Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Soru; “TÜİK Büyümesi” ekonomiyi kurtaracak mı?

4.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

TÜİK’e göre yılın 3. çeyreğinde ekonomi yüzde 6,7 oranında büyüdü. Büyüyen ekonomi, neden istihdamı artırmıyor, işsizliğe çare olmuyor, fiyat istikrarını sağlayamıyor, enflasyon düşmüyor, insanların alım gücü artmıyor? Gözlem uzmanlara sordu. İşte cevaplar…

MEHMET KOCABIYIK

“Açıkladığı istatistikler ve rakamlar konusunda güvenirliği” uzun süredir tartışma konusu olan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz-eylül dönemini kapsayan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) verilerini açıkladı. Buna göre Covid-19 salgını tedbirlerinin azaltıldığı dönemi kapsayan yılın 3. Çeyreğinde Türkiye ekonomisi önceki yılın aynı dönemine oranla yüzde 6,7 büyüdü. Uzmanlar, kredi genişlemesinin etkisiyle yüzde 5 büyüme bekliyordu.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre milli gelir cari fiyatlarla yüzde 22,6 arttı, dolar bazında yüzde 3,3 geriledi. Türkiye ekonomisinin büyüklüğü de dolar bazında 736 milyar dolara gerilerken TL cinsinden 4.7 trilyon lira oldu. Kişi başı milli gelir ise 3. çeyrek itibariyle 8 bin 773 dolara geriledi. 2019 dokuz aylık milli gelir 551.8 milyar dolarken, 20202 aynı döneminde 527.1 milyar dolara geriledi. Uzmanlar, üretim destekli olmayan, düşük faizli kredi destekli büyümenin maliyetinin ileride ağır olacağını ve yeniden daralmanın başlayacağı yönünde uyarıda bulunuyor.

“Ekonomi büyüdü” deniyor ama işsizlik artıyor, cari açık büyüyor, dış borç artıyor, istihdam oranı azalıyor, gerçek enflasyon yüzde 30’larda ve TL son bir yılda yüzde 30 değer kaybetti. Yanlış para ve ekonomi politikaları nedeniyle yoksulluğun önüne geçilemiyor. Zenginle fakir arasındaki uçurum daha da artıyor. Ülkenin en zengin yüzde 1’i, ülkede üretilen toplam değerin yüzde 25’ini alıyor.

Türkiye 2013 yılından bu yana “Kırılgan bellide” yer alıyor ve bugüne kadar düze çıkamadı. “Yoksulluk kalıcı hale mi geldi?” tartışmaları yaşanırken, 18 yıldır iktidarda olan AKP halka yeni bir umut dalı uzattı; Ekonomi ve Hukuk reformu!

Açıklanan büyüme rakamları tartışmaları da beraberinde getirdi. Büyüyen ekonomi neden istihdamı artırmıyor, işsizliğe çare olmuyor, fiyat istikrarını sağlayamıyor? Ekonomi büyüyorsa insanların alım gücü neden eriyor?

Ekonomistlere göre 3. çeyrekte yaşanan büyümenin iki temel nedeni var. İlki Covid-19 salgınına karşı alınan önlemlerin gevşetilmesiyle işyerlerinin yeniden açılması, ekonominin canlanması. İkinci nedeni ise konut başta olmak üzere verilen düşük faizli krediler. İktidar, ekonomi canlansın diyen bankaları kredi vermeye zorladı. BDDK verilerine göre bu yıl ocak-kasım döneminde sadece TL kredi büyümesi 693 milyar TL olarak kayıtlara geçti. Temmuz-ağustos ve eylül aylarını kapsayan dönemde ise sadece TL kredi büyümesi 159 milyar liranın üzerinde.

BDDK ve TÜİK verilerinden de anlaşılacağı gibi büyümenin kaynağı üretim değil, daha çok tüketim oluşturdu. Vatandaş borçlandırılarak tüketim artırıldı. Büyümede yüzde 9,2 oranında hane halkı talep artışının etkili olduğu anlaşılıyor. Talep artışında, ikinci çeyrekte Pandemi yasakları nedeni ile ertelenen talebin devreye girmesi ve kamu bankaları tarafından ekonomiyi canlandırmak için dağıtılan krediler etkili oldu. Sektörler itibariyle, finans ve sigorta sektörleri, üçüncü çeyrekte kredi genişlemesi nedeniyle yüzde 41.1 oranında büyüdü.

Ekonomistlere göre büyüme sürdürülebilir değil. Bilgi Üniversitesi Ekonomi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Başlevent, Sözcü’ye yaptığı açıklamada, büyümenin pandemi dönemindeki büyük kredi artışına dayandığını ve oranının sürdürülebilir olmadığı konusunda hemen herkesin hemfikir olduğunu anlatıyor: “Şaşırtıcı olan, büyüme oranının sabit sermaye yatırımlarında büyük bir artış sayesinde yakalanmış olması. 2020 genelinde büyüme oranının pozitif olması için son çeyrekte ciddi bir daralma yaşanmaması gerekiyor. Salgına karşı alınan önlemler daha da genişletilirse bu hedefe ulaşmak zorlaşacak.”

BETAM Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e göre 3. çeyrekteki büyüme şaşırtıcı değil. DW Türkçe'ye konuşan Gürsel, verilerde üçüncü çeyrekteki yatırımların bir önceki yıla göre artış göstermesine dikkat çekerek, "Tüketimdeki artış şaşırtıcı değil. Ancak yatırımlardaki artış ilginç. Burada hareketlenmeye inşaat da öncülük etmiyor bakıldığında. Ancak bunun devam edip etmeyeceğini göreceğiz" değerlendirmesini yaptı.

Ekonomist Prof. Dr Sinan Alçın da finans ve sigorta faaliyetlerindeki yüzde 41.1’lik artışa dikkat çekerek, "Bu bize şunu gösteriyor: 3. çeyrek büyümesi genel olarak kredi genişlemesinin beslediği bir büyüme. Çünkü ikinci sırada bilgi ve iletişim yatırımları geliyor ve payı yüzde 15. Arada muazzam bir fark var. Bu sıra dışı büyüme, elbette hazirandaki kredi genişlemesi ile ilişkilendirilebilir" dedi.
Babacan: “Makyajlı rakamları bırakın!”

AKP Ekonomisinin eski patronu DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin Manisa İl Kongresi’nde “TÜİK verilerine ne kadar inanacağız? Bugün yine büyüme rakamı açıklandı; yüzde 6,7. Esnaf ‘İşler berbat diyor, kiramı, borcumu ödeyemiyorum’ diyor, bugün TÜİK çıkmış büyüme açıklıyor. Kimi inandıracaksınız buna ya? Artık rakamları makyajlayıp durmayı bırakın. Bu ekonomiyi artık siz düzeltemezsiniz çünkü temelde güven vardır. Böyle bir ortamda ekonominin büyüdüğüne inanan var mı?” ifadelerini kullandı.

Öztrak: “Geleceğin büyümesinden çalındı!”
CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında değerlendirdi büyüme rakamlarını: “Ucuz ve sübvansiyonlu kredilerle, gelecek yılların talebi bu döneme çekildi. Yani gelecek yılların büyümesinden çalındı. Peki, bu büyüme sürdürülebilir mi? Sürdürülemez olduğunu damadın kovulmasından, Merkez Bankasının ve kamu bankalarının “kazık fren” yapmasından anlıyoruz.”
Enflasyon yüzde 2,3 arttı

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) kasımda aylık bazda yüzde 2,30 artış kaydetti. Böylece yıllık enflasyon yüzde 14,03'e yükselirken bir önceki yılın aralık ayına göre artış yüzde 13,19 oldu. Piyasalarda enflasyonun yüzde 1 seviyelerinde artacağına yönelik bir beklenti hakimdi.

*******

“BÜYÜMEYE FAZLA SEVİNMEK MÜMKÜN DEĞİL”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) -Gayri Safi Yurt İçi Hasıla, 3. çeyrekte yüzde 6,7 oranında büyüdü. TÜİK'in açıklamasına göre 2020 nüfus artış hızımız binde 13,9'dur. Bu durumda 3. çeyrek fert başına büyüme oranı yüzde 5,2'dir. Hepimizi doğrudan etkilediği için ekonomik gidişatı (Ekonomide daralma ve büyüme) öncelikle tarafsız gözle analiz etmeliyiz. Sonrasında başarı ve başarısızlığı görebilmek için diğer ülkelerle karşılaştırma yapmamız gerekir. 3. çeyrekte ülkeler arasında Türkiye diğer ülkelere göre daha yüksek büyüdü. Büyüme, Çin'de 4,9, Tayvan'da 3,9 ve Vietnam'da 2,6 oldu. Nedeni ne olursa olsun, sonuçta gerçekleşen bir katma değer artışı var. Ama istikrarlı büyüme, büyümenin devam etmesi daha önemlidir. Bugünkü koşullarda bu büyümenin devam etmesi imkansız görünüyor. 4. çeyrekte yeniden daralma ya da çok daha düşük büyüme olacaktır.

Diğer ülkelerle karşılaştırırsak; Türkiye aşırı istikrarsız büyüme yaşıyor... Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde 2019 ortalama büyüme yüzde 4 oldu. Bizde dünya ortalamasının altında yüzde 0,9 oldu. Nominal cari ABD doları olarak, dünyadaki payımız azalıyor. GSYH olarak dünyadaki payımızın azalmasında, elbette dolar kurunun etkisi var... Ancak dolar kurundaki değişme aynı zamanda herkesin satın alma gücünü, gelirini ve servetini de etkiliyor.

Büyümede yüzde 9,2 oranında hanehalkı talep artışının etkili olduğu anlaşılıyor. Talep artışında, İkinci çeyrekte pandemi yasakları nedeni ile ertelenen talebin devreye girmesi ve kamu bankaları tarafından ekonomiyi canlandırmak için dağıtılan krediler etkili oldu. Sektörler itibariyle, finans ve sigorta sektörleri, üçüncü çeyrekte kredi genişlemesi nedeniyle yüzde 41.1 oranında büyüdü.

Devletin nihai tüketim harcamalarındaki artış yüzde 1,1 oranında kaldı. Bu oran, pandemi nedeniyle devlet desteklerinin düşük kaldığını gösteriyor. Öte yandan son iki senedir yatırımlardaki daralma da sona erdi. Yatırımlardaki büyüme, iç dinamiklerin uzun süre pasif kalamadığı için ortaya çıktı. Maalesef büyümeye fazla sevinmek mümkün değil, çünkü üretimde büyüme, hemen cari açığa yansıyor. Nedeni üretimde kullanılan ithal girdi payının yüksek olmasıdır. Büyümenin yüksek olduğu yıllarda cari açıkta yüksek oluyor.

İthalata bağlı üretim sorunu büyümenin en önemli maliyetidir. Üçüncü çeyrekte gerçekleşen cari açık 8,4 milyar dolardır. 2020 Ocak-Eylül, dokuz ayında gerçekleşen cari açık 28 milyar dolardır. Türkiye'nin 2003'ten 2020 yılı Eylül sonuna kadar verdiği cari açık 602,5 milyar dolardır. Öte yandan büyüme var ve fakat istihdam artışı yok. Tersine işsizlik artıyor. Özetle büyümenin harcı borcunu kurtarmadı. Büyüme ile cari açıkta, işsizlikte arttı.

*******

“BÜYÜME SERABI: BAZ ETKİSİ VE ŞİŞEN KREDİLER”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Yılın 3. çeyreğinde büyüme hızı olarak açıklanan yüzde 6,7 oranındaki artış hoş bir serap etkisi olarak kalmaya aday. Zira Ekonomimiz 2018 yılının 3. çeyreğinden sonra 2019 yılının 3. çeyreğine kadar üççeyrek art arda negatif büyüme gösterdi. Hatırlanacağı gibi, bu süreçte 31 Mart genel ve Haziran ayında İstanbul seçimleri yaşandı. Katmerlenmiş seçim sürecinde ekonominin kaynakları büyük ölçüde tüketildi. İşte bu yılın 3. çeyreğinde ortaya çıkan 6,7’lik büyümenin arka planında bir yıl öncesinin 9 aylık baz etkisi yatmaktadır. 9 aylık daralma süreci sonrası gerçekleşen ekonomik verileri referans alarak yapılan hesaplama bu baz etkisi nedeniyle görece yüksek büyüme hızı olarak yansıyor. Üstelik 2020’nin 2. çeyreğinde pandemi nedeniyle 9.9 oranında daralmanın arkasından yaşanan kısmi toparlanma ile bu büyüme hızına ulaşıldı. Ancak iktidar bu büyüme oranını toplumsal algı yönetimi olarak kullanma eğiliminde olsa da, ekonominin içinde bulunduğu koşullar ve temel değişkenlerdeki trendler bu hızın sürdürülemez olduğunu gösteriyor.

Ayrıca 6,7’lik büyüme hızını yukarı taşıyan en büyük etken, finans ve sigortacılık sektörünün yüzde 41.1 ve bilgi ve iletişim sektöründeki yüzde 15 oranındaki artıştan kaynaklanıyor. Bilgi ve işletişim sektöründeki artış, pandemide bu sektörün öne çıkması ile ilgili. Ancak bu büyüme hızını yukarı taşıyan asıl etken, hükümetin pandemi sürecini müdahale ve emirlerle yönetip şişirdiği kredi kullanımından kaynaklanıyor. Bu kredilerin kullanımı, tüketime, dayanıklı mal tüketimine ve üretken olmayan alanlara yöneldi. İktidar sıkışan herkesi ve sıkışan her sektörü ayakta tutmak için kredilere yönlendirdi. Tüketicilerin kredi kartları iyice şişti. Diğer yandan bu dönemde ithalat yaklaşık yüzde 16 artarken ihracat yüzde 22,4 daraldı. Dış açık alarm veriyor. İthalatın ve tüketimin sürüklediği bir büyüme söz konusu. İç ve dış borçlar alarm veriyor. Bu denli kötü bir performans içinde bulunan ve üretim sıkıntısı yaşayan ekonomide yapay olarak şişirilen finansal sistem daha fazla büyüme potansiyeli yaratamaz.

Bu sonuç kısa dönemli bir serap etkisi olarak kalacaktır. Ekonomide uzun süredir katma değeri düşük ve verimsiz sektörlerin öne çıkarılması nedeniyle işsizlik hat safhada. Genç işsizlik doruk noktasına ulaştı. Pandemi kapanan ve daha da kapanma durumunda olan iş yerleri nedeniyle işsizlik hızla yükselme trendinde. Üstelik işsizlik aynı zamanda hızlı bir yoksulluk ve yoksunluk yaratıyor. İşini kaybedenler yaşayabilmek için yeterli gelir kaynağından yoksun. Devletin sağladığı sosyal destekler asla yeterli değil. İnsanlar açlık sınırının çok altında bir gelirle yaşamak zorunda. Askıda ekmek süreci bunun açık yansıması oldu. Enflasyon tırmanışta. Üretim, verimlilik ve katma değer artışı yaratamayan ekonomide gelir dağılımı giderek bozuldu. Sanayileşme stratejisi yerine ticaret ve inşaata odaklanan ekonomide orta tabaka eridi. Orta tabaka yok olurken yoksul ve işsiz insanlar süratle artıyor. Üstelik pandemi nedeniyle kapanan KOBİ’ler orta tabakanın erime sürecini daha da hızlandıracak.

Nitekim, TÜİK verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde işverenlerin milli gelirden aldığı pay yüzde 56,2 düzeyinde iken; üçüncü çeyrekte yüzde 63.9’a yükselmiş bulunuyor. Buna karşın işçi gelirleri aynı süreçte yüzde 35,1 düzeyinden yüzde 26,6 düzeyine inmiş bulunuyor. Diğer yandan 2020’nin üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre işçi gelirlerindeki bir yıllık artış oranı sadece yüzde 9,7 düzeyinde kalırken; işveren gelirlerindeki artış yüzde 32.1 düzeyinde gerçekleşmiş bulunuyor. Kısacası yoksul daha yoksul; zengin daha zengin oluyor. Ekonomi, toplum ve hukuk düzenlerinde bozulma trendleri bu denli güçlü olarak sürerken, toplumda gerilimi arttırmaya piyasa sistemini özünden uzaklaştırıp merkezileştirmeye ve adli sistemi kontrol altına almaya ve tek merkezden yönetme zihniyetini sürmeye devam eder ise; yapılacak kısmi düzenlemelerin adı reform olamaz. Merkeziyetçi zihniyet içinde yapılacak kısmi düzenlemeler olsa olsa “deform” olur. Bu yüzden ekonomi, toplum ve hukuk sistemlerini yeniden kendi asli mecralarına taşıyacak, çağdaş bilim, teknoloji, demokrasi, hukuk ve şeffaflık anlayışı içinde çok daha köklü reformlar gerektiriyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

ABD'de 3 Kasım seçimlerini kazanan Joe Biden, Kongre'deki törende yemin ederek ülkenin 46. başkanı oldu.

Geçtiğimiz hafta Gözlem, “Gençlik Dosyası”nı açmış ve gençliğin yaşadığı sorunları dile getirmişti. “Cevabı aranan” bir dizi sorunun da yer aldığı araştırmamızda, bu h...

Cumhur İttifakı’nın oy oranı her geçen gün düşerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Erken Seçim” için “Hayır” diyor ve 2023’ü işaret ediyor.  Kulisler, “Seçim ve Siyasi Partil...

Reuters Ajansı “Türkiye’de ‘Az al çok öde’ dönemi yaşanıyor” diyor. Türkiye, gıda fiyatlarında yıllık yüzde 20.6’ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında şampiyon oldu...

MHP yöneticilerinin ve İçişleri Bakanı’nın açıklamaları tepki ile karşılanırken, “ülke güvenliği” sorgulanmaya başladı.

Millet İttifakı’nın ana omurgasını oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ittifak ortaklığında Türk siyasi tarihinde ...

Yazarlar
Website Security Test