Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ekonomimiz, seçimlere doğru işte “bu” halde!

27.4.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Piyasalar 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili erken seçime odaklandı. Türkiye, erken seçime, çift hanede kronikleşen, işsizlik ve enflasyon, artan cari açık ve dış borç yükü, bozulan gelir dağılımı ortamında gidiyor. “İstikrarın sağlanması” açısından erken seçimi piyasalar olumlu karşılarken, seçim sonrasında Türkiye’yi ekonomik veriler açısından olumsuz bir tablo bekliyor.

Türkiye’nin dış borç stoku 14 yıl sonra 2017’de ilk kez milli gelirin yarısını geçti. Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre Türkiye brüt dış borç stoku, 31 Aralık 2017 itibarıyla 453,2 milyar dolar olurken, stokun milli gelire oranı yüzde 53,3 seviyesinde gerçekleşti.

Merkez Bankası’nın Nisan ayında açıkladığı verilere göre Türkiye’nin on iki aylık cari işlemler açığı 53.3 milyar dolar. Bu ayda, ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre 1.95 milyar dolar artarak 4.44 milyar dolara yükseldi.

Cari açık ve Uluslararası Kredi derecelendirme kuruluşlarının notları, “dış borç faizini” yüzde 5.2 – 6 bandına çıkardı. (Dünyada normal ortalama yüzde 2.5)

İthalat artıyor, 2018 yılında dış açık sorunu büyük olacak. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre, 2018 yılı Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre, ihracat, yüzde 8.01 arttı, 15 milyar 599 milyon dolar oldu. İthalat ise yüzde 12.77 arttı ve 21 milyar 421 milyon dolar oldu. Buna göre, dış ticaret açığı yüzde 27.89 arttı. İthalatın yüzde 50’den fazlasını “üretim için gerekli olan ham ve ara maddeler” oluşturuyor. Döviz fiyatlarındaki artış, ithalatı TL olarak pahalı hâle getiriyor. Özellikle “ara ve ham maddeler” dolayısıyla üretimimizde “fiyat artışı” kaçınılmaz oluyor. Akaryakıta, elektriğe art arda yapılan zamlar, gıda ve giyim başta geniş halk kitlelerini etkileyen “zorunlu harcamalarında” fiyat artışlarını getiriyor.

 

Yatırımlar borçla yapılıyor

 

Son yıllarda yol, havaalanı, şehir hastaneleri gibi büyük yatırımlarının tamamı borçlanma ile yapılıyor. İki köprü bir tünel için 7 milyar dolar maliyet ilan edildi. Bu yatırımlara bütçeden 16 yılda 16 milyar dolar ödenecek. Dolarda yaşanan her artış, bu yatırımlar nedeniyle hazinenin yükünü daha da artıracak. Bu arada ülkenin “en büyük holding ve şirketleri “hükümetten  “destek ve kredi borçlarının yeniden yapılandırılmasını” istemeye başladılar.

 

TCMB faiz artırdı, ithalat vurgusu yaptı

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) yılın 3'üncü toplantısında geç likidite penceresi (GLP) borç verme faiz oranını 75 baz puan artırarak yüzde 12,75'ten yüzde 13,50’ye yükseltti. Gecelik marjinal fonlama oranını yüzde 9,25'te ve gecelik borçlanma faiz oranını yüzde 7,25'te sabit tutan TCMB, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını da (politika faizi) yüzde 8'de bıraktı. Piyasada beklenti, politika faizi ve faiz koridorunda değişiklik olmayacağı, geç likidite penceresi faiz oranında 25 ile 75 baz puanlık artış gerçekleşeceği yönündeydi.

İthalat fiyatlarındaki yükselişin riski artırdığı belirtilen açıklamada, şöyle denildi: "Son dönemde açıklanan veriler iktisadi faaliyetin gücünü koruduğuna işaret etmektedir. İç talep büyümeye devam ederken dış talepteki artışın ihracat üzerindeki olumlu etkisi sürmektedir. Enflasyon ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyeler fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir. İthalat fiyatlarındaki yükseliş söz konusu riskleri artırmıştır. Bu çerçevede Kurul, fiyat istikrarını desteklemek amacıyla ölçülü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir. Merkez Bankası fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edecektir. Enflasyon görünümünde baz etkisi ve geçici faktörlerden bağımsız, belirgin bir iyileşme ve hedeflerle uyum sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruş kararlılıkla sürdürülecektir. Enflasyon beklentileri, fiyatlama davranışları ve enflasyonu etkileyen diğer unsurlardaki gelişmeler yakından izlenerek ihtiyaç duyulması halinde ilave parasal sıkılaştırma yapılabilecektir.”

 

Mini paket gündeme geldi

Erken seçim kararının alınmasının ardından gözler, bir süredir devam eden ekonomi paketine yoğunlaştı. Kulislerde de piyasayı rahatlatacak önlemlerin seçim öncesi alınacağı konuşuluyor. Alınacak önlemlerde öncelik lokomotif sektörlerde olacak. Piyasayı rahatlatması planlanan önlemlerin başında konuta ilişkin düzenlemeler bulunuyor. Sektör, bir süredir, satışlarda yaşanan durgunluğa dikkat çekerek, bir dizi teşvik istiyordu. Gayrimenkul ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Başkanı Feyzullah Yetgin de, geçen günlerde yaptığı açıklamada, konutta tek KDV oranı uygulanması, tapu harcı indirimi, konut kredi faizlerinin gelir vergisi matrahından indirilmesi ve yabancıya vatandaşlık için 1 milyon dolarlık gayrimenkul yatırımı şartının 300.000 dolara çekilmesi gibi talepler istediklerini açıkladı. Bu düzenlemelerin bazılarının üzerine çalışıldığı ve yakın bir zamanda açıklanmasının beklendiği ifade edilirken, 2017 yılında uygulanan teşviklere dikkat çekiliyor. Geçen yılın başında alınan kararlarla konutta yüzde 18 olan KDV oranı yüzde 8’e indirilmiş, damga vergisi sıfırlanmış ve tapu harcında indirim yapılmıştı. Piyasanın talebi üzerine bu önlemler, eylül ayına kadar yürürlükte kalmıştı.

Konut sektörü kadar mobilyacılar da KDV indirimi bekliyor. 2017 yılında KDV oranı indirilen sektörler arasında bulunan mobilyacılar, aynı teşviğin tekrar verilmesini ve KDV oranının yüzde 18’den 8’e indirilmesini istiyor. Ancak olası bir ekonomi paketinin içine mobilya sektörünün girip girmeyeceği bilinmiyor. 

“SEÇİM VE SONRASINDA EKONOMİK PANORAMA”

 Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – “Çift hanede kronikleşen, işsizlik ve enflasyonun, artan cari açık ve dış borç yükünün bozulan gelir dağılımının nedeni, bugünkü iktidar tarafından her seçimde yoğun olarak uygulanan popülist politikaların kullanılmasındandır. Aslında referandum nedeniyle uygulamaya konulan popülist politikaların çoğu bugün de devam ediyor. Krediler, kadrolar, halkı borçlandırarak yol ve köprü yapılması, ninelere torun bakım ödemeleri, faiz baskısı ve poşetler...

Popülist harcamalar hem bütçe açıklarını artırıyor, hem de bütçeden yatırımlara daha az kaynak ayrılmasına neden oluyor. Yol, havaalanı yatırımlarının tamamı borçlanma ile yapılıyor. O kadar ki, iki köprü bir tünel için 7 milyar dolar maliyet ilan edildi. Oysaki biz halk olarak bütçeden 16 yıl 16 milyar dolar ödeyeceğiz. KOBİ kredileri ve esnaf kredileri yatırıma değil, tüketime gitti. Bunlarda ödeme sorunu olursa, bunun da yüzde 60'dan fazlasını halk olarak biz ödeyeceğiz. Kredi genişlemesi ve bütçede cari harcamaların artması, tüketim artışı yarattı. Ayrıca dış borçlanma yoluyla kaynak girişi oldu. Ekonomi 7.4 oranında büyüdü. Ne var ki ekonominin büyüme potansiyeli daha düşüktür.

 Yıllık cari açık 50 milyar doları geçti. AKP iktidarı döneminde Türkiye 450 milyar dolar cari açık verdi. Türkiye'nin bir yıllık millî geliri 820 milyar dolardır. Cari açık, Türkiye'yi spekülatif sıcak paraya mecbur bırakıyor. Cari açık dış borçların artmasına neden oldu ve Türkiye ödeme kapasitesinin üstünde borçlandı. Toplam dış borcu 450 milyar dolardır. Üretimde girdi olarak kullandığımız ara malı ve ham maddenin yüzde 50'sinden fazlasını ithal ediyoruz. Gelir dağılımı bozuldu. Zengin fakir farkı arttı. Devlet eliyle zenginler yaratıldı. Servet transferi yapıldı. Seçim sonrası olacaklara gelince kim gelirse gelsin Türkiye, IMF ile masaya oturacak. Dövizle borçlanmaya yasak getirilmesi, altınla borçlanmanın gündeme taşınmasından yola çıkılarak, AKP gelirse döviz mevduatına sınır getirilme riskinin olduğu tahmin edilebilir. AKP dışında bir parti veya koalisyon gelirse, Avrupa Birliği Türkiye'ye geniş mali destek verecektir. AKP dışında kim gelirse gelsin, Türkiye yeniden demokratik parlamenter sisteme, kuvvetler ayrılığına ve özellikle yargı bağımsızlığına geri dönecektir. OHAL hemen kaldırılacaktır.

 

“EKONOMİDEKİ ISINMA TEHLİKELİ NOKTADA”

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.) – “Türkiye 2017 yılı G20 ülkelerinin en hızlı büyüyen ülkesi oldu. Oldukça sevindirici rekor bir büyüme. Ancak ekonominin bugün içinde bulunduğu durumun yanlış tercihlerden kaynaklandığı yönetimin sürdürülebilir büyümeyi değil, potansiyel büyüme üzerinde zorlama yöntemlerle büyüme şampiyonu hedeflemesi ekonomideki bütün dengelerin bozulduğunu gösteriyor. Kırılganlıkların artması ile rekor büyümenin sevinci kısa ama sıkıntısının uzun olacağı görülüyor.

Hükümetler daha yüksek büyüme için siyasi amaçları doğrultusunda bastırıyor. Ancak ülkedeki tasarruf oranı yeterli olmadığı için ekonomi yabancı sermayeye yani dış kaynağa mahkum ediliyor. Zorlanan bir ekonomi de cari açığı ve enflasyonu yükseltip kırılganlıkları artıyor. Ekonomi devlet yönetimine olan güvene dayanır. Güven endekslerinin azalması, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının ülke notunu düşürmeleri, yatırımcıların beklentilerini bozmuş, TL'nin aşırı değer kaybetmesine, kurların hızlı dalgalanmasına ortam hazırlamıştır. Son altı aylık bir sürede TL'deki kayıp yüzde 20'lere çıkmıştır. Bu devalüasyon-enflasyon sarmalını hızlandırarak topluma ve özel sektöre ilave riskler yüklemiştir.

250 milyar dolar civarında olan özel sektör borcunun bu orandaki kaybı 40 milyar doları aşan ilave bir bilanço zararına sebep olmuş ve şirket bilançoları alt üst olmuştur.

Bugün büyük şirketlerin borçlarını yeniden yapılandırma çabalarının sebebi budur. Yedikleri vurgundan kurtulma uğraşıları içindedirler. Bu süreçte dış borç faiz yükü, dünya ortalaması yüzde 2,5 dolaylarında iken, bizde bu oran kırılganlıklarımızın artması nedeniyle ortalama iki katı artarak yüzde 5,5-6 bandına çıkmıştır. Hem dış borç bulmada zorluk hem de maliyeti yüksek bir ortamı şirketler bugüne kadar yaşamamışlardır.

Ekonomideki temel sorun; kısa vadeli geçici teşvik ve vergisel desteklerle, günü kurtarma politikaları anlayışıyla ülkenin temel sorunlarının göz ardı edilmesinde yatmaktadır. Cari açıkta gidiş ürkütücü ama açığın finansmanında yüzde 90'lara varan portföy ve sıcak para kaynaklarına dayanması daha ürkütücüdür. Türkiye dış açık, iç açık ve kamu açığı gibi tehlikeli üç açık sürecini yaşamaktadır.”

 

 “DÖVİZ DARBOĞAZINA DOĞRU GİDİLİYOR”

Ali Nail Kubalı (Ekonomist) – Türkiye’de krizlerden önce milli gelir genelde iyi bir seviyede seyreder. Biz milli gelirin hesabını değiştirildi iyi olmasa da iyi çıkıyor. Biz senelerce enflasyonla yaşadık. Enflasyonla yaşamak zordur. Beraberinde döviz darboğazı dahil bir çok zorluğu getirir. Türkiye maalesef böyle bir döviz darboğazı tehlikesine doğru gidiyor. Cari açıklar var. Kapatmak için sıcak para gelmiyor. Eskiden çok yanlış olmakla birlikte sıcak para ile cari açığı kapatıyorduk. Yabancı sermayede önemli oranda ülkeden çıkıyor. Türk yatırımcılar da yurt dışında yatırım yapıyor. Yatırımı burada olanların bir bölümünün de yatırımlarını yurtdışına götürdüklerini duyuyoruz. Seçimden sonra döviz kontrolleri geri gelir. Bankalar ve şahıslar serbestçe yurtdışına döviz gönderemeyebilirler. Merkez Bankası aracılığıyla yurtdışına döviz gönderme dönemi yeniden yaşanabilir. Geçmişte bunlar yaşandı. Kısıtlı döviz en çok para kazandıracak ithalata yönelir. Piyasa kontrolleri yapıldığı zaman çifte fiyatlar geri gelir. İthalata dayalı birçok ürün karaborsaya düşebilir. Üzerine bir de panik ortaya çıkarsa kriz demektir. Bunlar mutlaka olacak demiyorum. Riskler bunlardır. Bütün bunlar üretime ve milli gelirin düşmesine de yansır. Dünyada da seçim tarihine eğer iktidar karar veriyorsa ve ekonomi kötüye gidiyorsa seçim öne alınır. Ekonomi yiye gidiyorsa seçim ertelenir. İyiye giden ekonomik ortamda seçim daha fazla oy almak için ertelenir. Bizde seçim öne alındı.” 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kriz yok” açıklamalarına rağmen ekonomik kriz her sektörü derinden etkilemeye devam ediyor. Her gün peş peşe konkordato ilanları...

Türkiye genelinde son günlerde Suriyeliler ile Türk vatandaşları arasında gerilim haberleri ön plana çıktı. Neredeyse her ilden Suriyelilerle “kavga” haberleri geliyor.

Pastör Andrew Brunson ve Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkolosluğuna giren ama çıkmayan Cemal Kaşıkçı olayları, cüsselerinden kat be kat büyük gelişmelerin habercisi ol...

Piyasalardaki durgunluk ile enflasyonist ortamın aynı anda yaşanmasına ekonomistler “Stagflasyon” diyor. Tek başına enflasyondan veya yine tek başına resesyondan daha ...

Suudi Arabistan – Türkiye ilişkilerini büyük ölçüde etkileyecek olan “Washington Post gazetesi muhabiri Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı olayındaki sır perdesi...

Türkiye gündeminin başına “iğneden ipliğe her ürüne yapılan zamlar” yerleşti. “Sıçrama yapan” hayat pahalılığına karşı, iktidar “dış güçler” argümanını kullanırken, be...

2004 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlığı görevini yürüten Aziz Kocaoğlu, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde yeniden aday olmayacağını aç...

Yazarlar
Website Security Test