Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İran'da “bozuk” ekonomi kaos getirdi, soru; “Sonu ne olacak?”

5.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İran gibi “petrol zengini ve teokratik” bir ülkede bile “bozuk ekonomik durum, hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve işsizlik” halkı sokağa döktü. Uzmanlar gelişmelerin bütün bölge ülkelerini etkileyeceğini ve uyarı niteliğinde olduğunu vurguladı

İran’da 2017’nin son günlerinden beri devam eden eylemlerin nasıl sonuçlanacağı dünya gündeminin ilk sırasındaki yerini koruyor. En az 27 kişinin öldüğü söylenen protestolar ülkede büyük bir iç karışıklığa neden oldu.

İran'daki olaylar, 28 Aralık'ta Meşhed'de bir grup göstericinin, ülkedeki hayat pahalılığı, işsizlik, yolsuzluk gibi sorunları protesto etmesiyle başlamıştı. “İran’ın paraları Suriye, Lübnan’a gideceğine, İran’da, İran halkında kalsın” sloganları, Dini lider Hamaney ve cumhurbaşkanı Ruhani yönetimine karşı “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz” şekline dökülen ağır sloganlarla başlayan gösteriler Tahran dahil bütün İran’a yayıldı.

Önce hedefte rejim değil, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin ekonomik politikaları vardı. Son olarak yumurta fiyatlarının yüzde 40 oranında zamlanması bardağı taşırmıştı. Eylemlerin arkasında ise seçimlerde Ruhani’ye rakip “muhafazakar” İbrahim Reisi’nin olduğu iddia ediliyordu.

2015’te ABD ile varılan nükleer anlaşmayla ambargoların kalkmasına rağmen Ruhani söz verdiği refahı sağlayamamıştı. Ekonominin kilit sektörleri, İran’da dini yapıların ve Devrim Muhafızları’nın kontrolünde kalmaya devam etti. Bu da özellikle işsizliğin yüksek seyrettiği yoksul ve genç kesimin tepkisini topladı.

Protestocular ne istiyor?

İlk etapta sloganlarda hayat pahalılığı ve işsizlik vardı. Protestoların dili giderek rejimin simgelerini hedef almaya başladı. Protestocular, hükümete ilaveten İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in aleyhinde de sloganlar attı. Hatta İslam Devrimi ile 1979’da devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi lehine bile sloganlar atıldı. Bazı eylemciler, monarşinin geri gelmesi taleplerini ifade etti. Kimi göstericiler ise kaynakların Suriye, Irak, Filistin ve Yemen’de sürdürülen operasyonlara aktarılmasını protesto etti.

Hükümet nasıl karşılık verdi?

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, 2017’nin son gününde sessizliğini bozarak, "Biz özgür bir ülkeyiz. Bu yüzden insanların kendilerini ifade etme, hükümeti eleştirme ve gösteri yapma hakkı var" dedi. Açıklamaları devlet televizyonunda yayınlanan Ruhani, “Hükümetin toplumda huzursuzluk yaratan, kamu düzenini bozan ve kamu mallarına zarar verenlere ise tolerans göstermeyeceğini” belirtti.

Uzmanlar, yaşanılanları ve gelişmeleri GÖZLEM'e değerlendirdi.

 

 

 

İRAN'IN İSTİKRARSIZLAŞTIRILMASI OLUMSUZ SONUÇLAR DOĞURABİLİR

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi): İran’da Aralık ayının son günlerinde başlayan ve başkent dahil çeşitli kentlere yayılan sokak hareketlerinde ölü sayısı yükselmiş ve olaylar dünyanın dikkatini çekmiştir. Hareketlerin nedeni olarak artan hayat pahalılığı, işsizlik gözükmektedir. İran'a uzun süredir uygulanan yaptırımların bu sonuç üzerindeki etkisi de dikkate alınmalıdır. Halk İran'ın izlediği dış politika nedeniyle kaynakların Suriye, Yemen ve Lübnan (Hizbullah) için harcanmasını da protesto etmektedir. Cumhurbaşkanı Ruhani yaptığı açıklamada "İran vatandaşlarının hükümete karşı hoşnutsuzluklarını dile getirme hakkına sahip olduğunu, hükümeti protesto etmek ve eleştirmekte özgür olduklarını, ancak cana ve mala zarar verenlerin ceza göreceklerini" söylemiştir. Ruhani'nin temsil ettiği liberal kesim ile dini lider Hamaney arasında bir çekişmenin olduğu bir gerçektir. İran yönetimi temkinli davranarak devrim muhafızlarını göstericilerin üzerine yöneltmemiş, olayları polis kontrolü ile durdurmaya çalışmıştır. Öte yandan 3 Ocak'ta ülkede yönetimi destekleyen geniş katılımlı gösteriler düzenlenmiştir. İran halkı istediği rejim değişikliğini kendi dinamikleri ile sağlayacak yapıdadır. Dolayısıyla dış güçlerin müdahalesi, gelişmelere olumlu etki yapmayacağı gibi halkı birleştirici etki yapar. Tarihte bunun örnekleri görülmüştür. Bu bakımdan “Trump'ın tweetleri ve ABD yönetiminin aceleci açıklamaları yersiz olmuştur” denilebilir. İran bölgede önemli bir ülkedir ve istikrarsızlaşması geniş ve olumsuz etkiler doğurabilir. Türkiye de bu gerçeğin bilincinde olarak asırlarca iyi ilişkilere sahip olduğu komşusunun huzura kavuşmasını arzu ettiğini başta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Dışişleri Bakanımızın açıklamalarıyla ifade etmiştir.

 

 

 

'TOPLUM DUYARLI OLMALI'

Soner Aydın (Emekli Albay): İran’daki olayları yorumlayabilmek için önce genel durumu ortaya koymak gerektiği kanaatindeyim. İslam devrimi sonrasında halkın yaşam tercihlerini göz ardı eden baskıcı yönetim tarzı, ülkenin ekonomik kaynaklarının önemli bir bölümünü kendi halkının refahı yerine, Şii yayılmacılığı politikası gereği diğer Ortadoğu ülkelerindeki Şii gruplara ayırması ve ambargolar nedeniyle ekonomisinin zayıflaması, “Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi politikalarına kendi Şii yayılmacılığı politikası paralelinde müdahil olması, İran’ı bu günlere getiren önemli nedenlerdir” diye düşünüyorum.

Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesinde başrol oynayan ABD ve İsrail’in; İran’ın bölgedeki faaliyetlerinden rahatsız olduğu yakın geçmişte yaşanan ve halen demeçlere yansıyan şekliyle herkes tarafından bilinmektedir. Bunlara ilave olarak İran’ın, Rusya ve Çin’le yakın ilişkiler içinde olması ve Avrasya Bloğu olarak adlandırılan bu grubun bölgenin arzu ettikleri tarzda şekillendirilmesinin önünde bir engel teşkil etmesi sebebiyle de ABD ve İsrail’in hoşlanmadığı bir durumdur. Bunların yanında, bölgenin yeniden şekillendirilmesi projesinden İran’ın nasıl etkileneceği de üzerinde durulması gereken bir konudur. Irak ve Suriye’de yaşananlara bakıldığında; önemli bir Kürt nüfusa, yine önemli bir Azeri nüfusa sahip olan İran, etnik yönden de hassas bir konumdadır.

Bu tablo içinde, ekonomik gücü zayıflayan halkın, yönetimi hedef alan tepkisi gittikçe artarak bu günlere gelinmiştir. Bundan sonrasının, hedef ülkede psikolojik harekat uygulayıcılarının nasıl bir yöntem  izlediklerine / izleyeceklerine ve İran’ın alacağı karşı tedbirlere bağlı olarak gelişeceğini düşünüyorum. Eylemlere katılanların büyük bir bölümünün rejimi hedef alan açıklamaları ve sloganları, ABD ve İsrail’in eylemlere verdikleri destek, son olarak Trump’ın "Yozlaşmış hükümetlerini geri almaya çalışan İran halkına büyük bir saygı duyuyorum. Zamanı gelinde ABD'den büyük bir destek göreceksiniz" ifadesini kullanması, olayların sadece halkın ekonomik durumunun düzeltilmesiyle sonlanmayacağının bir göstergesidir. Geçmişte Irak ve Suriye’de yaşananlara bakıldığında bugün İran’da başlayan olaylarla pek çok benzerliklerinin olduğu görülmektedir. Hatırlanacaktır; Irak ve Suriye’de rejimin alternatifi ve arzu edilen rejimin liderleri ortaya çıkmadan başlayan halk hareketleri, başta ABD olmak üzere pek çok batı ülkesi tarafından desteklendi ve her iki ülke de bu günkü kalıplarına sokuldu. Bu ülkelerde gelinen noktaya bakıldığında; her ikisinde de kazananların Kürt gruplar olduğunu görüyoruz. İran’da da bu yöntemin uygulamaya sokulduğuna dair emareler mevcuttur. Yalnız İran, bölgenin en güçlü istihbarat teşkilatlarından birisine sahip ve askeri gücü açısından yabana atılamayacak bir ülkedir. Bu nedenle İran’da olayların tırmanması, dış desteğin açıkça kendisini göstermesi ve dış güçlerin eylemcilere vereceği her türlü destek bütün bölgeyi kaosa sürükleyebilir. Böyle bir kaos, içinde ülkemizin de olduğu bütün bölgenin ciddi şekilde etkilenmesinde ve ciddi güvenlik açığı oluşmasında önemli bir rol oynayacaktır. İran gibi zor bir ülkenin bu duruma gelmesi / getirilmesi belki de böyle bir kaos ortamının hazırlanması içindir.

İnanç, mezhep ve etnik yapı açısından bu derece çeşitliliğe sahip olan, sosyal ve kültürel yönden bu derece farklılıklar gösteren, bilimsel ve teknolojik olarak sürekli gelişen dünyada gelişmiş ülkeleri görebilen ancak onların sahip olduklarına sahip olamayan, refah seviyesi açısından kendi içinde uçurumlar olan toplumları barındıran bölgede, yönetimlerin düştüğü hatalar maalesef bölgemizi son derece huzursuz hale getirmektedir. Bölgemizde siyasi başarıyı sadece seçim kazanmak, iktidar olmayı bütün toplumun sahibi olmak olarak düşünen, iktidara geldiğinde yaşam tarzı, sosyal ve kültürel değerler dahil her şeyin kendi isteği doğrultusunda değişmesi gerektiğine inanan, halkının inanç, mezhep ve etnik yapısı üzerinden siyaset yapanların bulunduğu ülkeler her türlü istismara açık ülkelerdir. “Psikolojik harekat”, hedef ülkedeki memnun olmayan halk üzerinden yürütülen harekattır. Bu nedenle bütün siyasi yapılar öncelikle halkının refahı ve mutluluğu için çaba sarf etmeli, toplumun birlik ve beraberliğini gözetmeli, kendi siyasi amaçlarına ulaşmak için toplumun bir bölümünü asla göz ardı etmemelidir.

Askerlikte eskiden bir söz vardı: “Komutan, birliğinin yaptığı ve yapamadığı her şeyden sorumludur” denirdi. Yönetimler de kendilerini, ülkelerindeki olumlu veya olumsuz her türlü gelişmeden sorumlu hissetmelidirler. Bence, iyi yönetimler, her türlü kaynaktan gelebilecek kötülükleri öngörebilen ve zamanında tedbir alabilen, istismara açık hiçbir nokta bırakmayan yönetimlerdir. Özellikle dış güçlerin istismar edebileceği konularda hangi siyasi görüşten olursa olsun bütün toplumun duyarlı olması ve yönetimine yardımcı olması da gerekmektedir. Son olarak, İran’da yaşanan bu gelişmelerin, bütün bölge ülkelerinin yönetimleri için “bir uyarı olması gerektiğini” düşündüğümü söylemeliyim.

(GÜLÇİN KARAEGEMEN SOYLU)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kriz yok” açıklamalarına rağmen ekonomik kriz her sektörü derinden etkilemeye devam ediyor. Her gün peş peşe konkordato ilanları...

Türkiye genelinde son günlerde Suriyeliler ile Türk vatandaşları arasında gerilim haberleri ön plana çıktı. Neredeyse her ilden Suriyelilerle “kavga” haberleri geliyor.

Pastör Andrew Brunson ve Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkolosluğuna giren ama çıkmayan Cemal Kaşıkçı olayları, cüsselerinden kat be kat büyük gelişmelerin habercisi ol...

Piyasalardaki durgunluk ile enflasyonist ortamın aynı anda yaşanmasına ekonomistler “Stagflasyon” diyor. Tek başına enflasyondan veya yine tek başına resesyondan daha ...

Suudi Arabistan – Türkiye ilişkilerini büyük ölçüde etkileyecek olan “Washington Post gazetesi muhabiri Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı olayındaki sır perdesi...

Türkiye gündeminin başına “iğneden ipliğe her ürüne yapılan zamlar” yerleşti. “Sıçrama yapan” hayat pahalılığına karşı, iktidar “dış güçler” argümanını kullanırken, be...

2004 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlığı görevini yürüten Aziz Kocaoğlu, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde yeniden aday olmayacağını aç...

Yazarlar
Website Security Test