.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

“İran ve Rusya’yı yok sayarak kalıcı bir bölgesel düzen kurulamaz”

Okuma Süresi: 6 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
“İran ve Rusya’yı yok sayarak kalıcı bir bölgesel düzen kurulamaz”
 “İran ve Rusya’yı yok sayarak kalıcı bir bölgesel düzen kurulamaz”
Paylaş:
SELİN TEKİN
Gözlem Gazetesi köşe yazarı, eski Türk diplomatı, uluslararası enerji ve jeopolitik stratejisti, London Energy Club Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü, Ankara ile Bakü arasındaki son gerilimi ve ilişkilerin geleceğini değerlendirdi.
Öğütçü’ye göre Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, mevcut liderlerin ve hükümetlerin çok ötesinde tarihsel bir derinliğe sahip. Ancak bu kardeşliği korumanın yolu, her konuda aynı düşünmekten değil, farklılıkları karşılıklı saygıyla ve diplomatik olgunlukla yönetmekten geçiyor. İlk bölümünü geçen hafta yayınladığımız röportajın son bölümünü sunuyoruz.


Gözlem: İran ve Rusya’nın itirazları nasıl yönetilebilir?

İran, Ermenistan üzerinden geçecek bağlantının kuzey sınırındaki stratejik dengeleri değiştirmesinden ve ABD’nin bölgedeki etkisini artırmasından kaygı duyuyor. Rusya ise Güney Kafkasya’da uzun yıllardır sahip olduğu siyasi, güvenlik ve ulaştırma nüfuzunun azalmasını istemiyor. Bu kaygıları yok sayarak kalıcı bir ulaşım sistemi kurulamaz. Ama İran ve Rusya’nın bütün taleplerini kabul etmek de doğru olmaz.

Ben yeni koridorların dışlayıcı bir jeopolitik rekabetin değil, birbirini tamamlayan ekonomik güzergâhların parçaları olarak tasarlanmasını öneriyorum.

İran üzerinden Nahçıvan’a ulaşan bağlantılar, Ermenistan üzerinden açılacak güzergâhla birlikte değerlendirilebilir.

Rusya’nın kuzey-güney ticaret bağlantılarıyla Orta Koridor arasında da ticari tamamlayıcılık alanları bulunabilir.

Ancak kırmızı çizgi açık olmalı: Hiçbir ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğü pazarlık konusu yapılmamalı.

Koridorların amacı yeni sınırlar çizmek değil, mevcut sınırları ticaret bakımından daha geçirgen hâle getirmek olmalı.

“Hazar’da harita çizmek kolay, çalışabilir bir sistem kurmak zor”

Gözlem: Hazar Denizi’nde İran, Rusya ve Türkmenistan’la uzlaşı sağlanmadan Orta Asya’ya güçlü bir bağlantı kurulabilir mi?

Mehmet Öğütçü: İşte meselenin çoğu zaman ihmal edilen tarafı bu.

Türkiye’de bazen haritaya bakıp Bakü’den Hazar’ı geçerek Türkmenistan’a, Kazakistan’a ve oradan Çin’e uzanan çizgiler çiziyoruz. Sonra da sanki bu hatlar yarın çalışmaya başlayacakmış gibi konuşuyoruz.

Oysa Hazar yalnızca bir su geçişi değil. Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Rusya’nın güvenlik, çevre, enerji ve ulaştırma çıkarlarının kesiştiği hassas bir bölge.

2018’de imzalanan Hazar Denizi’nin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme önemli bir çerçeve oluşturdu. Ancak bütün sınırlandırma, uygulama ve altyapı sorunları çözülmüş değil.

Burada deniz tabanından geçecek enerji hatlarıyla deniz taşımacılığını birbirinden ayırmalıyız.

Trans-Hazar doğal gaz boru hattı gibi projelerde deniz tabanının hukuki durumu, çevresel yükümlülükler, finansman ve siyasi itirazlar önem taşıyor.

Buna karşılık feribot, Ro-Ro ve konteyner taşımacılığının geliştirilmesinde liman kapasitesi, gemi filosu, gümrük işlemleri, tarifeler ve düzenli seferler belirleyici.

Türkmenistan’la ekonomik ve lojistik ilişkilerimizi güçlendirmeli, Kazakistan’la bağlantıları genişletmeliyiz.

İran ve Rusya’nın meşru güvenlik ve çevre kaygılarını dikkate almalı; fakat bütün projeler üzerinde sınırsız veto hakkı tanıyan bir anlayışı da kabul etmemeliyiz.

Hazar’da başarı, haritada en kısa çizgiyi çizmekten değil, kıyıdaş ülkeler arasında çalışabilir bir çıkar dengesi kurmaktan geçiyor.

“Türkmenistan yalnızca doğal gaz tedarikçisi olarak görülmemeli”

Gözlem: Türkmenistan’ın rolünü neden özellikle vurguluyorsunuz?

Mehmet Öğütçü: Çünkü Türkmenistan, Türkiye’nin Orta Asya’yla enerji ve ticaret bağlantılarında henüz yeterince değerlendiremediği büyük bir potansiyel taşıyor.

Önemli doğal gaz rezervlerine sahip. Hazar’ın doğu kıyısındaki konumu ve Türkmenbaşı Limanı, Orta Koridor açısından stratejik değer taşıyor.

Ancak Türkmenistan’ın tarafsızlık politikası, mevcut enerji ihracat taahhütleri ve dış ilişkilerdeki temkinli yaklaşımı dikkate alınmalı.

Türkmenistan’ı yalnızca Türkiye’ye gaz gönderecek bir tedarikçi olarak görmemeliyiz.

Ulaştırma, petrokimya, elektrik, yenilenebilir enerji, dijital bağlantılar ve sanayi yatırımlarında da ortaklık geliştirebiliriz.

Türkmenistan, Orta Koridor’un pasif bir geçiş ülkesi değil, ekonomik getirilerinden pay alan aktif bir ortağı olmalı.

“Orta Koridor denizyolunun yerine geçmez, ama stratejik bir alternatif yaratır”

Gözlem: Orta Koridor gerçekten Çin ile Avrupa arasındaki ticarette büyük bir alternatif olabilir mi?

Mehmet Öğütçü: Olabilir. Ama beklentileri gerçekçi tutmalıyız.

Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin büyük bölümü hâlâ denizyoluyla taşınıyor. Orta Koridor’un bütün deniz taşımacılığının yerini alması mümkün değil.

Asıl avantajı, belirli yükler için güzergâh çeşitlendirmesi, stratejik dayanıklılık ve Avrupa ile Asya arasında alternatif bağlantı sunması.

Ancak darboğazlar ciddi: Hazar geçişinde yeterli gemi kapasitesi, limanların verimliliği, demiryolu bağlantıları, sınır geçiş süreleri, gümrük işlemleri, dijital takip sistemleri ve rekabetçi tarifeler.

Bakü, Aktau, Kuryk, Türkmenbaşı ve Türkiye’deki lojistik merkezleri birbirinden kopuk yatırımlar olarak değil, ortak bir ticaret sisteminin parçaları olarak planlanmalı.

Türkiye ile Azerbaycan bu koordinasyonun öncüsü olabilir.

Bir koridoru stratejik yapan haritadaki uzunluğu değil, yük sahibine sunduğu hız, maliyet, güvenilirlik ve öngörülebilirliktir.

“Savaş kazanmak önemlidir, barışı kalıcı kılmak daha büyük bir devlet adamlığı sınavıdır”

Gözlem: Ermenistan’la kalıcı barış Türkiye ve Azerbaycan’ın çıkarına mı?

Mehmet Öğütçü: Kesinlikle.

Karabağ’da yaşanan acılar ve uzun yıllara yayılan düşmanlık hafife alınamaz. Her iki toplumun da derin yaraları var.

Ancak savaşın ardından kalıcı barışın inşa edilmesi gerekiyor.

Azerbaycan’ın güvenlik kaygıları giderilmeli, Ermenistan’ın egemenliği ve toprak bütünlüğü korunmalı, sınırlar belirlenmeli ve ulaştırma bağlantıları karşılıklı yarar temelinde açılmalı.

Türkiye–Ermenistan normalleşmesi de bu sürece katkı sağlayabilir.

Trump Koridoru’nun başarısı yalnızca Nahçıvan’a ulaşımı kolaylaştırmasıyla ölçülmemeli.

Ermenistan’ın ekonomisine katkı sağlıyor, Azerbaycan’ın bağlantılarını güçlendiriyor, Türkiye’nin Orta Asya’ya erişimini kolaylaştırıyor ve bölgesel ticareti artırıyorsa stratejik anlamda başarılı olacaktır.

Savaş kazanmak önemli olabilir; barışı kalıcı kılmak ise daha büyük bir devlet adamlığı sınavıdır.

“Ankara ve Bakü günlük polemiklerden çıkıp gelecek on yılı konuşmalı”

Gözlem: Bütün bu gelişmeler ışığında Ankara ve Bakü bundan sonra nasıl hareket etmeli?

Mehmet Öğütçü: Artık günlük polemiklerden çıkıp önümüzdeki on yılı konuşmamız gerekiyor.

Her şeyden önce iki ülke arasında siyasi hassasiyetlerin nasıl ele alınacağı konusunda daha olgun bir diplomatik anlayış geliştirilmeli.

Başörtüsü, laiklik, dinî hareketler, İran, İsrail ve karşılıklı siyasi açıklamalar konusunda ortaya çıkan rahatsızlıklar doğrudan siyasi ve diplomatik kanallardan iletilmeli.

Liderler gerektiğinde baş başa konuşmalı. Dışişleri bakanları ve büyükelçiler sorunları büyümeden çözmeli. Kamuoyu önündeki açıklamalar son çare olmalı, ilk tercih değil.

Türkiye, Azerbaycan’ın tarihsel ve güvenlik hassasiyetlerine saygı göstermeli. Bakü de Türkiye’nin Karabağ’daki katkılarını ve stratejik dayanışmasını küçümsememeli.

Şuşa Beyannamesi çerçevesinde savunma ve güvenlik iş birliği daha güçlü kurumlarla desteklenmeli.

Trump Koridoru, Nahçıvan bağlantıları ve Orta Koridor tek bir bölgesel ulaştırma stratejisinin parçaları olarak ele alınmalı. Ermenistan’ın egemenliği korunurken Azerbaycan ve Türkiye’nin bağlantı ihtiyaçları karşılanmalı.

Türkmenistan ve Kazakistan’la kapsamlı iş birliği geliştirilmeli. İran ve Rusya’yla mümkün olan alanlarda uzlaşma aranmalı. Ancak bu uzlaşma bağımsız devletlerin egemenlik hakları pahasına olmamalı.

Enerji ve ulaştırma projeleri siyasi açıklamalara bırakılmamalı; ortak finansman, lojistik işletmeciliği, dijital gümrük ve özel sektör katılımıyla somutlaştırılmalı.

Ve belki en önemlisi, iki ülke arasındaki ilişki mevcut liderlerle sınırlı kalmamalı.

Üniversiteler, gençler, şirketler, bilim insanları, sanatçılar ve sivil toplum kuruluşları üzerinden daha geniş bir toplumsal zemine oturtulmalı.

Bir de birbirimizin kamuoyunu daha iyi tanımalıyız.

Türkiye’de Azerbaycan’ın laiklik tarihi, kadın hakları mücadelesi ve İran karşısındaki güvenlik hassasiyetleri yeterince bilinmiyor.

Azerbaycan’da da Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve tarihsel hassasiyetlerinin daha iyi anlaşılması gerekiyor.

Kardeşlik yalnızca liderlerin birbirine sarılmasıyla değil, toplumların birbirini gerçekten tanımasıyla güçlenir.

“İki ayrı devlet aklı, ortak güvenlik ve ortak gelecek”

Gözlem: Son olarak, “bir millet, iki devlet” anlayışının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Mehmet Öğütçü: Bu sözden vazgeçmeyeceğiz. Ama ona daha gerçekçi, daha olgun ve daha stratejik bir anlam kazandırmalıyız.

Türkiye ile Azerbaycan’ın ortaklığı Erdoğan ve Aliyev’le başlamadı. Onların görev süreleriyle de sona ermeyecek.

Bu ilişki liderlerin, hükümetlerin, siyasi partilerin ve dönemsel anlaşmazlıkların çok ötesinde tarihsel bir kardeşlik.

Azerbaycan’ın laiklik anlayışı Türkiye’den farklı olabilir. İran ve İsrail politikaları farklı olabilir. Güvenlik öncelikleri farklı olabilir.

Bunlar ilişkimizi zayıflatmak zorunda değil.

Asıl mesele, farklılıkları karşılıklı saygıyla yönetebilmek.

Önümüzde çok daha büyük bir ortak gündem var: Güney Kafkasya’da kalıcı barış, Şuşa Beyannamesi’nin caydırıcılığı, Hazar’ın doğusuyla bağlantılar, Türkmenistan ve Kazakistan’la iş birliği, Trump Koridoru, Orta Koridor, enerji güvenliği ve Türk dünyasının küresel ekonomide daha güçlü yer edinmesi.

Ankara ile Bakü’nün birbirine ihtiyacı var. Ama bu ihtiyacı bir bağımlılık veya hiyerarşi ilişkisine dönüştürmemeliyiz.

Ankara ile Bakü birbirinin ağabeyi değil, birbirinin en yakın stratejik ortaklarından ikisidir.

Bu kriz geçer. Yeni liderler gelir, yeni hükümetler kurulur, bölgesel dengeler değişir.

Fakat ortak tarihimiz, kültürümüz, toplumlarımız arasındaki bağlar ve geleceğe yönelik çıkarlarımız devam eder.

Benim önerim açık:

Bakü’nün egemenliğine saygı. Ankara’nın katkılarına vefa. Laiklik ve din özgürlüğü konusunda karşılıklı anlayış. Hassas konularda sessiz ve etkili diplomasi. Hazar’da uzlaşı. Kafkasya’da barış. Orta Asya’yla güçlü bağlantı. Gelecek için ortak strateji.

Ve her şeyden önemlisi, birbirimizin liderlerini kamuoyu önünde köşeye sıkıştırmadan, anlaşmazlıkları kardeşliğe yakışır bir olgunlukla çözmek.

Çünkü devletler arasında bazen en güçlü söz, kameralar önünde söylenen değil, kapalı bir odada doğru muhataba iletilen sözdür.

“Bir millet, iki devlet” demeye devam edelim.

Ama bu ifadeye yeni bir derinlik kazandıralım:

İki ayrı devlet aklı, karşılıklı saygı, ortak güvenlik ve ortak gelecek.

Gerçek kardeşlik, her konuda aynı düşünmek değil; farklı düşündüğümüzde bile birbirimizi kaybetmemektir.

Liderler değişir, hükümetler gelir geçer. Kardeşlik kalır.