandaş “TÜİK’in enflasyon rakamları nasıl düşük oluyor” diye soruyor.

Yazarlar
Website Security Test