Facebook ta paylaştweet le

Milli Eğitim Bakanlığı hâlâ Tarikat Vakıfları ile el ele!

19.3.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kamuoyu yoklamaları halkın çok büyük çoğunluğunun tarikat ve cemaatlere güvenmediğini, faaliyetlerinin denetlenmesini ve kısıtlanmasını isterken, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), vakıf görünümlü tarikat ve cemaatlerle işbirliğinden vazgeçmiyor.

Milli Eğitim Bakanlığı, Tarikat ve Cemaatlerin vakıf ve kuruluşları ile “işbirliği yaparak protokoller imzalayarak, yüz binlerce çocuğumuzun “okul içi sosyal çalışma ve faaliyetlerinde o tarikat ve cemaatlerinin cenderesinde eğitim görmelerine” yol açıyor.

 

Atatürk ne demişti?

Atatürk, 1925 yılında şunları söylemişti:

“Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet (uygarlık) tarikatıdır. Uygarlığın emir ve isteklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir.” (Atatürk, 30 Ağustos 1925)

 

Kamuoyu araştırmaları ve gerçekler…

Alev Coşkun’un Cumhhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan araştırmasında “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre AKP iktidarı döneminde Kuran kursları eğitiminden geçenlerin sayısı 4.5 milyon kişiye ulaştığı” belirtiliyor.

(“Yaz Kuran kursları, özellikle ilk ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik olarak, 3 milyonluk bir sayıya erişmiştir. / 4-6 yaş grubu küçük çocuklara yönelik Kuran kursları, 150 bin çocuğa ulaşmıştır. / Camilerde Kuran öğretimine 200 bine yakın kişi katılmıştır. / Yatılı hafızlık eğitimi, 80 bin öğrenciye ulaşmıştır.”)

 

Alev Coşkun bu tablo ile ilgili şu yorumu yapıyor:

“Dine dayalı bu eğitim çabalarının amacı, özellikle çocuklara ve gençlere yönelik dinsel eğitimin genişletilmesini sağlamaktır. “Biat-itaat” kültürünün temellerinin sağlamlaştırılması en birinci hedeftir. Kutsal din duyguları ön plana geçirilerek “kulluk”, “bağlılık” yapısına uyan bir toplum yaratılması amaçlanmaktadır.

Bu eğitim çabaları sürerken son 20 yılda tarikatlar toplumsal yaşamda güçlerini artırdılar. Siyasal iktidar, özellikle “ekonomik alanda” tarikatları kolladı ve destekledi. Tarikat yurtları devlet tarafından destekleniyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarikatlarla sözleşme yaparak eğitimin kimi alanlarını tarikatlara açtı.”

 

Alev Coşkun,  Araştırmasında, Aksoy Araştırma Şirketi’nin 2021 Ocak / Şubat aylarında yaptığı anketin sonuçlarına da yer veriyor:

* Başkanlık sistemine desteğin azalıyor, parlamenter sisteme dönülmesini isteyenlerin oranının artıyor.

* Tarikatlar için, Katılımcıların 46.6’sı “tamamen kapatırdım”, yüzde 37.2’si “çok sıkı denetim yapardım”, yüzde 11.8’i “rutin denetim yapardım”, yüzde 4.4’ü ise “tamamen serbest bırakırdım” diyor.

* Katılımcılarının yüzde 83’ü “Tarikatlara güvenmiyorum”, yüzde 17’si “Güveniyorum” diyor.

 

Laik yaşam tablosu!..

Alev Coşkun Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın yaptığı bir anketi de araştırmasına almış. “Laik bir ülkede yaşamaktan memnun musunuz” sorusuna verilen “Evet” cevabının yüzdesi 81!..

“Hukuk sisteminin şeriat kullarına göre olmasını tercih eder misiniz” sorusuna verilen “Evet” cevaplarının oranı ise yüzde 18!..

Aynı sorular 2016’da da sorulmuş. Sonuç: O zaman, “şeriat hukuku isteyenlerin” oranı yüzde 23... “5 yılda, yüzde 5 düşüş” görülüyor.  “Laik ülkede yaşamaktan memnun olanların” oranı yüzde 75… 5 yılda “laik yönetimden memnuniyet” oranı yüzde 6 artmış. 15 Temmuz darbe girişimi “cemaatlerden yüzde 25’e yakın bir uzaklaşma etkisi yapmış” görünüyor.

Coşkun’un araştırmasında Optimar’ın da yaptığı bir anket var. Kadınlara sorulan, 2011’de “Başınızı örter misiniz” sorusuna yüzde 63 “Evet” yanıtı verilirken, bu yanıt 2020’de yüzde 58’e düşmüş.

“Ramazan’da her gün oruç tutar mısınız” sorusuna 2011 yılında yüzde 72 oranında “Evet” yanıtı verilirken bu oran 2020’de yüzde 57’lere gerilemiş.

“Çok önemli bir engelim yoksa tüm vakit namazlarını kılarım” diyenlerin oranı 2016’da yüzde 40’mış. 2020’de ise yüzde 37’ye düşmüş. Anketler, “Dine inanıyor musunuz” sorusunda dine inananların oranı yüzde 97 olduğunu göstermiş.

Coşkun, “Türk toplumunun demokrasi ve laikliği destekleyen bir dindarlığı olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz” diyor.

 

Milli Eğitim Bakanlığı ne yapıyor?

Türk halkının “laiklik konusundaki görüşleri” böyle iken, adında “milli” olan bakanlık üstelik yargı kararlarının verdiği “yapılan protokollerin iptal kararlarına rağmen”, Tarikatlarla “Vakıflar yolu ile” el ele vermekte devam ediyor.

Eğitim Sen’in ve yurttaşların yargıya taşıyıp “iptal kararları” aldıkları halde, vakıflarla protokoller yapmaya” ve de “kararları uygulamayarak protokolleri uzatmaya” devam ediyor. Danıştay’ın “yürütmeyi durdurma kararlarını uygulamayan” bir bakanlık.

Örneğin, Ensar Vakfı ile yapılan protokolle ilgili “Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararında” deniyor ki; “Anayasa ve yasalar gereği ulusu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıracak teknik, ekonomik, kültürel ve sosyal gelişme alanlarında iyi bireyler yetiştirilmesi ve bunun için ülke çapında etkin önlemler alınmasının devletin devredemeyeceği görevler arasındadır.”

Bu kararlara rağmen ülkenin dört bir yanında İL Milli Eğitim Müdürlükleri Ensar  ve TÜGVA vakıfları ile protokoller yapıyor, protokolleri uzatıyor. Ve bu vakıflar, okullarda etkinlik yapmaya devam ediyorlar.

 

 

“TARİKATLAR KUTSAL DİNİ YOZLAŞTIRIR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) – Bilindiği gibi üç büyük din aynı coğrafi mekanda doğdu. Dinler, insan zihninin inanç ve kutsal Tanrı ihtiyacına cevap vererek kurumlaştıkları için vazgeçilmezdir. Bu üç dinin çok sayıda örtüşen ortak yönleri varsa da, İslam dini akli düşünceyi en çok öne çıkaran dini inanıştır. Bu özelliği ile kısa zamanda yayılmış ve uzun yıllar yeryüzündeki bilim ve felsefi gelişme ve ilerlemenin İslam coğrafyasında hayat bulmasına ve yayılmasına yol açmıştır. Cebirden aritmetiğe, tıptan gök bilimlerine kadar her türlü bilimsel ve felsefi görüşler hızlı gelişme gösterdi. İslam coğrafyasında gelişen bu bilim ve felsefi görüşler süreç içinde Endülüs üzerinden Avrupa’ya aktarılarak Rönesans ve Reform hareketlerinin doğuşunu tetikledi. Ancak İslam dünyasında ne zaman tarikat ve cemaatlar ağırlık kazandı; işte ondan sonra İslam Coğrafyasında bilim ve felsefi görüşler geri plana itildi ve geriledi. Zira tarikatların doğuşu ve yaygınlaşması ile tarikat liderlerinin kendi kişisel yorumları dinin kuralları haline gelirken, kutsal İslam yozlaştırıldı ve İslam ülkelerinde bilim ve fende sürekli gerileme yaşandı. Üstelik tarikatlara bölünmüş İslam dünyasında kapalı cemaat yapıları, kendi dışındaki herkesi ötekileştirdi ve batıl olarak değerlendirip iç çatışmalara yol açtı. Tarikat ve cemaatlar nerede yaygınlaştı ise, orada birlik ve beraberlik bozuldu. Zira Tarikat ve cemaat örgütlenmesi, tarikat liderinin etkisi ötesinde kapalı ve mutlak itaat ve biata dayalı bir örgütsel güce ulaşır. Güç olgusu otokatalitik olarak kendi kendini güçlendirir. Örgütsel güç, mutlaka bir ekonomik güç yaratır. Kişisel yetenek + örgütsel güç+ ekonomik güç bütünleşmesi yaşanır. Bunun bir sonraki aşaması ise politik güçle bütünleşmedir. Politik güç ile de bütünleşme, tarikat ve cemaatların kendi iktidarlarını kurma yolunun başıdır. Toplumlarda güç olgusunun karşıt kategorisi özgürlüktür. Oysa tarikatlar tek bir tarikat şeyhine bağlı olup; işleyişi biat ve itaat kültürüne dayanır. Tarikat şeyhine ve onun yorumlarına mutlak bağlanma akli düşünceyi tümüyle dışlar. Aşırı güçlenme örneği FETÖ ile yaşandı. Geleneksel toplum yapıları ve kapalı çöl kültürü bu tür tarikat örgütlenmesi için uygun ortam oluşturur.

İslam dünyasında Türklerin, her şeye rağmen fark oluşturması,  İslam öncesi Türk dünya görüşünün dünyevi ve doğa merkezli olmasıyla yakından ilgilidir. Doğada serbest hareket kültürü, doğa, mekan ve varlıklar açısından farklılık ve çeşitliliği gözler önüne sererken daha açık düşünceli insan yetişmesine kaynaklık eder. Örneğin Orta Asya Türk İslam düşüncesi, Maturidi’nin İslam dini ile Arap kültürünü ayrı tutan açıklaması sayesinde akılcılığa açık olageldi. Ahmet Yesevi, Maturidi dergahlarında yetişti. Hacı Bektaş, Mevlana ve Yunus Emre; Ahmet Yesevi geleneğini sürdürdüler. Akli düşünceyi ön planda tutarak, 13. Yy Türk İslam’ını, hurafelerden uzak, Tanrı aşkı ve İnsan sevgisi üzerine kurdular. Ancak Osmanlı döneminde zamanla giderek artan Arap kültürünün taklit edilmesi,  kapalı cemaat kültürlerinde Arap hurafelerini bile sanki dini öğelermiş gibi algılamaya yol açtı. AKP iktidarı da kutsal İslam Dinini, hem ticarete, hem siyasete hem de kapalı yandaş uygulamalara alet ederek;  tarikatları ve cemaatlarıda bu sürecin içine çekti. Onları iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın bir aracı olarak kullanmaya yöneldi.  Bu nedenle, politik güce şirin gözükmek için cehaleti feraset olarak gören Üniversite hocalarının varlığı ile karşılaştık. Devletin her kademesine yerleştirilen yandaş tarikat mensupları, Mili Eğitimi kendi amaçları için kullanır duruma geldi. Camiler ve kuran kursları, henüz 4-5 yaşındaki çocukların biat kültüründe yetişmeleri için kullanılıyor. Çoğu kurum tarikatların kontrolüne veya yönlendirmesin bırakılıyor. Ancak bütün bu akıl ve çağ dışı uygulamalar toplum çoğunluğunda tepki yaratıyor ve Dinimizin kendisine zarar veriyor. Evliyalar Sülalesi olarak bilinen bir aile ocağında büyürken ben bu bağnazlıkların hiç biriyle karşılaşmadım. Zira bir tarikatımız yoktu.   Kısacası, Cumhuriyet ve kutsal dinimizin sağlıklı kalması, Orta Asya Kültürümüzün dünyevi algısını;  Tuğrul Beyin Bağdat’ta din ve dünya işlerini ayırmasını, 13. yy saf Türk İslam geleneğini ve Atatürk’ün Laiklik anlayışını titizlikle sürdürmemize bağlıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ekonomistlere göre Türkiye bugün “yüksek enflasyon, Merkez Bankası’nın yıpranan kurumsal bağımsızlığı, fiyat istikrarsızlığı, azalan kredibilite, uzun vadeli plan ve ö...

Berat Albayrak'ın Kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı'ndan istifa etmesiyle başlayan döviz rezervleriyle ilgili tartışma büyüyerek devam ediyor.

CHP İstanbul Milletvekili “AKP döneminin en parlak olarak kabul edilen 2007 senesinde bile IMF’nin resmi yazıyla ‘Seçilmiş Yükselen Piyasa Ülkeleri içinde ‘En Kırılgan...

Kısa süre önce ‘normalleşme’ adı altında Covid-19 sürecinde alınan tedbirleri gevşeten Türkiye, tekrar sıkı tedbirler dönemine geçti. “Kısmi kapanma” şimdilik iki haft...

Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki güvenlik ve egemenlik haklarını düzenleyen Montrö Sözleşmesi'nin tartışmaya açılmasına tepki gösteren 104 emekli amirallerden 10'unun g...

Türkiye’de ekonomik kriz ve yoksulluğun boyutları icra dosyalarına yansıdı. Ocak ayından bugüne 2 milyonun üzerinde yeni icra evrakı açılırken icralık dosya sayısı 21 ...

Yazarlar