.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

İsrail ve İran Türk dünyasının kapısında

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
İsrail ve İran Türk dünyasının kapısında
İsrail ve İran Türk dünyasının kapısında
Paylaş:
Bu hafta Türk dünyası; iki ayrı sorunla karşılaştı.
Birincisi; 15 Ekim’de Bakü’de yapılan “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı”’nda İsrail Cumhurbaşkanı Herzog kürsüye çıkınca, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın ve on küsur ülkenin heyeti salonu terk etmesiydi. Oysa ev sahibi Aliyev ise aynı Herzog’u bir gün önce sarayında ağırlamıştı. Bu gerilime Tahran duyarsız kalmadı; Müctebâ Hamaney’in danışmanı Velayeti “İnancı korumak mı, yoksa Tel Aviv ile dostluk mu?” diye sordu.
İkinci sorun; Azerbaycan’ın okullarına getirdiği laik kıyafet kuralına Ankara’dan iktidara yakın bazı çevrelerin tepki göstermesiydi. Aliyev’in partisi bu tepkileri; “popülist ve sorumsuz” buldu. Aliyev ise ülkesinin kimsenin himayesine ve tavsiyesine muhtaç olmadığını söyleyerek, çok üst düzeyde bir tepki gösterdi.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde 13. Zirvesi Ankara’da bu iki gerilimin gölgesinde toplanacak. Dönem başkanlığı Azerbaycan’dan Türkiye’ye geçecek.
Ben bu iki gerilimi; Türk dünyasının kapısına dayanmış iki komşunun stratejik hesaplaşması olarak okuyorum. Uzak komşu İsrail ve yakın komşu İran; Türk Dünyasının içine girmek istiyor fakat ikisi de çok ayrı niyetlerle kapıları zorluyor.

A. İsrail’in hesabı: Başı dışarıda bırakıp gövdeyi kucaklamak
İsrail’in Türk Devletleri Teşkilatı’nı hedef alan yazılı bir stratejisi yoktur; fakat deseni vardır. Netanyahu; eylülde Birleşmiş Milletler kürsüsünden Sayın Cumhurbaşkanı’na “tiran” derken, Bakü silahının büyük bölümünü İsrail’den almaya, Astana İbrahim Anlaşmaları’nın masasında oturmaya devam ediyordu. Kazakistan Kasım 2025’te bu anlaşmalara katıldı; Washington’ın Nisan 2026’da Kongre’ye sunduğu strateji, bütün Orta Asya’yı ve Kafkasya’yı hedef bölge ilan etti.
Yani, ABD destekli İsrail; Türk Devletleri Teşkilatının kurucusu ve en ağır üyesi Türkiye’yi düşman figürüne dönüştürürken gövdeyi kucaklıyor. Türk dünyasını Türkiye’siz okumak istiyor. Oysa İsrail’in Türkiye’yle daha derin bir hesabı var. Bu konuyu “Büyük İsrail’in Nüfus ve Su Hesabı” isimli yazımda açıklamıştım. Büyük İsrail; Kürtlerin nüfusuyla ve Türkiye’nin suyuyla kurulmak isteniyor, bunun için Türkiye tam 80 yıldır ABD eliyle İsrail adına kontrol altında tutuluyor. Türkiye’nin başına sarılan terör belası ve ABD eliyle Türk siyasetine ve ekonomisine dayatılan yanlış politikalar hep bu yüzden tertipleniyor.
Şimdi İsrail; Türk dünyasına Türkiye’yi dışlayarak girmek istiyor. Bu konuda üç ayrı hesabı var. İran’ı kuzeyden kuşatmak, Müslüman başkentlerle yalnızlığını kırmak ve uranyum, altın, petrol, su-tarım teknolojisi pazarına girmek. İsrail için; Kazakistan’ın uranyumu, Özbekistan’ın altını, Azerbaycan’ın petrolü ve hepsinin susuz tarımı Orta Asya’dan gerçek beklentisidir. Bu arada; görünüşte Türkiye İsrail’le ticareti durdurdu; fakat Azerbaycan petrolü Ceyhan Limanı’ndan İsrail’e akmaya devam etti ve 2025’te yüzde 31 arttı. Bu durum Türkiye’yi Gazze için kürsüden ağlayan ama Ceyhan’dan petrol yükleyen bir ikileme sürükledi. Bu yetmedi; şimdi Türkiye ile Azerbaycan birbirine düşüren tertipler peşinde. Çünkü; Türkiye’siz bir Orta Asya onun için ballı börek.

B. İran’ın hesabı ve iki dilli politika
İran’ın Türk birliğinden korkusu Şiilikten değil, haritadan gelir. Nüfusunun en az yarısı Şii Türk olan İran; kuzeyinde güçlenen Türk Birliğini iç mesele sayar. Doğuyla Batıyı bağlayan Orta Koridor onun karabasanıdır. Tahran’ın Hristiyan Ermenistan’ın sınırını Şii Azerbaycan’a karşı savunması bunun kanıtıdır. Çünkü Zengezur hattı Ermenistan’a kara erişimini keser. Kısaca İran’ın mezhepten daha önemli meselesi koridor hesabıdır.
Şubat’ta ABD ve İsrail İran’ı vurup Hamaney’i öldürünce bu hesap sarkaca döndü. 5 Mart’ta Nahçıvan’a İHA düştü; Tahran saldırıyı reddetti, hatta işin içinde İsrail’in olabileceğini ima etti. Türk Devletleri Teşkilatı ortak bildiriyle İran’ı kınadı. Sonra yardım tırları, açılan sınır kapıları ve Pezeşkiyan’ın “akraba ve kardeş” sözleri geldi; geçen hafta İçişleri Bakanı Mümeni Bakü’de ortak çalışma grupları kurdu. Zayıflayan İran; komşusunu tehdit etmekten çok kazanmaya çalışıyor. Fakat aynı İran; Velayeti’nin ağzından aynı komşuyu Müslüman Kamuoyuna “Tel Aviv’in dostu” diye jurnalliyor. Geçmiş ağustos ayında ise Türk Devletleri Teşkilatına karşı eski bir fikri, “Farsça Konuşan Ülkeler Birliği”ni raftan indiriyor. Yani devletten devlete pragmatizm dilini ve Müslüman dünyaya ideoloji dilini kullanıyor. İran’ın iki dilli diplomasisi budur.

C. Fay hattı dışarıda değil, içimizde
Bakü’yle aramızdaki gerilimi başlatan başörtüsü değil; başörtüsüne bakışımızdır. Azerbaycan Eylül’de okullarda laik kıyafet kuralı koydu. Ankara’dan bazı iktidar çevreleri Bakü’ye tepki gösterdi; Aliyev’in partisi bunu “popülist ve sorumsuz” buldu ve Türkiye’nin de laik olduğunu hatırlattı. Aliyev ise yüksek perdeden ülkesinin kimsenin himayesine ve tavsiyesine ihtiyacı olmadığını söyledi. Uzmanlar Bakü’nün laiklik hassasiyetini Sovyet mirasıyla birlikte İran’ın dinî etkisinden duyulan kaygıyla açıklıyor. İşin ironisi buradadır: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki krizi tetikleyen refleks, Türkiye’deki siyasal İslam’ın laiklik korkusudur.
Açıkça söylenmelidir ki; kendi laiklik ile siyasal İslam kavgamızı Bakü’ye ihraç etmek, Tahran’ın da Tel Aviv’in de işini kolaylaştırır. Unutulmasın; Suriye’de Türkiye ile İsrail arasındaki çatışmasızlık görüşmelerine ev sahipliği yapan da aynı Bakü’ydü. İsrail bu hatta hem hançer hem köprüdür. İsrail; ABD eliyle Türkiye’yi arkadan hançerleyerek, Bakü’yü Ankara’dan bağımsız bir ortak olarak yanında tutmak ister. İran ise Bakü’yü; “İsrail’in kuzey üssü” diye teşhir ederek Türk kamuoyunu Bakü’den soğutmak ister. İkisinin de ekmeğine yağ süren, bizim içimizdeki siyasal İslam ve laiklik gerilimidir. Türkiye’nin ve Türk dünyasının geleceğini belirleyecek gerçek fay hattı budur.

D. Ankara Zirvesi’ne giderken bazı sorular
• Türk Devletleri Teşkilatı; Türkiye’nin ambargosu ile Bakü ve Astana’nın İbrahim hattını aynı çatı altında taşıyabilecek mi?
• Ceyhan’dan İsrail’e akan petrol; Gazze davamızla nasıl bağdaşacak?
• Zengezur hattı kimin takvimiyle yürüyor: Ankara ile Bakü’nün mü, ona TRIPP (Trump Routefor International Peaceand Prosperity/ Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası) adını koyan Washington’ın mı?
• Bakü’nün laikliğine karşı çıkarak hem İsrail’in hem İran’ın ekmeğine yağ sürmüyor muyuz?
• Müslüman nüfusunun önemli bir yüzdesi Şii olan Türkiye Cumhuriyetinin laikliği; İran’ın dinî diktatörlüğüne karşı en sağlam kalkan değil midir?

E. Sonuç
Şu anda, bir anda; Orta Asya’da “Büyük Turan” adlı bir devlet kurulmuyor. O kuruluşa ulaşmak için daha bir hayli yol var. Bu yolda ayıklanması gereken bir hayli taş var.
Şu anda Orta Asya’da herkesin peşinden koştuğu demiryolu, gümrük ve limandan oluşan bir ulaşım koridoru kuruluyor. Hürmüz kapanınca Hazar’dan Akdeniz’e çekilen bu koridorun değeri bir anda arttı. İsrail bu hattın ortağı olmaya, İran dışında kalmamaya çalışıyor. Teoloji; ikisi için de (İsrail’in Siyonizmi ve İran’ın Şiası içinde)söylemin cilasıdır, esas hesap koridor hesabıdır.
Ve son cümleyi şöyle kurmalıyız:
Türk dünyası; ne İsrail’in kuzey cephesi ne de İran’ın arka bahçesidir. O; Türkiye’nin ve Türk Dünyasının mecbur olduğu ve yeni dünya medeniyetine kaynaklık edecek bir oluşumdur. Türk Birliğini hiçbir siyasi hesaba ve stratejiye kurban etmemek Türkiye’nin ve Türk Dünyasının ölümcül sorumluluğudur.