Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Uzmanlar; “AİHM’nin kararı Türkiye’yi bağlar; uyulmalıdır!”

25.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

AİHM, Selahattin Demirtaş’ın “derhal serbest bırakılması” yönünde nihai karar aldı. Peki karardaki maddeler tam olarak neyi ifade ediyor? Türkiye bu karara uymazsa ne olur? Karar, diğer siyasi tutukluları da etkileyecek mi? Gözlem uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), dört yıldır tutuklu bulunan HDP'nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ile ilgili nihai kararını aldı. AİHM Büyük Daire, Demirtaş’ın tutukluluğunun "siyasi gerekçelere dayandığını belirterek, “derhal serbest bırakılması” gerektiğine hükmetti. Türk yargıç Saadet Yüksel, karara muhalif kaldığı oylamada, 2’ye karşı 15 oyla, Demirtaş’a yönelik “ağır hak ihlalleri” olduğu kararına vardı. Türkiye, bu karar nedeniyle ilk kez AİHM Büyük Daire tarafından, siyasi nedenlerle tutuklama kararı verildiği gerekçesiyle mahkûm oldu.

Mahkeme, davayla ilgili 20 Kasım 2018’de açıkladığı ilk kararı sertleştirerek, Türkiye’ye “AİHM kararlarını yerine getirme” yükümlülüğünü hatırlattı. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) kararların bağlayıcılığı ve infazıyla ilgili 46. maddeye atıfta bulunan Mahkeme, kararların uygulanışının Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin denetiminde olduğunu belirterek, Avrupa hükümetlerine mesaj gönderdi. Hakkındaki hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için Demirtaş’ın “derhal serbest bırakılması” gerektiğini kaydetti.

"Siyasi nedenle tutuklu"

Mahkemenin 17 yargıçlı Büyük Dairesi tarafından alınan kararda, Kasım 2018’deki kararın aksine, Demirtaş’a yönelik suçlama ve tutuklama kararlarının “makul bir kuşkuya dayanmadığı” sonucuna varıldı. Hükümetin Demirtaş’ın suç işlediğini kanıtlayamadığını belirten Mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluğu için öne sürülen gerekçelerin yetersiz olduğuna hükmetti. Bu bağlamda AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 1 ve 3’üncü paragraflarının ihlal edildiği sonucuna vardı.

Mahkeme, 5’inci madde temelinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’’nin “hak ve özgürlüklerin amaçlarından saptırılarak uygulanması”yla ilgili 18. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirdi. Kararın bu bölümünde, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamının “hukuki değil, gizli siyasi amaçlardan kaynaklandığı” yeniden vurgulandı. Kararda, Demirtaş’ın tutukluluğu esnasında parlamenter statüsünün devam etmiş olmasına rağmen bu görevini yerine getiremediği, tutukluluğun devamı için gösterilen gerekçeler yetersiz olduğundan, bu durumun AİHS’nin seçme ve seçilme hakkıyla ilgili maddesini ihlal ettiğine hükmedildi.

Türkiye tazminat ödeyecek

Nihai nitelikteki karar gereği Ankara Demirtaş’a 3 bin 500 euro maddi ve 25 bin euro manevi tazminatın yanı sıra 31 bin 900 euro mahkeme masrafı ödeyecek.


Ne olacak?

Kararın uygulanışı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlenecek. Türkiye’nin bu konuda Avrupa Konseyi’ne önümüzdeki aylarda bir eylem planı sunması gerekiyor. Kararın yerine getirilmemesi halinde Ankara için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından topluca AİHM’e şikayet edilmeye kadar gidebilecek bir risk de mevcut.

Erdoğan: “Karar siyasidir”

AİHM’in kararı sonrası Demirtaş’ın avukatları tahliye taleplerini yineledi. Yargının nasıl bir karar vereceği merak konusuyken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuyla ilgili ilk değerlendirmeyi partisinin grup toplantısında yaptı. AİHM kararının “siyasi” olduğunu belirten Erdoğan, Demirtaş'a yönelik, "Kobane'nin katilidir budur" ifadelerini kullandı. Erdoğan, "AİHM iç hukuk yolları tüketilmeden bu kararı almıştır" dedi.

Erdoğan, "AİHM, böyle bir teröristi savunmanın arkasında olduğunu bilmelidir. Bilmiyorsa, biz söylemeye devam edeceğiz. Kobane'nin katilidir budur. Diyarbakır'daki 53 tane gencimizin katili budur. Oradaki Kürt kardeşlerimizi sokağa döken ve onların ölümüne neden olan odur. Ey AİHM! Sen anlamasan da biz anlatmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Türkiye karara uymazsa ne olur

Büyük Daire karardaki maddeler tam olarak neyi ifade ediyor? Türkiye bu karara uymazsa ne olur? Karar, diğer siyasi tutukluları da etkileyecek mi?

Bilidiği gibi “yerel mahkeme” Anayasa Mahkemesi’nin “Enis Berberoğlu davası” hakkında verdiği karara, “Anayasa gereği uyması gerekirken” uymamıştı.

Bu soruların cevabını eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, T24’de değerlendirdi. Büyük Daire kararlarının “içtihat” niteliğinde olduğunu belirten Türmen, kararın “AİHM’nin bütün dairelerini ve devleti daha çok bağlıyor. Bu nedenle, karara uyulmaması büyük sıkıntı yaratacaktır” bilgisini verdi. Rıza Türmen’in değerlendirmeleri şöyle: "AİHM’nin ilgili dairesi Türkiye’yi zaten mahkûm etmişti. O mahkûmiyet kararı tekrarlandı. Ama çok ilginç, AİHS’nin 10. maddesinin de ihlal edildiği değerlendirmesini yapmış Büyük Daire. Ek olarak yapmış. Bu enteresan... Neden enteresan, çünkü; burada anayasa değişikliğini sorguluyor. Milletvekili dokunulmazlığını kaldıran anayasa değişikliğinin hukuka uygunluğunu soruyor. Anayasa değişikliği prosedürünün kötüye kullanılmasıdır, öngörülebilir değildir, temel unsurlardan yoksundur diyor. Zira 20 Mayıs 2016 tarihli kararının hukuka aykırı olduğunu savunmasının, bütün tutuklu vekiller için de sonuç doğurması, kapıyı açması sonucu doğuruyor.

Büyük Daire, Daire'den farklı olarak sözleşmenin 5.1'inci maddesinden de mahkûmiyet kararı verdi. Daire daha önceki tutukluluğunun sürmesini ihlal saymıştı. Büyük Daire ise hem bunu ihlal saydı hem de tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu karar altına aldı. Yani, Daire kararından iki ayrı noktada genişleme söz konusu oldu.

10. maddeden ihlal nedeni olarak ayrıca ‘Demirtaş’ın yaptığı siyasal konuşmalar ve yaptığı muhalefet onun bir silahlı örgüt üyesi olduğunu göstermez’ diyor. İlliyet bağı olmadığını vurguluyor. Mahkeme kararlarında onun silahlı örgüt üyesi olduğunu gösteren kanıtların olmadığını söylüyor.

Tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu söylüyor 5. madde ihlali konusunda da tekrar var. Burada daire kararını tekrarlıyor. Makul kuşku unsurlarının olmadığını belirtiyor. Terörizmle ilgili tutuklama kanıtı yok. Demirtaş’ın eylemlerinin hakların kullanımından ibaret olduğunu belirtiyor. Tutuklamanın devamının da bu yüzden hukuka aykırı olduğunu söylüyor. Tutuklama sürdükçe daha fazla kanıt gerekirken, bunun getirilmediğini ve sürdürüldüğünü söylüyor.

Seçme-seçilme hakkından da ihlal buluyor. Bunu da tutuklama kararına bağlıyor. Anayasa Mahkemesi ve diğer mahkemelerin kapsamlı inceleme yapmadığını söylüyor. Neden tutuklamaya yol açtığını sorguluyor siyasi faaliyetlerin.

Bir de Demirtaş’ın sadece parlamento üyesi olmadığına, ikinci büyük muhalefet partisinin lideri olduğuna dikkat çekiyor. Neden, tutuklamaya alternatif koruma tedbirleri üzerinde durulmadığını da soruyor. Ev hapsi, yurtdışına çıkma yasağı gibi. Bunun da belli olmadığını söylüyor.

18. madde ihlali çok önemli. Çok ender kullanılan bir madde bu. Devlet tarafından hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığını inceliyor. Bu daire kararında da vardı. Burada Cumhurbaşkanı’nın beyanları üzerinde duruyor. 'Bedelini ödeyecektir' şeklindeki konuşmalarına dikkat çekiyor. Nasıl oluyor da bu anayasa değişikliğinden sonra sadece HDP ve CHP’li milletvekilleri tutuklandı. İktidar partisinden hiçbir milletvekili bu muameleye neden maruz kalmadı diyor. Bunun çözüm sürecinin bitmesinden sonra olduğuna da dikkat çekiyor. Bitmeseydi, bunların olmayacağını vurguluyor. Bütün bunları tutuklamanın siyasi nedenlere dayandığını göstermek üzere kullanıyor.

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin görüşlerine ağırlıklı olarak yer veriyor. 18. maddeden ihlal verirken, genel görüşleri de dikkate alıyor zira. Venedik Komisyonu’nun görüşlerine de yer veriyor ayrıca. Tutuklu bulunmasına rağmen iki seçim kampanyasına katılamamasına dikkati çekiyor. Referandum ve Cumhurbaşkanı seçiminde kampanya yapamadığının altını çiziyor. Bu uzatmalı tutuklamanın ona oy veren binlerce kişinin temsilsiz kalmasına da yol açtığını vurguluyor. Bu tutuklamanın amacı siyasi faaliyetlerden mahrum bırakılması ve Türkiye’deki çoğulculuğu engellemeye yöneliktir. Bunları bastırmaya yöneliktir diyor. 18. Maddenin ihlaline karar vermesi bu açılardan çok önemli. Benzeri tutuklamaların nedeninin de hukuki olmayan nedenlerle yapıldığını söylemiş oluyor.

Ve son olarak 46. madde var. Aslında ihlali bulduktan sonra AİHM, orada durur. Nasıl uygulanacağını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bırakır. Nadiren, çok önemli kararlarda, AİHM, kararın uygulanması için ne yapılması gerektiğini söyler. Bakanlar Komitesi’ne de yol göstermiş olur. Orada da siyasi nedenlerle tartışma yapılmasının önüne set çeker. Burada da bunu yapıyor. Çok çabuk biçimde serbest bırakılması gerektiğinin altını çiziyor.

Türk hükûmeti bu kararı uygulamak zorunda. 46. Maddede kararların bağlayıcı ve kesin olduğu vurgulanıyor. Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekir. Soruşturmayı yürüten savcının ya da ilgili yargı makamlarının bu kararı vermeleri lazım. Avukatların başvurusuna karşılık, hemen bırakılması gerekir. Bu sadece AİHS’ten kaynaklı yükümlülük değil aynı zamanda anayasaya göre bir yükümlülük. Türkiye, uymazsa yine Bakanlar Komitesi devreye girecek ve Osman Kavala dosyasındaki gibi baskıyı artıracak. Ama uygulamamak için yeni yöntemler icat eden bir devlet anlayışı olamaz. Bunlara başvurmadan, bunu yerine getirmek zorunda. Yoksa ne işiniz var AİHM’de diye sorarlar insana…"

******

“TÜRKİYE AİHM’NİN KARARINA UYMALIDIR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) –Türkiye’nin uluslararası bağlamdaki yerini gölgeleyen hatta sarsan demeçleri ve kararları ben asla doğru bulmuyorum. Avrupa’nın birlikte olduğumuz kuruluşlarında alınan kararların Türkiye’yi bağlayacağı tartışmasız ve kuşkusuzdur. Buna aykırı görüşlerin siyasi çıkarlar dışında hiçbir şeyle ilgisi yoktur. O bakımdan; sanıkların lehinde verilen kararları, Türkiye kendi açısından yerine getirmemezlik ederse, bu büyük bir demokratik kusur olur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi Avrupa’da birlikte olduğumuz kurumların aldığı kararlarda kendi üstüne düşen görevi yapmak yerine onları aldırmadan bildiğini yapmak çabası, Türkiye’ye zarar getirecek durumlardan birisidir. Selahattin Demirtaş’ın kişiliğine, konumuna ve tutumuna ne kadar karşı olunursa olunsun AİHM’nin kararlarının bizi de bağlayıcı olduğu açıktır. Günümüz iktidarının ilgili kararlara karşı tutumunu hukuksal yönden olduğu kadar hukuksal yönden de asla doğru bulmuyorum.

Alınan kararın diğer benzer tutukluluk durumunda olanlarda da örnek alınabilecek bir karar olabilir. Ancak AİHM’in aldığı karar o dava ile ilgili bir karardır. Her bir davanın kapsamının ayrı olması sebebiyle diğer tutuklara dair de Demirtaş için alınan karar gibi bir sonuç çıkması gerekir. Mahkemenin aldığı karar o haliyle Türkiye’yi de bağlayıcı karar niteliği taşır.

*******

“HUKUK VE DEMOKRASİ, ÜLKEMİZİN TEMEL MESELESİ”

Mehmet Şakir Örs (Gazeteci/Yazar) –Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Türkiye’nin üçüncü büyük partisi HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş ile ilgili kararı; yaşanan hukuk ve demokrasi sorunlarını yeniden tartışma gündemine taşıdı. Ülkemizde yaşanan güncel ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların birçoğunun temelinde, ‘hukuk ve demokrasi’ meselesinin yattığı gerçeği ile bir kez daha yüz yüze gelindi.

Uluslararası sözleşmelere imza atmış ülkemizde, uluslararası kurumların kararlarının tanınmaması ve uygulanmaması; Anayasa’nın ve yasaların ilgili hükümlerinin çiğnenmesi anlamına gelecektir. Birçok hukuk bilgesi, bu gerçeği açıkça ifade etmektedir. Beğendiğimiz kararı uygularız beğenmediğimizi uygulamayız tavrı, tam anlamıyla bir çifte standart anlayışıdır. Bu durum, ülkemizde ‘hukuk devleti’ kavramını daha da tartışmalı hale getirir ve uluslararası platformlarda ülkemizi zor duruma düşürür.
Böylesi bir yaklaşım, hukuksal olarak sakat ve yanlış olduğu gibi, siyaseten de önemli bir çelişkiyi sergilemektedir. Günümüzde iktidarda bulunan ve ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanların, geçmişte hak ihlaline uğradıkları gerekçesiyle defalarca AİHM’e başvurduğu bilinmektedir. O zaman saygın ve güvenilir kabul edilip hakemliğine başvurulan bir uluslararası kurumun kararlarını, bugün kabul etmeme ve tanımama tavrı, tam anlamıyla bir çifte standart örneğidir.

Siyaseten bir başka çelişki ve çifte standart; tam da hukuk reformundan söz edildiği ve ‘bundan böyle Avrupa ile birlikte yürüyeceğiz’ sözlerinin söylendiği bir dönemde, AİHM kararlarının tanınmaması ve uygulanmamasıdır. Bu çelişki ve çifte standart, siyasal iktidarın sözde ‘hukuk reformu’ ve ‘yüzümüzü Batı’ya dönme’ niyetlerinin de sorgulanmasına neden olmakta ve o yaklaşımlarını da tümüyle boşa düşürmektedir.

Hukuk ve demokrasi alanındaki bir başka güncel tartışma konusu; meclise sunulan bir torba yasanın içine, derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına yargı kararı olmadan ‘kayyım’ atanmasının önünü açacak bir düzenlemenin sıkıştırılmasıdır. Birçok çevrenin karşı çıktığı, uygulamada sivil toplumun tepesinde ‘Demokles’in kılıcı’ gibi sallanacak bu düzenleme eğer gerçekleşirse, ülkemizin ‘hukuk devleti’ olup olmadığı meselesi daha çok sorgulanır ve tartışılır hale gelecektir.

İşte bu nedenlerle, ilgililer, yetkililer; ülkemizde hukukun ve demokrasinin daha çok gölgeleneceği, zedeleneceği tutumlardan ve uygulamalardan uzak durmalıdırlar. Hem ekonomi ve hem de sağlık alanında büyük zorlukların yaşandığı günümüz koşullarında; bu yanlış tutumlar ve politikalar, işimizi kolaylaştırmayacak tam aksine zorlaştıracaktır. Çağdaş dünyadan bizi daha çok uzaklaştıracak ve birçok alanda var olan sorunları daha da ağırlaştıracaktır. Böylesi yanlışlıklardan kaçınılmalı ve daha büyük sıkıntılara yol açacak yanlış adımlar atılmamalıdır.

Başta ‘hukuk ve demokrasi’ konuları olmak üzere, hayatın bütün alanlarında; en başta yönetim sorumluluğu taşıyanlar olmak üzere tüm siyasal çevreleri, kısacası herkesi; soğukkanlı olmaya ve ülkemizin toplumsal gerçeklerine uygun biçimde davranmaya çağırıyoruz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

ABD Doları, 2020’de Covid-19 salgını ile birlikte, küresel piyasalarda düşme eğilimine girerek 2018 seviyelerine gerilerken, Türkiye’de tarihi zirveleri görmüştü. Bu s...

Gara operasyonunda PKK'nın farklı tarihlerde kaçırdığı asker ve polis 13 rehineyi öldürmesinin ardından Türkiye'de oluşan siyasi gerilim derinleşiyor. Pençe-Kartal-2 o...

“Gazeteciler aylarca tutuklu olarak hapislerde yatırılırken”, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dosyası “Kasıtlı öldürmeye teşebbüsten” Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen...

Coronavirüsle mücadele kapsamında Kasım ayında kısıtlamaları genişleten Türkiye, Mart ayı itibariyle kademeli olarak ikinci normalleşme dönemine geçiyor. Yeni normalle...

Sayın Mahmut Tolon'un GÖZLEM’in İzmir sayfasında çıkan yazısında benden alıntı yapması üzerine Sayın Muzaffer Tunçağ konuya değindi...

Yazarlar
Website Security Test