Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Hayat pahalılığı durdurulamıyor, milyonların sorusu; “NEDEN?”

9.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Çarşı – Pazar başta yaşamın gerçekleri ile TUİK’in enflasyon rakamları arasında büyük fark var. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara görüşlerini sordu. İşte cevapları…

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Eylül ayı enflasyon oranlarını açıkladı, tartışmaları da beraberinde getirdi. Buna göre TÜFE, Eylül ayında yüzde 0.97 arttı. TÜFE yıllık bazda ise yüzde 11.75 oldu. Zam şampiyonu yüzde 18.65'le patlıcan oldu. Verilere göre temmuzda yüzde 11,76, ağustosta yüzde 11,77 olan yıllık TÜFE, eylül ayında yüzde 11,75 seviyesinde gerçekleşti. Enflasyon bir önceki yılın Aralık ayına göre ise yüzde 8.33 artmış. Eylül 2019’da TÜFE, yüzde 9,26 olarak açıklanmıştı. YEP’te açıklanan yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 10,5’ti.

Verilere göre, Eylül ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 11.47, yurt içi üretici fiyatları yüzde 7.71 arttı. TÜİK açıkladığı rakama göre, geçen yıl Eylül ayında 100 liraya alınan bir ürünün fiyatı bu yıl 111 lira 47 kuruş olması gerekiyor. Oysa çarşı pazar fiyatları hiç öyle değil. Eylül ayında fiyatı en çok artan ilk 10 üründen 7 tanesi gıda ürünleri oldu. 83 milyonun enflasyonu “günlük ve mevsimlik ihtiyaçlarda enflasyon yüzde 25’i aşıyor. Memura, İşçiye, emekliye, dul ve yetime 1 yıllık verilen zam ise bu rakamların çok altında kaldı. Zamlar, sadece elektriğe, suya, ekmeye yapılan zamlara kalmıyor, et, süt, sebze meyve başta günlük ihtiyaçlardaki süregelen zamlar, hayat pahalılığını arttırdıkça, vatandaş “borç harç” ile yaşıyor. Açılan paketler, “pembe vaatler” de tutmuyor. Son yıllarda yaşanan ekonomik krizle birlikte gıda ürünlerinde zamlar engellenemiyor. TÜİK'in açıkladığı madde sepetine göre 2019 yılının Eylül ayı ile kıyaslandığında bulgur, pirinç, makarna, yumurta gibi her mutfakta bulunan temel gıda ürünlerine gelen zamlar çift haneli rakamları buldu. Pirinç yüzde 13.89 zamlanırken bulgurun fiyatı, yüzde 19.68 arttı. Yumurtada yaşanan artış ise yüzde 30’u geçti. Mercimekte yaşanan fiyat artışı yüzde 48 olurken, kuru fasulyeye gelen zam yüzde 35’in üzerinde.

TÜİK’in enflasyon oranları tartışmaları da beraberinde getirdi. Zira halkın hissettiği enflasyonla, TÜİK’in oranları arasında uçurum var. Muhalefete göre yıllık enflasyon oranı en az yüzde 30. Johns Hopkins Üniversitesi’nden Ekonomi Profesörü Steve Hanke ise Türkiye’de gerçek enflasyonun yüzde 37,97 olduğunu anlatıyor. Market, çarşı ve pazardaki fiyatlar da muhalefeti ve Hanke’yi doğruluyor.

TÜİK’e yöneltilen eleştirilerin başında, gerçek enflasyon oranını gizlemesi, şeffaf olmaması ve rakamlarla oynayarak enflasyon oranını düşük göstermesi geliyor. Ekonomi uzmanları enflasyon rakamlarının beklentilerin altında olduğuna dikkat çekiyor. Rakamların gerçekleri yansıtmadığını belirten uzmanlar, fiyatların daha da artacağını vurguluyor.

Ekonomistlere göre tıpkı pandemide olduğu gibi enflasyon konusunda da iktidar gerçek rakamları gizliyor. Prof. Dr. Veysel Ulusoy, “Türkiye’de saklanan enflasyon gerçeğini gözardı etmeyelim,” ifadelerini kullanıyor. Dr. Murat Kubilay ise, TÜİK’in bu oranları açıklayarak Merkez Bankası’nın (MB) yüklü bir faiz artırımından korumaya çalıştığını söylüyor. Amaç, insanların enflasyonun düştüğüne inandırıp, TL’ye geçmesini sağlamak! Peki TL’nin hızla değer kaybettiği, işsizliğin tırmandığı, istihdamın bir yılda 2 milyon kişi azaldığı bir ortamda rakamlarla oynamak ne işe yarıyor?

Eylül ayı enflasyon verilerini açıklayan TÜİK yine tartışmaların odağında. Zira TÜİK’in açıkladığı oranlar Türkiye gerçekleriyle uyuşmuyor. TÜİK’e göre Türkiye’de tüketici fiyatları Eylül’de aylık yüzde 0.97, yıllık yüzde 11.75 artış kaydetti. Geçtiğimiz yılın eylül ayında söz konusu oran yüzde 9,26’ydı. Geçtiğimiz yıla göre enflasyon artmış. Eylül 2020’nin zam şampiyonu ise yüzde 18,65’le patlıcan oldu.

TÜİK’in rakamlarına göre ÜFE ise eylülde yıllık yüzde 14,33, aylık yüzde 2,65 yükseldi. ÜFE, ağustosta yüzde 11,53 olarak açıklanmıştı. Geçtiğimiz yıl eylül ayında ise yıllık artış yüzde 6,53 olarak kayıtlara girdi. Açıklanan rakamlar beklentilerin altında gelince tartışmada büyüdü. Geçtiğimiz haftaki Bloomberg anketine göre, Eylül ayı için aylık TÜFE beklentisi yüzde 1.55’ti. Yıllık TÜFE ise yüzde 11,77’den, 12,39’a çıkacaktı. Kaldı ki halkın yaşadığı enflasyonla TÜİK’in rakamları arasında çok ciddi bir fark var. Bu nedenlerden dolayı TÜİK’in verileri gerçekçi bulunmuyor.

Doların Ağustos ayından bu yana yaklaşık yüzde 12 değer kazandığı bir dönemde enflasyondaki artışın sınırlı kalması tartışma yaratmıştı. Daha önce yapılan çeşitli bilimsel araştırmalar dövizden enflasyona yüzde 20-25 oranında geçişkenlik olduğunu bulmuştu. Buna göre dolardaki yüzde 12’lik yükselişin enflasyonu 3-4 puan artırması gerekiyordu. Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Dolarizasyonun ve üretimde ithal girdi kullanımının yüksek olduğu bir ekonomide yerel paranın dış değer kaybıyla (%30) iç değer kaybı (%11,75) arasındaki fark kısa vadede bile bu kadar yüksek (18,25 puan) olmaz.” dedi.

Ulusoy: Eylül’de yüzde 3.61 arttı

Ekonomist Prof. Dr. Veysel Ulusoy, TÜİK tarafından açıklanan resmi tüketici fiyat enflasyonuna alternatif bir seri oluşturmak için yola çıkan Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre Eylül ayında Türkiye’de tüketici fiyatlarının yüzde 3.61 arttığını belirtti. Ulusoy, “Enflasyon sepetindeki sadece, araba, tablet bilgisayar, okul gereçleri, ayçiçeği yağı fiyatlarındaki artış bile, ağırlıkları da göz önüne alındığında TÜFE’nin boyutunu ortaya koyuyor. Veri sağlığı önemli” ifadelerini kullandı.

Ekonomist İbrahim Kahveci’de “TÜİK fiyatlarını kabul ettik ama hesabı sil baştan yaptık. Karşımıza çıkan aylık fiyat artışı 0,97 değil 1,27 oldu” dedi.

Ekonomist Mustafa Sönmez’e göre ise fiyatlardaki artış önümüzdeki dönemde de sürecek: “Sanayiciler otomotiv fiyatlarını yıllık yüzde 25’e kadar artırdılar, dayanıklı mallarda yıllık artışlar yüzde 20’ye yaklaşıyor. Ortalama YÜFE artışı %14,3. Bunun çarşı pazara tüketici fiyatlarına yansıması önümüzdeki aylarda daha çok gözlenecek.”

Dr. Murat Kubilay, TÜİK’in bu oranları vererek Merkez Bankası’nı yüklü bir faiz artırımından korumaya çalıştığını söylüyor. Kubilay, “TÜİK hesapladığı bu enflasyonla, TCMB’yi yüklü faiz artırımından korumaya çalışmış gibi. Bizim buna ikna olup TL mevduata geçmemizi bekliyorlar. Dövize talebin nedenini hala anlayamamışlar, kolayca çözebileceklerini düşünüyorlar. Hala yastık altına kaçışın nedeninden bihaberler,” diyor.

*******

“ALGI EKONOMİYİ KURTARMAZ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Ekonomide istatistiki verilere yeterli işkenceyi yaparsanız istediğinizi söyletebilirsiniz. Bu nedenle kuyruklu yalandan sonraki üçüncü yalana "istatistiki yalan" deniyor. İktidar giderek tüm ekonomik verilerde inandırıcı olmaktan uzaklaşıyor. TÜİK, enflasyon verilerinin son üç aydır yüzde 12 bandının altında kaldığını gösterme gayreti içinde görünüyor. Pandemide kavramlar üzerinden verilerle oynuyor. İşsizliği düşük göstermek için iş aramayanları kale almıyor. Vatandaşın yıllık enflasyon algısı yüzde 30'un altında değil. Özellikle de her gün tüketmekte olduğu temel gıdalarda ve temel ihtiyaç mallarında. Elektrikte, benzinde, kirada, peynirde ve günlük gıda maddelerinde bunlar açıkça gözleniyor. Diğer yandan pandemi etkisi ile işsizler ordusu hızla artıyor. Ya da Asgari ücretin yarısı kadar bir gelirle geçinsin isteniyor. Gençlerde işsizlik yine yüzde 30 bandına dayanmışken, resmi veriler neredeyse işsizliğin azalmakta olduğunu ilan edecek. Her gün yükselen döviz kurları, mercimeği bile ithal etmek zorunda kalan vatandaşın sofrasına yansıyor. Bir yandan işsizlik nedeniyle bir geliri olmayan veya çok düşük bir gelirle yaşam mücadelesi vermek, diğer yandan enflasyonun yarattığı baskı ve sürekli yoksullaşma kitleleri çaresizliğe itiyor. Ayrıca iktidar ve destekçisi çevrelerin iç siyaseti gerginleştirici yaklaşımları toplumda çaresizlik ve yılgınlık duygusunu doruklaştırıyor. Üstelik dış politikada yaşanan yalnızlık, tüm komşularla ve dünyanın etkin güçleri ile yaşanan gerginlikler aynı şekilde giderek artıyor.

Bütün bunlara karşın iktidar cephesinin kullandığı tek silah, toplumda algı yönetimi yapmaya odaklı gözüküyor. Medyadaki ağır hakimiyetini kullanarak kitlelerde, özellikle de geleneksel inanç sistemi nedeniyle lidere bağlılık duygusu yüksek, kendine bağlı muhafazakar oy tabanını stabilize etmek ön planda yer alıyor. Bırakın iç politikayı, derin diplomatik maharet gerektiren dış politika konuları bile algı yönetimine kurban ediliyor. Ekonomide deniz bitti. Üretime yönelik işletmelerini özelleştiren veya yabancıya satmak zorunda bırakılan Türkiye, üretmek yerine, daha az katma değerli ve sürdürülebilir olmayan ticaret ve inşaat gibi alanlara yöneldikçe daha çok sıkışıyor. İthalata dayalı ekonomi sürdürülebilir değildir. Üstelik dış ilişkilerde yalnızlaşan bir ülkenin dış ticaretini sağlıklı yönlendirmesi de olanaksızdır. Bu olgular nedeniyle dış ticareti açık veren ülkemizin, hele bu pandemi nedeniyle aksayan turizmle birlikte, döviz sorununu da çözümlemesi mümkün değildir. Bırakın ülkeye sıcak para gelmesini, İç ve dış siyasetteki yanlış politikaların döviz çıkışına yol açtığı bir ortam yaşanıyor. Bu durum tüm olumsuz gelişmelerin, ne yazık ki, artışına yönelik süreçleri besliyor.

Sonuç olarak iktidar çevreleri artık, istatistiki verilerle oynayarak algı yönetimi üzerinden iç siyasette oyunu konsolide etmeye yönelmeyi tez elden bırakmalı. Bunun yerine ekonomide yarattığı olumsuzlukların, siyasette yarattığı gerginliğin ve sosyal yaşamdaki yoksullaşma ve eriyen orta sınıf sorunlarının çıplak yüzü ile yüzleşmelidir. Aksi durumda olumsuz yöndeki bütün bu gelişmeler, tüm toplumu içinden çıkılmaz bir uçuruma doğru sürüklüyor. Çözüm aklı selime, katılımcı ve çoğulcu demokrasiye, uzlaşmaya, adalete, üretime, iç ve dış siyasette daha tutarlı stratejilere yönelmekten geçiyor.

*******

“YÜKSEK ENFLASYON İSTİKRARSIZLIK DEMEKTİR”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) –Enflasyon, ekonomik istikrarsızlık ve belirsizlik demektir. Yüksek enflasyonda üreticiler, isabetli üretim ve yatırım kararı veremezler. Tüketiciler aile bütçesi yapamazlar. Bu nedenle enflasyonun nereye gideceği önemlidir. Türkiye de yıllık enflasyon 2018 kur şokuna kadar yüzde 10 olarak düşünülürdü. 2018 kur şoku Yİ-ÜFE'yi yüzde 45'e ve TÜFE'yi yüzde 25'e çıkarınca standart bozuldu. Açıklanan TÜFE oranları da yüzde on enflasyonun üstündedir. TÜİK enflasyon oranlarını her ayın üçüncü günü açıklıyor. Ancak 30 Eylül 2020 tarihinde ayrıca Ağustos ayına ait Hizmet Üretici Fiyatlarını aylık yüzde 4,02 ve yıllık yüzde 16,93 olarak açıkladı.

Hatırlatma yapmak gerekirse, Yİ-ÜFE (Yurtiçi Üretici Fiyatları Endeksi) Madencilik ve Taşocakçılığı, İmalat, Elektrik ve Gaz, Su temini sektörlerini kapsıyor. Hizmetleri kapsamıyor. TÜİK, Ulaştırma ve Depolama Hizmetleri, Konaklama ve Yiyecek Hizmetleri, Bilgi ve İletişim Hizmetleri, Gayrimenkul Hizmetleri, Mesleki, Bilimsel ve Teknik Hizmetler, İdari ve Destek Hizmetleri sektörlerinin yer aldığı hizmetler sektörleri de ''Hizmet Üretici Fiyat Endeksi" adıyla yayınlanıyor. Ağustosta; Hizmet üretici fiyatları yüzde 16,93 ve Eylül Yİ-ÜFE yüzde 14.33 oldu. Üretici fiyatları tüketici fiyatlarının üstünde arttı. İTO'nun Eylül ayı toptan eşya fiyatları da perakende fiyatların üstünde arttı ve yüzde 13,7 oldu. Üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının artması üretim maliyetlerinin artması demektir. Bu maliyet artışları önümüzdeki aylarda perakendeye yansıyacak ve perakende fiyatlar da artacaktır. Bu şartlarda bu sene yıl sonunda yıllık enflasyonun YEP'teki öngörülen tek haneye, yüzde 8,5'e inmesi mümkün değildir.

Ekonomi yönetiminin hedefleri tutturamıyor olması da, güven kaybına neden oluyor ve enflasyon kadar istikrarsızlık yaratıyor. YI-ÜFE'nin daha yüksek çıkmasının nedeni, kur artışıdır. Kurlardaki artış ithal girdi fiyatlarını artırıyor. İthal girdi üretilen mal ve hizmetlerin fiyatının artmasına neden oluyor.

Faizlerin düşük, eksi reel faiz olarak tutulmak istenmesi, TL'den kaçışı hızlandırıyor ve altına, dövize ve gayrimenkule talep yaratıyor. Üstelik sermaye girişi de olmayınca döviz arzı daraldı. Kurlar arttı. Eğer Merkez Bankası gösterge faizini yüzde 10,25 yerine yüzde 16 yapmış olsaydı, bu günkü şartlarda reel faiz yüzde 3-4 dolayında olurdu ve kur artışı önlenirdi. Kur artışının fiyatlara ithal ara malının üretime girmesi ile yansıması gerekirken (gecikmeli), Türkiye de hem ÜFE'ye hem de vitrine anında yansıyor. Üretici aynı malı eski fiyattan depoya, perakendeci de eski fiyattan vitrine koyamama diye fiyatları artırıyor. Aşağıdaki grafikte de kur artışı ile Yİ-ÜFE fiyat endeksinin paralel gittiğini görüyoruz. Türkiye de yapısal sorunlardan kaynaklanan ve kronikleşmiş yüzde 10 enflasyon var. Kur artışları yüzde onun üstüne ilave artışlar getiriyor. Çözüm ise kısa dönemde faiz politikasını ve kur politikasını değiştirmek, orta ve uzun dönemde ise yapısal sorunları çözmektir. (Yeniçağ)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türk çiftçisi kan ağlarken, Rus çiftçisi bayram yapıyor. Türkiye’nin Rusya’dan buğday ithalatı rekor kırdı ve Rusya’da buğday fiyatları zirve yaptı.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında Dağlık Karabağ krizi nedeniyle yaşanan çatışmalar diplomatik girişimlere rağmen yerini ateşkese bırakmadı. Moskova’da Rusya Dışişler...

Bir önceki toplantıda sürpriz yaparak faizi 200 baz puan artıran Merkez Bankası (TCMB), ekim ayında 200 baz puan artış beklentisine karşın politika faizinde bir değişi...

Türkiye ile Yunanistan ve Güney Kıbrıs arasında Doğu Akdeniz’de yaşanan deniz yetki alanlarının paylaşımına yönelik anlaşmazlıklar, uzun bir süredir fiili bir krize dö...

16 Ekim, “Dünya Gıda Günü” idi. Ülkemizde kaç kişi hatırladı ve kaç yerde “bu günün önemi” konusunda toplantı yapıldı?

Alt Mahkeme’nin kararı büyük tepki ile karşılandı. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Markette satın aldığı hiçbir ürünü, ikinci alış verişinde zamsız alamayan vatandaş “TÜİK’in enflasyon rakamları nasıl düşük oluyor” diye soruyor.

Yazarlar
Website Security Test