Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Aylin Nazlıaka: “Ortak sesimizi çoğaltacağız”

13.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Aylin Nazlıaka, CHP PM Üyesi ve Kadın Kolları Genel Başkanı… Üç dönem de CHP Milletvekilliği yapmış. “Kadının eşit oranda temsil edilmediği her yönetimin temeli eksik atılmıştır” diyor.

Söyleşi: Aysel KANBER

CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka’ya başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere Türkiye’de kadına dair sorunları ve çözüm yollarını sorduk. İşte yanıtları…

Aysel Kanber – Bir iş kadınısınız, üç dönem milletvekilliğiniz söz konusu. CHP PM Üyesisiniz. Neden CHP Kadın Kolları Genel Başkanlığı görevine talip oldunuz? Bu ne zamandan beri sizin için bir hedefti?

Aylin Nazlıaka – Süreç tabandan gelen bir taleple şekillendi. Kendimi birden bire bu görevin içinde buldum. İyi ki de böyle olmuş. Çok önemli bir sorumluluk, yapacak çok şey var. Büyük bir enerjiyle çalışıyoruz.

K – “İktidara Yürüyoruz” sloganınızda kadının önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

N –Çünkü kadınlar bu hayatın her alanında. Ancak, ne yazık ki emekleri o denli görünür değil. Hayatı üreten, çoğaltan ve yarını kuran kadınların sorunları görmezden gelinerek iktidar olunamaz. Olursa da işte bugünün koşulları gibi şiddetten, eşitsizlikten ve zordan öteye gitmez. İktidar olabilmek için, herkesi kucaklayabilmek ve ilk önce bu toplumun yarısını oluşturan kadınları eşit kabul ederek yola başlamak gerek. Şundan eminiz ki, kadınların eşit oranda temsil edilmediği her yönetimin temeli de eksik atılmış olacaktır.

Yazılı olmayan kurallar

K –Özellikle kadının daha fazla siyasette olmasına yönelik kota konusu var. Bu yaklaşımı doğru buluyor musunuz? Sadece kadın olması bu avantaj için yeterli bir kriter mi? Ya da başka ne gibi kriterler de olmalı ki kadın siyasette daha etkin olsun?

N –Şimdilik bahsettiğimiz kota elbette bir alt sınır çizmek için. Kadınlara alan açmak için. Biz tabii ki isteriz ki kadın temsil oranı daha çok olsun ancak şu an için gerek yürütülen politikalar gerek de toplumsal cinsiyet normları nedeniyle kadınlar hep geri planda kalıyor. Bahsettiğimiz kota ile ilk önce bunu aşmayı amaçlıyoruz. Elbette ki bahsettiğimiz şey sadece başlı başına kadın olmak değil. Kadınların önünü tıkayan her engeli kaldırarak siyasette de hak ettikleri yeri almalarını planlıyoruz. Kadınlar söz konusu olunca herkes güzel laflar ediyor ancak sıra haklarını kullanmaya gelince, kadınlara çizilen özel alanlar ve yazılı olmayan toplumsal kurallar devreye giriyor. Bir de bakıyoruz ki kadınlar aile içinde annelikle, iş hayatında eşit olmayan ücretlerle ve düşük pozisyonlarla baş başa kalıyor. Aslında amaçladığımız temel konulardan biri de bu hayatın yükünü ve çilesini sadece kadınların omuzlarına bırakmamak. Kurultay aşamasında koyduğumuz ve partimizin gündemde tutacağı bu hedef bile kadınların karar mekanizmalarında daha etkin yer almasını sağlayacak.

K –Ekonomik güç artık siyasi yaşamda yer almak isteyen kadın ya da erkek için avantaj görünüyor. Daha da net ifade etmek gerekirse son yıllarda parası olan siyaset yapabiliyor gibi bir algı oluştu… Çünkü ekonomik güç kişinin hareket alanını genişletiyor. Öte yandan kafası çalışan, becerisi olan bazı insanlar faydalı olabilecekken sahanın dışında kalıyor. Sizin böyle bir tespitiniz var mı? Varsa doğrusu ne olmalı ve doğru için ne yapılmalı?

N –Memleket öyle bir noktaya getirildi ki; gücü ve iktidarı olan kontrolü elinde tutuyor. Liyakat ve emek ise yerini çıkar ilişkilerine bıraktı. Bu düzenin böyle gitmeyeceğine her gün şahit olurken halkın uçuruma sürüklendiğini görüyoruz. Hem dünyada hem de ülkemizde ekonomik gücü elinde bulunduran küçük bir kesim. Onları bu denli güçlü kılan ise her gün emekleri ile canla başla çalışan işçiler, emekçiler. Ekonomiyi canlandıran da çarkların dönmesini sağlayan da aslında yoksulluğa itilen milyonlar. Ne yazık ki ülkemizde milyonlarca üniversite mezunu genç arkadaşlarımız işsiz, imkan yaratabilenler yurtdışına göç ediyor. Hayallerini gerçekleştirecek fırsatları sunmak yerine geleceksizlik vaat edilen gençler başta olmak üzere bu ülkenin yetenekli insanları bir bir tüketiliyor. Öyle ki intiharların sıradanlaştığı bir dönemden geçiyoruz.

İlk önce güven sağlanmalı. İstikrarı ağzından düşürmeyen siyasal iktidar, her gün yeni hukuksuzluklara, her gün yeni hak gasplarına, talana yol veriyor. İşte örneğini görüyoruz;… Mahkemede kazanan ama yıllarca şirketlerden tazminatını alamayan ve iktidarın para hırsına kurban edilen madencilerin dertlerini anlatmak üzere Ankara’ya gelmesine dahi izin verilmiyor. Şiddet mağduru kadınlar, serbest gezen failler ile ayrı bir korkunun içine salınıyor. Gençler, yarınını göremiyor. Çocuk ile işçilik dahi yan yana anılır oldu ve okul sıralarında olması gereken çocuklar iş cinayetlerinde hayatlarını kaybediyor. Pandemi koşullarında canlarını dişlerine takıp umut olmaya çalışan sağlık emekçileri, tabipler hedef gösteriliyor. Alacakları ek ödemeler, şirket gibi yönetilen şehir hastanelerinin gazına, suyuna yatırılıyor ama bu arada yazık, kışlık saraylar yapılmaya devam ediyor. “Adalet” diyen barolar, iktidarla aynı sesi çıkarmadığı için bölünüp parçalanmaya çalışılıyor. Desteklenmeyen çiftçiler, ürünlerini tarladan kaldıramaz hale geliyor ve üretimden çekilmek zorunda kalıyor. Raflarda ise GDO’lu ürünlerle halkın sağlığı tehdit ediliyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün çünkü artık her şeyin içini boşalttılar. Bu sorunları yaşayan halk, bu sorunlara da en gerçekçi çözümü sunacaktır. İnanıyorum ki ilk seçimlerde halk, halkın iktidarını kuracaktır.

Güvenli yarınların anahtarı

K – Kadın cinayetleri ile gündeme gelen ancak sonrasında genelde birçok önemli konu gibi gündemin gerisinde kalan bir İstanbul Sözleşmesi konusu var. İstanbul Sözleşmesi sizin için ne ifade ediyor? En yalın hali ile toplum bu sözleşmeden ne anlamalı?

N –İstanbul Sözleşmesi, bu toplumda kadın, erkek ve LGBTİ+’ların bir arada, eşit hak temelinde aynı zamanda devletin verdiği güvence ile yaşamalarının yasal dayanağı. İstanbul Sözleşmesi, toplumda güvenli yarınların anahtarı konumunda. Bu sözleşme, bireylerinin hakkını eşit koşullarda savunurken devlete koruma yükümlülüğü getiriyor. Yani, eğer uygulansa, bugün göz göre göre katledilen birçok kadının hayatta olmasını sağlayacaktı.

K – Özellikle mevcut iktidarın Türkiye’nin sözleşmeden neden çekilmek istediğini yorumlar mısınız?

N –Çünkü kadınların özgürleşmesi ve eşitlik talebiyle büyüyen sesleri iktidarın kendini var ettiği temelleri sarsacak. Tarikatlara, cemaatlere teslim edilen devlet mekanizmaları, kadınları ve özgürleşmelerini hedef alarak toplumun önemli bir kesimini sindirmeyi planlıyor ki bunu da dillerine yansıyan çirkinlikleriyle de net bir şekilde açık ettiler. Kadınlar ben buradayım diyerek ayakta durdukları sürece kontrolü kaybedeceklerinin farkındalar. Bu yüzden olanca baskı ile hep sözleşmenin kenarından dolanarak ama ulu orta hedef alarak önümüze tartışılmak üzere getiriyorlar.

K – Sözleşmenin tarafı olan diğer ülkelerde durum nedir?

N –Onaylanan ve yürürlüğe giren 34 ülke olsa da İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan 46 ülke mevcut. Türkiye ise sözleşmeyi ilk imzalayan ülke. Sözleşmenin en erken yürürlüğe girdiği ülkeler, Türkiye, Arnavutluk, Andorra, Avusturya, Bosna Hersek, Danimarka, İtalya, Karadağ, Portekiz, Sırbistan, İspanya. Son olarak ise 2019 yılında İrlanda’da yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği ise Sözleşmeyi 2017 yılında imzaladı. Öte yandan konsey üyesi bazı devletler sözleşmeyi onaylamayarak yürürlüğe koymadı. Macaristan, Bulgaristan, Slovakya ve Letonya bu ülkeler arasında. Macaristan hükümeti “yıkıcı cinsiyet ideolojilerini” ve “yasa dışı göçü” körükleyeceğini iddia ediyor. Rusya ve Azerbaycan bu sözleşmeye daha imza bile atmadı. Polonya da sözleşmeden çıkacaklarını duyurmuştu.

K –Sözleşmenin etkin olması konusunda neler yapılabilir? Sizin gündeminizde buna dair neler var?

N –Sözleşmenin etkin olabilmesi için bir kere amasız, fakatsız uygulanması gerekiyor. Takip de edilerek uygulanmasının denetimi sağlanmalı. Aksi durumda sonucunu hep acı deneyimlerle yaşıyoruz. Onlarca koruma kararına rağmen sokak ortasında öldürülen kadınlar. Evlilik, arkadaşlık ya da barışma teklifini reddetti diye canına kast edilen hayatlar. Ya da bu sözleşmenin uygulanmadığı her gün, “Bana bir şey olmaz” anlayışı ile yayılan şiddet ortamı. Sözleşmenin etkin olması için sözleşme maddeleri ve yükümlülükleri, devlet organları ve televizyonlar aracılığı ile sürekli dile getirilmeli. Karakollardan başlayarak adliyeler ve daha üst kurumlarca sözleşme maddeleri uygulanmalı. Toplumsal cinsiyet eşitliği her alanda gündem edilmeli, hayata geçirilmeye çalışılmalı.

K –Sözleşmenin toplumda bilinirliliğinin yayılması konusunda bir hareketiniz olacak mı?

N –Başta Kadın Kollarımız aracılığı ile bulunduğumuz her yerde toplantılar, eğitimler, söyleşiler, etkinlikler planlayarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.

K – Türkiye’de size göre kadının öne çıkan sorunları neler?

N –Kadınların öne çıkan en önemli sorunu eşit bir yaşamı paylaşamamak. Bu sorun, bütün bir hayatlarına yansıyarak daha çocuk yaşta geri plana atıyor. İşsizlik ve yoksulluk kıskacındaki toplumda, şiddet de o denli büyüyerek önce kadınları, çocukları vuruyor. Eğitimden, iş hayatından, üretimin parçası olmaktan geri kalan kadınlar söz sahibi olmaktan da geri kalıyor. Sonrası ise derin bir sessizlik ve kader ile fıtrat arasına sıkıştırılarak reva görülen bir hayat. İşte buradaki amacımız ilk olarak kadınların sesi olmak ve kadınlarla birlikte ortak sesimizi çoğaltmak.

K – Kentli kadın ile Anadolu kadının sorunları anlamında ortak ve de ayrışan sizin tespitiniz olan noktalar neler? Gerek istihdam, gerek boşanma oranları, gerek şiddete maruz kalma, kadının sözünün geçerliliği konusu gibi…

N –Aslında kentli veya Anadolu kadını diye kategorize etmek ya da yaşadıkları konusunda keskin bir ayrım yapmak doğru olmaz. Kadınların yaşadıkları sorunlar toplumun yaşadıkları sorunlardan farklı değil. Bugün işsizlikle yüz yüze kalan kentli ya da taşrada yaşayan kadının derdi tenceresinin kaynamaması, çocuklarına daha düzgün bir eğitim sunamaması. Bir tarım işçisinin çocuğu tarlada çalışmak zorunda kalırken, bir fabrika işçisinin çocuğu da harçlığını çıkarmak ya da eve katkı sağlamak için atölyelerde çalışmaya başlıyor. Kız çocukları için erken evlenmenin yolu açılıyor. Bu ise hem emek hem de bedenlerinin çifte sömürüsünü doğuruyor. Ekonomik olarak güçlü olmayan kadın, elinde olan dört duvarı da kaybetmemek için şiddetin her türlüsüne katlanmak zorunda kalıyor. Tabi değişen kültürel yapılar ile yaşama biçimleri de şekilleniyor ancak kadınların içinde bulunduğu şiddet sarmalı ve istihdamdan geri kalmaları hayatlarında daha belirleyici oluyor.

K – Şiddet uygulamaları içerisinde eğitimli kişilerin daha fazla şiddet uyguladıkları ile ilgili istatistikler zaman zaman kamuoyuna yansıyor. Şiddete karşı eğitimli olmak bu durumda sorunu çözmüyor gibi… Bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

N –Şiddet özellikle günümüzde belirlenen bir alanı kontrol altında tutmak için sistematik olarak uygulanıyor. Bunun en bariz örneğini kadınlara uygulanan şiddet olarak görüyoruz ama kafamızı şöyle kaldırıp bir baktığımızda televizyonlardan, siyaset alanından, sokaktan, akademiden şiddet hiç eksik olmuyor ve işin korkunç yanı da buralardan üretiliyor olması. Hatırlayalım ara ara gündem olan nafaka tartışmalarında, İstanbul Sözleşmesi’nde daha toplum tartışmaya başlamadan siyasal iktidar temsilcileri sazı eline alıyor ve vur yansın ediyor. Bu üslup, bu tarz mahkemelerde hak arayan kadınlara “iffetsiz” suçlamasıyla dönüyor, “aileyi parçalamakla” dönüyor. Kadın ne kadar şeytanlaştırılırsa ve öteki olarak karalanması kolay hale gelirse, itibarı derdinde olan ve statüsünü korumaya çalışan eğitimli erkek o denli işin içinden kolay sıyrılıyor. Akademik hayatından hocasının tacizine uğrayan ancak sesini çıkaramayan çıkarsa da kimseyi inandıramayacağı korkusuyla çalışma alanını bırakmak zorunda olan kadınların sayısı az değil. Bu alanlarda yaşanan şiddet; statü, nüfuz ve çevre de işin içine girince durum çok daha görünmez hale geliyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Millet İttifakı’nın ana omurgasını oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ittifak ortaklığında Türk siyasi tarihinde ...

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Al Arabiya TV kanalı, Kandil'deki PKK'lı teröristlerini  “özgürlük savaşçısı” ilan ederken, Türkiye’ye kin kustu…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Nurol İnşaat Genel Müdürü Nurettin Akdeniz ile Karşıyaka-Çiğli arasında hizmet verecek tramvay hattının bir süre önce imz...

Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, ilçede en büyük sorun olan kentsel dönüşümün önünü açacak imar planlarını 22 ay gibi kısa bir sürede hazırladı. Abdül Batur, arkada...

Gençler hangi ülkelere kaçmak istiyor? / İmam Hatiplerde öğrenci sayısı azalırken, gençler arasında Ateizim ve Deizim neden yaygınlaşıyor? / X – Y – Z kuşağı gençler n...

Cumhurbaşkanı Kabinesi toplantısından “Yasakların kısıtlamaların hafifletilebileceği kararı” çıkarken… Dünya Sağlık Örgütü, “tam tersine açıklamalar” yapıyor; Durumun ...

Gizlenen gerçek ekonomik veriler, ekonomik çöküntüyü artırıyor.  “Yanlış enflasyon hesabı” milyonlarca memuru, emekliyi, dul ve yetimi doğrudan ve “olumsuz” etkiliyor.

Yazarlar
Website Security Test