Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Binlerce yıl öncesinden gelen kehanet

4.1.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen hafta, hastalanan Öcal Ağabey’i ziyaret için Urla’ya uzandım. Çayını içiyor, yazılarını yazıyordu. “Soğukkanlılığı / nezle / grip salgını” onu da yakalamıştı. Ateş 37’ye düşmüş, kendine gelmişti. Oturduk, hoş sohbet arasında bir dosyaya uzandı. İçinden bir “faks sayfası” çekti, bana uzattı; “Al, Turgay Renklikurt Hocam, bana fakslamış,  belki işine yarar!..”

Teşekkür ettim, ayrıldım. Evime geldiğimde fakstaki yazıyı okudum.

Hitit İmparatorluğu (Milattan Önce 1650 – 1450 Eski Krallık – 1450 – 1200 İmparatorluk) zamanının en uygar ve en güçlü devletlerinin başında geliyordu. Hukuku, Roma dahil, bütün hukuk duraklarını etkilemişti.

İşte, o imparatorluktan bugünlere gelebilen ve “Hattuşaş (Boğazköy) kazıları sırasında bulunan” bir kil tablette yazılanlar yer alıyordu; faksta: “Saygı… Sevgi… Güzel… Yiğit… Para… vs. gibi kavramlar baştan başa değişti. Toplumun temel harcını oluşturan kurumlar, kendini yöneten insanların kavram erozyonuna uğraması yüzünden insanlık suçu işlenen cürüm kazanlarına döndüler.

“Rüşvet, ihanet, soysuzluk, yalan, kurnazlık gelecek kuşaklara pusula olarak sunulmaya başladı.

“Elindeki paranın her geçen gün değerini düşüren devlet, insanını umutsuzluk, soysuzluk bataklığına yönlendirdiğini sanki bilmiyor.

“Olmaz. Bu kadar kargaşada yaşamak olmaz.

“Umarım birileri bizden umudunu kesmemiştir. Yoksa yaşadıklarımız, gökyüzündekilerin bizden umutlarını kestiklerinin ifadesi mi?”

Siz deyin “3200 yıl öncesinden”, ben diyeyim “3500 yıl ötesinden” bugünlere gelen bir “Anadolu mesajı” bu!..

Değişen ne var?.. Yoksa o tableti bir “Ahir zaman kahini” mi yazmış?..

Ama Turgay Hocam, faksın sonuna “bir bilgenin bir sözünü” de ekleyerek, bizlere umut vermiş, okurken tüylerim ürperdi; “Her doğan çocuk, Allah’ın insandan hâlâ ümidini kesmediğinin ifadesidir!..”

Ve de bu sözün altına “not” düşmüş; “Keşke farkına varabilsek!..”

 

 

Ölüyor da ağlayanı, ilgileneni yok!..

Ne olacak gazeteleriyle, TV’leriyle, dergileriyle, radyolarıyla basınımızın hâli?..

“Devletin desteğini arkalarında bulanlar” için “şimdilik” büyük sorunlar yok. Ama bulamayanlar?..

İşte onlar için “her yaşanan gün” bir umut, ama her gece yatakta “Yarın ne olacak” sorusuyla ve ter içinde geçirilen saatler ve kabuslar!..

Binlerce işsiz. Onlara “kapandı, kapıyor” diye “gün sayan” gazete ve TV’den eklenecek “binlerce potansiyel işsiz!..”

Her gün artan girdi maliyetleri, ekonomik kriz sebebiyle azalan ilan ve reklamlar, kağıttan, baskıya kadar zam üstüne zam gören giderler; kör topal yaşamak bile zor hâle geldi!..

Dünyanın bütün uygar ülkelerinde “basının en büyük güvencesi” yerel basındır!..

Gazeteci “büyüklerde işimi kaybedersem, yerelde bulur, yaşamaya devam ederim” korkusuzluğunu yerel basın sayesinde kazanır ve “basın özgürlüğü” yara almadan devam eder.

Ama, “yerel basın” da yaşayamaz ve çalışanını “yaşatamaz” hâle gelirse, ülkede “basın özgürlüğünden söz etmenin imkanı kalmaz”, basın özgür olmayınca da “demokrasili” bir rejimden de söz etmenin imkanı yoktur!..”

Seçimler yaklaşırken, İzmir’deki medya kuruluşlarında söyle bir tur attım. Kapıdan girdiğinizde “korkuyu” adeta canlı olarak karşınızda buluyorsunuz; “Ekler kapatılacak mı? Çıkarılacakların listeleri hazırmış. Asgari ücret artışı işin tuzu biberi olmuş… Emekliliği gelenler tamam da, ya daha emekli olamayacaklar, ne yapacak, nerede iş bulacak?”

Yolda Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İzmir Şube Başkanı Halil Hüner’e rastladım, “Ne var, ne yok” dedim, susuverdim. Dokunsam ağlayacaktı; “Çok zor günler geçiriyoruz. Büyükler birer biter kapanırken, eklerin kaldırılması gündemdeyken, resmi ilan alan ve almayan yaklaşık 7 bin gazete ve dergi, sadece baskı maliyetlerine son 3 ayda gelen yüzde 50’den fazla zam nedeniyle sorunlar yaşamakta, bazı gazeteler küçülmekte ya da kapanmaktadır. 12 bin 500 -13 bin civarında gazeteci, radyocu, televizyoncu ile basın sektöründe çalışan insan bu süreçte işini kaybetti. Basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik 10 binin üzerinde açılmış dava var, davalar devam ediyor. Bu işin sonu ne olacak; kimse bu soruya cesaretle cevap veremiyor.”

Rahmetli Özal, “gün gelecek 3.5 gazete kalacak” demişti, kimse ciddiye almamıştı; bu gidişle galiba 3.5 gazete de kalmayacak!..

 

Bu işte bir iş var!..

 

Yoo, “İzban Grevi için” yerel seçim öncesi CHP’li İzmir Belediyesine karşı sahneye konan “grev senaryosunda” Demiryol – İş Sendikasının, evet “tarihinde sadece 3 defa grev kararı olan” ve bunların ikisi ne hikmetse “DDY’nın İzmir Belediyesi ile ortak işyerlerinde olan” Demiryol – İş Sendikası’nı işaret etmiyorum, “Bu işte bir iş var” başlıklı bu yazımda!..

Evet, “o yönüyle bir iş var” da, peki, CHP yönünden “bir iş” yok mu?..

Sahnelenen bu oyunda “CHP, Büyükşehir Belediye Başkanlığını, başkan Aziz Kocaoğlu’nu nasıl bu kadar yalnız bırakır?..”

CHP İl Başkanlığı, ilçe başkanları, teşkilat “Grev oyununu nasıl deşifre etmez” ve de “gerçekleri İzmir Halkına anlatacak” bir çalışma yapmaz?..

Özür dilerim sevgili okurlarım, “Bu işte bir iş var” diyerek, büyük bir hata yaptım; halbuki “iki iş var; biri DDY cephesinden, biri CHP cephesinden”; ne yapsın Aziz Başkan?..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test