Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Demokrasi için seçim sistemini değiştirmek yeter mi?

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Prof. Dr. Fevzi Demir, seçim sisteminden sonra demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler sistemini yazdı. Demir’in yazısının ilk bölümü: “Yönetim ve işleyişle ilgili radikal değişiklik önerileri.”

Aslında bütün bu eleştirilerin büyük ölçüde haklı olduğu kuşkusuz.  Bu nedenle, parti içi demokrasi sorununun çözümüne özel bir önem verme gereği açıktır. Bu amaçla,  yine Siyasi Partiler Kanununda radikal birtakım değişiklikler yapılması gerektiği kanısındayız. Ancak, “hukuki araçlar” ile bu haksızlıkları gidermek ne derece doğru olacak? Sayılan haksızlıkları hukuken nereye kadar engelleyebilirsiniz? Engellediğinizi zannettiğiniz bir haksızlık diğer bir taraf için başka bir haksızlığın kaynağı olamaz mı? Veya haksızlıkları önledim derken, özellikle iktidardaki bir siyasi partinin “parti disiplinini” zafiyete uğratıp siyasi istikrarsızlığa yol açmış olmaz mısınız?

Görüldüğü gibi, sordukça sorulabilecek bu tür soruların cevabı, “hukuki” olmaktan çok “siyasi” niteliktedir... Yani tekrar edelim ki, parti içi demokrasi sorunu aslında bir “siyasi kültür ve terbiye” sorunudur. Parti içi demokrasinin varlığı da yokluğu da, azlığı da çokluğu da  “siyasi olgunlukla” yakından ilgili bir sorundur. “Siyasal rüşt düzeyi, partinin ideolojik ve politik eğilimi, üyelerin sosyal kompozisyonu, vb. gibi pek çok hukuk ötesi faktör, bu sorunun ortaya çıkmasında rol sahibidir. Bu nedenle, parti içi demokrasinin gerçekleşmesinde hukukun payını birinci derecede göstermek doğru olmadığı gibi, hukuk ve yasa eliyle tılsımlı sonuçlara ulaşılabileceğini sanmak da yanlış olur” .

Bu bilinç içinde, hukukun ihmal edilemeyecek payını da göz önünde tutarak aşağıdaki radikal önlemlerin yasalaşmasını zaruri görmekteyiz:

- Siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının bugünkü gibi ancak “2/3çoğunlukla” ve “gizli oyla” (SPK md.19/5; 20/9) görevden alınma yetkisi sadece merkez karar, yönetim ve icra organlarının yetkisine verilmeli, bu yetkinin başka organlara devrinin önüne geçilmelidir.

- İl ve ilçe yönetim kurullarının görevden alınmaları halinde üyelikkütükleri ile karar defterleri görevden alınan yönetim kurulu tarafından derhal İlçe Seçim Kuruluna teslim edilmelidir.

- Görevden alınma halinde il ve ilçe yönetim kurullarının kongrelerinin Kanunda belirtilen 45 ve 30 günlük süreler içinde mutlaka yenilenmesi sağlanmalı (SPK, md.19/5;20/9); yenilenmemesi halinde İlçe Seçim Kurulu tarafından müteakip 15 gün içinde atanacak kayyum aracılığı ile kongrenin yargıç gözetiminde yapılması sağlanmalıdır.

- Genel merkezin aynı dönem içinde birden fazla fesih hakkını kullanması engellenmeli; kullanıldığı takdirde genel merkez kararına karşı yargıya başvurma hakkı tanınmalıdır.

- Seçmen sayısı ile seçimlerde partinin aldığı oy oranı esas alınarak tüzükte belirtilen sayıda üyeden oluşan ilçe kongresi ile ilçe başkan ve yönetim kurulu üyelerinin seçimleri,  aynı günde İlçe Seçim Kurulunda kaydı bulunan “üyelik aidatını”(SPKmd.62) ödemiş üyelerin katılımıyla yapılmalıdır.

- Seçimlerden bir ay önce ilan edilen listelere 15 gün içinde aidat ödemiş üyelerin itirazı sağlanarak “kesin listeler” hazırlanmalıdır.

- Seçmen sayısı ile seçimlerde partinin aldığı oy oranı esas alınarak tüzükte belirtilen sayıda üyeden oluşan il kongresi ile il başkan ve yönetim kurulu üyelerinin ve büyük kongre delegelerinin seçimleri, yargıç nezaretinde ve önceden belirtilen tarihlere uygun olarak yapılmalıdır.

- Bu nedenle, uygulamada zaman zaman görülen “habersiz kongrelerde” yapılan seçimlerde rakip adayın ve muhalefetin elenmesinin önüne geçmek için, il ve ilçe kongre üyeliği ile başkan ve yönetim kurulu üyeliklerinin seçimlerinin daha önce hazırlanan “seçim takvimine” uygun olarak en az 3 ay önceden belirlenerek il ve ilçe başkanlıkları ile İlçe Seçim Kurullarına gönderilmeli ve ilan edilmesi sağlanmalıdır.

- Parti yönetimlerinin seçiminde “basit çoğunluk” yöntemi ile adayların listesi üzerinde en fazla yönetim kurulu üye sayısı kadar veya en azından yarıdan bir fazla tercihte bulunulmasına imkan veren “çarşaf liste” usulü uygulanmalı, bu suretle parti içi muhalefetin sağlıklı denetimine olanak sağlanmalıdır.

- İlçe ve il kongreleri ile genel kurullar (kurultaylar) yasada belirtilen ve 2-3 yılda bir yapılan toplantılarda parti organlarını seçmek görevi yanında, yılda en az bir kere “seçimsiz” toplanarak ilçe, il ve ülkedeki siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki ve yerel yönetimlerle ilgili sorunları tartışmalı ve irdelemeli, öneriler getirerek sorunların çözümüne yardımcı olmalı, il ve ilçe parti başkanları ile genel başkanların ve parti organlarının çalışmalarını yakından izlemeli, onlara önerilerde bulunmalı ve genel parti politikalarının oluşumuna katkıda bulunmalıdır.

- Özellikle “genel başkanlık” yarışını ve bu sayede partinin değişim hızını ve yenileşme rekabetini arttırması amacıyla, adaylığı kanunen engellenen sivil toplum örgütlerinin yöneticilerine aday olma olanağı sağlanmalıdır.

- Milletvekillerinin partiden ihracında Disiplin Kurullarının gizli oyla aldıkları karar, aynı zamanda Meclis Grubunda da yine “gizli oyla” oylanmalıdır.

- Genel başkanların üst üste üç olağan genel kurul dönemi seçilebilmeleri imkanı sağlanmalı; aradan bir olağan genel kurul dönemi geçmeden yeniden aday olması ve seçilmesi engellenmelidir.

- Olağanüstü kongreler “üyelerin beşte birinin yazılı istemi” ile “gündemli” toplanmalı; ayrıca, herhangi bir makamın (genel başkanın) veya üst kurulun (merkez karar yönetim kurulu veya genel idare kurulunun) onayına gerek kalmamalıdır.

- Olağanüstü kongreye katılan üyelerin üçte ikisinin yazılı isteği üzerine gündeme “seçim” maddesi eklenebilmelidir. 

- Yapılan yazılı olağanüstü kongre başvurusu üzerine yetkili yönetim kurulu başkanlığı davet yazısında “gündemi” de belirterek kanunda öngörülen 45 ve 30 günlük süreler içinde kongreyi toplamak zorunda olmalı; bu süre içinde genel kurulu toplamayan yönetim kurulu  “münfesih” sayılarak olağanüstü kongre İlçe Seçim Kurulunca atanacak kayyum aracılığı ile yargı gözetiminde yapılmalıdır.

-  Olağanüstü kongre toplantı yeter sayısı üyelerin salt çoğunluğu, karar yeter sayısı ise katılanların salt çoğunluğu olmalıdır.

- Milletvekili ve belediye başkanı ile il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerinde adayların İlçe Seçim Kurullarında kaydı bulunan “aidatını ödemiş” (md.62) üyelerin katılımıyla “yargı gözetiminde” yapılan “ön seçimler” (md.37-51) yoluyla belirlenmesi, SPK’nın 1983 yılında kabul edildiği ilk şekline döndürülmeli ve bütün siyasi partiler için “zorunlu”  kılınmalıdır.

- Milletvekili genel seçimlerinde partiye yararlı olacağı için Genel Merkezin tercih edeceği Genel İdare Kurulu (veya Parti Meclisi) üyesi olmayan “uzman” kontenjan adaylarının sayısı, bir sonraki Dördüncü Bölümde açıklanacağı gibi, ülke seçim çevresinde toplanan oylara göre nispi temsil sistemi ile paylaşılan 50 milletvekili ile sınırlı tutulmalıdır (SPK md.37/2 de bu oran %5 olarak belirlenmiştir).

- Aynı kontenjan adayı hakkı, üye sayısı 20’yi geçen belediye meclisi üyeliği seçimlerinde %5 oranında il yönetim kurullarına da tanınmalıdır.

- Kontenjan adaylarının“seçim çevresi” ile “listedeki sırası”, ön seçimlerden en az on beş gün (halen on gün; md. 37/2) önce ilan edilmeli; böylece, kontenjan adaylarına seçimlerden önce seçmenlerle ilişki kurma olanağı sağlanmalıdır.

- Siyasi Partiler Kanununda sadece “parti ihtiyaçları ve çalışmaları” için kullanılmak üzere “son genel seçimlerde aldıkları oy oranında” yardım alan siyasi partilere, yapılan devlet yardımı hiçbir şekilde “partinin kendi kaynaklarından elde ettiği yıllık geliri” aşmamalıdır.  Aksi halde, sadece devlet yardımı ile yaşayan siyasi partilere olanak sağlanarak“ aşırı çok parti sistemi” teşvik edilmiş olur.

- Siyasi partilerin gelirlerinin yarısı “seçmen sayısı” esas alınarak illere dağıtılmalı; iller de aynı esasa göre gelirlerinin yarısını ilçelere dağıtmak zorunda bırakılmalı, böylece parti içi demokrasinin il ve ilçeler üzerinde mali baskı yoluyla boğulması engellenmelidir.

- Birçok Batı ülkesinde görüldüğü gibi, milletvekilliği genel ve mahalli seçimlerinde yapılacak harcamalara bir üst sınır getirilmeli; hatta bu konuda adayların şahsi harcama yapmaları yasaklanmalı, tüm harcamaların belgelere dayalı olarak adayın partisi tarafından yapılması hükme bağlanmalıdır.

- Siyasi partilerin yapacakları harcamalarda “eğitim ve araştırma” faaliyetlerini geliştirmeleri, bu suretle onların kurumlaşmalarına katkıda bulunmaları amacıyla “gelirlerinin en az yüzde onunu eğitim ve araştırma amacıyla kullanmalarını zorunlu” kılan yasal düzenlemeler getirilmeli; bu zorunluluğun yerine getirilmemesi halinde, bu miktara hazinece el konulması sağlanmalıdır.

- Siyasi partilerin yapacakları seçim harcamalarında adaylar arasında ayırım yapmamalarını sağlayacak önlemler alınması; bu anlamda her aday için Parti Genel Merkezi tarafından bastırılacak fotoğraflı ve özgeçmişli afiş ve yayınların, üyelere ve seçmenlere eşitlik ilkesine uygun olarak dağıtılması ve tanıtılması sağlanmalıdır.

- Siyasi partilerin arkasında hangi çıkar gruplarının olduğunun bilinmesi (şeffaflık)  ve seçmenin oyunu daha bilinçli kullanabilmesi bakımından, yapılan harcamaların ve kaynaklarının açıklanması sağlanmalı, açıklama yapmayan parti yöneticileri “ağır cezalar” getirilmelidir.

- Siyasi Partiler Kanununda yardım alınması yasaklanan “Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişiler” yanında (SPK md. 66/son; 116/son), tüzel kişiliği bulunmayan “yabancı grup ve kuruluşlardan” da yardım alınması yasaklama kapsamı içine alınmalıdır.

- Siyasi Partilerin gelir gider hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenmesinin isabeti yanında, üyelik kayıtları ile aidatların ödenip ödenmediğinden birinci derecede denetim yetki ve sorumluluğundaki İlçe Seçim Kurulları da yeterli personel ve teçhizatla donatılarak “gelir-gider” hesaplarını denetleyen kuruluşlar haline getirilmelidir. Ancak, ilçe örgütlerinin yapacağı harcamaların Genel Merkez yetkisinde olduğu hallerde, belgelerin doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ve Anayasa Mahkemesine gönderilmesi sağlanmalıdır.

- Siyasi Partiler Kanununda öngörülen mali denetimle ilgili cezai yaptırım, yasal olmayan “kredi veya borç” alan veya  “bağış” kabul eden “parti sorumlusunu” hedef almakta (SPK md.116/1,2), buna karşılık “parti genel başkanını” bu sorumluluğun dışında bırakmaktadır. Parti genel başkanının bilgisi dışında yasa hükümlerine aykırı “kredi veya borç” alınması mümkün olamayacağı gibi, “bağış” kabul edilmesi de düşünülemeyeceğine göre, sadece partide çalışan “işçi” statüsündeki parti sorumlusunu  “hapis cezası” ile cezalandıran bu hükme “genel başkanlar” da dahil edilmelidir.

- Nihayet, partilerin mali yönden denetlenmeleri sonucu, Anayasa Mahkemesince kanuna uygun olmayan gelir ve giderler saptandığı takdirde, bu durum partinin kapatılmasına yol açabilecek bir yaptırıma (SPK md.78-97) yol açmamaktadır. Ancak bu yaptırım, parti için sadece mali bir sorumluluk doğurmaktadır. Şöyle ki, Anayasa Mahkemesi bir siyasi partinin kanuna uygun olmayan gelir ve gider miktarlarını hazineye gelir kaydedebilmektedir (SPK md. 75/4, 76). Bunun yanında, “siyasi partinin ikameti ile amaç ve faaliyetleri için gerekli” olanlar (SPK md.68) dışında, taşınmaz mallara sahip olduğu anlaşılırsa, Anayasa Mahkemesi kararı ile bu malların paraya çevrilmesi yoluna gidilebilmektedir (SPK md.77). İşte bu noktada yasada bir boşluk bulunmakta; paraya çevrilen taşınmazın karşılığının hazineye gelir kaydedilip kaydedilemeyeceği açıklıkla belirtilmemektedir. Normal olarak bu karşılığın hazineye gelir kaydedilmesi gerekir. Zira, yasal yollardan elde edilmiş olmak koşuluyla, bir taşınmazın karşılığı olan paranın da partinin mamelekine dahil olması gerekir. Taşınmaz malların partinin amaç ve faaliyetleri için gerekli olup olmadıkları ayrı bir konu, gelirlerin yasal yollardan sağlanmayan miktarının hazineye gelir kaydedilmesi ayrı bir konudur. Bu nedenle, SPK’da yapılacak bir değişiklikle bu boşluğun doldurulması, ileride meydana gelebilecek uygulama ve yargı hatalarının şimdiden önüne geçmiş olacaktır.

“BİTTİ”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Piyasalardaki durgunluk ile enflasyonist ortamın aynı anda yaşanmasına ekonomistler “Stagflasyon” diyor. Tek başına enflasyondan veya yine tek başına resesyondan daha ...

Suudi Arabistan – Türkiye ilişkilerini büyük ölçüde etkileyecek olan “Washington Post gazetesi muhabiri Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı olayındaki sır perdesi...

Türkiye gündeminin başına “iğneden ipliğe her ürüne yapılan zamlar” yerleşti. “Sıçrama yapan” hayat pahalılığına karşı, iktidar “dış güçler” argümanını kullanırken, be...

2004 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlığı görevini yürüten Aziz Kocaoğlu, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde yeniden aday olmayacağını aç...

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve 81 milyonu doğrudan ilgilendiren soruyu uzmanlara sordu. İşte görüşleri...

Yazarlar
Website Security Test