Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türk Lirası’nda düşüş maratonu; dokuz hafta!..

28.10.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türk Lirası’nın döviz karşısında Merkez Bankası’nın (TCMB) beklentilerin aksine politika faizini sabit tutup onun yerine sıkılaştırmayı faiz koridorunu genişleterek yapması ardından tarihi düşüşü sürüyor.

MEHMET KOCABIYIK

Dolar, pazartesi günü TL karşısında çok kritik sınır olan 8 lira barajını kırarak yükselişini sürdürdü. Türk Lirası, dolar karşısında geçen hafta da değer kaybederek, 1999'dan bu yana en uzun süreli haftalık düşüşünü yaşadı. Euro ise 10 TL yolunda. Uzmanlar, artışta Merkez Bankası'nın faizi sabit tutma kararının etkili olduğunu belirterek, 2001 krizini hatırlatıyor.

Değer kaybı hızlanan TL, bir darbe de ABD ve Avrupa ile yaşanan yeni siyasi gerilimden aldı. Bloomberg ve FT’ye göre doların rekor kırmasının sebebi Türkiye dış politikası. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumartesi günü, ABD’ye S-400’ler konusunda meydan okuması da yabancı yatırımcılar tarafından sıkıntılı olarak değerlendirildi. Erdoğan, CAATSA yaptırımları için “Bir an önce koysunlar” ifadesini kullanmıştı. Erdoğan, Pazartesi günü de Fransız mallarının boykot edilmesi çağrısı yapmıştı.

Dolar, pazartesi günü yüzde 1,6 artışla 8,10 lirayı görürken, Euro/ TL de 9,55’in üzerine çıktı. TL varlıkların baskılanmasıyla 10 yıllık Hazine tahvillerinin faiz oranı yüzde 14,35’e yükseldi, 5 yıllık CDS primi ise 535’e ulaştı. Aynı gün, daha önce “Kur benim için hiç önemli değil, hiç oraya bakmıyorum" diyen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, ekonominin büyüme patikasına girdiğini belirtti.

Twitter hesabından paylaşımla Reel Kesim Güven Endeksi, Kapasite Kullanım Oranı ve Sektörel Güven Endeksleri’ni yorumlayan Bakan Albayrak, yorumlarken, “Son gelen veriler ekonomimizin büyüme patikasına girmesini destekleyecek şekilde rotasında ilerlediğini gösteriyor. Ekim ayında hizmet sektörü güven endeksi %6,4, perakende ticaret sektörü güven endeksi %1,7 arttı. Kapasite Kullanım Oranı ise %74,6’dan %74,9’a yükseldi.” İfadelerini kullandı.

Dolar, Çarşamba günü sabah saatlerinde 8,2326 liradan, euro ise 9,7011 liradan işlem görüyordu. Ekim ayına 7,73 lira ile başlayan dolar, 01/10/2020 tarihinde 7,6335 lira ile son bir ayın en düşük, 28/10/2020 tarihinde ise 8,2326 lira ile son bir ayın en yüksek değerine ulaştı. Dolar son bir haftada TL karşısında yüzde 1,10 değer kazandı. Ekim ayına 9,11 lira ile başlayan euro, 28/09/2020 tarihinde 8,8904 lira ile son bir ayın en düşük, 27/10/2020 tarihinde ise 9,7169 lira ile son bir ayın en yüksek değerine ulaştı. Euro, son bir haftada TL karşısında yüzde 1,89 değer kazandı. Türk Lirasındaki giderek artan değer kaybı uluslararası alanda da takip ediliyor. Bloomberg’de yer alan habere göre, Londra merkezli Aberdeen Varlık Yönetimi şirketinde sabit getirili menkul kıymetler yöneticisi olan Viktor Szabo, “Yıllardır süren politika hataları şimdi de rezerv kaybı ve kur üzerindeki baskı olarak ortaya çıkıyor. TCMB’nin kararı dengeyi kurmak için gerekli olan kredi büyümesinin yavaşlamasına yetkililerin yanaşmadığını gösteriyor” dedi.

Szabo, dokuz haftadır Türk Lirasının ABD Doları’na karşı değer kaybetmesinde, CMB’nin geçen hafta verdiği faiz kararının etkili olduğu belirtiliyor ve 1999’dan beri en uzun süreli düşüş olduğunu söylüyor.

Sosyal medyada da tek gündem rekor üstüne rekor kıran dolar. Ekonomist Uğur Gürses, dolardaki yükselişe, “7,95 ile 8,01 arasındaki fark, o arada 100 milyonlarca dolar rezervinin eritilmiş olmasıdır. Başkalarının bastığı parayı satarak kendi parasının değerini korumayı sağlamak dünyanın hiçbir ülkesinde mümkün olmadı… Ulusal paranın değeri, düşük enflasyon ve güvenle tesis edilir…” dedi.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise “Önemli olan bizim dolara bakmamamız değil, doların bize bakmaması” dedi.

Prof. Veysel Ulusoy’da dolardaki artışın en önemli sebebinin yüksek enflasyon olduğu yorumunda bulundu.

*******

“SICAK PARA POLİTİKASI BIRAKILMALI, ALINTERİMİZ ÖNE ÇIKMALIDIR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) –Türkiye maalesef 1990’lı yılların başından beri sırtını, sıcak paraya dayar oldu. Yani Türkiye; ihracat yapmak, üretmek, istihdam yaratmak yerine kolayca zaman zaman gelen ve hayal âlemi yaratan bir sıcak paraya alıştı. Bu sıcak para gelince ülkede döviz ucuzluyor, ihracat artıyor, hayal ettiğimiz ürünler görmeye ve satın alınmaya başlıyor. Türkiye buna bir “tiryaki” gibi alıştı.

Türkiye eskiden ihracatını kuvvetli desteklerken, esas ve asıl dövizin ihracatla kazanılacağını bunun da istihdamını, milli gelirini arttıracağı kavramını bir kenara bıraktı. “Nereden borç bulabiliriz, nasıl sıcak para bulabiliriz?” politikası yıllardır ülkeyi krizlere sokuyor. Çünkü sıcak para ürktüğünde kaçıyor ve giderken de; işsizlik artışı, borsa düşüşü tahribatlarına yol açıyor. Dünya piyasalarında çok büyük oranda bir fazla ve sıcak para dolaşımı var. Bu para da bizim gibi ülkelere girince hem yüksek faizle girmiş oluyor hem de borsamızı manipüle ediyor.

“İhracatçının dövizi sabitlenmeli”

Türkiye, Batı’yı ve kendi politikası olarak belirlediği İslam ülkelerini kendine düşman edince Türkiye’ye gelen sıcak para korktu ve gelmemeye başladı. Döviz rezervlerimizle doları düşürme politikası yürüttük. İhracatımıza önem verseydik; yapmamız gereken 6.5-7 TL arasına doları sabitlemekti. Çünkü ihracatçılar kur bu kadar oynakken, ihracat yapamaz duruma geldiler. Doları ihracatçıların kazanç elde edebileceği bir kurda sabitleseydik ihracatımız artar ve ülkeye döviz girdisi sağlanırdı. Fakat hükumet dövizi düşürebileceğini düşünerek politikalarını o yönde sürdürdü.

Devlet ya da TCMB doları, ihracatçının ihracat yaptığı dönemdeki kur fiyatından almayı garanti etse (ki bunu garanti etmediğinizde ihracatçı dövizini piyasada bozdurur) bunun sayesinde ihracat, istihdam, atıl olan yüzde 30 kapasitemiz üretim yapar ve Türkiye dövizini alın teriyle kazanırdı. Bu sayede de Türkiye bu ve geçmişte yaşadığı krizlerle karşılaşmazdı.

Mirasyedi gibi mal mülk sattık. Onlar da tükenince döviz gelmemeye başladı. Dış ticaretimiz hala açık veriyor. Bu durumda da TL değer kaybediyor ve döviz de artıyor. Bu durum eğer doğru bir şekilde yönetilirse kötü bir süreç olmaktan çıkar iyi bir şeye dönüşebilir. İyi yönetmenin yollarından birisi de ihracatçımızı desteklemektir. Devlet ihracatçıya, “Bu kur aşağıya gitmeyecek ve biz ihraç ettiğiniz dönemdeki tutardan dövizinizi bozacağız” desin. Çünkü ihracatçılar, paraları 6-7 ay sonra aldıklarını ve o dönemde kendilerini nelerin beklediğini bilmediklerinden dolayı ihracat yapamadıklarını söylüyor. Türkiye’nin çok büyük bir üretim kapasitesi var ve bu sayede de durumu vahim değil. Bu güç doğru yönetilirse bugün bize kredi vermeyen bankalar kapımızda yatar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi ve hukuk alanında reform yapılacağı vaadinde bulunmasına rağmen, son günlerdeki gelişmeler “reform sözlerinin tutulacağın...

Akşener "Muhalefet olarak biz seçim istiyoruz" derken, Kılıçdaroğlu "Halkın hakemliğine başvurulması” gerektiğini söyledi.

Tüm dünyayı etkisi altına coronavirüs ile mücadelede 200 milyar dolar ve üzerinde ekonomik büyüklüğe sahip ülkelerin dayanıklılık karnesi çıkarıldı. Bloomberg’in araşt...

Ülke çapında pıtrak gibi çoğalan ve çoğu “bir tarikata bağlı olan” cami yaptırma dernekleri “amir” gibi davranması imamları rahatsız etti. Diyanet-Sen, mevzuata hüküm ...

Gözlem Gazetesi’nin Pandeminin ilk defa zirve yaptığı günlerde iki defa “Her ile bir Sağlıkçılar Anıtı çağrısı” İstanbul Bakırköy Belediyesi’nin sağlık çalışanlarına d...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomide ve hukukta yeni bir reform başlatıyoruz” sözleri uygulamada karşılık bulmadı. Belediye başkanlarına, soruşturma, parti genel başkan...

“Ekonomi pik yapıyor, ekonomi uçuşa geçecek” açıklamalarının yapılmasından kısa bir süre sonra, vatandaşa acı reçete sunuluyor. Detayları henüz belli olmayan acı reçet...

Yazarlar
Website Security Test