Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Atatürk'ün Kadınları Gözlem'e yazdı

8.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. İzmir iş dünyasının kadınları, Dünya Emekçi Kadınlar Günü görüşlerini ve kadınların gelecekte toplumsal ile ekonomik yaşamda edinmesi gereken yerle ilgili fikirleriyle dileklerini yazdılar.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDİR?
ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” Takvimler 8 Mart 1857’yi gösteriyordu... 8 Mart 1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınlar, 16 saatlik çalışma saatleri, düşük ücret ve insanlık dışı çalışma koşulları sebebiyle greve çıktı. Bu grev, ABD’deki işçi mücadelesinin önemli eylemlerinden biri oldu. Kadınların ayaklanmasıyla büyük bir işçi dayanışması doğdu.

8 Mart tarihçelerinde, karşımıza çıkan pek çok kaynakta 1857 yılında meydana gelen bir yangında, greve çıkan kadınların fabrikaya kilitlenmesi nedeniyle hayatını kaybetmesinden söz edilir. Amerikan yangın tarihi incelenirse, sanayi üretiminin başlangıcından itibaren çok sayıda fabrika yangınına rastlanıyor. Bu yangınlar içerisinde, tarihçede anlatıldığı gibi, bir grev ve kapıların kilitli olmasıyla örtüşen tek yangın 1911 yılında Triangle Gömlek Fabrikası'nda çıkıyor. Yirminci yüzyılın başında, giyim endüstrisi New York'un en çok işçi istihdam eden sektörüydü. 65 saate varan haftalık çalışma süreleri bazen 75 saate çıkıyordu, haftalık ortalama ücret ise 5 Dolar'dı. Triangle fabrikasının sahipleri Harris ve Blanck, sendika karşıtı tutumlarıyla tanınıyordu.1909 sonbaharında 150 sendikalının işine son verilmişti. 22 Kasım 1909'da, İLGWU'ya bağlı Local 25 Sendikası, genel grev çağrısı yaptı. 25 Kasım 1909'da yaklaşık 40 bin işçiyi istihdam eden, New York ve civarı, Philadelphia ve Baltimore'dan 600 gömlek fabrikasında çalışan, yüzde 80'i kadın, 20 bin gömlek işçisi greve çıktı. ABD tarihi belgelerinde "en büyük kadın grevi" olarak adlandırılan grev, Şubat 1910'da sona erdi. Çoğu talepleri kabul edildi. Sadece bir şirket sözleşme imzalamayı reddetti: Triangle Gömlek Firması… Takvimler 1911’in 25 Mart’ını göstermekteydi. Triangle Gömlek Firması’nda sönmemiş bir sigara izmaritinden kaynaklandığı tahmin edilen yangın, sekizinci katta başladı. Kağıt ve kumaş artıklarıyla dolu olan atölyede yangın hızla yayıldı ve önce dokuzuncu katı sonra onuncu katı sardı. Ne olup bittiğini anlayamadan kaçışmalar başladı. Zaman alevlerden yanaydı... Hayatını kaybeden 146 kişiden 129’u kadın, bunların 48’i sendika üyesiydi. 5 Nisan’da 80.000 bin kişilik bir cenaze yürüyüşü düzenlendi. Kadın Sendikalar Birliği ve Local 25 Sendikası matem yürüyüşünü protestoyla birleştirdi. Yüz binlerce işçi o gün iş bırakarak protesto yürüyüşüne katıldı.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını Clara Zetkin önerdi. Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de anıldı... Dünya Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de anıldı. Gösterilere yüz binlerce kadın katıldı, oy verme, seçme seçilme, meslek edinme ve mesleki eğitim görme hakkı istedi. 1917'de Rus emekçi kadınlar "Ekmek ve gül istiyoruz" sloganlarıyla sokaklara çıktı. 8 Mart’ı 8 Mart yapan günlerden biri olarak kabul edilir. İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde 8 Mart anmaları yasaklandı. 60'lı yılların sonunda ABD'de de anılmaya başlandı ve daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. BM, tam 66 yıl sonra 8 Mart'ı 'Dünya Kadınlar Günü' olarak kabul etti. BM 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Osmanlı’da 8 Mart’ı ilk kez 1921’de komünist kadınlar tarafından Ankara’da bir bağ evinde düzenlenen toplantıda anıldı. Ancak 8 Mart’ın tekrar anılması için 54 yıl geçmesi gerekti... Ne var ki 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte, ülkedeki tüm toplumsal muhalefet olduğu gibi kadın örgütlenmeleri de yasaklandı. Dört yıl süreyle kitlesel bir anma yapılamadı. 90’lı yıllardan itibaren ise 8 Mart’lara katılımlar daha kitlesel oldu. ‘80’li yılların ortasından itibaren evlerde toplanmaya başlayan ve taleplerini sokağa da taşıyan kadınlar çeşitli kampanyalar etrafında örgütlendiler. ‘90’lı yıllardan itibaren ise 8 Mart’lar daha geniş katılımlarla anılmaya başlandı.

Atatürk diyor ki: "Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."

Aysel Öztezel
TOBB Kadın Girişimciler Kurulu İzmir Bölge Temsilcisi

Eşitlikçi söylem için uğraşıyorum

Önce eşitliğe biz inanalım. Hepimizde birini etkileyecek güç var. Kadınların hakları için mücadele etmek zorunda kalmayacağı birliktelikler için her yerde var olmamız gerektiğine inanıyorum. Uzun zamandır “Ben bir kadın olarak” cümlesini kullanmıyorum. Yaptığım işin değeri için başarıyı hak etmiş olmak istiyorum. Eşitlikçi söylem için uğraşıyorum. Tüm dünyada 18. yüzyılda başlayan kadın hareketi, bizim coğrafyamızda aynı yüz yıl içinde genç ve azimli bir Osmanlı subayı olarak yetiştirilen Atamızın kurtuluş mücadelesinde tarih sahnesine, kadınlarla birlikte çıkması ile kuvvetlendi.
“Çaya gidiyorum anne” deyip muharebeye giden ve oğluna “Çaya gitmediğini biliyorum. Harbi kazanmadan dönme!” diye mektup yazan ve “İşte benim annem” diyerek elindeki mektubu silah arkadaşlarına gururla gösterip annesini tanıtan Mustafa Kemal’in, şehrimize emanet ettiği annesi Zübeyde hanım, bu kadınların ilkini oluşturmaktadır.

Ata’nın kadınlara verdiği önem yalnız, her biri biricik manevi kızlar edinmesi, yaşadığı aşk hikayelerinde “unutulmaz adam” olması, Keriman Halis’e “Ece” lakabını veren nezaketiyle değil, ideolojisi sağlam, sesini duyurmak isteyen, işini iyi yapan, potansiyelini geliştirmek isteyen tüm kadınların önünü açan, onlara yol gösteren kişiliği ile birlikte değerlendirilmelidir. Ben bu 8 Mart’ta Ata’mızı ideolojik, duygusal, deneyimsel olarak etkileyen tüm kadınlara teşekkür ederim. Hepimizde birini etkileyecek gücün ve azmin olduğuna dair inancımı da belirtmek isterim.

Kadın hakları savunuculuğuna ve bu konudaki kız kardeşliğe çok inandığımı belirtmek isterim. Yaptıklarımızı, en iyi şekilde yapmaya devam ederek eşitliğe önce kendimiz inanarak, cinsiyet ayrımcılığı yapan zihniyeti köreltebileceğimize inancım tamdır.

Kadınların toplumun her alanında dayanışma içinde olmaları ve örgütlenmeleri son derece önemli. Sivil toplum kuruluşları ve devlet el ele vermeden yol alabilmenin zor olduğuna inanıyorum.

Toplumu şekillendirmek ve ileriye götürmek, bilinçli, haklarını bilen çağdaş aile fertleri ile mümkün. Bu fertler ancak, eğitimli, meslek sahibi, donanımlı kadınlar tarafından yetiştirilebiliyor. Kadınların eğitilmesi ve iş sahibi olmaları için, gerekiyorsa pozitif ayrımcılık da sağlayarak erkekler ile güç birliği içinde yollarını açmak çok önemli. Gerisi zaten gelecektir.

Ayşe Tek
Devlet Opera ve Bale Sanatçısı

Bize aydınlık yolu Atatürk açtı

''Sadi Tek millî sahnemizin temel taşlarından biridir. Böyle hedefli şuurlu sanatkârlar mensub oldukları milletlerin iftihar abideleridir.''
Mustafa Kemal ATATÜRK

1897 yılında doğmuş ve Türk tiyatrosuna 60 yıl boyunca emek vermiş olan bir sanatçının, Sadi Tek'in kızı olarak, hayatım boyunca disiplin ve özveri ile çalıştım. Atamızın izinde emin adımlarla yürüyerek bütün ömrümü çok büyük bir aşkla opera sanatına adadım. Sahnede ruhumu saran bu ateş yıllar boyunca en büyük kuvvet kaynağım oldu.

Bu mesleği seçtiğimde, ''Ne mutlu sana'' demişti babam, ''tatlı bir yorgunlukla geçecek zafer gecelerinde, rahat uykulara, güzel rüyâlara dalar, kendinden geçersin.''

Bugün kırk senelik meslek hayatımın sonuna doğru bütün başarımı ve mutluluğumu başta büyük önderimiz Atatürk'e ve bana büyük emekleri geçen babam Sadi Tek'e borçlu olduğumu söylemek isterim. "Sanatkâr toplumda, uzun çaba ve çalışmalardan sonra, alnında ışığı ilk hisseden insandır" demişti Atam... Bize açtığı uygarlık yolunda, saçtığı ışığı takip ederek yürüdük. Hem yolumuz, hem ruhumuz aydınlandı, geleceğe hep umutla baktık.

''Efendiler! Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız” sözünü Atatürk, sofrasına davet ettiği bir kadın sanatkârın yanına oturmaktan çekinen bir paşanın yüzüne haykırmıştı. Tarihin üzerinden bir şeref silindiri gibi geçen yüce insan! Vatan sana minnettardır, biz sana minnettarız!

Berkay Eskinazi
Lider Yaratıcı Katılımcılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve Türk kadınına verdiği önem
Türk kadını asırlar süren ihmalin sonucu olarak toplumsal hayatın dışında bırakılmışken ve siyasi haklar şöyle dursun, sosyal ve hukuksal haklardan da mahrum olarak varlık bir varlık sürdürüyorken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, gelmiş, geçmiş ve gelecek en büyük Türk olarak addettiğimiz Mustafa Kemal Atatürk bu düzeni değiştirmiştir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, kadını toplumsal hayatın eşit bir paydaşı olarak gören, Türk kadınının toplumsal hayatta hak ettiği yeri alması için sosyal, kültürel, hukuk ve eğitim alanlarda devrimler yapan eşsiz bir liderdir. Yaptığı devrimlerle “Cumhuriyet Kadını” olarak nitelenen kadın imajının oluşturulmasını ve kökleşmesini sağlamıştır. Atatürk’ün Türk kadını ve eğitimi için söylediklerine ve yaptıklarına baktığımızda, ne kadar gerçekçi ve ileri görüşlü olduğu bir kez daha çok net olarak ortaya çıkmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk "Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir" diyecek kadar kadının toplum ve medeniyet içindeki yerini takdir etmektedir. Kadın haklarını batılılaşmanın ve çağdaşlaşmanın bir unsuru olarak algılamıştır. Türk kadınına her zaman güvenmiş ve Türk kadınının toplumda hak ettiği yere gelebilmesi için öncü reformlara imza atmıştır. Hiçbir ülkede, hiçbir lider, kadın hakları için böylesine duyarlı olmamış ve böylesine savaşmamıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlarımızın üstün çabalarını takdir ettiği ve Türk Kadınının erkeklerden asla ayrı görülemeyecek oluşu fikrini doğrulatan en önemli olaylar Kurtuluş Savaşı cephelerinde yaşananlardır.

Ailesinin onca yalvarışını dinlemeyerek Kurtuluş Savaşı’na katılan, Kastamonu doğumlu Halime Çavuş, nam- ı diğer HALİME ÇAVUŞ’un hikayesini hepiniz hatırlayacaksınız;

Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedilmişti. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi tıraş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kaldı. Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastladı. Ancak rastladığı kişinin o olduğunu bilmiyordu. Mustafa Kemal Paşa kendisine “Sen üşüyor musun böyle?” diye sorduğunda “Bey’ im, yüz bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” diyerek verdiği cevap hala hafızalarımızda derin yer etmektedir.

Nice savaştan canı pahasına sağ çıkmayı başaran böyle asil bir milletin kadınları, Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden başlayarak, uzun yıllardır toplumda yer edinme mücadelesi vermektedir. Bir toplumun, bir ülkenin uygar bir düzeye gelmesi için, o toplumda eşitlik olması şarttır. Çünkü eşitlik ilkesi, modern bir hukuk devletinin en önemli enstrümanlarından biridir.

Günümüz Türkiye’sinden hareketle kadının eşitsizlik, kimliksizlik, sosyal hak yoksunluğu gibi ana sorunlarının köklü çözümünü, kuşkusuz sosyokültürel yapı ve onu temsil eden sosyal kurumlar getirebilir. Biyolojik, ruhsal ve toplumsal bütünlüğü teminat altına almak zorunda olan devletin ve dolayısıyla hükümetlerin, kadın politikasının üzerinde hassasiyetle durmaları gerekir. Çözüm noktasında en büyük sorumluluğun sahibi yönetimlerdir. Ancak günümüz şartları altında yönetim mekanizmasının Türk kadınının sorunlarına kısa sürede çözüm bulması oldukça zordur.

Kadının ötekileştirilmediği, hor görülmediği, taciz edilmediği, katledilmediği, özgürce yaşayabildiği, hak ve hukukuna sahip olabildiği politikalarla kurulan bir düzende sağlıklı kadınlar sağlıklı nesiller yetiştirecektir.

Bugün kadınlar ancak sosyal ve toplumsal hayatta varlık gösterdikleri kadar saygı görüyorlar. Bireysel tercihleriyle yaşayanların yanı sıra, toplumun onlara biçtiği rolleri içselleştiren ve hayatlarına kendileri de yön verebileceklerini bilmeyen yüzlerce kadın var. Toplumda kadına yapılan cinsiyet ayrımcılığı varsa, karşı duruş sergileyecek cesareti olan ve dik duran kadınlarımıza da ihtiyacımız var.

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'de kadınlara özgürlük alanı yaratırken, bu hakların, ancak kendilerinin sahip çıkarlarsa anlam kazanacağını da biliyordu. Geleceğin Türkiye'sinde kadınların siyasette, iş hayatında, sivil toplumun içindeki yönetim becerileri ile dünyaya yön vereceklerini hayal ediyordu. Bugün kadınlarımız üretkenlikleri, yetenekleri ve girişimci ruhlarıyla hızla dünyaya açılıyor . Mücadeleleriyle başarılara imza atıyor, pek çok kadına liderlik ediyor, ilham veriyorlar..

Biz de Liyakat Derneği olarak 10 yıldır, sosyo-ekonomik anlamda kadınlarımıza yolculuklarında gereken cesaret ve özgüveni aşılamaya çalışıyoruz. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi geleceğin Türkiye'sinin kadınların omuzlarında yükseleceğine inanıyor, hayal ediyor, her şey inanmakla başlar diyoruz. Kendine inancı tam, hem fikri hem vicdanı hür, geleceğin güçlü kadınlarıyla yükseleceğiz.

Foto deniz osm
Osmanlı'da feminizm varmış. Nezihe Muhiddin Tepedelengil, 1889-1958 yılları arasında yaşamış bir kadın hakları savunucusu. Aynı zamanda gazeteci ve yazar olan Nezihe Muhiddin bakın Osmanlı'da nasıl kadın hakları savunması yapmış.

Prof. Dr. Deniz Özzeybek
Kadınlar haklarını 1869’dan itibaren aramaya başlamışlardır

Bugün kadının sosyal yaşamdaki edilgen konumu için “Kadına bütün hakların gümüş tepsi içinde verildiği ama kadınların bunu kullanmadığı” şeklinde söylenenler ne derece doğru?

Kadın araştırmaları alanında son yıllarda sayıları giderek artan araştırmacılar, Cumhuriyet’ten önce hakları için mücadele eden kadınları ortaya çıkarma sürecini bir kadın penceresinden ele almışlardır. Bu araştırmacılar 1869’dan 1927’ye kadar Osmanlıda Müslüman kadınların kendilerini birey olarak ifade etme ve sorunlarını dile getirme ortamı bulduklarına, ancak tarihin hep ataerkil bakış açısıyla yazılması ve kadınlar tarafından yazılmış birincil kaynakların araştırılmaması nedeniyle son yıllara kadar açıklığa kavuşmadığına dikkat çekmişlerdir.

Kadın hareketlerini birincil kaynaklar doğrultusunda irdeleyen araştırmacılar Türkiye’de kadın hareketlerini iki döneme ayırmışlardır. Osmanlı dönemindeki kadın hareketlerini kapsayan dönem 1. Dalga,1980 sonrasını içeren dönem ise 2. dalga olarak adlandırılmıştır. Bu yazıda 1. dalga feminizm hareketine kısaca değinilecektir.

Avrupa’da başlayan aydınlanma süreci, kadınların mücadelesindeki artış, o dönemde Fransız, Alman ekolünden her anlamda etkilenen Osmanlı İmparatorluğu’nda da hareketlenmelere neden olmuştur. Resmi kayıtlara göre Osmanlı hareket-i nisvanı 1868’de, vapurda, erkeklerle aynı vapur ücreti ödemelerine karşınkadınlara ayrılan yerlerin kötülüğünden yakınan ‘Üç Hanım’ imzalı bir mektubun TERAKKİ gazetesinde yayımlanmasıyla başlamıştır.

1886 ile 1908 yılları arasında en bilinenleriŞükufezar, Hanımlara Mahsus Gazete, Kadınlar Dünyası olan çok sayıda yayın organı basılmıştır. Bu dergi ve gazetelerde özetle; “dünyanın bilime dayanan çalışmalarla gelişmekte olduğu ve kadınların bu gidişteki yerlerini almaları gerektiği”; “kadın ve erkek arasında yetenek, zekâ bakımından hiçbir fark bulunmadığı dile getirilmiştir. “Kadını yalnızca eş, anne ve ev kadını olarak görmek isteyen erkeğin kadına bir yaşam biçimi dayattığı,kadının kendi haklarından habersiz olduğu” işlenmiştir. “Bu durumu aşmak için kadının kendi geçimini sağlaması ve toplumsal yaşama katılması gerektiği” ileri sürülmüştür.Bu yayınlarda kıyafet ıslahı konusundaki görüş de şöyle ifade edilmiştir: “Bizim bugünkü kıyafetlerimiz ne dini, ne sıhhi, ne de ahlakidir. Şeriat-i Muhammediye’de peçe yoktur, vardır diyenler ispat etsin… Eğer şeriatta peçe olsa şahitlik anında hâkim yüzünüzü açın teklifinde bulunamazdı. Ayrıca kalın bir peçenin, bol bir çarşafın içinde gizli işler çevrilebilir, kalın palto giyilmesine engel olduğu için de çeşitli hastalıklara yol açar”.

Kadınlar ilk derneklerini kuruyor
Dönemin aydın kadınları olarak sayılanlardan biri, tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı, ilk Türk kadın felsefecisi ve romancısı Fatma Aliye‘kadın sorunu’na ilişkin eserlerinde, kadın haklarını savunmuştur. Kadınların sosyal hayata girmeleri konusunda da çalışmalar yapan Fatma Aliye, kardeşi Emine Semiye ile birlikte Şefkat-i Nisvan Derneğini kurmuş ve kadınların eğitimine destek olmak, kadınların üretime katılmalarını sağlamak yönünde çaba göstermiştir.
Bu dönemde en dikkat çeken örgütlerden biri, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, açtığı kadınlar şubesidir. Cemiyet bu şubenin yanı sıra başka dernekler de kurarak etkinlikler, konferanslar düzenlemiştir. İttihat ve Terakki Kadın Şubesi'nin başkan yardımcısı olan, Emine Semiye, topluluğa “İslamiyetin bize emrettiği tesettür bugünkü münasebetsiz kapanmaklığımız değildir sözleriyle kadın giyimi üzerindeki baskıları eleştirmiştir.

II. Meşrutiyet sonrasında kurulan derneklerden biri Kadınlar Dünyası yazarlarının kurduğu Osmanlı Müdafaa-i Hukuk Nisvan Cemiyeti’dir. Bu cemiyet çok kadınla evliliğin önlenmesini, boşanma hakkının kadına da verilmesini, görücü usulünün kalkıp kadınla erkeğin birbirlerini tanıyarak evlilik kararı almalarını istemiştir. Aile ve toplum içinde gerekli değişiklikleri dillendirerek kadını evinden dışarı çıkarmanın mücadelesini yapan derneğin programına siyasal hak talebi ancak 1921 yılında girebilmiştir.

Kadınlar siyasetle ilgileniyor
Toplumsal yaşamdan soyutlanmış, 1882’ye dek nüfus sayımına bile alınmamış olan kadınlar 1900’lerin başında siyasetle de ilgilenmeye başlamışlardır. Meclis görüşmelerini izleme isteğiyle İttihat ve Terakki Cemiyeti merkezine başvurmuşlar ve eğer kendilerine izin verilmezse meclis önünde gösteri yapacaklarını söylemişlerdir. Bu eylemci tutumların öncüsü, ilk toplumsal etkinliklerine II. Meşrutiyet döneminde başlamış olan ve kadın hareketlerini Cumhuriyet dönemine taşıyan, kadın hakları savunucusu, eylemci, yazar ve aynı zamanda öğretmen kimliği bulunan Nezihe Muhiddin’dir.
Nezihe Muhiddin ve yeni kuşak kadınlar, kadınların bağımsız bireyler olduğu, birbirleriyle dayanışma ve birlik içinde olmaları gerektiği, toplumun her alanında söz sahibi olarak güçlenmeleri, toplumun dayattığı rolü kabullenmemeleri yönündeki söylemlerini yaymaya başlamışlar; 1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası'nı kurmuşlardır. Partinin başkanı olan Nezihe Muhiddin, parti kuruluş gerekçesini şöyle açıklamıştır: “Kadın, ülkede yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların içinde olmasına ve bu sorunlardan etkilenmesine karşın, bu alanlarda gözle görülür biçimde çalışamamaktadır. Amaç, yer yer ortaya çıkan kadın varlığının ve kişiliğinin kitlevi bir şekle dönüştürülmesidir". Örgütün adının cemiyet değil de fırka olmasını ise “fırka siyasi olur, cemiyet ise her türlü maksatla teşekkül edebilir” sözleriyle açıklayarak Kadınlar Halk Fırkası’nın siyasi bir hedefi olduğunun altını çizmiştir.

Ancak olaylar planlandığı gibi ilerlememiştir. 1923’te Fırka’nın kuruluş kararının alınmasına karşın, kuruluş izni alınamaması üzerine parti tüzüğünde yer alan “siyasal haklar” ile ilgili madde kaldırılarak “birliğin siyasetle alakası yoktur” ibaresinin konmasının ardından 1924’te Türk Kadın Birliği adıyla dernek kurulabilmiştir. Dernek, kadının seçim hakkı olmaması konusunu programına almış ve şiddetle eleştirmiştir. Kadınlar için oy hakkı istemiş ve yerel seçimlere katılma kararı almıştır. Meclis'te bu yönde bir görüş birliği oluşmamasına karşın dernek çabalarını sürdürmüştür. Kadınlara seçimlere katılma hakkının verilmeyeceği anlaşılınca dernek adına bir erkek aday gösterilmek istenmiş ama bu öneri de reddedilmiştir. Amaç, seçimler sırasında konuyu gündeme getirerek kamuoyunu ve TBMM’yi kadınların oy verme hakkı için etkilemektir. Bunun üzerine Türk Kadınlar Birliği, zorunlu olarak seçimlere yönelik girişiminden vazgeçse de seçme/seçilme hakkı elde etme mücadelesini sonuna dek sürdüreceğini açıklamıştır.

Türk Kadınlar Birliği eleştiriliyor
Türk Kadınlar Birliği sıkça aşırı görüşleri olmakla eleştirilmiş; basın, derneği ılımlı olmaya, daha ölçülü isteklerde bulunmaya çağırmıştır. Bu olumsuz eleştirilerin de etkisiyle dernek üyeleri arasında fikir anlaşmazlıkları çıkmıştır. Polisin dernek merkezinde arama yapması ve usulsüzlük kararı vermesi bu tartışmaları iyice derinleştirerek, 1927 yılında Nezihe Muhiddin ve yönetim kurulunun görevden alınmasına yol açmıştır. Nezihe Muhiddin’in kadınların siyasal ve sosyal haklarını elde etmesi yolundaki yolculuğu, “yolsuzluk” suçlamasıyla sona ermiştir. 1958 yılında bir akıl hastanesinde hayatının sona ermesine kadar roman yazarak, öğretmenlik yaparak geçimini sürdürmüştür. Türk Kadınlar Birliği ise derneğin kadının siyasal hak talebine yönelik tavrını yumuşatarak daha çok yardım işlerine ve kültürel çalışmalara yönelmiş ve amaçları doğrultusunda 1935’e kadar kesintisiz olarak çalışmıştır. 1935 yılında ise “Derneğin bütün faaliyetleri lüzumsuz hale gelmiştir, gereksizdir, çünkü artık kadın ve erkek eşit haklara sahiptir; bundan sonra kadın hakları için bir çalışmanın gerekli olmadığını düşünüyoruz o halde biz kendi kendimizi feshediyoruz” ifadesiyle kapatılmıştır.

Dünyadaki kadın hareketleriyle paralel bir şekilde başlayan ve ilerleyen Osmanlı İmparatorluğu’ndaki kadın hareketlerinin günümüzde çok daha gerilerde kalışı düşündürücüdür. Bu çıkmazdan kurtulmanın yolu Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni, laik ve demokratik özellikleriyle geleceğe taşımaktır.

Huriye Serter
İzmir Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) Başkanı

Dünya kurulduğundan bu yana; vardık, varız, var olacağız!

İŞTE yine 8 Mart.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü.
Bugün;
Yine gündemde kadınlar olacak, kadınlar konuşulacak... Kadınlar yerlere göklere sığdırılamayacak, kadınların değerinden, yüceliğinden, erkeklerle eşitliğinden, haklarının verilmesinden bahsedilecek...
Bütün gün sosyal medyada aktif olunacak.
Gündüz ve gece yürüyüşleri yapılacak...
Siyah-mor kurdeleler takılacak.
Ama bir günlüğüne!!! Ya sonra… 9 Mart’ta her şey yine aynı mı olacak?
- Kadınların, kazanılmış haklarının elinden alınma tehlikesi.
- Yerinde sayan kadın istihdamı.
- Her gün öldürülen kadınlar.
- Her gün tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan onlarca kadın ve çocuk.
- Mağdurun yanında olacağına, suçluyu “iyi halli” görüp ödüllendiren mahkemeler.
- İktidarını korumaya çalışan erkek egemen sistem!
Bütün bu sorunlar bir günde yok olup bitecek mi?

“Peki, çözüm ne?”
Bizler, Cumhuriyet’imizin kurucusu, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyen kadınlar olarak; el ele verip, varlığımızı, eşitliğimizi sonuna kadar savunup, kazandığımız haklarımızı tüm gücümüzle korumak zorundayız.
Kadın, ülke de yönetir şirket de. Bilimle de uğraşır, siyasetle de. Tiyatro da yapar, heykel de. Mühendis de olur. Astronot da olur, futbolcu da…

Kadın kendi seçimleri olan, kendiyle ilgili kararlarını verebilen, erkeklerle aynı haklara sahip ve her şeyden önce “insan”dır.
Kimse bizi kendi kafasındaki rollere sokmasın, evlere kapatmayı aklından bile geçirmesin. Kaba kuvvetle korkutmaya çalışmasın. Bizi ne sadece anneliğimize sığdırsınlar, ne giydiğimiz kıyafete karışsınlar, ne de özgürce gülebilmemize…

Ben kadınların değiştirme ve dönüştürme gücüne sonuna kadar inanıyorum. Bunun için sonuna kadar mücadelemizi veririz.
Kadının gücünü, toplumsal dönüşümü ve barışı sağlayacak olması açısından çok önemsiyorum…
İşte bu yüzden, 8 Mart, kadınların bir araya gelip, haklarını savunmak üzere, seslerini yükselttiği bir gün olsun. Olmalı... Dünya var olduğundan bu yana varız. Bundan sonra da var olmaya devam edeceğiz.
Mücadeleye devam... Umutsuz değilim.

Misket Dikmen
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

Gücümüzle dünyayı değiştirebiliriz

Geçmişten günümüze kadınların mücadelesinde süregelen pek çok sorun var. Kadına yönelik şiddetten, yasalarda yer alan hakların tırpanlanmasına, uygulanmamasına, küçük yaşta evlilikten işyerindeki tacize kadar…

Kadınlar, hayatın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamında da ayrımcılığa ve şiddete maruz bırakılıyor. Siyasette kadının adı var, yeri yok. Tüm siyasi partilerin kadın sorun ve talepleriyle daha çok ilgilenmeleri gerekiyor.

Toplumun kadına bakışı, ona yüzyıllardan bu yana biçilmiş roller, cinsiyetçi yaklaşım medyada da devam ediyor. Medyanın kadına yönelik şiddetle bir aşk ve nefret ilişkisi var. Yayınlarıyla şiddeti besleyen de medya, sorunun açığa çıkıp farkındalığın artmasını sağlayan da… Medya kadını genellikle, bireysel bir varlık, “kişi” değil, eş-anne, magazin malzemesi, konu mankeni, cinsel nesne ya da “mağdur” olarak görmeyi seviyor. Ya da bir kısmı, tamamen yok sayıyor; bazı gazetelerde neredeyse hiç kadın fotoğrafı veya haberi yer almıyor.

Ana akım medyada kadına yönelik şiddetin yansıtılma biçimleri, cinsel şiddetin sürekli gündemde tutulmasını amaçlayan kampanyalar, medyada çalışan kadının maruz kaldığı cinsiyetçi tutumlar sürüyor.

Medyada çalışan kadınların yaşadıkları da diğer iş kollarında çalışan kadınlardan farklı değil. Medyanın üzerindeki baskıları, içimizi karartan durumunu da düşünecek olursak etkisi daha da ağır.

Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK verileri, medyadaki erkek egemenliğini çok net ortaya koyuyor.
Buna göre; gazete ve dergilerde çalışanların yüzde 40’ı kadın olmasına rağmen, çalıştıkları kurumların karar alma organlarında çoğunlukla yer almıyorlar.. Örneğin genel yayın yönetmelerinin yalnızca yüzde 25’i, sorumlu yazı işleri müdürlerinin yüzde 30’u kadın. Avrupa Yayıncılar Birliği (European Broadcasting Union) ‘Kamusal Yayın Kuruluşları İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi’ 2019 raporunda da kamusal yayın kuruluşlarında çalışan kadın oranının yüzde 44 olduğunu yönetim takımlarında yer alan kadın oranının ise yüzde 25’ten az olduğunu belirtiyor. Ücret eşitsizliği de çabası.
Medyada kadın istihdamına verilen önem bu verilerle ilişkili.

Bu durum kadın bakış açısının medyadan dışlanmasına ve medyada eril söylemin ve zihniyetin yerleşik olmasına, sosyal ve kültürel alana da hakim olmasına yol açıyor.
Kadının güçsüzlüğünün yeniden ve yeniden üretilmesinde ve kadın bedeninin sömürü alanına dönüştürülmesinde ne yazık ki medyanın rolü çok büyük.
Tam da bu nedenle kadına, kadınlığa yöneltilen tüm olumsuzlukları olumluya çevirebilmek için medya sektöründe çalışan kadınların çoğalması gerekiyor.
Medyada karar verici konumlarda bulunan kadınların çoğalması, kadının ve kadın sorunlarının medyada eşit ve adil bir şekilde yer almasında çok etkili olacaktır.
Medyada kadın bakış açısıyla habercilik yapmak yani kadın odaklı habercilik son derece önemli. Kadın odaklı habercilik; kadın hakları konusunda bilgilendirici, kadınları güçlendirici, kadınların maruz kaldığı hak ihlallerini takip eden, gazetecilik yapılırken kadın hakları ihlalinde bulunmayan, her haberin kadınlar lehine dönüşümlere öncülük edebilecek biçimde kurulduğu, çözüm odaklı bir habercilik demek.
Medyada kullanılan eril dil, fotoğrafa bakış açısı ve kullanımı gibi sorunlar bir tarafa aslında kadının ancak şiddete uğradıktan sonra haber olabilmesi bile başlı başına bir hak ihlalidir.
Kadını ikinci plana atan toplumlar her zaman kaybetmeye, gerilemeye mahkum olacaktır. Ama ne yazık ki yaşadığımız dönemde, kadınları baskılayan, özgürlüklerini kısıtlayan kabul edilemez uygulamalara, davranış modellerine tanık oluyoruz hâlâ.

Toplumsal eşitlik için kadın erkek ayrımına son verilmelidir. Bakış açısı ve algılar değişmelidir. Kadının üretimin her noktasında yer almasının önü açılmalıdır. Ancak bu şekilde ülkemiz 'çağdaş medeniyetler' seviyesine ulaşacaktır.
Biz Kadınlar, gücümüzle dünyayı değiştirebiliriz. Ama örgütlenirsek.
Eğer inanırsak, kadın olma bilincimizle yılmadan direnmeye devam edersek, hep birlikte şiddetten, savaştan arınmış, kadın-erkek eşitliğinin anayasal güvenceyle korunduğu, kimsenin kimseyi sömürmediği, adil, barış içinde yaşayacağımız bir dünyayı yaratabiliriz.

Yeryüzü herkes için barışın ve adaletin yüzü oluncaya kadar korkmadan sözümüzü söylemeye devam edeceğiz…
Gücümüzü dayanışmamızdan, bir arada olmamızdan alıyoruz.
Susmuyoruz, korkmuyoruz, mücadeleye devam ediyoruz.

 

Müjgan Suver
Marmara Grubu Avrupa Birliği ve İnsan Hakları Platformu Başkanı

Kadın hakları ve Atatürk

Türk tarihinin akışı içinde, kadın hakları konusunda şüphe yok ki fark yaratan değişken Mustafa Kemal Atatürk'tür. Ülkemizdeki en büyük sosyal değişimlerin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919’da Samsun'a çıkmasıyla başladığı, toplumun ve tarihçilerinin kabul ettiği bir gerçektir.

Kurtuluş Savaşımız, bir ‘’Topyekün savaş’’tır. Bu savaş öğretisi, dünya orduları için de örnek alınmış ilk uygulamadır. Kadın, erkek, çoluk, çocuk, yaşlı ve genç bütün insan gücü ile topluca yönetilen, bütün ekonomik kaynakların bir elden kullanıldığı bu modern savaş, kadın ve erkeği bir düzeyde görür ve değerlendirir. Türk kadını bu savaşta üstüne düşen her türlü görevi layıkıyla yapmış, bazen cephede bazen arka planda erkeklerin boş bıraktığı işlerde üretime devam ederek, orduya güç katmış, destek olmuştur.

Mustafa Kemal kurtuluş savaşında güç aldığı Anadolu Kadınını hiç unutmamış vefa borcunu her fırsatta belirtmiştir. Cumhuriyet dönemi boyunca kadın haklarına öncelik tanınmasında bu duygunun etkisi vardır. Atatürk bunu yurt gezilerinde yaptığı söylemlerde de sıkça dile getirmiştir:"Türk Kadını savaş sırasında ülkeye büyük yardımlarda bulundu. Çok acı çekmiştir. Bugün o özgür olmalıdır. Eğitim görmeli, ülkede erkeklerle eşit bir konuma gelmelidir. Buna hakkı vardır" demiştir. Bu sözler sadece bir gönül borcu ve minnetin ifadesi değil, geçmişten gelen kadın erkek ayrımcılığının da yok edilmesi kararının kesin ifadesidir.

Aslında bu fikir onun kafasında çok daha önce oluşmuştu 1918 yılında Karlsbad'da anı defterine yazdıkları: "Bu kadın sorununda cesur olalım. Kuşkuyu bırakalım. Kadınlar peçeden kurtulsun ve sosyal yasama katılsınlar. Onların dimağlarını ciddi bilimlerle ve tekniklerle süsleyelim. Onur ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede önem verelim." Sözleri bu düşüncenin göstergesidir.

Atatürk bundan sonra gerçekleştireceği reformlarla tek bir amaç güdecektir; Türk ulusunu, çağdaş dünyada layık olduğu konuma yükseltmek. Türkiye Cumhuriyeti’ni sağlam temeller üzerinde güçlendirmek. Kurtuluş savaşı sonrası yürütülen reform çalışmaları çok yönlü olarak sürdürülmüştür.

Mustafa Kemal Paşa yapılacak olan reformlar konusunda zemin yoklamak amacıyla 1923 yılının Ocak ayında bir yurt gezisine çıkacaktır. Gezinin önemli duraklarından İzmit'te İstanbul basının temsilcileri ile yaptığı görüşmede, meclis çalışmalarının bir muhasebesini yapmış, rejim, başkent, Hilafet, nüfus meselesi, irtica, parti kurulusu, secim sistemi, kadın hakları gibi konulardaki fikirlerini açıkça ortaya koymuştur. Gazetecilerden Ahmet Emin Bey'in, "Halide Edip Hanim efendiyi mebus görebilecek miyiz?" sorusuna Gazi "Bu konuda kanunda bir sarahat yoktur. Mamafih şimdiye kadar elli bin zükar (erkek) nüfusa bir mebus çıkmıyor mu idi? Şimdi genel olarak elli binde bir mebus dersek o zaman bu kayd ile erkeklerle beraber kadınlarda mevzuu bahis olur." ifadesi ile kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
Ancak, Gazi'nin ifade ettiği bu tarz bir reforma ne toplum, ne de TBMM hazır değildir.

Atatürk Türk kadın hakları üzerinde yeniliklere el attığı zaman, karşısında tam ve koyu bir taassubun bulunduğunu ve kadına verilecek haklar için en sert tepkileri gösterecek büyük bir kitlenin var olduğunu bilmektedir. Böyle bir ortamda ve mücadele hayatının en kritik devresinde bile eyleme geçmek cesaretini gösterir. Mesela; elde Osmanlılardan kalma bir Seçim Kanunu vardır. Bu yasa ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunumuz yirmi bin nüfusa bir milletvekili seçilmesini emreder. İstiklal Savaşı sürmektedir. Erkeklerin çoğu cephede askerdir. Kadınların da vatandaş sayılması istenir ki bu rakamın içine girmiş olsunlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey bu kanun teklifini getirir. Tunalı Hilmi Bey'in getirdiği bu öneri, Mecliste kızılca kıyametin kopmasına neden olur. Hâlbuki öneride istenen "Kadına Seçim Hakkı Verilmesi" değil, sadece kadının Türk vatandaşı sayılması önerisidir. Hamdullah Suphi, Türk Ocaklarında Türk Kadınını piyano konserleri ve konferans vermeye çıkardığı zaman bu, zamanın büyük hadiseleri arasına geçmiştir.

Bakınız o tarihte mecliste neler oluyordu. Erzurum Milletvekili Hoca Salih Efendi, dört kadınla evlenebilme imkânı veren bir kanun teklifini meclise sunuyor, Bursa mebusu operatör Emin Bey, Frengi hastalığının ortadan kaldırabilmesi için, kadınların evlenmeden önce muayene edilmesini teklif ettiğinde mecliste kavga çıkıyor, Emin bey kendisini dövmeye kalkan hocaların elinden zor kurtuluyordu.

İstanbul tramvayları ile vapurlardaki kadın ve erkeklerin oturdukları bölümleri kapatan perdelerin kaldırılması söz konusu olduğu günlerde ne gariptir ki, özgürlük hayalleri ile büyümüş ve onu en çok anlaması gereken Halide Edip Adıvar gibi şehirli, eğitimli bir kadın bile bu konuda Ankara aleyhinde oluşan cepheye katılmıştı.
Ancak Atatürk kararlıdır ve İzmir konuşması ile direnenlere gerekli cevabı verir.
İşte böyle bir toplulukta ve çok kısa bir zaman süresi içinde "Kadın Devriminin" doğuşu ilginçtir ve değerlendirilmesi çok güç, kararlı ve cesur bir atılımdır.

Falih Rıfkı Atay "Çankaya" adlı kitabında Atatürk'ü anlatırken; “Mustafa Kemal büyük bir realisttir. Devrimlerini yaparken köy kadınlarını zorlamamıştır. Devrimciliğinde evrimciliğe bıraktığı tek şey belki de budur. Tarlada çalışan kadın özgürdür. Çalışan kadının kurtuluşu gelişen ekonomi ve değişen eğitime bağlı olarak mümkün olacaktır. Kadın davasında tehlike, harem dişiliğidir. Kadının kurtuluşu için önce haremi yıkmalı, kadın özgürleşmelidir.” der.

Mustafa Kemal ülkenin muhtelif yerlerindeki gezileri sırasında ve özellikle kadınlara ve öğretmenlere yaptığı konuşmalarda, kadın ve erkeğin kalkınmada birlikte yer almaları konusundaki düşüncelerini şöyle dile getirmektedir: "Şuna inanmak gerekir ki, bir millet ilerlemek ve uygarlaşmak isterse özellikle bu noktayı temel olarak benimsemek zorundadır. Sonra kadınlar, toplumsal hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirilerinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır. Kadınlarımız da bilgili olacak ve erkeklerin geçtiği tüm öğretim derecelerinden geçeceklerdir. Türk kadını bilim, ahlak, sosyal konularda geliştikçe, ekonomik hayatta erkeğinin yanı sıra eşit koşullarda yer alacaktır" 1923 de der ki: "Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi kadınlara karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer bir organı işlemezse bu sosyal toplum felçlidir"
Cumhuriyetin kurulması ile birlikte kadın hakları ciddi bir biçimde ele alınarak reform süreci büyük bir ivme kazanacaktır. Kadın hakları laikliğe atılan her adımla biraz daha hız kazanmış, 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim - öğretim bir düzene konarak, dinsel eğitim yerine çağdaş eğitim yürürlüğe konmuştur. Cumhuriyet tarihinde kadın hakları konusunda en önemli adım,17 Şubat 1926’da kabul edilen “Türk Medeni Kanunu” dur. Bu kanunla Şer'i hukuk yerine pozitif hukuk egemen kılınmış ve Türk kadını yasalar önünde mutlak bir şekilde eşit hale getirilmiştir.
Şunu da unutmamak gerekir ki Medeni Kanunun kabulünde, öncesinde ve sonrasında ki düzenlemelerde kadın derneklerinin kurumsal talepleri, toplumda etkili kadınların bireysel katkıları olmuştur. Bunlar 1913'te Nuriye Ulviye Hanım tarafından kurulan "Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti, 1923'te kurulan Halk Partisi Kadın Kolları, 1924'te bizzat Mustafa Kemal'in kardeşi Makbule Hanım'ı üye yaparak desteklediği "Türk Kadınlar Birliğidir.

Cumhuriyet öncesi başlayan kadın hareketi, cumhuriyetin ilanından sonra örgütlü yaygın ve geniş kesimleri etkileyen bir boyut kazanmıştır. Eşitlik talebinin temeli olan seçme ve seçilme hakkını içeren bir tüzükle daha 1923 yılında Kadınlar Halk Fırkası kurma talebi dile getirilmiş, izin verilmemesi üzerine 1924 yılında" Nezihe Muhittin Hanım efendinin başkanlığında "Türk Kadınlar Birliği" adı ile dernek olarak örgütlenmişlerdir.

Kadın derneklerinin çalışmaları ve talepleri, Mustafa Kemal'in Afet İnan'a hazırlattığı bilimsel tez ve konferanslarla kamuoyu oluşturulmuştur. Bu sorunun çözülmesi amacıyla, Mustafa Kemal ve zamanın Başbakanı İsmet İnönü’nün konu üzerinde uzun çalışmaları ile nihayet TBMM'ne Anayasanın 10. Ve 11. maddeleri hakkında değişiklik teklifi sunulmuştur. Anayasanın ilgili maddelerinin değişmesi ile her Türk kadınına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakki tanınmış olur.
Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam, kitabında konu ile ilgili İsmet İnönü’nün görüşlerini belirtirken; "Tarih Türk İnkılabını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Türk İnkılabı denildiği vakit, bunun kadının kurtuluş inkılabı olduğu beraber söylenecektir. Şimdi almakta olduğumuz teşebbüs, bu kurtuluş istikametinin tamamlanması, sonuçlanması ve en verimli hale getirilmesidir. Senelerden beri hizmet ettiğimiz padişahtan biz bu hakkı isteseydik, mükafat olarak bizi ya ipe çekerdi ya denize atardı. Türk kadınları, Türk köylüleri, sizin için mutluluğun yolu açılmıştır, çünkü başınızda Atatürk vardır” demiştir.

Atatürk, Kadınlara seçme seçilme hakkının verilmesine dair görüşlerini ise şöyle ifade etmiştir; "Bu karar Türk Kadınına toplumsal ve siyasal yaşamda bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetkili bir şekilde doldurmuş, iş hayatının her safhasında başarılar göstermiştir. Siyasal hayatta, belediye seçimlerinde deneyim kazanan kadınlar, bu kez milletvekili seçmek ve seçilmek suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyorlar. Uygar ülkelerin birçoğunda, kadından esirgenen bu haklar bugün Türk kadınının elindedir."
Atatürk’ün bu düşünceleri doğrultusunda 1935 Şubat tarihinde yapılan seçimlerde 18 kadın milletvekili seçilerek meclise girmiştir.

Tarihi perspektiften bakarsak kadınlar, kentleşme, artan öğrenim ve istihdam olanakları ve uluslararası örgütlü çalışmaları, ülkemizin BM, AB gibi uluslararası kurumlarla sağladığı işbirliği ile birlikte gittikçe daha fazla özgürlük kazanmışlardır.
Atatürk, kadın hakları konusunu, öteki gelişmelerin bir parçası olarak görmüş, birbirinin tamamlayıcısı ve destekleyicisi yaklaşımıyla hareket etmiştir. Genel olarak, devrimlerin başarıya ulaşabilmesi için Türk kadınının çağdaş dünyadaki yerini almasının gerektiğini kesin ve kararlı ifadelerle vurgulamıştır. Atatürk, kadının kıyafeti ile ilgili konuya eğilirken, kuşkusuz kadının, erkeğin yanında toplumsal yaşantı ile bütünleşmesinin tek engelinin yalnızca kıyafet ile ilgili olmadığını biliyordu. Bu nedenle bunun yanında birçok kuralların da aynı şekilde değiştirilmesini istemiştir.
Atatürk’ün devrim hareketinin başından beri kadının eğitimine ve eşitliğine nasıl büyük önem verdiğini görmekteyiz Atatürkçü eğitim sistemi, laik bir niteliğe sahip olarak gelişip yaygınlaşırken, çağdaş uygulamalar da gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Bu arada kadınlarımızın eğitim, sağlık, siyaset, ekonomik faaliyetlerde yer almaya başlamaları ile ülke kalkınmasına katkıları da gittikçe artmaktadır. Ülke kalkınmasını kadın-erkek eşitliği ile bilimsellikte, akıl ve zekâ ‘da gören Atatürk, gelişmelere de bu anlayışla yön vermiştir.

Kadının konumunun değişmesi, toplumun değişmesi ve gelişmesiyle eş anlamlıdır. Çünkü demokrasi geliştikçe kadın haklarının genişleyeceği, kadın hakları geliştikçe demokrasinin ve ekonomik kalkınmanın sağlam temellere oturup gelişeceği kesindir.

Kadın Hakları mücadelesinin, Türkiye’nin gerçek demokrasi mücadelesi olduğunu görerek ve tarihi gerçeklerin gün ışığına çıkması gerektiğine inanarak; ülkemizin yüzyıllık bir karanlıktan aydınlığa çıkmasına önderlik etmiş bulunan Atatürk ve arkadaşlarına, minnet ve şükranlarımızı sunarız.

Nurten Çavuşoğlu
Avukat

Kadının hakları

Kadınların  oy hakkı, politik ve ekonomik hak istekleri, daha iyi çalışma koşulları, doğum izni gibi hakları elde edebilme mücadelelerinin 1800’lü yıllara dayandığını, 08.03.1908 yılında ABD.de, bir tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesi, eşit işe eşit ücret gibi taleplerinin karşılanması için greve gittiklerini, bu grevin başka fabrikalara sıçramasını önlemek isteyen patronların, bu kadınları fabrikaya kilitlendiğini, bu sırada çıkan yangın sonucunda 129 kadın işçinin barikatları aşamayıp  yanarak can verdiklerini biliyoruz.

Büyük tepkiye neden olan bu olaydan sonda daha örgütlü mücadeleye başlayan Avrupalı ve Amerikalı kadınların tepkileri, Birleşmiş Milletler’ce kadınlar aleyhindeki eşitsizliğin kabulünü sağlar ve 1975-1985 yıllarını “kadınlar 10 yılı” olarak kabul edilir,  1975 yılı, uluslararası dünya kadın yılı ilan edilir ve 1977 yılında 8.Mart’ın dünya kadın hakları ve uluslar arası barış günü olarak kutlanmasına karar verilir.

Bu kabulün altında yatan iki temel neden ; kadınlara eşit haklar verilmesinin dünya barışına katkısı, sosyal gelişim ve temel insan haklarının kullanılması için  kadınların da kendilerini geliştirmelerine olanak tanınması gereksinimidir.

Ancak kadınların, halen, hak mücadelesinin başladığı ilk yıllarda olduğu gibi, tüm dünyada ve ülkemizde , eşitlik,  bağımsızlık , daha  iyi  yaşama  ve çalışma koşulları elde edebilmek, politik haklardan eşit yararlanmak için mücadele ettiğini unutmamak gerekir.

Nitekim, Birleşmiş Milletler tarafından 25. Kasım’ın   “ kadına yönelik şiddete karşı uluslararası dayanışma günü” olarak kabul edilmesi, Cedaw, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair sözleşmesi -ki bu sözleşmeye 2022 yılı itibariyle 170  ülke imza koymuştur-, ve  bu uğurda düzenlenen ek ihtiyari protokoller, kadınların en temel hakkı olan sağlıklı yaşama hakkının tüm dünyada ihlal edildiğinin, eşitsizliğinin kabul edildiğinin açık göstergesidir.

Görüldüğü üzere, dünya tarihi boyunca, kadınlar pek çok haklara mücadelelerle sahip olurken, teokratik bir devlet yapısından, kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninden, modern Türkiye Cumhuriyetine Atatürk devrimleri ile geçen, belki biraz da hazıra konan biz Cumhuriyet kadınları sanırım sahip olduklarımızın kıymetini bilemedik.

Oysa, Cumhuriyet’le başlayan o büyük tarihsel ve toplumsal dönüşümün temel ekseni kadın-erkek eşitliği olmuştu. Kadınların erkeklerle eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıydı ve Atatürk devrimlerinin en önde gelenlerindendi.

Bu kapsamda insan hakları ile ilgili kavramlar henüz insanlık tarihinin ufkunda bile yok iken, 1924 yılında öğretim birliği kanunu, 1925 yılında kıyafet kanunu, 1926 yılında medeni kanun,  1930 yılında kadınların ilk seçme ve seçilme hakkını kullandıkları belediye yasasının çıkarılması, 1933 de kız çocuklarına mesleki eğitim vermek amacıyla kız teknik öğretim müdürlüğünün kurulması,aynı yıl kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakkı verilmesi, bugün örnek aldığımız İsviçre, Fransa, İtalya, Japonya gibi ülkelerin hepsinden önce 1934 yılında anayasa değişikliği ile kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesi bu devrimlerden bir kaçıdır. Atatürk, kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilişi sebebiyle yaptığı konuşmada ;

 “Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. “   diye başlayan söylemini hatırlamak, cumhuriyetle birlikte kazandığımız haklarımıza ne denli sahip çıktığımızı kendimize bir kez daha sormamız için yeterlidir sanıyorum.

Özlem Çerçioğlu
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı

Aydın’da geleceği kadınlar inşa ediyor

Cumhuriyet, bir kadın devrimidir ve biz kadınlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e minnettarız. Bu devrimi ayakta tutmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Aydınlı Gül Esin'in ilk kadın muhtar seçilmesinden bu yana 87 yıl geçti. O günden bu yana da hayatın her alanında daha güçlü var olamaya devam ediyoruz. Bu kazanımı koruyacak, yaşatacak ve çocuklarımıza teslim edecek olanlar da yine biz kadınlarız.

Aydınlıların teveccühüyle girdiğim Meclis'te Aydın'ı ve Türk kadınını en iyi şekilde temsil etmeye çalıştım. Şimdi de yine Aydınlıların teveccühüyle Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak onlara hizmet etmekteyim. Cumhuriyetten aldığımız güç, Aydınlılardan aldığımız destekle, kadınlara pozitif ayrımcılık ilkesini gözeterek hizmet üretiyoruz. Çünkü kadınların sosyo-ekonomik anlamda özgür olduğu bir toplumda kötü giden pek çok şeyin değişeceğine inanıyoruz.

Aydın’da kadın kooperatifçiliğini güçlendiriyoruz

Ne yazık ki ülke olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama konusunda hâlâ gerekli adımları atabilmiş değiliz. Bu sebeple, Aydınlı kadınları birlik olmaya, bir araya gelip daha fazla üretmeye yönlendiriyoruz. Bunu da kolektif emeğin en güçlü üretim alanı olan kooperatifçiliği destekleyerek yapıyoruz. Türkiye’de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Aydın Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde kurduğumuz Kooperatifler Şube Müdürlüğü olarak bu alanda önemli çalışmalara imza attık. Aydın Büyükşehir Belediyesi olarak kadın kooperatifçiliğine verdiğimiz destekler sayesinde, Aydınlı kadınlara yeni iş sahaları açıyor ve kadınları “Üreten Aydın”ın öznesi haline getiriyoruz. Bu hizmet anlayışımızın bir sonucu olarak Aydın’da kadınlar artık yaşam alanlarında daha çok var oluyor ve sosyo-ekonomik özgürlüğünü kazanıyor. Aydın’da bunu başarmış olmaktan dolayı mutluyuz.

Bir taraftan kadın emeğinin kooperatifleşerek güçlenmesini sağlarken, bir taraftan da ilgili birimimizle, onların iş hayatlarını kolaylaştıracak gerekli eğitim programları uyguluyoruz. Böylelikle piyasa koşullarına uyum sağlamayı öğrenen kadınlar kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Kadınlar ürettiği ürünleri yine Büyükşehir Belediyesi olarak satın alıyor ve onlara yeni pazarlar açıyoruz.

“Üreten Aydın”da kadınlar kazanıyor

Büyükşehir Belediyesi olarak, Aydın geneline yayılmış dört farklı köy pazarında da kadın üreticilere yer tahsisi konusunda öncelik verip yaklaşık 300 kadına iş imkânı sağladık. Buradan kazandıklarıyla çocuklarını, torunlarını okutan kadınlarımızdan bazıları pazarlardan kazandıkları gelirle ev sahibi oldu.

Kadınlar Aydın’ın en önemli geçim kaynağı olan hayvancılık alanında da üretimin öznesi haline geldi. Yüzlerce kadın, onlara hibe ettiğimiz sakız koyunlarıyla hayvancılığa başladı. Onların da gayretleriyle Aydın küçükbaş hayvancılıkta çok daha ileriye gidecek. Yakın zamanda da yetiştirdiğimiz honamlı keçilerini Aydınlı kadınlara hibe ederek Aydın'da keçiciliği de geliştireceğiz.

Bunlar gibi birçok projede kadın imzasını atmaktan çok mutluyuz. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan giderek inşa ettiğimiz “Üreten Aydın”da kadınlar üretmeye, kazanmaya ve mutlu bir yaşam sürmeye devam edecek.

 

Pınar Türenç
Basın Konseyi Başkanı

Atatürk'ün açtığı çağdaşlık hedefine 2020 yılında da ulaşabilmiş değiliz 

8 Mart'ların başlangıcı olan güne dönmemiz için 163 yıl geride kalan o çok acı 8 Mart'ta yaşananları hatırlamamız gerekir.

Amerika'nın New York kentinde tekstil işçisi kadınların eşit işe-eşit ücret istemeleri ve insanlık dışı çalışma koşullarına başkaldırmalarıyla başlattıkları protestolar grevle sonuçlanır. Çıkan olaylardaki yangında fabrika önüne konulan barikatları aşamayan 129 kadın işçi ölür. Yıllar sonra, bu kadınların mücadelesi unutturulmaz, dünyaya yayılır. Taa 1977 yılında, BM tarafından Dünya emekçi kadınlar ve barış günü olarak ilan edilen 8 Mart’larda, kadın sorunları ele alınıp konuşulur. Bundaki temel neden, sosyal gelişim ve insan haklarının yaşama geçirilmesinde, kadınların eşitlik penceresinden haklarına kavuşmaları, dünya barışının ancak bu yolla korunacağı bilincinin hatırlatılmasıdır.

Bilindiği gibi, dünyanın birçok yerinde hala kadın-erkek eşitsizliği sorunu kavurucu boyutlarda, Atatürk, dünya üzerindeki bu gerçeği en erken gören ve Türk kadınlarına haklarını vermek için çırpınan liderdi. Neredeyse 100 yıl önce, en çağdaş diye kabul gören ülkelerin bile hayal edemediği kanunları, Türk kadınlarının sonsuza kadar minnettar kalacağı devrimlerle hayatımıza soktu.

Ve bu hakları Türk kadınlarına verirken, savaştan yeni çıkmış ulusun özverili, yorgun, vakur kadınlarına şöyle seslenir:

''Ey kahraman Türk kadını. Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın. Çünkü Dünya'da her şey kadının eseridir.''

Ve bu önemli sözleri, şöyle sürdürür:

''Daha emin ve daha doğru olarak yürüyeceğimiz bir yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmalarımıza ortak kılmaktır.''

Yol gösteren tespitlerini halkına aktarırken, yıllar süren savaşlardan çıkmış bir ülkenin yeniden şahlanabilmesi için verdiği örnek mücadelesinde, kadın ve erkeğe büyük roller düştüğünü söylüyordu. Bir ülkenin başarıyı ancak eşitlik ve bütünlük içinde gerçekleştirmesinin mümkün olduğunu Dünyaya haykırıyordu.

 1930'larda, kadın - erkek eşitliğini sağlayan yasaları hayata geçirdiğinde, en ileri sayılan ülkeleri bile imrendirmişti. Ne şanslıyız ki, Fransa, İtalya, Yunanistan, Belçika, İsviçre gibi ülkelerin kadınlarından önce seçme ve seçilme haklarımıza kavuştuk. Ne var ki, 2020 yılında Atatürk'ün açtığı çağdaşlık hedefine bu alanda da ulaşabilmiş değiliz. Yüzde 17'lerde kalan Meclis'te kadının temsil düzeyi, 90 yıldır istenildiği gibi gerçekleştirilemedi. Eğitimde, çalışma hayatında, sosyal yaşamda, karar mekanizmalarında, toplumsal cinsiyet eşitliği göstergelerinde, hep eksilerde kaldık.

Yine de şunu söylemeyi görev biliyoruz. Atatürk'ün kadınları olarak, onun çizdiği yolda bizler yılmadan mücadele etmekten hep gurur duyduk. Eğitim olanağını onun sayesinde bulduk. Çalışma alanında başımız dik, koşturmaya devam ediyoruz. Nesilleri Atatürk'ün çizdiği yolda yetiştirebilmenin inadıyla yolumuza baş koyduk.

Yeterli olmasa da. Bu yolda devam etmeye ant içtik. Onun ışığı ışığımız oldu. Bilgi ve kültüre sarılmışlığımız hep ondandır bizim. Al kırmızı bayrağımız göklerde dalgalandıkça, bu cennet vatanı bize emanet edenlere minnetimiz ve sevgimiz hiç bitmeyecek.

 

Yasemin Reşitoğlu
Ege Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı

 

Atatürk’e ve Cumhuriyete minnet borcumuz vardır 

Bu gün cumhuriyet rejiminde yaşayan tüm kadınların Atatürk’e ve cumhuriyete ödeyecek minnet borcu vardır. Çünkü başta kadınlar olmak üzere Türk milletinin modern yaşam tarzından görünüşüne, eğitimden, birey olmaya kadar olumlu ve nitelikli olan pek çok kazanımını Atatürk'e ve O'nun kurduğu Cumhuriyete borçludur. 

Atatürk ve ekibi giriştiği silâhlı mücadele ile Türk vatanını düşman işgalinden kurtarırken Türk milletinin ufkunu açan yeni ve modern bir ülke inşa etmeye, milli mücadelenin en yoğun yaşandığı dönemlerde başlayacak cesur kararlar verdi. Bu karar çağdaş değerlere sahip bir devlet kurmaktı. Toplum yaşamının her alanında yenilikler yapıldı. Hukuktan, kullanılan takvime, ölçü ve tartı birimlerinden, tarih ve dil bilincine, yazıdan, giyim kuşama, toplum hayatının her alanında Cumhuriyetle birlikte devrimler yapıldı. Böylelikle kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile özgür düşünceli ve birey olabilen insanlar yetiştirildi. Bu gün Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada kendisi ile birlikte çağdaşlık atılımlarına başlayan komşularıyla kıyasladığında Cumhuriyetin Türkiye'ye kazandırdıkları çok daha iyi anlamak ve değerlendirmek zorundayız.

Özünde Cumhuriyet kazanımları kadın erkek herkese sağlanmasına karşın kadınların kazanımları çok daha büyük ve nitelikli oldu diyebiliriz. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde kadınlara ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmakta, toplumsal alanın pek çok unsurlarının yanı sıra eğitim ve iş hayatından soyutlanmaktaydı. Cumhuriyet döneminde kadına erkek ile aynı hakları tanıyacak olan düzenlemeler büyük bir hızla gerçekleştirilerek eğitimde, iş hayatında, siyaset kadın- erkek fırsat eşitliği sağlanmıştır.

Kurtuluş Savaşında erkeği ile birlikte her türlü zorluklarla baş ederek düşmanın yurttan kovulmasında büyük rol oynayan Türk kadınının toplumsal konumunu çok iyi değerlendiren Atatürk, biz kadınların geleceğe umutla bakmasını sağlamıştır. Cumhuriyetin kurulmasından hemen ardında yapılan Medenî Kanun aracılığı ile aile ve toplum hayatında kadınlara çoğu batılı ülkeden daha önce ve geniş haklar tanınmış ve pek çok batı ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı tanımıştır.  Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk' ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. İşte sadece bu sebepler için bile bizler, Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lidere sahip olduğumuz için, kendimizi oldukça şanslı saymalıyız. Sayıyoruz…

Atatürk'ün kadınlar konusunda 1923'te söylediği şu sözü bu konuda yapacaklarının işareti olmuştur: "Bir toplum, cinsinden yalnız birinin çağdaş gerekleri elde etmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla zaaf içinde kalır. Kızlarımızın vatan ve milletin yüksek menfaatlerini savunup koruyabilecek kabiliyette yetiştirilmesi milli eğitimde esas tutulmalıdır. Ve kız çocuklarımıza entelektüel yetkinlik kazandırılması elzemdir. Türk kadınının esasen dehaya sahip olduğuna şüphe yoktur. Türk kadınları, memleketin kaderini millet namına idare eden siyasi zümreye dahil olmak arzusunu belirtmiştir. Dolayısıyla kadınlarımızı hiçbir vatandaşlık görevinden uzak tutamayız. Çünkü hakların tümü vazifelerden doğar." Bu şekilde düşünen Mustafa Kemal'in kurduğu Cumhuriyet'te kadınlara Toplum hayatında sağlanan eşitlik, çok geçmeden kendini hissettirmeye başlaması ile kadınlar pek çok alanda güçlenmeye, kişiliğini bulmaya ve erkeğinin yanında sosyal alanlarda da etkin olmaya başladı. Kadınlar ayırım yapmaksızın her türlü meslek dallarına ilgi göstererek başarılı hizmetlere imza atamaya başladılar. Daha önce hiçbir Türk kadınının görev almadığı alanlar, kadınlarımız tarafından bir bir dolduruldu.

Türk kadını olarak bizlere düşen en önemli görev, Atatürk'ün güvenine lâyık olabilmek için haklarımızı sonuna kadar kullanmak, Atatürk'ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini O'nun istediği gibi sonsuza kadar yaşatmak ve geleceğe güvenle bakabilmek için, erkeklerle el ele çalışarak O'nun gösterdiği ışıklı yolda ödün vermeden yürümektir. Çağdaş Türkiye’nin geleceğinin garantisi bizleriz, bu nedenle yurdumuzun her köşesindeki kız çocuklarının eğitimi ve sosyal hayata katılmasıyla ilgili mücadele vermek hepimizin ortak sorumluluğudur.

 

Zeynep Gürel
Gözlem Gazetesi Yazı İşleri Müdürü

 

Mavi Gözler’den bakıyorum hayata

Önce kadınlar ve çocuklar… Bize öğretilen bir gerçektir öyle değil mi? Olağanüstü bir durum yaşadığında, bir kazada, bir felakette, öncelik kadınlara ve çocuklara verilir. Neden? Savunmasız olduklarını düşündükleri için mi? Ya da dayanıksız? Bilakis, doğanın en güçlü canlıları kadındır. Ve bir kadın yaşarsa, devam ettirir hayatı. Bu yüzdendir ki kadın değişirse, dünya değişir.

Bir bahar günü, Samsun’dan atılan ilk adım bir ülkenin kaderini değiştirdi, bir ulusun kaderini değiştirdi, kadının kaderini değiştirdi. Şöyle arkamıza yaslanıp bir düşünelim tarihin sarı yıllarını. Öncesini ve sonrasını. Haremlik-selamlıklara saklanan hayatları, peçenin ardında anlatılmayan hayalleri, okuyamamanın, yazamamanın sıkıntısı, eşinin, babasının gölgesinde süregelen hayatı… Toplumda elbette istisnalar vardı. İstanbul Darülfünun’da kız öğrenciler vardı. Kadın yazarlar ortaya çıkmaya başlamıştı. Öğretmen okulu mezunlu kız öğrenciler vardı. Ama yetersizdi ve hiçbiri kadının ikinci plana atılmasının önüne geçememişti.

Bir ulus kurtuluş mücadelesi içindeyken, Mustafa Kemal en çok kadınlara güvendi. Onbaşı Halide cephelerde yanındaydı Türk’ün ateşle imtihanını yazmak, gelecek nesillere aktarmak için. Ankara’da, savaş devam ederken Öğretmenler Kongresi’ni topladı, iki yüz elliye yakın öğretmenlerin arasında kadınlar da vardı. Cehalet Savaşı’nda kadınlara güvendi.

Savaş bitmiş ve ülke kurtulmuştu. Ulu Önder Atatürk, ülkeyi karanlıktan aydınlığa çıkarmaya başlamıştı. Ve öncelik yine kadınlar ve çocuklardı. Latin Alfabesi’ni hazırladı. Çünkü biliyordu ki eli kalem tutan bir kadın hayatını kendi yazar. Hayatın her alanına kattı kadını. Tıp dünyasına, hava filosuna, eğitim ordusuna, akademik kadroya… Hayatın her alanına.

Bugün adını Batı medeniyetiyle birlikte andığımız birçok ülkeden önce kadınlar haklara sahip oldu. Mesela Seçme ve Seçilme Hakkı. Artık, kadın kendini yönetmek isteyenleri seçeceği gibi, yönetimde de söz sahibi oldu. Kadın, hayatını seçme hakkına sahip oldu. Hangi kıyafeti giyeceğine, hangi okullara gideceğine kendi karar verme gücünü elde etti.

Ve hazırladığı Medeni Kanun’la, kadının haklarını yasal zemine kavuşturdu. Miras haklarıyla, evlilik haklarıyla kadını korudu ve en önemlisi güçlendirdi. Kadının hayata tutunmasını, yaşamasını, yaşamı devam ettirmesini, hayallerini gerçekleştirmesini sağladı. Kadının hayatını düzenledi. Türk kadınının yurt dışında temsiline olanak tanıdı. İlk Türk Dünya Güzeli Keriman Halis Ece, bu ilk adımı attı.

Bugün bizim bir mesleğimiz varsa, bugün bizim bir kimliğimiz varsa, bugün bizim bir adımız varsa bunu Ulu Önder Atatürk’e borçluyuz. O bize bu hakları verdi, bize bir dünya verdi. Şimdi bize düşense dünyamıza sahip çıkmak, bize verilmiş olan haklarımızı korumak.

En sevdiği varlığı, hayatının en özel kadınını İzmir toprağına emanet etti Atatürk. Belki de bu yüzden bende ve dolayısıyla İzmir’de, daha yoğun Ata’nın emanetine sahip çıkma ve koruma arzusu. Biz o yüzden hep mavi bir çift gözün ışığıyla bakıyoruz hayata. Bu yüzden değerleri korumak için mücadelemiz. Bu yüzden haklarımızı korumak ve kollamak için çabalarımız. Bu yüzden emeklerimiz, çalışmalarımız.

 

Zuhal Yorgancıoğlu
Modacı

 

Evvela ayaklarınızın üzerinde durun

Atatürk bize kadın olmanın özelliği içinde savaşmadan, yorulmadan, Dünya Kadını'nın elde edemediği hakları verdi. Ne yazık ki biz onları layıkıyla kullanamadık. Hala "Kadın Hakları" diye ağlaşıp yollara dökülüyoruz. Erkekle de tam bir eşitlik istiyoruz.

Ben bu kadınların yanında değilim; feministlerinde karşısındayım; evet doğal haklarımıza sahip olmalıyız ama erkekle tam bir eşitliğe hayır… Çünkü tam bir eşitlik sağlanırsa Türk gelenek ve göreneklerine göre o aile ortamının yaşandığı evin çatısı çatlar. Şu muhakkak ki; tabiat erkeği daha güçlü, erkek cengaver kadın da eş olarak erkeğini dinlendirmek için yaratılmış. Zaten kadın dünyaya gelirken mesleği ile gelir (analık). Kadının analık görevini yerine getirebilmesi için iyi bir eğitimden geçmiş ve nitelikli olması gerekir. Kadın bu görevlerini yerine getirmeye çalışırken dışarıda çalışması gerekirse o zaman işi zorlaşır, ağır işçi olur. Kadın çalışma mecburiyetinde kalırsa evine, eşine, çocuklarına zaman ayırması lazım. Ben 1946 -1947 senesin de okulumdan (Ankara Yüksek Kız Teknik Öğretmen Okulu) mezun oldum. Eşim de güzel sanatlar akademisinden yeni mezun olmuştu. 3 yıl İzmir Göztepe Kız Enstitüsü’nde moda resim öğretmenliği yaptım. İyi bir yardımcım vardı. Ankara da yerleşmiş olan annem ve kız kardeşim de sık sık bana yardımcı olarak gelirlerdi. Yardımcıma "okula giderken evvela çocuklar sonra ev işi" diye tembih ederdim. Her öğlen çocuğuma süt vermek için koşa koşa evime giderdim. Çocuklarıma sütünü ve mamasını vermek için. Daha sonra kan ter içinde yine koşa koşa tramvayla okula yetişirdim. Tayinlerimiz kura ile oluyordu. Şansıma Gaziantep çıktı. Çok memnun olmuştum.

Gaziantep’e o zamanlar Türkiye'nin Paris'i derlerdi. Ne yazık ki eşim gitmemi istemedi ve gidemedim. Onun için eğer meslek sahibi olacaksanız evvela onu elde edin. Ayaklarınızın üstünde durun, ondan sonra evliliği düşünün. İşte kadının omuzlarındaki bu yükünü ancak iyi yetişmiş, kültürlü, anlayışlı eşleri hafifletebilirdi. Bugün erkeğin yaptığı bütün işleri yapma hakkına sahibiz. Hakim, doktor, profesör, politikacı hatta Başbakan bile olabiliyoruz... Kadın; ister başarılı bir iş kadını, ister Başbakan hatta Cumhurbaşkanı bile olsa daima kuvvetli bir erkeğin desteğine saygısına, sevgisine ve aşkına ihtiyacı vardır. Böyle bir erkeğe sahip olan kadın mutludur; mutlu kadın, mutlu bir aile yaratır. Mutlu aileler, mutlu toplulukları, o topluluklarda kalkınmış milletleri meydana getirir. Bugün çok hızlı gelişen Dünya'da ekonomik faktörler kadınların beyinlerini, bedenlerini olumsuz etkiliyor. Kadınların zarar gördüğü bu durumlarda her zaman çocuklarda, erkeklerde, aile ortamı da etkilenir.

Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden yaşama yollarını arayan kişiler evvela haysiyetlerini sonra hürriyetlerini kaybetmeye mahkumdurlar. Türk kadını özlemini çektiği hürriyetine kavuştuğu an Atatürk'ün inkılaplarına bütün gücüyle sarıldı. Yüzyıllarca baskı altında yaşayan genç kadınlarımız 1925'lerin kadın modacı Coco Chanel' in etkisini, Müslüman olmanın gururu ile bağdaştırarak kendi modasını yarattı; onun için gençlere sesleniyorum… Evvela okulunuzu bitirin, ayaklarınızın üzerinde durun ondan sonra evliliği düşünün. Ben buralara çok zorluklar içinde geldim. Meslek ve evim arasında çok zorlandım Her şeye rağmen mutluyum. Onun için hükümetin de yanımızda olması lazım kadının çocuklarına kreşler açması lazım.

 

Sündüz Demirayak
Kamu emeklisi

 

Atatürk’ün kadınları

Atatürk’ün kadınları bilgili, kültürlü ve çağdaş kadınlardır. Kitap okuyan, bilmediği konularda araştırma yapan ve her şeyi sorgulayan kadınlardır. Atatürk gibi bir dehanın ve ülkeyi kurtarmak için canlarını feda eden cesur insanlarımızın torunları olmaktan gurur duyan kadınlardır.

Çocuklarına Cumhuriyeti ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamanın ve anlatmanın beyin yıkamak olmadığının bilincinde olan ilerici kadınlardır.

Tarihte haklarının yok sayıldığı, emeklerinin görülmediği, seslerinin duyulmadığı dönemlerden sonra, Atatürk ve devrimleri sayesinde ilk önce kadın oldular. Sonra kimisi doktor, kimisi öğretmen, kimisi avukat…

Cumhuriyeti savunan, akıl ve vicdan ile hareket etmesini bilen Atatürk’ün kadınları, bir insanlık suçu olan kadına yönelik şiddeti ve istismarı, meşrulaştırmaya kalkan zihniyeti, Atatürk’ün kadınlara kazandırdığı hakları ellerinden almayı amaçlayanları daima reddedecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Narlıdere Üretici Kadın Kooperatifi; kadınları üretime teşvik etmek amacıyla Ticaret Bakanlığı’nca başlatılan KOOP-DES Hibe Programı’na sunduğu ‘Kuru Meyve- Sebze Üret...

Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) üyesi İzmirli iş kadını Selin Aydın, TV8’de yayınlanan Masterchef programının final etabına yeni yarışmacı olarak katıldı. İzmirli ge...

Ege İş Kadınları Derneği (EGİKAD) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emre Pınar Kılıç, son dönemde çocuk kitaplarında ortaya çıkan taciz ve tecavüz skandallarının ardınd...

İzmir İş Kadınları Derneği’nin (İZİKAD) düzenlediği 8. Genç İZİKAD Girişimcilik Proje Yarışması’nın ödül töreni dernek merkezinde yapıldı. Genç girişimcileri teşvik et...

Torbalı Ticaret Odası ile İZKİAD bir araya geldi. Düzenlenen ortak toplantıda ilçede ortak projeler yapılmasına karar verildi. Projeleri ile ön plana çıkan İZİKAD Başk...

İzmir Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB), Ağustos ayı toplantısı internet üzerinden yapılırken Ege Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi ve 2008-2016 Dönem Rektörü Prof. Dr....

Londra'da aldığı tarih ve iletişim eğitimlerinin ardından Amerika'da sinema sektörüne adım atan Aslıgül Armağan, uluslararası yapımlarda senarist, yönetmen ve yardımcı...

Yazarlar
Website Security Test