Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Bilimsel “özerk” üniversiteden “Kelepçeli” üniversiteye geldik

8.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Melih Bulu'nun atanması bardağı taşıran damla oldu; öğrenciler ve akademisyenler tepki gösterdi. Polis müdahale etti, gözaltılar oldu. Üniversitenin giriş kapısına kilit asıldı.

MEHMET KOCABIYIK

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Antalya Bilim Üniversitesi, Beykoz Üniversitesi ve Çağ Üniversitesi'ne rektör atadı. Erdoğan’ın son olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlük görevine üniversite dışından bir isim olan eski AKP milletvekili aday adayı Prof. Dr. Melih Bulu'yu ataması protestolara neden oldu, tansiyon yükseldi. Melih Bulu'nun atanmasını protesto etmek için üniversitenin Güney Kampüs önünde bir araya gelen öğrenciler, "İntihalci rektör istemiyoruz", "Üniversiteler bizimdir", "Kayyum rektör istemiyoruz" sloganları attı. Öğrenciler, üniversitenin rektörlük binasına da "Bu Bina AKP’li Melih Bulu'nun Rektör Atanması Sebebiyle Boğaziçi Öğrencileri Tarafından Mühürlenmiştir!" ifadesinin yer aldığı bir mühür bastı. Melih Bulu'nun rektörlükte olduğu duyumu üzerine Güney Kampüs'te eylemlere devam etmek isteyen öğrencilere karşı polis barikatları kuruldu. Polis, barikatı aşmak isteyen öğrencilere müdahale etti, biber gazı kullandı. Protestolar sırasında polisin üniversitenin giriş kapısına kelepçe vurması, tarihi an olarak kayda geçti.

AKP Sarıyer İlçe Teşkilatı kurucusu, AKP’den milletvekili aday adayı olan ve iktidara yönelik eleştirilere karşılık verilmesi için kurulan “Sanal Akıncılar” grubunun başındaki isim olan Prof. Dr. Melih Bulu'nun Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör olarak atanmasına yönelik gelen tepkiler gündemin ana konusunu oluşturdu. Salı ve Çarşamba günü ise öğrencilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında gözaltı dalgası başlatıldı. Evlerine yapılan operasyonla 36 kişi gözaltına alındı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından konuyla ilgili, "Üniversiteye girmeye çalışan, Boğaziçili olmayan, terörle iltisaklı illegal gruplara, izin vermeyen Türk polisi, doğru yapmıştır" dedi.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Çataklı, daha sonra yaptığı açıklamada, protesto gösterisinde polislere "katil" denildiğini söyleyerek, "Polislerimize katil denmesini bizim kabul edebilmemiz ve buna sessiz kalmamız mümkün değildir" dedi.

Boğaziçi Öğrenci Kolektifi'nin Twitter hesabından yapılan açıklamada ise, öğrencilerin sabaha karşı ev baskınlarıyla gözaltına alındıkları belirtildi. Protesto gösterileri sürerken, AKP'li bazı isimlerse, protestolara karşı "akıbetleri 15 Temmuz gecesinden daha beter olur" göndermesi yapması dikkat çekti.

Gözaltına alınan öğrencilerin avukatı Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi Seher Eriş, gözaltında öğrencilerin çıplak arandıklarını açıkladı.

YÖK’ten açıklama…

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) atamayla ilgili, “Boğaziçi Üniversitesi rektörünün görev süresinin sona erecek olması dolayısıyla yeni rektörün atanması süreci, aynı durumdaki diğer üniversitelerin rektör atama süreçlerinde olduğu gibi, ilgili mevzuat çerçevesinde başlatılmış ve başvuruda bulunan adaylar Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmuştur. Prof. Dr. Melih Bulu, diğer adaylar gibi rektörlük başvuru şartlarını sağlamaktadır.” açıklaması yaptı.

“Kabul etmiyoruz”

Atamaya Boğaziçi Üniversitesinde görev yapan öğretim üyeleri de tepki gösterdi. Devir teslimi sırasında bir gurup öğretim üyesi bahçeye çıkarak Rektörlük Binası’na sırtını dönmesi dikkat çekti. Öğretim üyeleri, "Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz!" başlıklı açıklamalarında, "1 Ocak 2021 gece yarısı, 1980’lerin askerî vesayet rejiminden sonra ilk kez üniversitemize kurum dışından bir rektör atanmıştır. Bu durum 2016’dan bu yana ağırlaşarak sürmekte olan, rektör seçimlerini ortadan kaldıran antidemokratik uygulamaların bir devamıdır. Üniversitemizin akademik özerkliğini, bilimsel özgürlüğünü ve demokratik değerlerini açıkça ihlal eden bu uygulamayı kabul etmiyoruz" ifadesine yer verdi.

Bulu'dan polise destek

Prof. Dr. Melih Bulu, kampüs önündeki müdahaleyle ilgili "Polis doğru davrandı. Öğrenci olmayanların girişini durdurmak amacıyla orada yer aldı." dedi.

Polisin kampüsün giriş kapısını kelepçeyle kilitlediği çok tartışılan görüntülerle ilgili de konuşan Bulu, "Orada çok pratik bir şey var, kapı kırıkmış ve kapıyı tutturmak için kelepçe takmışlar." dedi.

"Boğaziçi'ne kelepçe sivil darbenin fotoğrafı"

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, polisin Boğaziçi kampüs kapısına kelepçe takmasını "darbenin fotoğrafı" şeklinde değerlendirerek, "Türkiye sivil bir darbenin içindedir. Türkiye'de darbe hukuku halen hüküm sürmektedir" dedi.

Kılıçdaroğlu, Türkiye’de 12 Eylül 1980'de Kenan Evren eliyle bir darbe yaşandığına işaret ederek 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından 20 Temmuz'da ilan edilen Olağanüstü Hal uygulamasıyla da "sivil darbe" yaşandığını söyledi. Kılıçdaroğlu, "Erdoğan; partili olması, kendini alkışlaması şartıyla istediği rektörü atıyor. Akademik özerkliğin olmadığı yerde üniversite olmaz. Türkiye, sivil darbenin içindedir. Darbe döneminin o kelepçeden daha güzel fotoğrafı olabilir mi? 20 Temmuz darbesinin fotoğrafı" diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, "Erdoğan, iktidara geldiğinde rektörleri üniversiteler seçiyordu, cumhurbaşkanı üç adaydan birini seçiyordu. 20 Temmuz’dan sonra seçim kaldırıldı. 12 Eylül darbesi ile 20 Temmuz darbesi arasında hiçbir fark yok" dedi.

Kelepçe takılmasına inceleme

Eylem sırasında demir sürgülü kapıya kelepçe takılması ile ilgili inceleme başlatıldı. Edinilen bilgilere göre kelepçenin üniversitenin özel güvenlik görevlilerine ait olduğu ortaya çıktı. Yapılan incelemede kelepçenin kapıya Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde görevli bir polis memuru tarafından takıldığı belirlendi. Polis memurunun üst amirlerinden talimat almadan kelepçeyi kapı demirlerine taktığı tespit edildi. Bilgisine başvurulan polis memurunun inisiyatif kullanarak kelepçeyi demir kapıya açılmaması amacıyla taktığını söylediği kaydedildi.

ESKİ AKP’Lİ 20 İSİM REKTÖR YAPILDI!

AKP’li Prof. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne getirilmesi, bilimsel özerkliği hiçe sayan eski atamaları hatırlattı. Sözcü’nün haberine göre, Bulu'nun atanmasıyla birlikte, üniversitelerde AKP ağırlığı belirginleşti. 9 eski AKP'li vekil rektör oldu. Bunun yanı sıra, milletvekili ve belediye başkan aday adayı da rektör olarak atandı. Boğaziçi'nin önceki rektörü de AKP'li vekil Emine Nur Günay'ın kardeşi Mehmed Özkan'dı. 2017'de Ege Üniversitesi Rektörlüğü'ne AKP eski vekil Prof. Necdet Budak atanmıştı. Aynı yıl, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Rektörlüğüne ise AKP Terme belediye başkanı adayı Mustafa Alişarlı getirildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi'ne AKP eski Milletvekili Cevdet Erdöl atanmıştı. AKP eski Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar ise halen 9 Eylül Üniversitesi Rektörlüğü görevinde bulunuyor.

Kardeşler ve eşler

2018'de Yalova Üniversitesi Rektörü olan Suat Cebeci,  AKP Sakarya Milletvekili aday adayıydı. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörlüğü'ne AKP Milletvekilli ise Öznur Çalık'ın kız kardeşi Aysun Bay Karabulut atandı. Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörlüğüne getirilen Cem Zorlu da AKP Konya eski milletvekiliydi. Kars Kafkas Üniversitesi atanan Hüsnü Kapu da AKP'den Kars milletvekili aday adayı olmuştu.

AKP eski Milletvekili Vural Kavuncu halen Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdürüyor. 2019'da Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörlüğüne getirilen Hamdullah Şevli de, AKP vekil adayıydı. AKP eski Milletvekili Necdet Ünüvar, 2020'de Ankara Üniversitesi rektörlüğüne atandı.  AKP Kayseri eski Milletvekili Havva Talay Çalış'ın eşi Mustafa Çalış da 2018'de Kayseri Erciyes Üniversitesi rektörü olmuştu. AKP Ankara eski Milletvekili Aşkın Asan, Avrasya Üniversitesi'ne, AKP Şanlıurfa eski Milletvekili Mazhar Bağlı Nevşehir Hacı Bektaş Üniversitesi'nde rektör oldu. 2007'de AKP'nin Milletvekili aday adayı Ömer Çomaklı, Atatürk Üniversitesi'nde rektörlük görevine devam ediyor.

“HUKUKSUZLUKLARI UZAKTAN SEYREDEREK SONUÇ ALINMAZ”

Fevzi Demir (Prof. Dr.) –Atamanın kanuna uygun olduğuna kuşku yok. Daha doğrusu, Cumhurbaşkanının son yaptığı değişiklikle kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak atamayı bizzat yapmasının, mevzuata bir aykırılığı yok. Zaten yapılan bu atama ilk değil. Mevcut üniversite rektörlerinin hemen hepsinin de şu veya bu şekilde Siyasi İktidar Partisi ile ilişkisi olduğu bilinen bir gerçek. Burada sorun mevzuata uygunluğu aramak değil, demokrasiye (hukuka) uygunluğu aramak olmalı. Gerekirse Cumhurbaşkanının atamasını İdare Mahkemesi veya Anayasa Mahkemesine kadar götürerek demokrasiye uygunluğu, hukuka (hakkaniyete, liyakate, insafa, adalete) uygunluğu aramak olmalı. Öncelikle bu konuda hukuki araçlara başvurmalı. Ama bu konuda ne muhatapları ne de muhalefetten bir çıkış yapılmadı. Gerçi mahkemelerin çalışmasının bilindiği, adalete olan inancın %26'lara düştüğü bir dönemde hukuki çabaların ne sonuç vereceği belirsizlik taşımaktadır. Buna rağmen hukuki yollara başvurmaktan vazgeçmemek gerekir. Hukuksuzlukları uzaktan seyrederek bir sonuç almanın mümkün olmadığı iyi bilinmektedir. Sonuç olarak bu iş hak, hukuk, adalet peşine düşen, demokrasi ve hukuk dışı uygulamayı içine sindiremeyen öğrencilere kaldı. Onlar da inşallah yedikleri dayakla kalmaz...

“KELEPÇELİ ÜNİVERSİTE”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –Boğaziçi Üniversitesine rektör atanmasına ilişkin tartışmalar medyanın ve toplumun gündemine oturdu. Bu tartışmalar bende, çokça kullanılan “küçük beyinler kişileri, orta beyinler olayları ve büyük beyinler sistemleri konuşur” söylemini hatırlattı. Zira tartışmalar bir yönü ile Melih Bulu ve diğer yönü ile atama olayı üzerine odaklanarak sürüyor. Hemen hemen hiç kimse olayın bir sistem ve zihniyet sorunu olduğunu yeterli ölçüde vurgulamıyor. Bendeniz bir 68 kuşağı içinde Mülkiye’yi bitirmiş bir öğretim üyesi olarak, Üniversite Sisteminin kendine yakışır nitelikte yaşandığı tek dönemin 1960’lı yıllar olduğu görüşündeyim. Zira 1961 Anayasa’sı, Hitler vahşetinden sonra Batı Almanya’da düzenlenmiş, Batının en yeni anayasası idi.  Değerli anayasacı hocalarımız, Muammer Aksoy ve Mümtaz Soysal’ın katkıları ile büyük ölçüde Batı Alman Anayasasından esinlenmişti. Bu nedenle insan onuru başta olmak üzere, temel hak ve özgürlükler ile Üniversite özerkliğine ilişkin düzenlemeler en özgürlükçü biçimde 1961 Anayasasında yer almıştı. Üniversitelerin idari,  mali ve siyasi özerkliği en üst düzeyde sağlanmış idi. Bizler de yaptığımız toplantılarda Türkeş ve Mehmet Ali Aybar’ın yanına merkezci Turan Feyzioğlu’nu aynı masada buluşturur; her görüşteki öğrenciler karışık olarak oturup, farklı fikir ve düşünceleri özgürce dinleyip değerlendirirdik. Ancak bu süreç, dar ufuklu ve mutlak düşünceli yönlendirmeler sonucunda 1969 yılından itibaren sabote edildi. Arkasından 1972 kısıtlamaları geldi. Daha katısı 1980 darbesinden sonra getirilip, YÖK ile merkezileştirildi. Bu süreçlerde üniversiteler hem idari ve mali,  hem de siyasi özerkliklerinden uzaklaştırıldı. En son olarak da FETO darbesinden sonra getirilen KHK ile rektör atanması tümüyle tek bir kişinin; yani partili Cumhurbaşkanı’nın kişisel kararına bağlandı. Böylece Üniversitelerin özerklik anlayışının yok olması yanında tümüyle siyasileşmenin önü ve yolu açılmış oldu.

Böylesi bir durum  “Üniversite” kavramının içermesi gereken çoğulcu ve özgür düşünce ile her türlü farklı görüş ve yaratıcı düşüncenin tartışıldığı bir iklimi yaratmaktan uzak kalır. Bunun yerine, her gelen siyasi partinin yandaşı olan kişiliksiz ve kimliksiz kişilerin öne çıkmasına ortam hazırlar. İktisadın temel yasalarından olan  “kötü para, iyi parayı piyasadan kovar” yasası; iyilerin, yani uzman ve nitelikli bilim insanlarının idari ve siyasi işlerle uğraşmak yerine, köşesine çekilmesine;  buna karşın niteliği olmayan yandaş fırsatçıların öne çıkmasına ortam hazırlar. Hele bir de son yıllardaki gibi, iktidar partileri kendilerine yakın ve yandaş olanları tercih etme sürecine girme eğilimine girdiğinde, özgür ve özerk üniversite olgusu içinden çürümeye başlar. Eğer siyasi iktidarlar, özgür ve özerk düşünce ve demokratik haklar yerine kendi siyasi düşüncesini egemen kalmaya kalkarsa, bu çürüme kaçınılmaz olur. Tarih bunların örnekleri ile doludur. Sokrat’tan Aristo’ya; Edese (Urfa ) okulundan Atina Okulu’na; Galileo’dan Bruno’ ya ve nihayet Hitler döneminde Almanya’yı terk eden bilim insanlarına kadar hepsi bir şekilde siyasetin baskı ile çürüttüğü insan ve kurumlardır. Zira bilim ancak özgürlük ve çoğulcu düşünce ortamında kök salan nazlı bir çiçektir.  Siyasetin baskı ve kendi rotasında yönlendirmesinden çok çabuk bozulur ve çürür. Aksine özgürlük, çoğulculuk ve çok kültürlü ortamlarda hızla serpilir. İslam Dünyasında bilimin yükseldiği Cündişapur ve Bağdat dönemi böylesi ortamlardı. ABD’nin bilimde ön alması, özgürlük ve çoğul kültür ortamından besleniyor.

Bugünün Türkiye’sinde, siyasi iktidarın gözüne girmek için cehalete övgü düzen rektör ve rektör yardımcıları TV kanallarını süslüyor. Yandaş rektörler üniversite açılışlarında, partiden gelen listelere göre insanları içeri alırken, kendi üniversite hocası, listede isminiz yok diye açılışa alınmaya biliyor (buna ben bizzat muhatap oldum). Rektörlük koridorları, eskiden hiç olmadığı kadar iktidar yanlısı siyasilerin dolaştığı yerler olmaya başladı. Yandaşlığın prim yaptığı ve siyasi kavganın toplumsal kutuplaşma üzerine kurgulandığı bir süreçte üniversiteler ve bilim insanları nasıl kendini bundan soyutlayıp, sakin kafayla çalışmalarına odaklanabilir ki?  Siyasetin çoğulcu ve özgürlükçü demokratik sistem ve buna paralel özerk ve özgürlükçü bir üniversite sistemini etkin biçimde getirmek yerine, yandaşlık ve kutuplaşmaya ortamına prim vermesi, bilim yerine cehalete övgü düzenleri görevde tutması, şimdilik üniversite kapısına vurulmuş bir kelepçe olarak duruyor. Dilerim ki, hükümetin “demokrasi reformu” sözü gerçek olur ve bu bağlamda özgürlük, çoğulculuk, özerklik, liyakat sistemlerine etkinlik kazandırıcı düzenlemeler yaşama geçer. Üniversiteler rektörlerini kendileri seçer.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

ABD'de 3 Kasım seçimlerini kazanan Joe Biden, Kongre'deki törende yemin ederek ülkenin 46. başkanı oldu.

Geçtiğimiz hafta Gözlem, “Gençlik Dosyası”nı açmış ve gençliğin yaşadığı sorunları dile getirmişti. “Cevabı aranan” bir dizi sorunun da yer aldığı araştırmamızda, bu h...

Cumhur İttifakı’nın oy oranı her geçen gün düşerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Erken Seçim” için “Hayır” diyor ve 2023’ü işaret ediyor.  Kulisler, “Seçim ve Siyasi Partil...

Reuters Ajansı “Türkiye’de ‘Az al çok öde’ dönemi yaşanıyor” diyor. Türkiye, gıda fiyatlarında yıllık yüzde 20.6’ya ulaşan artışla OECD ülkeleri arasında şampiyon oldu...

MHP yöneticilerinin ve İçişleri Bakanı’nın açıklamaları tepki ile karşılanırken, “ülke güvenliği” sorgulanmaya başladı.

Millet İttifakı’nın ana omurgasını oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ittifak ortaklığında Türk siyasi tarihinde ...

Yazarlar
Website Security Test