Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Jet hızı ile yapılan” atama Anayasa Mahkemesini sarstı

30.1.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

 

 

Eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan imzasıyla,  Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine seçildi.

27 Kasım’da Yargıtay üyeliğine seçilen ve hiçbir faaliyette bulunmadan Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliğine aday olduğunu açıklayan İrfan Fidan, en yüksek oyu alarak seçilmişti. Yargıtay Büyük Genel Kurulunca Nevzat Özsoy ve Mustafa Erol'un da aday gösterildiği seçime ilişkin Erdoğan’ın İrfan Fidan’ı atama kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin “Demirtaş ve Kavala” gibi” müracaatlarda aldığı “hak ihlali kararları” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından hoş karşılanmıyor ve yerel mahkemeler de bu kararların bazılarını tanımıyordu. AYM’deki bu kararlar da “1 oy fark” ile alınıyordu.

Süreç nasıl işledi?

27 Ekim 2020 tarihinde HSK Genel Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine seçilen İrfan Fidan, Ocak ayında görev süresi dolacak olan AYM’nin Yargıtay kökenli üyesi Burhan Üstün’ün yerine aday oldu. Yargıtay’da,  “Pandemi” gerekçesi ile 2 aralıkta yapılacak seçim 17 aralığa ertelenince, seçime “aday olarak” yetişti ve Yargıtay Büyük Kurulu’ndaki seçimi kazanarak aday oldu. 27 Kasım’da Yargıtay üyeliğine seçilen Fidan’ın 5 gün sonra “AYM üyeliği için aday olduğunu” açıklaması, yargı camiasında “manidar” karşılandı.

Bugüne kadar “Yargıtay kontenjanından ‘Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmek için’ Yargıtay üyesi olma süreci” ortalama 9 yıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da onu Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçti.

Hukukçu ve İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan, "Anayasa'ya karşı hile yoluyla yapılmış bir tercihtir" yorumunu yaptı. Kazan, Fidan'ın atamasını, "Çünkü Anayasa ya da Yargıtay'dan seçilecek olanların seçilme nedenleri Yargıtay'daki edindiği birikimlerden AYM'de yararlanmaktır. Çünkü AYM bir mahkemedir. Sonuçta Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapabilen bir mahkemedir. Orada Yargıtay deneyimi olanların bulunması düşünülmüş ve öyle bir kontenjan ayrılmıştır. Bu doğru bir Anayasa düzenlemesidir. Ama bu olayda Anayasa'ya karşı çok açık bir şekilde hile yapılmıştır" sözleriyle değerlendirdi.

“ANAYASA MAHKEMESİ’NE ‘ÖZEL PROGRAM’LA’ ÜYE SEÇİLMEMELİDİR”

Yekta Güngör Özden (Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı) – Anayasa Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olması niteliğinin başlıca güvencesidir. Bu güvencenin yargısal denetim alanında en güçlü güvence olduğu da kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde Cumhurbaşkanı’na verilen yetkinin, siyasal sebeplere dayalı olarak kullanılması bana göre Anayasa Mahkemesi yargısının da “yanlılığı” kuşkusunu gündeme iyiden iyiye taşınmasına sebep olmuştur. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın yaptığı atamanın, herhangi birinin Anayasa Mahkemesi’ne getirilme sürecinin “özel program”la belirlenmesi zaten doğru değilken; Cumhurbaşkanı tarafından yapılan böyle bir özel atamanın doğru olmadığını düşünüyor ve bu yolla yapılan atamanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Anayasa, bütün ulusun yaşamsal güvencesidir. Ülkemizin dışarıdaki kuvvetlere karşı, silahlı kuvvetlerinin gücüyle ayakta kalmasının öneminin yanında; insanların, toplumsal barış ve adaletli bir anlayışın hakim olduğu bir hukuk devleti düzeniyle de yaşamları güvence altına alınmalıdır. Siyasal yandaşlıklar, siyasal ve başka birtakım beklentilerle Anayasa Mahkemesi’ne üye seçilmesi kesinlikle yanlıştır. Bu noktada Cumhurbaşkanı’na Anayasa Mahkemesi üyeliği için seçim hakkı verilmesi durumunun da irdelenmesi gerekmektedir. Cumhurbaşkanının üye seçimi yasaklanmalı, bu yapılamıyorsa hukuk devleti ve Anayasa’ya uygun bir şekilde düzenlenme yapılması gerekmektedir. Zira; Mahkeme, Anayasa’ya aykırı durumlarda isme ve unvana bakılmaksızın, yargılama yetkisine sahip olan bir yüksek mahkemedir. Cumhurbaşkanı’nın yaptığı bir hatada da yargılama yetkisini elinde bulunduran bir mahkemeye üye atayabilmesi hukuk devletine uymaz. O sebeple Türkiye’nin “Hukuk Devleti” kavramını gölgeye düşüren birtakım atamalar, müdahalelerden vazgeçilmeli, ülkemiz Anayasa’sında yazan “Hukuk Devleti” anlayışına uygun olarak yönetilmelidir.

“HÂKİM VE SAVCILAR ÜZERİNDE ‘YÖNLENDİRME’ OLMAMALIDIR”

Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı) – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 10 Ocak 2021 tarihinde Anayasa Mahkemesi üyeliği adaylığında 107 oyla ilk sırayı alan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’ın seçildiğine ilişkin 22.1.2021 tarih ve 2021/54 sayılı “Anayasa Mahkemesi Üyeliğine Seçme Kararı”, 23.1.2021 tarih ve 31373 sayılı T. C. Resmî Gazete’de yayımlandı. Karar’da seçimin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 146 ve 147. maddeleri ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 6, 7 ve 10. maddeleri gereğince yapıldığı belirtiliyor. Anılan maddelere uygun olarak yapılan işlem, henüz yeni başlamış olan Yargıtay üyeliğinden Anayasa Mahkemesi üyeliğine geçişteki jet hızı yönüyle tartışılıyor.

Anayasa’nın 146. maddesi ile 6216 sayılı Kanun’un 7. maddesinde 15 üyeli Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi düzenlenmiştir. Bu maddelerde iki eksiklik dikkati çekmektedir. Birincisi,  Sayıştay, Yargıtay ve Danıştay genel kurulları, baro başkanları ve Yükseköğretim Kurulunca yapılacak aday gösterme işlemlerinin gizli oyla yapılmasının ne Anayasa’da, ne 6216 sayılı Kanun’da öngörülmemiş olmasıdır. Aday gösterme nihaî seçim olmadığı için buna gerek görülmediği düşünülebilir. Fakat Anayasa’da gizli oy, başka bir maddede aday gösterme için de öngörülmüştür. İkinci eksiklik,  Anayasa Mahkemesi’ne Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay genel kurullarınca gösterilecek adaylar için bu kurumlarda örneğin 5 yıl çalışma gibi bir üyelik kıdeminin aranmamış olmasıdır. Bu koşul, sadece Anayasa’nın 154. maddesinin III. fıkrasında Cumhurbaşkanının  “Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından”  yapacağı seçim için “en az beş yıl” olarak öngörülmüştür.

Yapılacak yeni bir düzenlemede hâkim ve savcıların bu sürenin en az 5 yılını Yargıtay ve Danıştay’da geçirmiş olmaları koşuluna yer verilmeli, aynı koşul Sayıştay üyeleri ve doçentler için konmalıdır. Profesörler için zaten 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca “Doçent unvanını aldıktan sonra en az beş yıl süreyle, açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak” gerekmektedir. Bu yeterlidir.

Anayasa Mahkemesi, yalnız Anayasa’nın 148. maddesine göre kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin, Türkiye Büyük Millet İçtüzüğü’nün Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen değil, aynı zamanda temel hak ve özgürlüklerin kamu gücü tarafından ihlâl edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruları karara bağlayan; gerektiğinde Yüce Divan sıfatıyla Cumhurbaşkanını, Meclis Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Sayıştay Başkan ve üyelerini, Genelkurmay Başkanını, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarını görevleriyle ilgili suçlardan dolayı yargılamaya yetkili olan; Anayasa’nın 69. maddesine göre siyasî partilerin kapatılmasına, Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilen; bu nedenlerle demokratik hukuk devletinin merkezinde olan yüksek mahkemedir.

Anayasa Mahkemesi’ne üye seçimi bu nedenlerle büyük önem taşımaktadır. Yargıtay Büyük Genel Kurulunda henüz birlikte çalışma fırsatı bulamadıkları İrfan Fidan’a en çok oyun verilmesi, bu süreçte daha önce aday olan bazı üyelerin çekilmesi düşündürücüdür. Anayasa ve 6126 sayılı Kanun’daki eksik düzenleme eleştirilse de, sonuçta onun Anayasa Mahkemesi üyeliği için oy verenler, hâkimlik mesleğinin en yüksek basamaklarına çıkmış olan insanlardır. Anayasa’nın 140. maddesine uyarınca “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Dolayısıyla bu konuda akla gelebilecek herhangi bir yönlendirmenin onlar üzerinde etkili olmaması gerekir. Kaldı ki, -geçerliğini koruyan eski bir terimle- meslekî salâbet (sağlamlık), halkın Devletin temelindeki adaleti tecelli ettiren hâkim ve savcılarda en çok görmek istediği özelliktir.

 

İRFAN FİDAN KİMDİR?

Ordu Fatsalı olan İrfan Fidan, mesleğe 1999 yılında Akkışla Cumhuriyet Savcısı olarak başladı. sonra, Aşkale, Çaycuma, Dörtyol, Şişli ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak mesleğe devam etti. Fidan 2015 yılı Şubat ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili; 26.07.2016 tarihinde de İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.

Kritik davaların savcısı

İrfan Fidan 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları, Selam Tevhid, MİT Tırları, Şike Davası, Gezi, Osman Kavala, binlerce akademisyenin atılmasına neden olan barış bildirisi, Cübbeli Ahmet Hoca davası gibi birçok önemli dava ile adını duyuran bir isim.

Fidan, İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarak, 17-25 Aralık rüşvet yolsuzluk operasyonları sırasında dosyaları kapatmak ve karşı operasyonlar yapmak üzere görevlendirildi. Burada gösterdiği ‘üstün performans’ kendisini Şubat 2015’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekilliğine taşıdı. Fidan bir yıl sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atandı.

Selam Tevhid, MİT tırlarının durdurulması, Can Dündar-Erdem Gül davası, ‘Balyoz’da kumpas’ iddialarına ilişkin soruşturmaları da yapan İrfan Fidan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 3 bine yakın kişi hakkında soruşturma yürüttü, tekrardan ifade aldı. Fidan’ın baktığı davalar arasında Gezi olayları, iş adamı Osman Kavala, barış bildirisi, Tahşiye, futbolda şike davası gibi önemli davalar da bulunuyor. Darbe girişimiyle ilgili olarak İstanbul’da başlatılan soruşturmanın da başında olan İrfan Fidan, gazeteci Nazlı Ilıcak’ın da bulunduğu 42 gazeteci hakkındaki soruşturmayı da yürütmüştü.

İrfan Fidan, Sabah gazetesine verdiği röportajda, 17-25 Aralık soruşturmalarının “Türkiye Cumhuriyeti 61. Hükümeti’nin ulusal ve uluslararası baskı altına alarak istifa etmesini sağlamak” için yapıldığını savunmuştu. Fidan, 25 Aralık soruşturması sonucunda aralarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Reza Zarrab’ın da bulunduğu 96 şüpheli hakkında “takipsizlik” kararı vermişti.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Bir taraftan Türkiye ile istikşafi görüşmeleri sürdürürken, tansiyonu da yüksek tutmaya çalışan Komşu, son olarak Ege’nin uluslararası sularında bilimsel ve teknik ara...

Türkiye'de yaşanan ekonomik krize, Pandemi yasak ve kısıtlamaları da eklenince vatandaşlar, esnaf, çiftçi, şirketler “maddi olarak” zor duruma düştü. 2020’de “şirket i...

Cumhur İttifakı, son günlerde muhalefete yönelik eleştirilerini sertleştirdi. Uzmanlara göre muhalefete yönelik artan baskı, kullanılan sert dil, iktidar partilerinin ...

İNG Global İcra Kurulu Üyesi ve Pazar Liderleri Bölge Başkanı Abay “Pandemi insanlık için derslerle dolu. Bir yandan da fırsat aslında. Eskiden ‘Olmaz’ dediğimiz çok ş...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

Tarım Kredi Kooperatifi ve bankalara olan borçları nedeniyle mağdur olan çiftçiler dördüncü defa Ankara’da eylem yaptı. Eylem için Türkiye’nin değişik illerinden Ankar...

ABD Doları, 2020’de Covid-19 salgını ile birlikte, küresel piyasalarda düşme eğilimine girerek 2018 seviyelerine gerilerken, Türkiye’de tarihi zirveleri görmüştü. Bu s...

Yazarlar
Website Security Test