Facebook ta paylaştweet le

“Darbe suçlaması” nereden çıktı ve soruşturma nasıl sonuçlanacak?

9.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye'de 104 emekli amiral, Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı'nın cübbe ve sarık ile fotoğraflarının ortaya çıkması, son günlerde gündeme gelen Montrö Boğazlar Antlaşması'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iptal etme yetkisinde olduğu ve Atatürk’ün ve Atatürk İlkelerinin devlet memurları tarafından bile ağır şekilde eleştirildiğine dair tartışmalara ilişkin bir açıklama yaptı. Montrö Boğazlar sözleşmesiyle ilgili daha önce de 126 emekli büyükelçi ortak açıklama yapmıştı.

 

Emekli generaller açıklamada 'tekkedeki amiral' tartışmalarıyla ilgili Atatürk ilkeleri hatırlatılırken, Montrö Sözleşmesi ile ilgili ise "Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye'ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir." denildi. Söz konusu açıklamaya, hükümet yetkilileri “darbe çağrışımlı” olarak nitelendirerek çok sert tepki gösterdi.

TBMM Başkanı Şentop, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında "Cumhurbaşkanı Montrö'yü feshedebilir mi?" sorusuna "Teknik olarak evet" demiş, sonra “Montrö’yi kastetmediğini” belirterek görüşünü düzeltmeye çalışmıştı.

 

Hükümetten sert tepki

Bildiriye, Cumhurbaşkanlığı'ndan "Haddinizi bilin" tepkisi geldi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, hemen soruşturma başlattı. Bir gün sonra 10 amiral gözaltına alındı, yaş durumları nedeniyle haklarında gözaltı kararı verilmeyen dört amiral de ifadeye çağrıldı.

Generallerin bildirisini hükümet “darbe iması” olarak değerlendirdi ve sert tepki gösterirken, muhalefet her açıklamadan “darbe iması” çıkarmanın doğru olmadığını belirterek iktidara tepki gösterdi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Zevzeklik” diyerek eleştirdiği bildiriye İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray ise "Bir tbp. teğmen olarak altına imzamı atıyorum" diyerek desteğini gösterdi.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, "Yıllardır içeride, dışarıda vatan ve millet düşmanlarıyla cephe cephe amansız bir mücadele sürerken ortalıkta gözükmeyen emekliler, kendi uydurdukları gündemlerle kaos simsarlığı üstlenmişler." dedi.

MHP lideri Devlet Bahçeli, “rütbeleri sökülsün, lojman ve koruma hakları alınsın” açıklaması yaptı. Milli Savunma Bakanlığı da yayınladığı açıklamada bu bildirinin yalnız demokrasiye zarar vermekle kalmadığını aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyerek düşmanları sevindirdiğini ifade etti.

 

Erdoğan: “Art niyetli bir girişimdir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, emekli amirallerin yayımladığı bildiriye, "Bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem kesinlikle art niyetli bir girişimdir" ifadesiyle tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir değerlendirme toplantısı yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, toplantının ardından açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, emekli amirallerin vazifesinin darbe imaları içeren bildiriler yayınlamak olmadığını belirterek, "Emekli amiral sıfatıyla da olsa böyle bir girişim, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik bir bühtandır. Hiçbir emekli kamu görevlisinin topluca böyle bir yola tevessül etme hakkı yoktur. Yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp gereken her tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Buna ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü, seçilmiş yönetimi darbeyle tehdit eden cümleleri kapsamaz. Demokrasi ve hukuk içinde çözülecek meselelerin darbe imalı bildirilerin bahanesi haline dönüştürülmesi anayasaya yönelik açık tehdittir" dedi.

 

"Montrö'ye bağlılığımızı sürdürüyoruz"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Montrö tartışmalarına ilişkin "Montrö'nün ülkemize sağladığı kazanımları önemli görüyor, daha iyisi için imkan bulana kadar bu sözleşmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz. Amaç Montrö Sözleşmesiyle ilgili tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri yayımlamak değil, akademik dünyada görüş ifade etmektir. Ama gelecekte bu ihtiyaç ortaya çıkarsa, ülkemizi daha iyisine kavuşturmak üzere her sözleşmeyi gözden geçirmekten de çekinmeyiz"

Ayrıca, Kanal İstanbul'un İstanbul Boğazı'ndaki deniz trafiği yükünü hafifleteceğini ifade eden Erdoğan, "Türkiye, Montrö'deki sınırlamaların dışında tamamen kendi egemenliğinde bir alternatife kavuşmuş olacaktır. Bu bizim egemenlik mücadelemizdir" ifadesini kullandı. Erdoğan, "Türkiye'nin milli egemenlik haklarını tahkim edecek bu projeye karşı çıkanlar, en büyük Atatürk ve cumhuriyet düşmanıdır" dedi.

Öte yandan Erdoğan, tepki çeken sarıklı amiral görüntüsüne ilişkin ise "TSK'nın disiplin anlayışıyla bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Münferit bir hadise olduğu açıkça bellidir" dedi.

 

Kılıçdaroğlu: “Amaç gündem değiştirmek” 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, “'Vayy bize darbe' diye amirallerin Montrö açıklamasına mal bulmuş mağribi gibi saldırdılar. Ne darbesi ya? Emekli amiraller açıklama yaptı, vay efendim yeniden darbe. Ne darbesi kardeşim? Ne paranoyası kardeşim. Ne darbesi, darbe yok, amaç gündem değiştirmek. Esnafın derdi dile gelmesin, çiftçinin derdi dile gelmesin, işsizlik sorunu konuşulmasın. Çiftçi sorunuyla baş başa kalsın. Milletin dikkatini bir yere çekelim. Koro halinde darbe. Ne darbesi kardeşim ne bu paranoya? Ama artık kimse yemiyor bu numaraları... Sen çıkıp en baştan ‘ne Montrö'sü ne Lozan'ı. Onlar bizim güvencemizdir’ desen sorun olmayacak.

Hukukçular da büyük çoğunlukla “bildirinin darbe ile bir ilişkisinin olmadığı” yönünde görüş bildirdiler ve Yargıtay ile Danıştay başkanlıklarının “bildiri hakkındaki açıklamalarını” da eleştirdiler.

 

********

 

MONTRÖ TARTIŞMASINI BAŞLATAN ERDOĞAN'IN SÖZLERİ OLDU. SONRA ŞENTOP’UN BİR SORUYA CEVABI İLE TARTIŞMA ALEVLENDİ…

Meclis Başkanı Mustafa Şentop'un, bir gazetecinin  “Kararname ile İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına benzer şekilde Montro sözleşmesi gibi sözleşmeler kaldırılabilir mi” şeklindeki sorusuna verdiği cevapta “Sözleşmelerin içişimiz olduğu ve kararı bizim vereceğimiz” şeklindeki  sözleri ile başlattığı  tartışmada, daha sonra “Bu sözlerimle  Montrö sözleşmesini kastetmedim” diyerek sözlerini düzeltmeye çalışsa” da, tartışmalar sürdü ve bu arada “Amiraller Bildirisi” de yayınlandı.

Bu arada “Kanal İstanbul / Montrö Sözleşmesi” tartışmalarının bugünlere gelmesinin başlangıcının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “23 Aralık 2019'da Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı Kapanış Töreni'nde yaptığı konuşması olduğu” ortaya çıktı.

Törende konuşan Erdoğan, Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi'ni bağdaştırarak şunları söylemişti; "Ya bir boğazımız var İstanbul Boğazı... Siz Independenta olayını unutuyor musunuz? Orada o tanker yanarken 7 ay, 8 ay yanarken hiç sordunuz mu ya acaba neden böyle oldu? Ve zaman zaman yalılara bindiren kuru yük gemileri, tankerler bunları görmüyor musunuz? Ve hepsinden öte Montrö Antlaşması Türkiye'ye ne kazandırmıştır, ne kaybettirmiştir? Acaba bunu hiç düşündünüz mü? İnanın bunların böyle bir derdi yok. Fakat şimdi Kanal İstanbul'la, işte biz bunu onlara anlatacağız, göstereceğiz ve bunu görecekler.”

O süreçte yankı bulmayan bu sözler, Meclis Başkanı Şentop’un, bir soruya verdiği cevapta “Türkiye isterse İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerden çekilebilir” şeklindeki sözleriyle yeniden ülke gündemine girdi.

Ve “sarıklı generalin görüntülerinin yayımlanması medya aksetmesi, iktidara yakın gazetelerde Montrö Sözleşmesi'nin hedef alınması ve Atatürk ve ilkelerine karşı saldırıların artması” ile tartışmalar yaygınlaşırken,  104 emekli amiral “düşünce bazında görüşlerini” anlatan bir bildiri yayınladılar ve “darbecilikle” iltam edilerek soruşturma ile karşılaştılar. 10 Amiral gözaltına alındı. “Yaş itibariyle” de 4 amiral ifadeye çağrıldı.

 

*******

  

TARTIŞMAYA RUSYA’NIN ANKARA BÜYÜKEÇLİSİ DE GİRDİ: “MONTRÖ’NÜN DEĞİŞTİRİLMESİ MÜMKÜN DEĞİL!”

Rossiya 24 televizyonuna açıklama yapan Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, "Kanal İstanbul Projesi, her şeyden önce Türk hükümetinin meselesi. Burada Türkiye topraklarında ve Türkiye'nin imkanlarıyla gerçekleştirilecek bir ekonomi projesi söz konusu. Ancak öncelikle dışişleri bakanlıklarımız arasında olmak üzere, Karadeniz'deki deniz trafiği sorunu gibi konularda kapsamlı bir siyasi istişare sistemimiz mevcut, bu konu bakanlıklarımız arasında düzenli olarak istişare ediliyor" dedi.

Büyükelçi, açıklamasında "Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi arasında elbette bir ilişki, karşılıklı ilişki, karşılıklı bağlantı var ancak bu direkt, doğrudan niteliğe sahip değil. Kanal İstanbul inşa edilirse, bu Montrö Sözleşmesi'nin yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz, Boğaz'dan geçiş konusundaki yükümlülükler için getirdiği, kıyıdaş olmayan ülkelerin Karadeniz'de bulunan savaş gemilerinin toplam tonajına ve sözleşmede yer verilen daha birçok hususa ilişkin kısıtlamaları hiçbir şekilde değiştirmez. Yeni güzergahlardan geçecek gemilere buralardan geçiş konusunda yeni mali gereklilikler ve koşullar getirilir" ifadelerini kullandı.

Yerhov, “Rus tarafının Türkiye'nin Marmara Denizi ile Karadeniz'i birbirine bağlayan Kanal İstanbul'la ilgili planlarının Montrö Sözleşmesi'nin revize edilmesine yol açmamasını beklediğini” sözlerine ekledi ve şunları söyledi:

"Montrö Sözleşmesi'nin değiştirilmesi söz konusu değil. Bu, yürürlükte olan ve görünen göre yürürlükte kalacak bir belge. Bu, Karadeniz'de bölgesel güvenliğin sağlanması açısından önemli ve mihenk taşıdır. Rusya, bu sözleşmeyi böyle görüyor.”

 

**********

 

HALK, İKTİDARA VE MUHALEFETE SORUYOR!..

İktidara: Devletin atanmış memurları, valileri, kaymakamları, yargıçları ile “siyasete ulaşan görüşlerini” açıklar ve “muhalefete hakaret ederlerken, Atatürk’e saldırılarken, Anayasa’yı çiğneyip hilafet isterlerken” soruşturma ve gözaltı yok.

Ama “devletin emekli memurları, uzman oldukları konularda, üstelik 128 büyükelçinin yazılı görüşleri paralelinde bir açıklama yapınca” hiç vakit kaybetmeden, “Darbe” iddialarıyla soruşturma açılıyor ve gözaltılar yapılıyor.

Soru: Nalıncı keseri tek taraflı çalışmış olmuyor mu?

 

***

Muhalefete: Sizler, “Montrö / Atatürk ve ilkeleri / Tekke’ye giden amiral konularında “hassas olup”, “muhalefet olarak” yasal yollardan yapmanız gereken açıklamaları, girişimleri “yeterli olarak yapsa” ve “halkı tam olarak aydınlatsa” idiniz; emekli büyükelçiler, emekli amiraller, emekli milletvekilleri “bu konularda birbirine paralel ve birbirlerini destekleyen” açıklamalar yapma durumunda kalırlar mıydı?

Soru: “Bir araya gelerek” aynaya bakmanız gerekmiyor mu?..

 

+++++++

 

“ÇOK CİDDİ BİR MUHALEFET BOŞLUĞU VAR”

Metin Öney (Eski Milletvekili) Öncelikle, Anayasanın (tabii yürürlükte ise) 26. maddesini bir kez daha tekrarlamak isterim.

Madde şöyle diyor: "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmi makamların müdahalesi olmaksızın, haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar."

Bu açık madde karşısında bireylerin tek başına ve topluca görüşlerini açıklamaları en doğal haklarıdır. Ne yazık ki bu Anayasal özgürlük "tek taraflı" işlemektedir. Ben bu sebeple bu sisteme "izinli demokrasi" diyorum.

Yani:

Ayasofya Camisi’nin imamına bu izin "tamdır." İstanbul’da geçmiş zamanda toplanılıp "İslam devleti" adı altında bayrağı, yazısı, başkenti olan bir devlet kurulmak istenmiştir de hiçbir soruşturmaya tabi tutulmamıştır. Yani "izin tamdır."

Ve yine yandaşlara bu izin “tamdır."

Son günlerde, ne yazık ki Yargıtay ve Danıştay da bildiri yayınlamıştır ve emekli amirallerin açıklamalarına karşı çıkılmıştır.

Şimdi sesli düşünelim.

Gözaltına alınan emekli amiraller yargılama sonunda hüküm giyerlerse ki asla düşünmek bile istemiyorum, o zaman bu hükmü temyiz ederlerse, önceden bildiri ile "ihsası rey"de bulunan üst mahkeme nasıl adil olabilecektir?  Belirttiğim gibi demokrasi tek taraflı çalışmakta ve ifade etmeye çalıştığım gibi "izin verenin iradesine tabi olarak" hukuksal işlemler yapılabilmektedir. Oysa Anayasanın açık olan maddesi yani 26. maddenin özü ve sözü bu gibi hallerde nasıl davranılması gerektiğini açık bir biçimde düzenlemiştir.

Muhalefete gelince ki asıl vahim olan durum budur: Yeni kurulanlar zaten iktidarın borusunu öttürmektedirler. Esasen kişisel olarak benim onlardan bir beklentim yoktur. Yani ülke adına bir beklentim yoktur. Ama beni esas üzen iki muhalefet partisinin durumudur. İYİ Parti Genel Başkanının emekli amiralleri nitelendirme şekli vahimdir. Onlarla ilgili "zevzeklik" kelimesini kullanmıştır ki asla kabul edilemez. Bu bilgi ve birikim olarak ayrıca söz konusu konuların da uzmanı olarak fersah fersah ilerde insanlardır.

Ülke adına çok kahırlar çekmiş insanlardır. Böyle bir nitelemeyi asla hak etmemişlerdir. Kılıçdaoroğlu ise konuyu "gündem değiştirme" olarak nitelendirmiştir ki, gündemin değişmesi, olmayan bir konunun gündeme getirilmesi demektir. Oysa başta Montrö olmak üzere bildiride bahse konu olan olaylar gündemdedir ve mutlaka anlatılması gereken konulardır.

Sonuç olarak, muhalefet gereğini yapamamaktadır. Gündem oluşturamamaktadır. Bunca yanlışı bir türlü "coşku ile anlatım ile doğru teşhis ve tespit ile" kamuoyuna anlatamamakta ve kamuoyu oluşturamamaktadır.

Ben bu muhalefeti " çekingen, endişeli, konulara uzak, tok sesle söylemekten kaçınan, rejim ile ilgili kaygıları dile getiremeyen ve topu sürekli taca atan" olarak görmekteyim ve işlerin böylesine sarpa sarmasında da önemli bir faktör olarak değerlendirmekteyim. Kısaca çok ciddi bir "muhalefet boşluğu" olduğunu açıkça dile getirmeliyim.

Esasen şu ortama rağmen muhalefetin bir türlü "tepe noktaya ulaşamaması" da tespitimizi doğrulamaktadır. Şunu da altını çizerek vurgulamak isterim ki "lider olmakla genel başkan olmak" apayrı şeylerdir. Genel başkan olmak "parmak hesabı" meselesidir. Oysa lider olmak apayrı meziyetleri gerektirir.

 

*********

 

“ÜLKEYE ZARAR VEREN TARTIŞMALAR” 

Soner Aydın (Emekli Albay) – Bu hafta başında gündeme düşen “Emekli 104 Amiral’in Bildirisi” ile ilgili pek çok şey konuşuldu, yazıldı. Bir sayfalık metinde geçen bir tek cümle ve zamanlaması ön plana çıkarılarak; darbe dendi, muhtıra dendi, parmak sallama dendi, zevzeklik dendi, hadsizlik dendi… ama bu bildiride konu edilen “Montrö Boğazlar Sözleşmesinin önemi ve tartışma konusu yapılmaması gerektiği, basında ve sosyal medyada yer alan bazı görüntülerin üzüntü yarattığı, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerinin titizlikle sürdürülmesi zarureti” yani konunun özünü teşkil eden hususlar; Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başka bu bildiriye karşı olanların hiç birisi tarafından konu edilmedi, üzerinde durulmadı.

Bence darbeler ülkemizin bekası için ne kadar tehlikeliyse, milli çıkarlarımıza ve kazanımlarımıza, anayasamıza ve hukuk devleti ilkemize vurulan darbeler de o kadar tehlikelidir. Aynı şekilde son derece tehlikeli bir konu da laiklik ilkesine vurulan darbedir. Tartışmalarda bu konudan hiç bahsedilmemekte, özellikle laiklik ilkesine bağlılıkla ilgili fikir beyan edilmemektedir. Konu laiklik olduğunda ülkemizdeki siyasetçilerin çok büyük bir bölümü konuşmaktan kaçınmaktadır. Bu laiklik karşıtlarının oylarını kazanmak için yapılıyorsa ülkemize yazık ediliyor demektir. Bildiriyi “zevzeklik” olarak tanımlayan ya da sessiz kalmayı tercih eden muhalefetin yaklaşımını da bu kapsamda değerlendirmekteyim.

Bunun yanında bir hukuk devletinde, yargıya intikal etmiş bir konuda siyasetçilerin ve gazetecilerin kendilerini yargının yerine koyarak hüküm vermesi, yargılama süreci devam ederken, hukuk profesörleri ile birlikte, kamuoyu önünde uluorta tartışılması da aynı derecede sakıncalıdır kanaatindeyim. Bunun ötesinde Yargıtay ve Danıştay’ın açıklamaları da bana ilginç gelmiştir. Yargı sürecinin başlangıcında, ifadelerin alınması bile tamamlanmadan yapılan bu açıklamalar, sürecin devamında önlerine gelmesi kesin olan bir dava konusunda “ihsas-ı rey” anlamına gelmez mi ve soruşturmayı yapan savcılara, yargılamayı yapacak mahkemelere mesaj niteliğinde değil midir?

Bu bildirinin, tartışmaların ve bir tekkede takke ve cübbeyle görüntü veren amiralin Türk Silahlı Kuvvetlerinin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyeceği tartışma götürmez. Kesinlikle doğrudur. Silahlı Kuvvetlerimiz hiçbir siyasi tartışmanın içine sokulmamalıdır, yasal ve anayasal çizginin dışına çıkarılmamalıdır, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığı konusunda kuşku oluşturulmamalıdır. Zaten askerimizin moral ve motivasyonu Balyoz ve Ergenekon kumpaslarıyla, FETÖ’cü kalkışmayla yerle bir edilmiş, emir komuta ilişkisi bozulmuştur. Bu kumpaslar döneminde de aynı hassasiyet gösterilseydi, FETÖ’nün orduya sızması engellenebilseydi belki bu günleri yaşamayacaktık. Bununla birlikte amirallerin lojmandan çıkarılması ve korumalarının kaldırılması kararı bence uygun olmamıştır. Bu “benim gibi düşünmeyene hak tanımam, can güvenliği de umurumda olmaz” anlamına gelir. Amirallerin ya da ailelerinin muhtemel bir provokatör eylemine maruz kalması devleti ve TSK’yı zor duruma düşürecektir.

Bu arada Cumhurbaşkanı’nın 5 Nisan akşamüzeri yaptığı konuşmanın hemen arkasından, ülkemizin saatiyle gece yarısı ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası (CAATSA) yaptırımlarını yürürlüğe koyacağı haberi basında yer almıştır. Ülkemizde darbe tartışmalarının tozu dumanı arasında bu haber dikkatlerden kaçmış, üzerinde durulmamıştır. ABD’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesinden kendisini Karadeniz’de sınırladığı gerekçesiyle rahatsız olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Yaptırım kararı S-400’lerle ilgili olduğuna ve bildiğimiz kadarıyla S-400’ler konusunda yeni bir gelişme olmadığına göre acaba ABD; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Montrö Sözleşmesi'nden çıkma ile ilgili halihazırda ne bir çalışmamız ne de böyle bir niyetimiz vardır ama…” şeklindeki açıklamasını bu konuda önüne konan bir engel, ya da bir pazarlık unsuru olarak mı görmüştür? Devletimize parmak mı sallamaktadır?

Sonuç olarak; toplumda yarattığı etkiye, gösterilen tepkilere, muhalefetin tutumuna ve yapılan resmi açıklamalara dikkatle bakıldığında bu bildirinin turnusol işlevi gördüğünü ve hedefine ulaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Günlerdir tartışılan bu konunun ülkemize ne derece zarar verdiği de ortadadır. Devlet, ilgili kurumlarının öngörüsü ve alacakları önlemlerle bu tür zararları engellemeli, halkın huzuru ve devletin güvenliği için gerilimi düşürmeye çaba harcamalıdır. Böyle hassas konularda gereken açıklama, gereken ölçüde hiçbir siyasi amaç gütmeden gereken zamanda yapılmalıdır. TSK ve yargı bu tür tartışmaların dışında tutulmalıdır. Ben; Cumhurbaşkanı 5 Nisan günü akşamüzeri yaptığı konuşmayı çok önceden yapsaydı bütün bunlar yaşanmazdı kanaatindeyim.

+++++++++++

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

“Yoksulluk sınırını 10 bin liraya yükselirken”, gelir dağılımında “varlıklılar ile dar ve sabit gelirli milyonların arasındaki uçurum” büyüyor ve “Orta sınıfı” olumsuz...

GÖZLEM, bu soruların cevabını aradı ve uzmanlara sordu. İşte görüşleri…

Türkiye’de coronavirüse karşı alınan tedbirler tartışma konusu olmaya devam ediyor. Daha sıkı önlem gerekirken gelen 1 Mart ve 13 Nisan ‘normalleşmeleri’ salgında en k...

“Türkiye uzun yıllardır yaptığı yanlışların sonucunu yaşıyor” diyen Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Kasalı’ya göre,...

Muhalefet, Erdoğan’ı ağır şekilde eleştirirken, AKP sözcüsü “Soykırım” sözünü CHP’nin söylettiğini” iddia etti.

Yazarlar