Facebook ta paylaştweet le

Hayat pahalılığı mutfağı vurmaya devam ediyor

5.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomik kriz ve coronavirüs salgını etkileri özellikle düşük gelirli aileleri zorlamaya başladı. Türkiye'de gıda ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yaşanan geçim sıkıntısı gün geçtikçe büyüyor. Vatandaş ucuz gıda için uzun süre kuyruklarda beklemeyi göze alıyor.

MEHMET KOCABIYIK

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türk-İş), Türkiye’deki “açlık” ve “yoksulluk” sınırlarıyla ilgili araştırmasına göre 2021 Şubat ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 719 liraya çıktı. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 8 bin 856 TL oldu.

Bu kapsamda açlık sınırını ifade eden mutfak enflasyonu aylık bazda yüzde 2.5, yıllık bazda yüzde 20.4 arttı. Ayrıca açlık sınırı geçen aya göre 67 lira, Şubat 2020’ye göre 462 lira, yoksulluk sınırı da aynı sırayla 218 lira ve 1503 lira yükseldi.

İşsizlik, emekli, memur ila dul ve yetim aylıklarına yapılan düşük zamlar nedeniyle geçim sıkıntısı gün geçtikçe artıyor. Türkiye’de 19.5 milyon ücretli çalışanın 9.7 milyonu asgari ücretle çalışıyor. Ocak ayında enflasyon yüzde 15, gıda enflasyonu yüzde 18 oldu. Şubat ayı enflasyonu ise 0,91 oldu. DW Türkçe’nin analizine göre, son üç yılda 37 temel gıda ürünlerinin fiyatı asgari ücretten daha fazla arttı. Analizine göre, son üç yılda Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon sepetinde yer alan gıda maddelerinin üçte birinin fiyatı, asgari ücret artışının üzerinde oldu. Asgari ücret artışının gıdadaki yüksek zamların gerisinde kalması dar gelirlinin alım gücünü eritiyor.

Son üç yıllık veriler incelendiğinde Ocak 2018’de 1603 lira olan asgari ücret, Ocak 2021’de 2825,9 liraya çıkarak yüzde 76 zamlandı. Aynı dönemde TÜİK enflasyon sepetinde yer alan 116 temel gıda maddelerinden 37’sinin fiyatı, asgari ücretten daha fazla arttı. Bazı ürünlerin fiyatı üç kat arttı.

Örneğin sarımsak fiyatları yüzde 201 artışla üç katına çıkarken, portakalın fiyatı yüzde 148 yükseldi. Fiyatlar, pırasada yüzde 109, çarliston biberde yüzde 101, konserveler ve kabak çekirdeğinde yüzde 100, margarin ve kıvırcıkta yüzde 99, ayçiçek yağı, kuru üzüm ve sivri biberde ise yüzde 98 artışla neredeyse ikiye katlandı.

Aynı dönemde kuru fasulye ve kırmızı lahana yüzde 96, ıspanak ve karnabahar yüzde 94, kivi yüzde 92, yer fıstığı ve beyaz lahana yüzde 89, mısırözü yağı ve kuru kayısı yüzde 88, makarna ve mercimek yüzde 87 zamlandı. Şehriye ve fındık içi yüzde 86, bulgur yüzde 85, salça, tablet çikolata, kek, ay çekirdeği ve armut yüzde 84, ayva yüzde 83, tavuk eti, yumurta ve kakaolu toz içecekler yüzde 81, mandalina yüzde 78, balık ve tulum peyniri yüzde 77 fiyat artışı yaşadı.

Vatandaşın mutfağına giren 116 temel gıda maddesinden 45’inin fiyatı yüzde 70’ten, 81’inin fiyatı da yüzde 50’den fazla arttı. Aynı dönemde sadece nohut ve leblebinin fiyatı düştü.

Gelir düşüyor, fiyatlar artıyor

Akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENA Grup) yöneticisi de olan Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre gıda fiyatlarındaki yüksek artış, gelirsizlik ve işsizlikle birleşince toplum üzerindeki yükü daha çok hissedilir hale geldi. Ulusoy, "Gıda fiyatları sadece fiyat bazında yükselmedi. Sadece asgari ücret de değil ücretler genel seviyesinin çok düşmesiyle de toplum bazında gelirsizlikle beraber yükü arşı aşan bir vaziyet halini aldı" diyor.

Ulusoy, ENA Grup olarak Türkiye’de enflasyon oranını TÜİK, IMF ve Merkez Bankası verilerine göre 2019 için yüzde 55 civarında, 2020 için ise yüzde 36.72 olarak tahmin ettiklerini belirtti. Ulusoy, asgari ücretin TÜİK tarafından resmi olarak açıklanan enflasyon oranına göre bile eridiğine dikkat çekti.

Türkiye’de temel olarak 2010’da kırmızı et piyasasında yaşanan çalkalanmadan beri gıdada genel bir denge ortamı sağlanamadığını söyleyen Ulusoy, yaklaşık 10-11 yıldan beri süregelen bu sorunun 2018 ekonomik krizi ve 2020 "pandemi krizi" ile daha da büyüdüğünü belirtiyor.

*******

ŞUBAT ENFLASYONU AÇIKLANDI…

TÜİK’e göre 0,91/ENAG’a göre 1,84

Şubat ayı enflasyonu açıklandı. Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Şubat ayında yüzde 0,91 artışla yıllık bazda yüzde 15,61 oldu. Akademisyenlerin ve ekonomistlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı oran ise TÜİK’in iki katından fazla. ENAG’a göre enflasyon şubatta aylık bazda 1,84, son altı ayda ise yüzde 19,98 arttı.

TÜİK açıkladığı enflasyon verileri çarşı pazardaki gerçek rakamları yansıtmaktan uzak kalmasına rağmen, Temmuz 2019'dan bu yana en yüksek seviye görüldü. Yıllık enflasyonda yükseliş ivmesi devam ederken, uzmanlar üretici fiyatlarındaki artışa dikkat çekerek, mart ayında daha yüksek bir enflasyon görülebileceğinin sinyallerini verdi. Veriler yıllık enflasyonun yükseliş ivmesinin beşinci ayda da devam ettiğini gösterdi.

Enflasyonu sadece kendi başına değerlendirmenin bilgi kaybına neden olabildiğine işaret eden ENAG, "Enflasyonun yanında işsizlik ve ekonomik büyüme verilerinin de eş-anlı değerlendirilmesi zorunlu hale gelmektedir" değerlendirmesinde bulundu.

ENAG bünyesindeki akademisyenlerin yaptığı hesaplamalara Şubat 2021 döneminde aylık enflasyon yüzde 1,84 (TÜİK'in değiştirdiği bir önceki enflasyon sepetine göre ise yüzde 1,93) olarak gerçekleşti. Eylül 2020 ile Şubat 2021 arasındaki altı aylık enflasyon oranı ise yüzde 19,98 olarak hesaplandı.

ENAG’a göre, ürün grubu enflasyon hesaplamasına göre şubat ayında en fazla düşüş yaşanan grup yüzde 6.30 ile meyve-sebze, en fazla yükseliş görülen grup ise yüzde 22,04 ile kırtasiye ürün grubunda oldu.

ENAG'ın aylık ekonomik analiz bülteninde, enflasyona ilişkin şu analize yer verildi: "2020 yılının yüzde 36,72 oranındaki enflasyonu göz önüne alındığında, yılın ilk iki ayında fiyatların artış hızında yani enflasyon oranında birikimsel olarak bir yavaşlama ya da düşüş olmadığını söylemek mümkündür. Bu ise enflasyonun kalıcı ve yapışkan özelliğini koruduğunu göstermektedir. Doğal olarak, enflasyonu sadece kendi başına değerlendirmek bilgi kaybına neden olabilmektedir. Enflasyonun yanında, işsizlik ve ekonomik büyüme verilerinin de eş-anlı değerlendirilmesi zorunlu hale gelmektedir.

Mart ayının ilk haftasında açıklanan ekonomik büyüme oranı da bu kapsamda düşünülmelidir. Bu veriye göre, 2020 yılını yüzde 1,8’lik bir büyüme oranı ile kapatan Türkiye ekonomisinde, istihdam kaybı, gayrisafi yatırımlardaki sürekli azalma ve sermaye stokundaki zayıflığa eklenen söz konusu yüksek enflasyon oranı, açıklanan büyüme olgusunun refah yaratıp yaratmadığını sorgulatmaktadır

*******

“GELİR DAĞILIMI BOZULDU, YOKSULLUK ARTTI”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.)Dünyada ve Türkiye'de yoksulluğun, gelir dağılımı politikaları, istihdam politikaları, sosyal devlet, kamu kaynaklarının yanlış kullanılması, popülizm gibi genel nedenleri vardır. Türkiye'de bu yanlışlara ek olarak, öteden beri devam eden cari açık ve son yıllarda daralma veya düşük büyüme, kur artışı ve pandemi de yoksulluğu artırdı. Sürekli cari açık vermemiz aynı zamanda yurt dışına kaynak transferine sebep oldu. Dış borçlarda faiz ve sıcak para yoluyla yüksek kâr transferleri yoksulluğu artırdı. Dahası iktidar, yapısal çözümlere gitmedi ve piyasayı canlı tutmak için zaman zaman özellikle kamu bankaları aracılığı ile aşırı kredi genişlemesine gitti. Büyümenin enflasyonla finansmanı, ekonomide kırılganlığı artırdı. Gelir dağılımını bozdu. Yoksulluğu artırdı.

Cari açık yoksullaştırdı. Türkiye 2003 yılından 2020 sonuna kadar 611,2 milyar dolar cari açık verdi. Cari açığın büyüklüğünü daha iyi görebilmek için 2020 GSYH'sı ile karşılaştırabiliriz. 2020 yılında Türkiye'nin GSYH'sı 713 milyar dolardır. Demek ki Türkiye 2003-2020 arasında bir yıla yakın bir zaman yalnızca açığa çalışmış. Yani 16 sene kendimize, bir sene cari açık verdiğimiz ülkelere çalışmışız. Bundan daha büyük sömürü olur mu? Netice olarak, cari açık demek kaynak kaybı ve yoksullaşma demektir.

Fert başına GSYH da daraldı. 2019 yılında GSYH yüzde 0,9 oranında arttı ve fakat fert başına gelir yüzde 0,5 dolayında daraldı. 2020'de yüzde 1,8 büyüdü ve fakat fert başına gelir artışı çok düşük, yüzde 1,24 oldu. Kur artışı enflasyona yansıdı. MB reel kur endeksine göre, TL döviz karşısında yüzde 35 oranında daha düşük değerdedir. TL değer kaybı, madalyonun tersi kurun artması ithalat yoluyla doğrudan üretim maliyetlerini ve Yİ-ÜFE'yi artırıyor. Yİ-ÜFE de perakendeye ve TÜFE oranlarının artmasına neden oluyor. Gelirler aynı oranda artmadığı tersine daraldığı için, enflasyon halkın satın alma gücünün düşmesine neden oluyor. İşçi ve memur daha çok kaybediyor. Çünkü TÜİK'in açıkladığı ve zam olarak düzletme yaptığı ortalama TÜFE oranı, mutfak enflasyonundan daha düşüktür. Bu durumda Türkiye'de TÜİK geçinme endeksi hazırlamadığı ve düzeltme bu endekse göre yapılmadığı için, işçi ve memurun satın alma gücü düşüyor ve yoksullaşıyor.

Pandemi yoksulluğun tuzu-biberi oldu. IMF, Ocak 2021 tarihi itibarıyla pandemi nedeni ile ülkelerin aldığı mali önlemleri yayınladı. Türkiye Meksika'dan sonra sondan ikinci sıradadır. DİSK-AR'ın hazırladığı "Dünyada ve Türkiye'de Covid-19'un Sosyal ve Ekonomik Etkileri ile Mücadeleye Ayrılan Kaynaklar" başlıklı raporda da Türkiye, pandemiyle mücadeleye GSYH'sının yüzde 1,1'i kadar kaynak ayırdığı için dünyada en az kaynak ayıran ülkeler arasında olduğu belirtildi. Ayrıca rapora göre; Türkiye'de Covid-19 kapsamında 2020 yılında yapılan toplam nakit desteği 42,8 milyar TL'dir. Türkiye tarafından yapılan nakit destek ve harcamalar hem oransal hem de miktar olarak diğer ülkeler ile karşılaştırılamayacak kadar düşüktür. Öte yandan Türkiye'de yapılan toplam 42,8 milyar TL'lik nakit transferin 35 milyar TL'si İşsizlik Sigortası Fonu'ndan, yaklaşık 6,4 milyarı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu'ndan ve 2 milyar TL'si ise bağış kampanyasından sağlanmıştır. Böylece Türkiye tarafından yapılan nakit desteklerde bütçeden doğrudan ayrılan kaynak söz konusu değildir.

Sonuç olarak, günübirlik politikalar başarısızdır. O kadar ki dışarıdan bakınca bu politikalar ile Türkiye sanki bilerek yoksullaştırılmış şeklinde bir algı yaratıyor. (Yeniçağ)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ekonomistlere göre Türkiye bugün “yüksek enflasyon, Merkez Bankası’nın yıpranan kurumsal bağımsızlığı, fiyat istikrarsızlığı, azalan kredibilite, uzun vadeli plan ve ö...

Berat Albayrak'ın Kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan istifa etmesiyle başlayan döviz rezervleriyle ilgili tartışma büyüyerek devam ediyor.

CHP İstanbul Milletvekili “AKP döneminin en parlak olarak kabul edilen 2007 senesinde bile IMF’nin resmi yazıyla ‘Seçilmiş Yükselen Piyasa Ülkeleri içinde ‘En Kırılgan...

Kısa süre önce ‘normalleşme’ adı altında Covid-19 sürecinde alınan tedbirleri gevşeten Türkiye, tekrar sıkı tedbirler dönemine geçti. “Kısmi kapanma” şimdilik iki haft...

Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki güvenlik ve egemenlik haklarını düzenleyen Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılmasına tepki gösteren 104 emekli amirallerden 10'unun g...

Türkiye’de ekonomik kriz ve yoksulluğun boyutları icra dosyalarına yansıdı. Ocak ayından bugüne 2 milyonun üzerinde yeni icra evrakı açılırken icralık dosya sayısı 21 ...

Yazarlar