Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

AB ile ABD baskıyı “beraber” arttırdılar; şimdi ne olacak?

11.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Avrupa Birliği (AB), Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri nedeniyle “aşamalı yaptırım” kararı aldı. Bloomberg’in haberine göre “ABD ve Türkiye arasında muammaya dönüşen” S-400 yaptırımlarıyla ilgili yaptırım paketini Başkan Trump, görev süresinin bitmesine sayılı günler kala imzaladı. GÖZLEM kararların etkilerini uzmanlara sordu…

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de yürüttüğü sondaj çalışmaları nedeniyle Avrupa Birliği’nden (AB), Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle de ABD’den yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.

Avrupa Birliği liderleri Türkiye'ye uygulanacak yaptırımların kişi ve kurumlarla sınırlı tutulmasına, daha sert adımların Mart ayına bırakılmasına karar verdi. Sonuç bildirgesine göre AB, Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmaları nedeniyle yaptırım uyguladığı Türk şirket ve vatandaşlar listesini genişletecek.

Bu haberin ardından gözler ABD’ye çevrildi. ABD ve Türkiye arasında muammaya dönüşen S-400 yaptırımlarıyla ilgili en sıcak gelişme yaşandı. Bloomberg’in haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, görev süresinin bitmesine sayılı günler kala, Türkiye'ye Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerinin alımına ilişkin yaptırım uygulama yönünde karar aldığı iddia edildi. Bloomberg’e konuşan iki kaynak, Trump’ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun girişimleri sonucunda Türkiye’ye S-400 hava savunma sistemi aldığı için yaptırım uygulanmasını öngören tedbir paketini imzaladığını duyurdu.

Brüksel'de Perşembe günü başlayan AB liderler zirvesinde Türkiye’ye yaptırım konusunu da ele alan AB devlet ve hükümet başkanları, Cuma sabaha karşı yayımlanan sonuç bildirgesinde yaptırım listesini genişletme ve Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine katılan kişi ya da kuruluşların listeye eklenmesine karar verdi.

Ekim ayında Avrupa Birliği, Türkiye'ye yönelik geniş ekonomik önlemlerin alınabileceğinin sinyalini verilmişti ancak 10 Aralık’ta başlayan zirvede Konsey, süreci şimdilik "Doğu Akdeniz'deki sondaj çalışmalarını planlamakta ve gerçekleştirmekte rol oynamış bireyleri cezalandırarak" yürütmeye karar verdi.

Ankara'nın tutumunu değiştirmemesi durumunda ise yaptırımların kapsamının genişletilmesi gündeme gelecek. Buna göre AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, en geç Mart ayına kadar Türkiye'ye karşı izlenecek yol konusunda seçenekler ve mevcut yaptırımların kapsamının genişletilmesinin de yer alacağı bir rapor hazırlayacak. Rapor, Mart ayında yapılması planlanan AB liderler zirvesinde ele alınacak. AB liderlerinin, Türkiye'ye karşı izlenecek yol konusunda 20 Ocak'ta göreve başlayacak ABD'nin yeni Başkanı Joe Biden ile de istişare etmek istediğine dikkat çekiliyor.
AB Konseyi zirvesinde, 11 Kasım 2019'da kabul edilen karar doğrultusunda, "Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki yasadışı sondaj faaliyetleri kapsamında ek listeler oluşturması" kararlaştırıldı. Listeye kimlerin ekleneceği henüz açıklanmadı.

Aynı zamanda Yüksek Temsilci ve AB Komisyonu'na Türkiye-AB ilişkilerinde siyasi, ekonomik ve ticari durum konusunda raporlar hazırlama görevi verildi. AB liderleri bu raporda Türkiye ile ilgili nasıl adımlar atılabileceğine yer verilmesini istedi. Raporların daha geniş yaptırımların görüşüleceği Mart 2021'e kadar hazır olması istendi.

11 Kasım 2019'da alınan Avrupa Konseyi kararında Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetlerine katılan kişi ya da kuruluşlara AB topraklarına seyahat yasağı veya bu ülkelerdeki varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulanmasına karar verilmişti. Son olarak Şubat 2020'de de listeye Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) yöneticileri Mehmet Ferruh Akalın ve Ali Coşkun Namoğlu eklendi.

Zirvede, Yunanistan'ın ve Kıbrıs'ın talep ettiği ağır yaptırımlar ve silah ambargosuna yönelik bir karar ise kabul görmedi. Kuzey Kıbrıs'ta Maraş bölgesinin tek taraflı olarak kısmen yaya trafiğine açılmasını da kınadı. Bildiride, Kıbrıs'ta çözüm için BM himayesinde müzakerelere bir an önce başlanması talep edildi.

Liderler Türkiye ile "pozitif gündeme geri dönülmesi” arzusunu da bir kez daha dile getirerek Ankara'nın tutumunu değiştirmesi durumunda ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi teklifini yineledi. Bildiride, Suriyeli sığınmacılara yönelik AB yardımları yoluyla Türkiye'ye desteğin sürdürülmesine hazır olunduğu da vurgulandı.

Reuters'ın aktardığına göre son zamanlarda Türkiye'yle birçok başlıkta karşı karşıya gelen Fransa, belirli sektörlere yaptırım uygulanmasını istedi ancak bu kabul görmedi.
Bildiride Avrupa Birliği’nin Türkiye ile karşılıklı çıkara ve iş birliğine dayalı ilişki geliştirilmesinde stratejik çıkarı bulunduğuna işaret edildi.

Türkiye'nin ekonomisinin direkt olarak hedef alınmamasının Yunan diplomatları mutsuz ettiği belirtilirken, Almanya, İtalya ve İspanya'nın diplomasiye daha çok zaman verilmesi gerektiğini savunduğu aktarıldı.
Türkiye’den tepki

Dışişleri Bakanlığı, AB Liderler Zirvesi'nin sonuç bildirgesine tepki gösterdi. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, “AB’nin büyük kesiminin benimsemediğini bildiğimiz AB Zirve Sonuçlarına konulmak zorunda kalınan hukuka aykırı tutumu reddediyoruz. B bu kararında bir kez daha Kıbrıs Adasının ortak sahibi olan Kıbrıs Türk halkını ve iradesini görmezden gelmiştir” denildi.

Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamanın tamamı şöyle: "1-2 Ekim AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nden bu yana ülkemizle diyalog ve temas yönünde çaba gösteren Dönem Başkanı dahil birçok AB ülkesi olsa da, bir-iki ülkenin dar siyasi hesapları nedeniyle Türkiye-AB ilişkilerinde henüz pozitif gündem yaratılamamış ve AB hiç bir yararı olmayan kısıtlayıcı önlem alma arayışından çıkamamıştır. Bazı üye ülkelerin üyelik dayanışmasını ve veto haklarını kötüye kullanarak, Türkiye’ye karşı gündeme getirdikleri maksimalist talepleri ve haksız tutumları, Türkiye ile AB’yi bir kısır döngü içine sokmuştur. Bu durum, Türkiye ve AB’nin ortak çıkarları ile bölgemizin barış, güvenlik ve istikrarına zarar vermektedir.

*******

Bloomberg: “Trump, S-400 yaptırımlarını imzaladı”

Türkiye ile ABD arasında uzun süredir gerilim konusu olan S-400 savunma sistemleriyle ilgili yaptırımları Başkan Donald Trump’un imzaladığı belirtildi. Yaptırımların neleri içeriğine dair bir bilginin paylaşılmadığı Bloomberg’in haberine göre, Trump, görev süresinin bitimine kısa süre kala ABD'nin Türkiye'ye Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerinin alımına ilişkin yaptırım uygulama yönünde karar aldığı iddia edildi.

Bloomberg'e konuşan iki kaynak, Başkan Donald Trump'ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından önerilen ve Ankara'ya, ABD'nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırım uygulanmasını öngören tedbir paketini imzaladığını bildirdi.

Öte yandan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi, ABD Hazine Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı konuya ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.

Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde krize neden olan Rus yapımı füze savunma sistemi S-400'lerin Türkiye'ye teslim anlaşması Eylül 2017'de imzalanmıştı. Moskova, Türkiye'ye ilk S-400 sevkiyatını Temmuz 2019'da başlatmıştı.

ABD'nin çeşitli yaptırım tehditlerine rağmen Ankara, bu konuda taviz vermeyi kesin bir dille reddetmiş ve ek S-400 sistemlerini satın almaya yönelik müzakerelere devam etmişti. ABD, Rusya'dan S-400 füze savunma sistemleri alımı sonrası Türkiye'yi F-35 programından çıkardığını duyurmuştu.

*******

“YAPTIRIM GİRDABINDA EKONOMİ”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Türkiye hem AB’nin hem de ABD’nin yaptırım tehditleri girdabında sıkışmış bulunuyor. Her ne kadar Trump Türkiye’ye yaptırım içeren yasayı veto edeceğini açıklasa da bu tehdidin Biden döneminde yeniden gündeme gelme riski yüksek. Biden’ın Suriye ve Irak politikasında Türkiye’yi sıkıştırmak için bu tehdidi kullanma riski daha güçlü gözüküyor. Zira Biden’ın Başkan yardımcılığı döneminde görüştüğü Baba Barzani’nin “Bir Kürt Devletinin kuruluşunu ben yaşamımda görebilecek miyim?” sorusuna verdiği cevabı medyadan hatırlıyorum: “göreceksin, göreceksin”.Böylesi bir gelişme Türkiye için en büyük tehdit iken, AKP döneminin Orta Doğu Politikası, siyasi İslam ideolojisine yakın tercihler nedeniyle geleneksel çizgisinden saptı. ABD’nin Orta Doğuda İsrail’i asla yalnız bırakmayacağı gerçeğine rağmen, geleneksel “ Yurtta Barış, Dünyada Barış” yaklaşımımız terk edilerek İsrail ile ilişkilerimiz bozuldu. Suriye’de yanlış Strateji uygulandı. ABD’nin “harita değiştirme” yaklaşımına karşı bölgedeki taraf ülkelerle işbirliği yerine, çatışma ve savaşta taraf oldu. Bu gün Katar dışında tüm bölge ülkeleri ile sorunlu bir ilişkiye sahibiz. Bölgede yaşanan göç ve savaşın ekonomik yükünü Suriye’den sonra en çok yaşayan Türkiye oluyor.

AB’nin Ambargo tehdidinin asıl nedeni Doğu Akdeniz kaynakları üzerine yoğunlaşan restleşmelere dayanıyor. Hal böyle iken, Türkiye’nin bölge ülkeleri olan en başta Mısır, Suriye, Suudi Arabistan, körfez ülkeleri ve İsrail ile ilişkilerin en kötü dönemini yaşıyor. Bu nedenle söz konusu bu ülkeler bölgede pay kapma yarışında olan Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın kucağına ve işbirliğine itilmiş bulunuyor. Bütün bu gelişmelerde Vizyonsuzluk ve geleneksel dış politika ilkelerinden uzaklaşmamızın eksiklikleri görülüyor. Böylesi bir ortamda AB, kendi üyesi olan Yunan ve Güney Kıbrıs’ın tezlerine mi yakın olacaktır; yoksa 60 yıllık ilişkilerde diyalog ve işbirliği yerine en zayıf ve gerilimli ilişki yaşadığı Türkiye’nin yanında mı olacaktır. Bu gerilimli ilişkilerinin odağında bir yanında göçmen baskısı ve diğer yandan, kültür olarak, politik sistem olarak, dış politika yaklaşımları olarak giderek kendini son on yıldır, Batı Uygarlığı yerine, “Ortadoğu iklim rotasına” taşıyan bir yönetim anlayışı yer alıyor. Son bir aydır Türkiye’nin yerinin ve rotasının Batı Uygarlığı ve Avrupa olduğu açıklaması ne kadar inandırıcı olacaktır? Bütün bunlara karşın Türkiye’nin bulunduğu jeo-stratejik konum Avrupa için hayati öneme sahiptir. AB’nin aklıselim düşünen bir kesimi bunun farkındadır. Ancak yaşanan karşılıklı gerilim söylemleri ve iç siyasete dönük algı yönetimi yüzünden ilişkiler karşılıklı güvenden yoksun, limoni bir burukluk içindedir. Bu nedenle hem iki üyesini tatmin etmek, hem de yaşanan gerilimlere cevap olarak, yumuşatılmış da olsa, AB tarafından bir yaptırım gelmesi söz konusudur. Ancak böylesi bir uygulamanın bu günkü iç siyaset ortamında, aradaki güveni daha da germe noktasında işlev göreceği her iki taraf açısından da bilinmelidir.

AB’nin yaptırım kararı Türk kamuoyunda, “60 yıldır iki yüzlü davranan AB’nin” Türkiye’ye karşı yeni bir “kültürel düşmanlığı” olarak algılanacaktır. Alınacak bir yaptırım kararı, her iki ülkenin ekonomik ilişkilerine güçlü olarak yansıyacaktır. AB dış ticaretinde Türkiye’nin payı görece daha düşük olmakla birlikte, özellikle Almanya için 85 milyonluk önemli bir pazardır. Ayrıca AB’de yaşayan Türkler ve Türkiye açısından, yine “kültürel düşmanlık” olarak algılanacaktır. Türkiye ekonomisi açısından uygulanacak bir ambargo daha çok can sıkıcı olacaktır. Zira Türkiye’nin ihracatında AB’nin payı yüzde 42 gibi yüksek bir orana sahiptir. İthalatımızda ise AB’nin payı yüzde 32-33 dolayındadır. Türk lirasının yüzde 30 yakın değer kaybına rağmen son aylarda ihracatımızda azalma eğilimi, ancak ithalatımızda artış söz konusudur. Ürünlerimizin ucuzlamasına ve yakın Pazar olmamıza rağmen ihracatımızdaki daralma, yaptırım yüzünden daha da daralacaktır. Doğal olarak getirilecek yaptırımların hangi ürün, sektör, kişi ve kurumla ilgili olacağı etki açısından belirleyici olacaktır. Ekonomide kötü bir dönemi ve Pandemide ikinci dalgayı sert bir şekilde yaşayan ülkemiz ekonomisi, hem de döviz kaynakları kurumuşken yeni ve ciddi bir baş ağrısı ile yüz yüze kalacaktır.

*******

“YAPTIRIMLARI KABULLENEN BİR ÜLKE HALİNE GELİNMEMELİDİR”

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi) –Öncelikle üzerinde durulması gereken konu; Türkiye’nin, kendisine yaptırım yapılmasını kabullenen bunu olağan karşılamak zorunda olan bir ülke haline getirilmemesi gerekliliğidir. Yaptırımlar baskı yoluyla, ülkelerin “belirli politikalar” çerçevesinde ilerlemesini amaçlar. Yaptırım ağır mı oldu, hafif mi oldu? sorusunu konuşan bir ülke değil yaptırımlara karşı dimdik durabilecek bir ülke olduğumuz unutulmamalıdır. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü dönemlerinde yaptırım var mıydı? Yoktu ve bizim de ülke olarak bu konuda duyarlı olmaya devam etmemiz gerekmektedir. Yaptırımları kabul eden bir ülke haline geldiğimiz takdirde, kendimizi 2’inci sınıf bir ülke haline kendi kendimize getirmiş oluruz.

Son yıllarda görüyoruz ki, yaptırım uygulayan ülkeler zamanla uyguladıkları yaptırım kararından pişman olur bir duruma geliyorlar. Örneğin; Kıbrıs Harekatı’ndan sonra Amerikan Kongresi, Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı. Ardından Süleyman Demirel Hükümeti de ABD’nin Türkiye’deki üstlerden yararlanmasını yasakladı. ABD, Soyvetler Birliği ile ilgili sağladığı istihbaratının yüzde 60’ını Türkiye’deki üslerden sağlıyordu. Oluşan bu durumdan sonra verdikleri karardan pişman oldular ve ambargoyu hiçbir karşılık beklemeden kaldırmak zorunda kaldılar. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama özetle, yaptırım yapan ülke işin sonucunda pişman olabiliyor. Öte yandan bu ambargo ve yaptırımlar Türkiye gibi bir ülkenin kendisine daha çok yetmesi gerekmesi durumunu doğuruyor ve savunma sanayi vb. gibi alanlarda yatırım yapması ve sonucunda da o ülkelere ihtiyacı kalmaması anlamına geliyor. Öte yandan da aynı malı kendisine ambargo uygulamayan başka bir ülkeden alıyor ve bu da ambargo uygulayan ülkenin işine gelmiyor. Ambargo siyasi anlamda bir kazanç gibi görünse de uygulamaya konulduğunda iki ucu keskin bıçak gibi bir durumu ortaya çıkıyor. O bakımdan ben, Türkiye gibi bir ülkeye ambargo, yaptırım gibi kararların alınmasını tavsiye etmiyorum.

AB’den ya da ABD’den gelecek yaptırımlara karşı Türkiye bir bütün olmalıdır. “Ne yapsak da bu yaptırımı hafifletsek” gibi yaklaşımların güdülmesini ben böyle bir ülkede doğru bulmuyorum. Hepimiz güçlü bir şekilde bunların karşısında durmalıyız. AB’nin Yunanistan’dan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nden sağladığı birtakım avantajlardan dolayı onların yanında görünmeye çalışıyor. Örneğin Kıbrıs’ta bulunan bir enerji işletmesinin yüzde 50’si Fransızlara verildi. Yunanistan, Fransa’dan uçak alma anlaşması yaptı. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün, bu noktada Türkiye’nin arkada dönen asıl meseleleri görmesi gerekmektedir. “Türkiye’ye düşmanlar” düşüncesi değil bu kararların altında asıl yatan nedenler iyi tespit edilmelidir.

Türkiye’nin bölgede etkin ve güçlü bir ülke olması işlerine gelmiyor. Türkiye’nin bölgede etkin olması ile bölgede yaşanan olaylarda söz sahibi olma durumunu yükselttiğini görüyorlar. İşin aslı AB ve ABD, Türkiye’nin bölgede etkin ve karar verici bir güç olmasını istemiyor. ABD’nin olası yaptırım kararına gelince ise gelen duyumlar her ne kadar Trump’ın 5 tane hafif yaptırım kararı alması yönünde olsa da; kararlardan birinin F35 anlaşması ile ilgili olduğu unutulmamalıdır. Türkiye F35 programı çerçevesinde büyük yatırımlar yapmış ancak şimdi programdan çıkartılmak durumuyla karşı karşıya kalmıştır. ABD kararları alırken, “ABD, bu anlaşmayı gerçekleştirmek için azami gayreti gösterecektir” maddesi koyar. Bunun nedenini sorduğunuzda ise, “Bu konuda Kongre’nin de karar verme yetkisi vardır, biz Kongre’yi bağlayıcı karar alamayız.” açıklaması yapılır. Bu bağlamda; Türkiye de yaptığı anlaşmalarda kendi çıkarlarını koruyacak maddeler koymalıdır.

*******

“AB YUNANİSTAN’IN İŞGAL ETTİĞİ ADALARI GÖRMÜYOR”

Soner Aydın (Emekli Albay) –Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetlerini gerekçe göstererek Avrupa Birliği’ni (AB) etkilemeye çalışan Fransa, Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan’ın talepleri şimdilik karşılık bulmadı. AB Liderler Zirvesi’nden Türkiye’ye ilave yaptırım uygulanması kararı çıkmadı.

Basına yansıdığı kadarıyla sonuç bildirgesine bakıldığında 2019’da alınan yaptırım kararları geçerliliğini korumakta, Türkiye’nin sismik araştırma faaliyetlerine katılan kişi ya da kuruluşlara uygulanan seyahat kısıtlaması ve varlıklarının dondurulması yaptırımları devam etmektedir. Yunanistan, Fransa ve Kıbrıs Rum Yönetiminin bunlara ilave olarak istedikleri Türkiye’ye silah ambargosu, AB fonlarından yararlandırılmaması ve ekonomik yaptırım uygulanması konuları kabul görmemiştir.

Türkiye’nin zirve öncesinde sismik araştırma faaliyetlerine ara vermesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son zamanda AB’ye karşı yumuşayan söylemlerinin bir iyi niyet göstergesi olarak algılandığı ve zirvede buna işaret edildiği dikkat çekmektedir. Buna rağmen 2021 Mart ayına kadar izlemeler devam edecek, marttaki zirvede konu yeniden ele alınacaktır. Bu arada ABD’nin yeni yönetimini de konuya müdahil etmek için görüş birliğine varıldığı anlaşılmaktadır. ABD Senatosunun Rusya’dan alınan S-400 füzeleri bahanesiyle Türkiye’ye yaptırım konusunda ne kadar istekli olduğu ve ABD’de seçimi kazanan Biden’ın Türkiye’ye bakış açısı dikkate alındığında Mart ayına kadar AB’nin ve ABD’nin Türkiye’den ne gibi tavizler koparmaya çalışacağı, bu tavizlerin Doğu Akdeniz dışında başka konu ve alanları kapsayıp kapsamayacağı ilerleyen zamanda açığa çıkacaktır. Sonuç bildirgesinde, Türkiye’ye “göçmen akınını sorumlu bir şekilde yönetmesi ve insan kaçakçılığı şebekeleriyle mücadele etme çabalarını artırması” çağrısı yapılması, “Kıbrıs konusunda AB liderlerinin adanın yeniden birleşmesi için Birleşmiş Milletler çatısı altındaki görüşmelerin hızlı bir şekilde yeniden başlanmasına destek verdiğinin” ifade edilmesi zamanla karşımıza çıkarılacak bazı konuları işaret etmektedir. Hatta gelecekte Rusya ve İran’la ilişkilerimiz, Azerbaycan’la yakınlığımız, Ermenistan’a karşı tutumumuz bile masaya yatırılabilir.

AB Liderler Zirvesinde sadece Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve onların arkasında duran Fransa’nın talepleri görüşülmüştür. Oysa bizim tarafımızdan bakıldığında bir de Yunanistan’ın antlaşmalar hilafına Ege’de işgal ettiği, asker ve silah konuşlandırarak Türkiye’ye tehdit oluşturduğu, Ege Denizi’nin bütünüyle Yunanistan’ın kontrolüne geçmesiyle sonuçlanabilecek ada, adacık ve kayalıklar konusu vardır. Nedense bu konu AB nezdinde hiç gündeme gelmemektedir, getirilmemektedir. Başta MSB eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım olmak üzere duyarlı insanlarımızın bütün uyarılarına, bütün çabalarına rağmen; ülkemizde ne iktidar ne muhalefet ne de TV’lerde, gazetelerde dünyaya meydan okuyan, bırakılsa tek başına Yunanistan’ı da Fransa’yı da dize getirecek gibi atıp tutan kahramanlar(!) bu konuya hiç dokunmamaktadırlar. Mavi Vatan kavramı sadece Akdeniz’deki hak ve menfaat alanlarımızla sınırlıymış gibi bir algı oluşturulmakta, Mavi Vatan’ın Ege’de neleri kapsadığını gündeme bile getirilmemektedir. Ümit Yalım’ın ortaya koyduğu belgelere bakıldığında Ege’de hem Türkiye’nin hak ve menfaatlerinin nasıl gasp edildiği hem de uluslararası hukukun nasıl çiğnendiği bütün açıklığıyla ortadadır. AB Liderler Zirvesi öncesinde tam da yeri gelmişken bu konunun neden gündeme getirilmediğini ve akıllara takılanların neden aydınlatılmadığını anlamak mümkün değildir.

Benim kanaatim; Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sismik araştırma faaliyetleri de Rusya’dan alınan topu topu üç bataryadan ibaret S-400 füzesi de ilişkilerin bu kadar gerilmesine, Türk halkının bu derece mağdur edilmesine etki edecek faktörler değildir. Bu konular; çok daha derinde, çok daha kapsamlı plan ve projeleri maskelemek için kullanılan gerekçeler gibi görünmektedir. AB ve ABD Türkiye’yi köşeye sıkıştırmıştır. Kapalı kapılar ardında nelerin döndüğünü bilmemiz mümkün değildir. Irak, Suriye ve Kafkasya’daki gelişmelere, Ermenistan, Yunanistan ve PKK’nın bazı AB ülkeleri ve ABD’den gördüğü itibar ve desteğe bakıldığında, bu sürecin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, Ege’de çok ciddi ve telafisi mümkün olmayacak kayıplarımızla sonlanmaması en büyük dileğimizdir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

ABD Doları, 2020’de Covid-19 salgını ile birlikte, küresel piyasalarda düşme eğilimine girerek 2018 seviyelerine gerilerken, Türkiye’de tarihi zirveleri görmüştü. Bu s...

Gara operasyonunda PKK'nın farklı tarihlerde kaçırdığı asker ve polis 13 rehineyi öldürmesinin ardından Türkiye'de oluşan siyasi gerilim derinleşiyor. Pençe-Kartal-2 o...

“Gazeteciler aylarca tutuklu olarak hapislerde yatırılırken”, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dosyası “Kasıtlı öldürmeye teşebbüsten” Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen...

Coronavirüsle mücadele kapsamında Kasım ayında kısıtlamaları genişleten Türkiye, Mart ayı itibariyle kademeli olarak ikinci normalleşme dönemine geçiyor. Yeni normalle...

Sayın Mahmut Tolon'un GÖZLEM’in İzmir sayfasında çıkan yazısında benden alıntı yapması üzerine Sayın Muzaffer Tunçağ konuya değindi...

Yazarlar
Website Security Test